18 Temmuz 2008 Cuma

When I Was a Small Child

“Bakiniz, simdinin ‘Gudubet Forever’i Canarino, kucukken ne kadar tatli bir veletmis” temasini haiz bir yazi sanilmasin. Bizim sitenin ftpsini yedeklerden gordugum bu kucucuk fotograftaki konu malzemesi bolluguna cok sasirdigim icin sectim. O yasta cekilen bir fotografin kadraji ancak bu kadar hatirayi toplardi.

Oturdugum sandalyenin arkasindaki prize parmagimi sokmaya calisirken yakalanmistim, tam da resimdeki yaslarimda. Gerci o zaman da yasima gore kofteci parmagi gibi gorunen (4.5 kilo dogduk. Zora gitmesin) parmaklarimizi sigdiramamistik ama nerede priz gorse “Turk’un Kontrol Kalemiyle Imtihani”ni sergileyen bir irka mensuplugumuzun hakkini verdik. Bir kac yil sonra, ayni evde, gece cizgi roman okumak icin masa lambasina parmagimi uzatip, bos duya sokmayi basararak karsilastigim voltaj ise ilk elektrik tecrubemdir. Sonrasini Tuzla Meslek yillarinin elektrik-elektronik atolyeleri akimlandirdi ama ilkinin tadi hic bir seyde yok. Raiden wins…

Resimde goruldugu uzere, elde telefonla bunyeye hakim bulunan mutluluk hali; ilerleyen yaslarda, 066 masal hatlari ile ilk 900’lu telefonlardaki bilgi yarismalarina katilimin (O zaman erotikler yoktu lan. Fazla yoktu yani) ve en nihayetinde yeni yuzyilda yuklu cep telefonu faturalarinin alametidir ve bugun kullandigim telefonlarda mumkunse “Dialing Mode”lari “Pulse” olarak secmemin nedeni o zamanki telefonlari sevmisligim yuzundendir. Hatirliyorum da Kanal 6’da Hugo ilk olarak yayinlanmaya basladiginda, daha tam olarak kalkmamisti bu cevirmeli telefonlar piyasadan. Bir kac cocuk, oyuna bu telefonlarla katilmislardi. Hugo’nun yaveri (Hic yaslanmayan adam) Tolga, oyun esnasinda sesleri duyunca, bunlarla oynamanin mumkun olmadigini soylese de cocuklar, bir umit ahizenin yuvarlagini cevirirlerdi. Beni en huzunlendiren anlardan olmustur, “Tiiirrrrk. Tik Tik Tik Tik” sesleri ve yavsak Hugo’nun can kaybettikten sonra “Ieeeiee nereye cufcufluyoruz” laflari. Bir devir kapaniyor, serefsiz Hugo. Sen hala cufcuftasin. Ve sahi, bir Hugo Sanchez vardi. Ne oldu o?

Bu masanin onunde durdugu pencere, Bostanci-Suadiye arasindaki tren yoluna bakardi. Ve bir yanindan diger yanina elli adim tutan bahcenin iki yanindaki dut agaclarina… Sol taraftaki dut agaclarinin altina serilen carsaflara kilo kilo dut duserdi. Nedendir bilmem, sagdakiler o kadar verimli degildi. Belki cok gunes aldiklari icin. Dut agaclarinin bir ya da iki tanesi mor dutlarin (Ahududu mu diyorlar adina) ciktigi acaclardi. Iki gun gecmezdi ellerdeki, dudaklardaki rengarenk haller. Nasil bir tikinmaysa artik bizimkisi.

