
"Fenerbahçe Cumhuriyeti" ismini bulan Naci ağabey, anlatmaya devam ediyor.
----------------------------------------------------
Benim hatırladığım kadarıyla 1934 yılında Ateş Güneş diye bir kulüp kuruldu ve antrenmanlarını da bizim sahamızda yapmaya başladı. Sonraları da bizim başımıza bela olan bu kulüp önüne geleni yenmeye başladı. Yalnız bir gün Güneş’le yapılan bir maçta Güneş’i 5-0 yenmiştik. O maçtan sonra sesim kısıldığı için gene Fenerbahçe maçı yasağı konmuştu.
Bu yüzden Fenerbahçe’nin Kadıköy’de Galatasaray’ı 6-1 yendiği maçı görememiştim. Seneler sonra 6-0 yendiğimiz maç bana bir teselli oldu.
Biz o zaman maçlara kapıda Zeki Rıza’yı veya Büyük Fikret’i bekleyerek girerdik. Onlar gelince o esnada boynu bükük bekleyen 5-10 çocuğu da maça sokarlardı. Hayatımda hiç unutmadığım maç ilk defa 10 kuruş vererek gittiğim Beşiktaş maçıdır. Beşiktaş sahayı terk etti ve maç yarıda kaldı. Bizim 10 kuruşta boşa gitti. Sonraları tahta perdeden atlama modası başladı. Çünkü biraz daha büyümüştük. Öyle kapı önünde bedava girecek yaşı geçmiştik.
Fenerbahçe Spor Kulübü artık o kadar büyüyordu ki eğri büğrü tahta tribünler mütemadiyen yenileniyor ve futbol sahasının etrafına bir atletizm pisti yapılıyordu.
Bütün atletizmle ilgilenen kulüplerin atletleri bizim pistimizde antrenman yaparlardı. Bilhassa Galatasaray atletleri bizim pistte çalışırlar ve bizi geçseler de biz Türk atletizmi için buna müsaade ederdik. O tarihte İstanbul’da Bebek’teki Arnavutköy Amerikan Koleji’nin pistinden başka nizami pist yalnız Fenerbahçe kulübünde vardı.
Hatta atletizm Balkan Şampiyonası Fenerbahçe Stadı’nda yapılmıştır. Galatasaray kulübü’nün 100 metrecisi Semih ve şimdi isimlerini unuttuğum bir çok Galatasaraylı atlet bu pistte yetişmişlerdir.
Nihayet Fenerbahçe’de top oynama çağına gelmiştim. Eminönü’nde bir mağazadan top ayakkabısı satın aldım ve aile dostumuz olan Arif Sporel’in yardımı ile Fenerbahçe yıldız takımına alındım. Antrenörümüz o tarihte Fenerbahçe takımında sağ iç oynayan Esat Kaner’di. Haftada bir de Herr Schveng gelir ve antrenmanı durdurur bize çift kale yaptırırdı.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bir gün gene Herr Schveng’in gelip çift kale yaptırdığı bir antrenmanda maçı durdurdu beni yanına çağırarak “Yok çocuğum top oynamak. Var sen dans yapmak” dedi. Ve beni takımdan çıkarıp soyunma odasına gönderdi. O zaman malzemeci Cemil efendiyi bularak soyunma odasını açtırdım. O zamanlarda antrenmanlarda formaları kulüp verirdi. Ben o formayı Cemil efendiye vermeyip aldım, eve getirdim.
Birkaç gün sonra mahalle arkadaşım olan Melih’le (Galatasaray Sultani’sinde okuyordu fakat Fenerbahçeli idi. Sonraları Fenerbahçe kulübünde tenis şampiyonu oldu) kulübe gittik. O tarihte kulüpte 2 adet tenis kortu vardı. Zaten Melih tenis meraklısı idi. Ben de bizim yıldızlar takımını seyretmedim. Tenis oynayanları seyrettim. O sırada Arif Sporel tenis oynuyordu. Beni gördü ve niçin burada olduğumu sordu. Ben de durumu söyledim. İsmi Lambo olan stad bakıcısına, şimdi ismini hatırlayamadığım, zannederim ismi Suat olan ağabeyimizi çağırdı ve kulübe kaydımın yapılmasını söyledi. Zaten yıldız takıma kaydolurken Resim ve Nüfus Kağıdı ve ikamet teskeresi vermiştik. Ben bu suretle 1938 senesinde Fenerbahçe Kulübü üyesi oldum.
Bunları şunun için söylüyorum. Bu anıları anlatan kimsenin nasıl ve ne zaman Fenerbahçeli olduğunu bilmenizi istediğim içindir. Düşünün 17 yaşında kulüp üyesi oluyorum ve 18 yaşında kongreye girme hakkı kazanıyorum ve 18 yaşında ilk defa kulüp başkanı ile bir salonda (salon dediğimiz yer en çok 40 kişi alan kulübün altındaki yerdi) arkalarda bir yerde Abdülhamit Şinasi ve ağabeyi Haldunla oturuyorduk.
Kongredeki bütün dikkatimle ve hayranlığımla Fenerbahçelileri seyrediyordum. Evde “Kongrede ne oldu” diye soranlara çok büyük adamlar geldi. Hepsi çok şık ve gravatlı idi. Fenerbahçe’yi konuştular ama ben onları seyretmek ne konuştuklarını anlamadım. Yalnız bir defasında Haldun elini kaldır diye dürttü. Sonra da bir defa daha ellerimizi kaldırılmasını istediler ( o zaman bu oylamanın adı iş’ari rey idi) sonunda Atatürk Mustafa Kemal Paşamızın da adı geçti ve kongre bitti. Dışarıda (sonra adı Saatçi Melih olarak bilinen) Melih ne oldu dedi. Ben de Şükrü Saracoğlu başkan oldu dedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder