6 Mayıs 2010 Perşembe

Fenerbahçe Şampiyon

Final maçlarında her zaman yaşanan atmosferi bir kez daha yaşadık son maçta. İnsan düşünmeden edemiyor; keşke sezonun genelinde bu seyirci sayısının yarısına oynasak salonlarda. Hoş, bu sezon kız voleybol takımı için bu cümleyi kurmak yanlış olabilir ama on beş kişiye oynanan erkek voleybol maçlarını ve iki haneli rakamlara ulaşamayan kız basketbol maçlarını hatırlayınca buruluyor insan. Neyse, burulma günü değil bugün...

Salona maçtan iki saat önce gelip, deplasman takımının girdiği tarafa yöneldiğimizde kapılar henüz kapalıydı. İki giriş kapısının önündeki kalabalık görünüm itibariyle bas bas bağırıyordu;
"Bugün iğne atsan yere düşmeyecek" diye.

Bugün beni etkileyen şeyler oldu, tribünde, tam önümde.

Salonların kaderidir, kalabalık olduğu zaman insanlar köşelere doğru gelirler. Orada da yer olmadığı bilinir ama ümit işte. Gelinir, köşede bir yere sıkışılır. Burhan Felek'te normal zamanlarda uygulanan "ön sıralara seyirci almama" kararı bu maçlık rafa kalkmıştı, mecburen. O sayede, önümüzdeki koltuklara küçük kızlar oturdu. Maçın ilerleyen dakikalarında onların da önüne, geçiş koridoruna başka küçük kızlar geldi. Adım atılacak yer kalmamıştı.

Yukarıdaki koltuklarda oturan bir kaç kişi, en son gelen kızlara "Burada durmayın" deyince, içlerinden bir iki tanesi ağlamaklı oldu. "Biz İstanbul'da oturmuyoruz. Bu maç için geldik. Ne olur, burada dursak" dedikleri zaman bizde ip koptu. Ne yaptık, ettik, bir şekilde oturmalarını sağladık.

Maç içinde "Gamova... Gamova..." ve "Fener... Fener..." diye bağırmalarına, biz de aradaki alkış temposuyla eşlik edince iyice kendilerini kaptırdılar. Yan taraftan gelen tezahüratlara da eşlik etmeye başladılar. Dönüp dönüp gözümüzün içine bakıyorlar, kendi aralarında konuşuyorlardı; "Arkadaki abilere bakalım, onlarla beraber söyleyelim" şeklinde.

Fenerbahçe böyle bir şey. Taraftarlık böyle bir şey. Takımları, sporcuları, halktan kaçırmakla, bu ülkede "kurum olarak" bir gram ileri gidilmez. "Kurumsallık" demek, "Dünya kulübü olacağım" derken, Türkiye gerçeklerinden kopmak değildir.

Neyse...

Maça dair anlatacak fazla bir şey yok aslında. Şampiyon olduk işte. El alem İster "seve seve" desin, ister başka türlü. 2006-2010 arası, Fenerbahçe kız voleybol takımının maçlarına şahit olanlar, aslında tarihe şahit oldular. Haramilerin saltanatı yıkıldı. Üzerine Fenerbahçe kalesi kuruldu. Surlarda keyif çatıyoruz. Bugün de o keyiflerin en güzeli şampiyonluk bizimdi. Maç sonrasında hatıralar tribüne gönderilirken Çiğdem'in önümüze gelip, ismimi zikrederek bir tanesini fırlatması benim için çok şeye bedel. Kendi adıma, büyük kaptan Çiğdem nezdinde bütün takıma teşekkür ederim. Fenerbahçe tarihine bütün emek verenler sayenizde şad oldu.

Uzun lafın kısası; topuyla tüfeğiyle gelsin şerefsiz müesseseler; "Dünyanın En Büyük Spor Kulübü" Fenerbahçe alayına gider!

2 yorum:

Arkhe dedi ki...

Sizlere de emekleriniz için teşekkürler. Sadece voleybol takımımız ile değil Fenerbahçe ile gurur duyduysam bunda hepinizin payı var.

Murat YILMAZ dedi ki...

Saat 18:00'de geldik salona ve içeri giremedik malesef. Geçen sene deplasmanda yaşamıştım şampiyonluğu, bu sene dibimizde yaşayamadım. Evet bir kez daha hARAMİLERİN SALTANATI YIKILDI...