7 Temmuz 2008 Pazartesi

Cold Case

26 Nisan 2008’de, rutin Cumartesi ogleden sonrasi Cnbc-e seansinda tanistim Cold Case ile. Sari incimin Istanbul’da olmasindan mutevellit aklim da kalbim de pirpirdi o gun. Yine de takildim diziye. Bitime yakin, O’nun “Yanina geliyorum” mesajini alinca, ne dizi kaldi akilda ne de O’ndan baska bir sey haliyle. Uzunca bir sure de gormedim ekranda, gorduysem hatirlamadim, takip de edemedim neticede.

Gecende, internet baglantisinin olmadigi bir aksam, erkenden odaya gidip de Cnbc-e’de o Cumartesi aksamustu gordugum bolumun tekrarini gorunce once bir 26 Nisan’a, sonra da kendisine daldirdi dizi beni. Baska bolumlerini de yakaladim.

CSI:NY ve Dexter gibi, Cold Case de nev-i sahsina munhasir (ve bence onlardan daha cekici) guzel bir polisiye. Yillar once islenen cinayetleri aydinlatan bir ekibin, ilgili insanlari sorgulamasi ve nihayetinde davayi cozmesi sureci, her ne kadar “Bir kac bolum sonra bu dzi de kliseye baglar” deseniz de cok surmeden “Yanilmisim lan” diye ekletir.

Taniklar ile saniklarin sorgusu esnasinda yasanan gecmise vurgular ve kurgular ile flashbackler cogu zaman vurucu. Yarim saatlik bir Agatha Christie hikayesinin icerisinde bulabiliyorsunuz kendinizi. Hele benim gibi, bir zamanlar sahaflari “Agatha Christie’nin eski kitaplari var mi abi?” seklinde tavaf etmisseniz ve o romanlara ucundan bucagindan bulasmissaniz, kendi kendinize “Biz bu isleri biliyoruz oglum” havasi atmaniz da mumkun.

Dizinin sonunda masum gorunen, olayla ilgisini sonuna kadar inkar eden ama sonunda sucu isledigi tespit edilen vatandasi agir cekimde gotururlerken, ilgili dosya emniyette rafa kalkarken ve arkada duruma uygun bir slow parca calarken, gecmis yillarda benzeri dramatik durumlarda verdigim tepkinin “Vay vay vay, herife bak, ne isler cevirmis” oldugunu dusunuyorum ve simdiki “Vay serefsiz vay, canina kastetmis gul gibi kizin” deyisimle karsilastiriyorum da; sevdigimin basina kucucuk bir zarar gelmesinden olesiye ve olduresiye korkmak bir yandan, diger yandan da yaslaniyoruz lan… Gerci biz Hababam’in hareketli melodisine Pismis Kelle (Nur icinde yatasi mizah ocagi) gibi siritan, slow melodiye ise gozleri dolan bir irkin ahvadiyiz.

Polisiye demisken, CSI:NY’un son izledigim bolumunde, polis muduru baba, kizina tecavuz eden cocugu, sorgu odasinda alninin tam ortasindan vurdu. Helal olsun dedim. Namus belasina kardas, doktugumuz kan bizim…

1 yorum:

PVH dedi ki...

yuzbin yil sonra bir yorum yazayim. bu dizide calan muzikler doneme ait oluyor sanirim. ornegin 60'larda islenen cinayet mi cozuldu, dizinin sonuncaki flashback sirasinda the who caliyorlar, 70'lerdense led zeppelin caliyorlar, 80'lerde michael jackson, 90'larda hakan peker. neyse, ornekler iyi olmasa da anlatmaya calistigim sey belli oldu sanirim.