Dutu yiyen bunyeler, seker takviyesiyle cosunca yuksek adrenalinli islere kosardi. Misalen, tren yoluna bozuk para koyarak uzerinden gecen banliyonun soz konusu parayi kucuk capli bir cd’ye donusturmesini eheremekeke diye izlerdik. O gunlerden bir gun, “Ekspres geliyoooooo” diye bagiran arkadasin bomba haber verirmis gibi cikan ses tonuna istinaden gaza gelip, sanki tren 2 saniye icerisinde bana carpacakmis gibi, kendimi raylardan 45-50 derece acili taslik bolmeye atisim dun gibi aklimda. Zira yan veya yuz ustu dusmek varken kafa ustu cakilmistim taslara. Bostanci Poliklinigi’ni de “Dikis atilmasiaaaaan” diye inletmistim akabinde. Cocukluk fena sey. O kadar canin yaniyor bilmem ne hesapta ama ebeveynler gidip de poliklinigin karsindaki oyuncakcidan iki tane araba alinca aci maci kalmiyor, vorrrrn duuut duut diye deliye bagliyorsun, az once ruhunu teslim edercesine bagirdigin, beyaz sabit sedyenin uzerinde.

Resimde solda kalan dolabin uzerindeki ince vazonun (onun ve masadaki meneksenin danteller kesin “Made in valide”dir) yaninda bir de gaz lambasi dururdu. O dolabin yanindaki biraz degisik modeldeki digeri ise, bir hazineyi barindirirdi. Zagor, Teks Viller, Kaptan Swing, Kinowa, Girgir ve Firt ciltleri. Edebi ilgimin ve okuma merakimin baslangicini (bir suru kusak gibi) ders kitaplarinin arasinda okunmasi cekirdek ailelerde kriminal bir olay vurgusu yasatan ve mutlaka ceza-i mueyyidesi bulunan bu urunlere borcluyum. Yasasin Tay Yayinlari...

Cizgi roman olgusuna, baska bir zaman bolca deginiriz ama resim karesi uzerinden gidecegimiz son kapi da Zagor’a cikiyor. Yukarida sayili olanlar ve daha nicesi icerisinden, muhtelif sebeplerle (Kizilderililer ve Ciko) en sevdigimiz karakter olan, Baltali Ilah Zagor Tenay’a ozenmek gibi bir durum hasil olmustu bunyede. Evin icinde “Ahyaaaak” diye bagirinarak gezmeyi yeterli bulmayip, bir olcek arttirarak, acil durumlarda ve kovalamacalarda, Darkwood Ormani’nda Zagor’un yaptigi gibi sarmasiktan sarmasiga atlamak istedik. Tabii yesil alanlar simdiki gibi az olmasa bile Bostanci’nin gobeginde yine de sarmasik olmadigi icin, o zamanlar revacta olan kornis muessesesine basvurduk. Hemen sagimda gordugunuz kalorifer peteginin uzerine cikip, kornislerden birine asilarak Ahyaaaak diye bagirmam ile (sikletimiz her daim, yasimizin bir adim ilerisinde yol aldigindan oturu) kornisin koparak kafamin tepesi diye tabir edebilecegimiz noktanin diger kalorifer petegiyle bulusmasi ve topun aglara gitmesi (!) arasindaki sure bir saniyeyi ya gecer ya gecmez. Halbuki Zagor senin neyine! Ciko gibi yerden yuruyerek git. Yemek buldun ye, dayak buldun kac. Karamba Karambita…

Biterken, bizim Tuzla’nin Ingilizce Hazirlik sinavlarindan birini animsadim simdi. ”When I was a small child…” ile baslayan bir kompozisyon yazmamiz istenmisti. Sanirim Fahri Fenerbahceli Ibrahim’di, bu girisin devamini “I was very happy” diye getiren. Okul sonuna kadar geyigini cevirmisligimiz vardir. O hesap bitirelim yaziyi:
“When I was a small child, I was very Zagor”

PS: Bir de Teoman'in "Balans ve Manevra" filminde Bulent Polat'in soyledigi "Rapsodi Zagor" vardi. Filmi izlemedim ama hemen hemen askerligin filmden sonrasina denk gelen butun kismini o albumle gecirdim. Kadinim...

Hiç yorum yok: