15 Şubat 2009 Pazar

Issız Adam


Bir kere şunun adını koyalım. Alper olarak resmedilen şahıs "alayımız" yüzdesinde bir çoğunluğun, "Katıksız Onun Bunun Çocuğu" olarak nitelendirebileceği bir karaktere sahip, filmde gösterildiği kadarıyla.

Mutlu bir aile yaşantısı olmasına, çocukluğunda hiç bir travmatik durumla karşılaşmamasına ve ailesi onun için "iki tarla satıp, ticaret hayatına yol verecek kadar" cömert olmasına rağmen, sosyal yaşantısını küçük yaşlardan beri bir türlü çevre eksenine oturtamamış, iş yaşamının aksine, beşeri alemde ne halt ettiğini bilmeyen, onun için de Serencebey Yokuşu'nda yuvarlanırmış gibi hayat yasayan bir adem oğlu kendisi.

Hidayete ermek ve huzura kavuşmak için, karşısına çıkan tek sans olan Ada'yı, yani iki dakika önce öpüp kokladığı kızı, yediği lokmayı boğazına tıkacak şekilde, elinin tersiyle ittiği için de hayatının geri kalanını mutsuz geçirmeye müstahak bir insan. Zaten sevgilisiyle beraber geçirdiği gecenin ortasinda "Ne yapıyorum ulan ben? Bağlanıyor muyum neyim? Halbuki ben kendi çapımda bir Rocco Siffredi'yim, John Holmes'um. Derhal bu halet-i ruhiyeyi üzerimden atmalıyım" diyerek, orospulara yol alan ve dönüşte sevgilisi "Kalktın mi sen?" diye sorunca "Bir su bir de sigara içip yatağa geri geldim" yalanıyla, onu (havuçlu tarçınlı) kekleyen adam, bilumum kesmeli biçmeli şeri hükümlere tabidir. Amenna.

Uzun lafın kısası, münasebet safahati göz önüne alındığında; Alper şerefsizin, Ada ise mağdurun önde gidenidir, doğrudur. Ama sadece bu mudur? Değildir. Film karakterlerine direk olarak hitap etmek gibi bir tuhaflığın içerisine gireceğiz ama...

Be kızım... Yasemin'in film başlarındaki "Sadece saç kaldı" beyanatına bakılacak olursa, beraber olduğu kadınların kulağının arkasını bile cima vesaitinden biri olarak gören bu vatandaştan "Sen ne bekliyordun?" diye sormazlar mı adama, Ada'ya? Hadi aşk gözünü karartmış, adama dair "Nerden bilirdim" hallerindesin, kendi kendine uyanmamışsın. Filmin (düğünde kafada şişeyle kadraja giren dayıyla beraber) en delikanlı karakteri olan Müzeyyen ablanın seni uyandırmasından, "Bu çocuk bir tuhaftır. Aman seviyorsan dikkat et. Uğraşmaktan yorulma" demesinden sonra bile "Bu öyle kolay bir iş olmayacak" demiyorsun.

Velhasıl-ı kelam; film hakkında yanılmamışız. Burada dediklerimizin alayı geçerliymiş.
Prelude

Evet film günümüz ilişkilerini; eski şarkıların, yani artık olmayan nispeten samimi ilişkilere yakılan nispeten samimi ağıtların eşliginde çok güzel anlatıyor ama kimse "Çok sevmişler de kader iste be abi, ayrılmışlar" demesin. Kader böyle bir şey değil. İsteyerek, bilerek yapılan işlerden sonra "Bana kaderimin bir oyunu mu bu? Aldı sevdiğimi, verdi zulümu" denmez.

Bir tarafta; üç günlük ilişki zarfında bile, esen her meltemden nem kapıp "Eyvah eyvah, alıştığım özgür yaşam ve onca cinsi münasebet fetişi elimden gidiyor. Annemle de tanıştılar, koşar adım evliliğe gidiyoruz. Ne bok yiyeceğim ben" şeklinde, darağacına gidenlerin bile yaşamadığı bir panik yaşayan ve sonunda "Sana aşığım" dediği kızı, itin tenasül uzvuna sokar gibi terketmeye kalkışan bir adam var. "İki dakika efendi olayım" diye düşünmek yok.

Diğer tarafta; "Sinem durdur beni" diye "Hem ağlarım, hem giderim"le, hakkında hiç bir şey bilmediği bir adamla ilişkiye başlayan, ilişkiye devam eden ve bu arada fena halde aşık olduktan sonra, o tuhaf ayrılık sürecinde karşısındaki "Sevgilim..." dediği adama hipotermi üzerinden hayat dersi veren bir kız var. "Donmak, son raddede beynin salgıladığı endorfin yüzünden adeta mutlu edici bir ölüm şeklidir ama ben her ölene, sevdiğim de olsa götümü dönüp gidiyor muyum?" diye bir kendine sormak yok.

Ne var bunların yerine? Arayıp sormamak var. Fellik fellik kaçmak var. Sonra, yıllar geçtiğinde hasbelkader ve ayak üstü bir araya gelince de türlü türlü iç ses var.

"Seni aradım bir kaç kere. Telefonların değişmiş tabii. Dikkat etmişsindir, teknolojinin son harikası IPhone kullanıyorum ben sürekli. O yüzden, bu telefon denen meretin olmadığı zamanlarda ne bok yediğimizi de anımsayamadım. Sinem falan da aklıma gelmedi. Vazgeçtim ben de. Ha çok aşığım ben sana, o ayrı mesele. Hala senin dükkanın oraya gidip, gidip ağlıyorum mesela ama ne yapıp edip seni bulmak, yaptığım o çiğlik yüzünden pişman olduğumu söylemek, bir ömür boyu mutlu yaşamayı en azından denemeye kalkmak, olmadı yani. Ama hala aşığım bak" der Alper.

"Senden hemen sonraydı onu görmeye gidişim. Senin doğdugun eve. Çocukluğunun geçtigi kasabaya sevgilim. Sana dair küçük bir yolculuk yaptık annenle. Ergenlik resimlerine bile fena halde duygulandım. Küçükken yattığın yatakta, hala kokun vardı, şaşırdım. Bir de hatıra aldım odandan. Ömür boyu saklamak icin bir plak. Sonra İngiltere'ye gittim ben. Evlendim, çocuk yaptım. Ha çok aşığım sana, o ayrı mesele. 'Bu adamın alışmadığı şeyler bunlar. Olacaktır böyle travmalar. Biraz zaman vereyim, seviyorsam' demek gelmedi aklıma. Hemen telefonları değiştirdim, kaçtım. Olmadı yani. Ama hala aşığım bak" der Ada.

Firâk vakti gelir. Parmaklar zor ayrılır. Birbirlerine sırtlarını dönerler ve giderler ama dayanamazlar. Dönüp, birbirlerine sarılırlar. Ada ağlayarak ayakta kalır. Alper ağlayarak gider. Fonda bir şarkı çalar, en acıklı güftelisinden. Herkes ağlar, Ada'ya ve Alper'e ve kendine. "Ben sizi ayıran kaderin..." diye de küfrederler sonra beyaz perdeye doğru...

Ve en akılda kalan söz; "Ve gözlerimi kapattığımda, kollarımda başka biri değil, sen varsın" sözleri Ada'nın. Yani her ikisinin de içinden söylediği sözlerle ortaya vurdukları, "Bende Mecnun'dan fuzun âşıklık istidadı var. Aşık-ı sadık benim, Mecnun'un ancak adı var" halleri üzerine... Yok mudur bu sözlerin sadığı. Muhakkak vardır. Ukalalık olmasın, kendimizi sayarız misaller içerisinde.

Ama bu zat-i muhteremlerin durumunda, sorulmaz mı:
"Bu nasıl sadakat kardeşim?".

Evlen. Çocuk yap. Eee leylekler mi indiriyor bu işleri? "Her şey o mu hayatta?" şeklindeki basit soruyu bir yana koyacaksın bir kere? Her şey o değil elbette ama kutsiyetin nefsi ve nefesi o. Başka kollardayım ama aklımda sen varsın. Hikaye... Seviyorsan sadık olacaksın. Olmuyorsan, "Seviyorum" demeyeceksin.

Ve son söz... Bu vaziyetler ışığında, o son sahnede çalan şarkı doğru olsa bile, ikinci kısmı dillendirilse daha iyi olurmuş sanki. Duruma daha uygun zira...

Kalbim bomboş kaldı sanma,
Acılar geçer zamanla.
Aşka tövbe demem ben,
Görürsün sevince yeniden.

Sen yeniden yeniden sev, ben beklerim.

2 yorum:

tosun dedi ki...

Film hakkinda simdiye kadar okudugum en kral yaziydi abi.
Eline saglik...
Isyerinde olmadigim bir zaman, yazi hakkinda daha da yorum iceren bir yorumla karsinda olmak uzere, ben tosun, yayinda ve yapimda emegi gecen arkadaslarim adina, esen gunler dilerim...

Canarino dedi ki...

Sagol kardesim :)