Yasimiz kucukken, fikrimizle ve bilgimizle paralel olarak, “Fenerbahce Kaptani” dendigi zaman aklimiza yalnizca futbol takiminin kaptani gelirdi.
Zaten yasimizin kucuklugu; tek kanal TRT yillarinda, mac seyretmek isinin sebil zamanlarina denk gelir. Ayaginin dibinden ayrilmadigim rahmetli dedem televizyondan izledigi maci, ayni anda “Mikrofonlarimiz falanca sehirde. Dakika ve skor aliyoruz” diye donusumlu yayinini kafamiza kaziyan TRT radyodan da dinledigi ve o radyo arada sirada basketbol, voleybol vs. bir seyler de soyledigi icin erken yasta kavustuk biz de, Turkiye’de Spor=TRT hissine.
Sonradan sonraya, spor denen mevzunun tek kanal ile futboldan ibaret olmadigini ve aksine cok genis acilimli bir sey oldugunu iyice ogrensek de, elimiz manuel zamanlarda televizyon dugmelerine (ITT SchaubLorenz’e saygilar) kumandali gunlerde ise kumandanin tuslarina cok gitti, TRT kanallarina bakmak icin. Malum, aliskanlik yari tabiattir… Ya komik spor olaylarina rastladik, ya kliplere (Bkz. Block The Ball & Buzz) ya da Avrupa’da atilan guzel gollere (Wonderful goal. Wonderful Yeboah).
Kucuklugumun minik hatira kirintilariyla hatirlarim, dedemin “Bizim zamanimizda boyle degildi” dedigi seyleri. Futbolcular, yoneticiler, stadyumlar, hicbirsey onlarin zamanindaki gibi degildi rahmetliye gore. Takim kaptanlari da oyle… Yillar gecip yasadikca, okudukca gorecektim hakliligini. Kolay kolay hic bir seyin eskisi gibi olmadigini…
Kucuklugumu ve dedemi cok geride biraktigim yillarin birisinde; servisti, sayiydi, 15 olan kazanirdi derken TRT’de ufak ufak ilgimi ceken voleybola dair bir maci arkadaslarla izledigim esnada gordum ilk kez Ozlem Kaptan’i. Ozlem Ozcelik. Guzel bir isim, guzel bir kiz. O kadar, o zamanlar…
Sonra bu fileli oyunu iyice izledikce, ogrendikce ve sevdikce (Annem “Futbol bitti, bu mu basladi?” derdi. Kadincagiz ne bilsin, bir kac sene icerisinde salon, stad, tribun derken oglunun aklini komple kaybedecegini. Bilse, televizyonda mac izlemem icin tesvik ederdi kesin) daha cok gorduk onu. Diger bir cok voleybolcudan farkliydi. Bunu iki kurusluk voleybol bilgimizle biz degil, oyunu bilenler de soyluyordu. Gitgide ars-u alaya varan Fenerbahceliligimizle, oynadigi takimi kiskaniyorduk. Eh inceden tarih okur, bilir konuma da gelmistik. Nicedir voleybol subemiz kotuydu ve gorunen o ki daha nice zaman kotu olacaktik. “Ne olurdu bizim de boyle bir oyuncumuz olsa?” diye diye, dusuncemizi duyan rakip takim taraftari arkadaslarin dalgalariyla beraber, yillar da gecti. O zamanlar Islam Baba’dan ogrendigimizi soylemistik onlara, “Fenerbahce, gectiginiz o dalgalari lavabonuza sokar” diye. Anlamadilar…
“Ozlem Ozcelik, Fenerbahce’de” haberini okudugum zaman kac kerede yutkunabildigimi animsamiyorum. Insanin bogazina sevincten yumru gelir mi? Geliyor. Cizgi filmlerdeki inanmama efekti gibi gozlerimi ovalamadim ama hemen bir kardesime yazdim, “Ozlem, bize gelmis” diye. “Kim?” dedi. “Ozlem Rihtimi… Ne kimi olm? Ozcelik yok mu? O iste. Milli Takim Kaptani” dedim. “Allaaaaah” dedi. Iste bu sevinci en guzel anlatan nida kelimesi oydu: “Allaaaaaah”. Zira televizyon basinda voleyboldan, agabeylerimiz vesilesiyle salonlara geceli fazla olmamisti. Eski “Acilarin Takimi” huviyetinden siyrilmis Fenerbahce voleybolunun izlerini bir sene onceden beri gormus olsak da “Butun Dunya buna inansa, bir insansa” kabilinden bir dusun gerceklesmesi haliydi bu.
Iki kocaman sezon gecti. Iki tane ikincilik yasadik. Bu surecin defterine “Fenerbahce ve Ozlem Ozcelik” dendigi zaman yazilacak cok sey var ama “Fenerbahce’de Takim-Taraftar Diyalogu” diye bir arastirma yapilsa cikacak sonuc; bu, herseyiyle “Buyuk Kaptan” diye anilmayi hakeden kizin Kaptanligi suresindeki guzelliklerin tum tarihte cok az yasanmis oldugudur. Alamet-i farika on yillardir sampiyon olamayan bir takimin (nasil oldugunu hepimizin animsadigi ve belki hic unutmayacagi sekilde) ust uste iki sampiyonluk yitirmesine ragmen, tum camianin kacan sampiyonluklardan cok, Sari Melekler’in akittigi gozyaslarina kahrolmasidir.
En baslarda ne demistik? Bizim kusagimizin sporculari, yoneticileri ve manevi degerleri, buyuklerimizinki gibi degildi. Onlarin anlattiklarindan ve kendi okuduklarimizdan, o yillarin naifligini ve adanmisligini ozlerdik hep. Biz de sahit oldugumuz onca yilda bir suru Fenerbahce Kaptani gorduk ama hakkiyla “Buyuk Kaptan” diyebildigimiz kac oyuncu oldu acaba?
2007 sezonunda, deplasmanda Eczaci’ya kaybettigimiz macin ardindan taraftardan ozur dilemeni ya da kaybettigimiz kupalara akan gozyasini unutur muyuz saniyorsun?
Fenerbahce taraftari vefayi bilir.
Sen soyle Ozlem Kaptan!
Kac takim, taraftarina “Sizi Cok Seviyor Sari Melekleriniz” diye pankart acar?
Kac takim, taraftarina “Bu takim sizinle gurur duyuyor” diye bagirir?
Biz; sana, yani bu yaptiklariyla tribunde bizi saskinliktan adeta yerimize cakan takimin kaptanina “Buyuk Kaptan” demeyelim de kime diyelim?
Sen soyle…
Ya da sen soyleme. Biz soyleyelim.
Diyelim ki mesela.
Top havada dondu, durdu.
Pelin’in pasi, Ozlem’i buldu.
Ozlem topa “Gum” diye vurdu.
Ya ya ya sa sa sa Fenerbahce cok yasa.
Bir de unutmadan, en sevdigin tezahurati…
Seni sevmek deli gibi yurek ister.
Bu kalpler bir tek senle titrer.
Bir Allahim olsun,
Bir de sen ol Fener.
Biz Fenerbahce taraftariyiz. Dedik ya, vefakarizdir. Boyle cok sevdiklerimize hep erken veda etsek de unutmayiz. Bu takim gunun birinde bir kupa aldiginda, olur da salonu sereflendirmis olursan, seni cagirip kupayi kendilerine getirmeni isteyecek taraftarlar da olacaktir elbet. Goruyorsun, bizden kurtulus yok, Buyuk Kaptan…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder