15 sene...
Bugun 14 yasinda bir cocugun yolunu cevirip, "Senin hayatin kadar bizim tanisikligimiz var kopil" desek "Manyak misiniz amca ya"dan "Siktirin gidin lan deliler"e acilan bir skalada kinanma ihtimalimiz yuksek ama yalan soylemis olmayiz.
15 sene once, Tuzla EML Elektronik Sinifi'ndan ayiklanip, gri halifleks kapli, penceresinden disari cikilabilen ve ingilizce kitaplariyla dolu bir dolabi olan kucuk sinifa adimimi attigim anda; karsimdaki siralarda gorunen tifil tayfasindan biriyle paylasacaklarini "Hayal et" deseler bu kadarini tutturabilecegimi hala sanmadigim, benim gibi delinin teki evleniyor yakinda. Ve boylelikle “evlilik” denen (kimine gore gayya kuyusu, kimine gore cennet kapisi) olgu ilk kez bu denli yakinimdan geciyor, "Dunyaya bir meteor yaklasiyor. Med-cezir buyuk olacak" seklindeki Turkce dublajli Hollywood hezeyanina benzer hisleri de yaninda getirerek.
Gelin Hanim’i (boyle soyleyince x bir gelin, hergun gelinlikle gezecekmis gibi oluyor), yengeyi (boyle de yasli isi), yani (ve en iyisi) Burcu’yu yalnizca iki-uc kez gordum. Birincisinde Aydin Ors icin Yogurtcu Parki’ndan Stadyum’a kadar yapilan yuruyusteydi. “Buraaak” diye (zil ismindeki modern ve elektriksel bir yapi oldugu halde, apartman kapisindandan 5 kat yukariya haykiran cocuklar gibi) bagirdigimda, Burak da ayni cagdaslikta mukabele etmis ve parmak vasitasiyla “Suradaki siyahli var ya. Aha Baris o. Hani hep bahsediyorum ya, deli” mealinde, cismen tanistirilmistim. Ikinci gorusum Saracoglu’nun Maraton Tribunu’nde oldu. Hangi mac oldugunu animsamiyorum ama (bu aralar muteaddit kereler yasadigimiz uzere, verem bir macti ve yine sahadaki rakibe ve taraftarlarina karsi cok naziktik (!). Normal bir yerde, standart insanlarin verdigi tepkilerin goruldugu bir mekanda konusmadik denebilirdi. Ve ben nisa taifesinden olsam bu sekil bir adam icin fiile “-bilir(dim)” eki getirmeksizin “Bu adamla iliskini hemen bitirmeni istiyorum. Evimize girmemeli” derdim. Lakin en son, buraya gelmeden once tekne gezisinde etraflica tanisma sansimiz oldu. Gerci o geziye normal diyebilmek de insanda farkli yetiler gerektirir, zira Amerika menseili, dunyanin en iyi bayan basketbolcusunun Ibrahim Tatlises sarkisi esliginde, tekneyi tavaf eden halaya katilmasi ve bir diger Amerikali oyuncu ile ilkokul mudiresi annesinin Fatih Urek sarkisinda oryantal figurler ile dansettigi bir surec icin hersey denebilir ama “normal”. Bilmiyorum...
Yine bir kelam icin bin kelime yazdim. Huyum kurusun. Velhasil-i kelam, guzel kiz Burcu. Daha da onemlisi “Allah mesut etsin” diye adetten degil, gozlerinin icine bakarak icten dua edilecek bir ciftin belki de en muhim ve akil sac ayagi icin dogru bir insan oldugu “bizim gibi delilerce” bile gozden kacirilamayacak kadar bariz bir kiz Burcu.
Damat Bey’e gelince… Sokayim sifatlara, kardesime gelince… (Hemen cirkinlesiyorum)
"Istanbul'un, ozellikle spor tesislerinin ve onlara giden yollarin dili olsa da anlatsa" diyecegim ama Istanbul duysa "Hangi birinizle ugrasayim birader" der buyuk ihtimalle. Kolay degil, herkesin icerisinde gecirdigi hayatini ulvi bir siir sandigi sehir olmak. Bizim bu adamla “ulvi” kelimesinden anladigimiz; arkasinda Kadir, Samet, Riza, Gokhan, Walsh diye sayilan ve zamaninda bize cok cektiren Besiktas kadrosudur aslinda. Ve tutup da kelimeleri haline yoluna, sekline semaline sokmakla vakit harcamis degiliz 15 senelik “mutlaka bir yerinden ortak” hayatimizda. Simdi avaz avaz yasin 30’a geldigini ve “Ulan galiba biz de ciddi isler yapiyoruz” dedigimizi hissettigin zamanlarda dokuz bogum girtlagin daha ilk bogumunda takiliyor kelimeler. Yine de ben anlatmayi deneyecegim vaziyeti.
Once nacizane bir tespit. Erken yasta edindikleri ve tribunde (Cok mu uc oldu? Yasayan bilir. Farklidir…) kazandiklari disinda cok da saglam arkadasliklar kuramaz insan, bir yerden sonra. Brutusizm’e aciktir, bu yozlasmis cagda beseri iliskiler. Sirtini “Yikilmaz Duz Duvar” diye yasladigin yerde, sivriligin kucuk bir kiymik oldugunu sanip, “O kadar olur” diye dayandiginda is isten gecmis olur. Onden cikan celik uca saskin saskin bakarsin yalnizca. Rahmetli dedelerden bir atasozu gibi, “Son pismanlik fayda etmez”in yasamcasi…
Lisede “Giris-Gelisme-Sonuc” diye cok kompozisyon yazdik. Bizim kompozisyonlarimiz “Muessese Takimlari” uzerine olurdu. Cok mulakat oldu. Konuyu israrla futbola getirdik. Kantindeki plastik masanin ortasindaki semsiye deligine, cevirerek para sokma maci yaptik. Bilgisayar dersinde PW’de metin yazdirirlardi. Futbol yazdik. Sabahin korunde basketbol oynamaya, spor salonuna gittik. Dersten kacip, Turkiye Kupasi maci dinledik. Servis camlarindan mac skorlari gosterdik. Derste ceket astarindan kulaklik cikarip radyodan mac dinledik. Sinifta kagittan topla Alman kale oynadik. Siralarin uzerinde para maci yaptik. Elektronik dersinde cumle alem devre cizerken biz Fotomac okuduk. Fastbreakler elden ele gezdi. Iddia defterleri doldu. “Ispanya Ligi gol krali kim olacak? Pizzi mi? Penev mi?” diye iddiaya girdik. Hocalardan beraber dayak yedik. Hocalara beraber gulduk. Ders anlatilirken Spor Toto oynadik. Arka tarafa duzgin gecmedi diye yeni kuponlar doldurduk. Atolyede atkilarla fiesta yaptik. Icmeler istasyonuna kostuk. Tren gelmeden once borekler yedik. Hali saha kantininde Gaziantep-Fenerbahce maci izledik. Her Sali, Fanatik Basket almak icin derslere gec girdik. Plastik top almaya taa nerelere gittik. Caresizlikten Eczanelere sorduk. Bitmemis insaat kalintilarinin uzerinden, boktan maclarimiza ambians diye konfetiler attik. Erdal Kosan’a sinirlendik. Henry Turner’i cok sevdik. Naumoski’den nefret ettik. Serdar Apaydin’in 44 sayi attigi final macinda neye sinirlenecegimizi bilemedik. Eskisehir macinda, karin altinda saatlerce bekledik. Yollarda bizden ve koyunlardan baska Allahin kulunun olmadigi yagmurlu bir gunde Abdi Ipekci’ye Ortakoy macina gittik, “Hist hist Topsakal” diye bagirdik. Zeytinburnu mezarliklarinin arasindan gece gece Tuzla-Cevizlibag arabasina kestirme yol aradik. Donus yolunda otobusun radyosundan kisik bir mac sesi geldi. Salondaki cinslerden bir tanesi de otobuste basimiza dustu. Caferaga’da Tacspor maclarina gittik. Oyunculardan imza aldik. “Shackle abi…” diye Charles Shackleford’un pesinden kosan cocuga gulduk. “Erdal’a zaman taniyin” diyen Batur abiden bir anda soguduk. Rapid Wien macina 14 saat onceden gittik. Ayhan Sahenk’de sakat denen Dallas son saniyede kadroya girince sevincten delirdik. Birbirimizden habersiz, ayni dersanenin ayni sinifina dustuk. Dereagzi’nda idmanlara gittik. Onlarca kisiyle cekirdek citleyerek, bos sahadaki martilari izledik. Sakalliyla munakasa ettik. Lazaroni’yi giderken alkislattik. Bolic’i hic sevemedik. Dersane cikislari kofte yemeye gittik. Ayni sehirde olmadigimizda, cep telefonlariyla futbolcularin ruhsuzluguna ve rakiplerin balina kufrettik. Dolmus mu, tren mi diye yazi tura attik. O takim elbiseli ben elde kocaman branda pankartli bankasinin subesine coktuk. Sarhos olduk, guzellestik. Birilerine daldik, cirkinlestik. Deplasmana gittik. Karakol onlerinde agabeyleri bekledik. Terledik, usuduk, gulduk, sinirlendik. Uzatma lan Baris. Okuyanlar bunalacak. Bunalinmaz bunlardan. Daha yazmadigim degil, uzaktayken “Apaci de olsak koyuyor adama” babinda elimin duygudan kasilip, yazamadigi bir ton sey var. Hadi kirmayayim seni. Hasili su ki; “Yillarca her boku beraber yedik biz bu adamla”. Sonu cok ulvi oldu degil mi koca paragrafin? Yok “Gordon Milne…”
Evlilik demistik… Gelin arabasinin arkasinda "B&B", "Evleniyoruz, Mutluyuz” gibi seyler yazacak mi bilmiyorum ama ben arabanin yolunu kesmeye kalkacak, ergene kadar uzanan yas cizelgesindeki ufakliklarin yerinde olsam cok da heveslenmem. Lise yillarinin etkilesimli ve sozsuz ama derinden ogretisi, damadi ve bizi bu hususta usta seviyesine yukseltmistir. “S.ktir git lan, ne ekmegi” dersem bazilari icin yeterince anlasilir olacagimi saniyorum, bu minvalde.
Sadede ugrayalim. Nikahta Istanbul’da olamayacagim. Samimiyetle uzgunum. Bunu yerinde izleyip, bir omuz omuza cekmeyi, salonun balkonundan asagiya camasir ipiyle bir pankart sarkitanlarin arasinda bulunmayi ya da hic olmadi “Erkek Tarafi ooooo ooooo” diye tutulan temponun icerisinde olmayi can-I gonulden istiyordum. Nasip degilmis. Makara, kukara, saka, ani, hatira bir yana, oz kardesim evleniyor. Burak Can Kurt ve Burcu Orankoylu’ye en buyuk mutluluklari diliyorum. Bir yastikta kocayin. Cocugunuz (ya da cogulu) anali babali buyusun. TRT muzik programi vedasi tadinda olacak ama “Tum mutluluklar sizin olsun”. Klise dilekler ama evlenene baska ne denir bilmiyorum…
Su denebilir belki son ve kisisel bir yorum olarak:
Dort kolluya sirt ustu binme vakti geldiginde “Tut ulan bir ucundan. Sen dusurmezsin beni; son olsun olmasin, herhangi bir yolculukta” diyebilecegim birisi evleniyor. Evlendigi insana bakilirsa gayet de iyi yapiyor. Ve ebeveynlerinden tutun, bilumum ahbap ve akraba-i talukata mensup isim, bu hayirli isin “Dersaadet’te Saadeti Haiz Bir Evlilik” olmasi icin dua sirasindadir suphesiz. Ben de o siranin baslarindayim. Kuyruk seklini iyi yaparim zaten. Damat bilir.
Mutluluklar kardesim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder