12 Şubat 2009 Perşembe

Osmanli'da Seks


Murat Bardakci'nin bu isimli kitabindan kisa bir pasaj.

Mahallenin namusu...

Osmanlılarda fuhşun önlenmesi işinde sadece subaşı, asesbaşı gibi kolluk kuvvetlerine değil, mahalle halkına da görev düşmektedir ve bu, genellikle fuhuş yapıldığı belirlenen evlerin cümbür cemaat basılması şeklinde olur. Baskın kahvede planlanır, kolluk kuvvetleri ve imamla beraber düzenlenir. Kadının namahrem bir erkekle beraber olduğu evin kapısına dayanan kalabalığın başkanı mutlaka imamdır. Kapıyı önce o vurur, içeriye ilk adımı da o atar. Erkek arka kapıdan veya pencereden kaçamadıysa ele geçirilir, giyinmesine izin verilmez, üzerinde ne varsa öylece dışarıya çıkartılır, bir eline ayakkabıları, bir eline de elbiseleri tutuşturulur, önce zabıta karakoluna götürülür, mahallenin gözü önünde ve ibret-i alem için güzelce bir falakaya çekilir, sonra kadı efendinin huzuruna çıkartılır, kadınla orada yüzleştirilir ve şeriata göre cezası neyse verilir. İhbarların asılsız çıktığı, baskınların sonuçsuz kaldığı da olur. Baskınları anlatan tarihçiler, romancılar ve hiciv yazarları, böyle bir durumda tüm sorumluluğun imam efendinin üzerine atıldığını ve "Biz zaten böyle bir şeye ihtimal vermiyorduk ama hoca efendi aklımızı çeldi" dendiğini söylüyorlar.
-------------------------------------------------------
Türk mizah sanatının en eski örneklerinden sayılan Nasreddin Hoca öykülerinin yüzyıllar öncesinden kalan ilk versiyonlarında, ana tema cinselliktir. Nasreddin Hoca üzerine çalışan araştırmacılar, ilk dönem öykülerindeki cinselliği halk düşünce ve felsefesinin gerçekçi ve sınırlama konmamış bir ürünü olarak niteliyorlar.

Bu şekilde öykülerin kaydedildiği ve 16. yüzyıldan kaldığı sanılan elyazmalarından biri, Hollanda'nın Groningen Üniversitesi Kitaplığı'nda (Cod. Gron. a g 8) saklanıyor. Yazmada bulunan 75 öyküden bir kısmı, cinsellikle ilgili.

Metin ilk kez, K.R.F. Burill tarafından bilimsel bir dergide, orijinal dili ve bugünün Türkçesi'ne uyarlamasıyla birlikte yayınlanmıştı (Archivum Ottomanicum, Tomus II, Anno 1970). Günümüzde de rahatça anlaşılabilecek bir dille yazılmış olan bu fıkraların bazılarını, çok küçük değişiklikler yaparak veriyoruz:

"...Nasreddin Hoca, bir gün Sivrihisar'da vaaz ederken demiş: "Müslümanlar, bu Sivrihisar'la Karahisar'ın havası birmiş". Dinleyenler, "Neden?" demişler. Hoca, cevap vermiş: "Orada da s.....e t.....m beraberdi, gördüm ki burada da beraber".

Hiç yorum yok: