4 Kasım 2009 Çarşamba

Bilirkişi

Ben bu "Bilirkişi" gibi hukuki sıfatları duyduğum zaman, şöyle bir gerilirim. Mevzu bahis, sigorta işleriyle ilgili bir eksperlik olsa sıkıntı yok. Çünkü zaten ne bok yediğini bilir insan ve sadece "İşim olacak mı, olmayacak mı?" stresi sarar bünyeyi. Netice menfi de olsa "genellikle" yasal kesinlik arz eder. Ama ya diğer işler...

Şurada bir örnek var.

Bir kaç yıl önce, kapağı açık unutulan rögara düşerek ölen küçük kıza dair bilirkişi raporu açıklanmış; kızının elini sıkıca tutmayan ve bastığı yerleri kontrol etmeyen anne, üçüncü derecede kabahatli bulunmuş.

Er ya da geç, günün birinde hepimizin karşılaşmak zorunda kaldığı bu derin dondurucu tadındaki bürokratik alışkanlıklar, memleketimizin en büyük sıkıntısı aslında. İnsanı "insan" değil de "eşya" yerine koyan zihniyet değişmedikçe, açılsan ne olur, kapansan ne olur.

Böyle Levent Kırca skeci tadında bitirmek bir tuhaf oldu ama zaten yazılacak konu bile değil; gördüm, sinirim bozuldu, yazdım. Devam...

Hiç yorum yok: