7 Ocak 2011 Cuma

Diana Taurasi'nin Taburesine Tekme Atanlar


Belki ilk başta kendisi ama "sadece" kendisi değil.

Öncelikle "Doping ve Fenerbahçe'nin Başına Gelenler" başlığı altında, yakın geçmişe bir dönelim.

"Efes Pilsen'in doping hadisesiyle, Aziz Yıldırım az mı uğraştı?" diyenler var. Güldürmeyin insanı.

Tuncay Özilhan, elinde Mehmet Durupınar'a yazdırttıkları "Türkiye Basketbol Tarihi" kitabıyla kürsüye çıkıp "Bunu biz yazdık. Fenerbahçe haddini bilsin" dediğinde sus pus olan, üstüne bir de sponsorluk anlaşması yenileyen kimdi? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa mı?

Demek ki Fenerbahçe'nin elinden "doping marifetiyle" şampiyonluk çalan bir camia ile reklam anlaşması yapılabiliyormuş. Yarın bir gün Galatasaray, sağa sola reklam verebilecek duruma gelse, utanmadan onlarla da anlaşabilirmişiz, bu mantık gölgesinde?

Hem, ne oldu arkadaş Galatasaray'ın Cemal - Tufan "Transformers"ından mütevellit puan durumları? İnce ince bu ceza kıyılırken ve Sermet Erkin'ce yok edilirken kim çıktı konuştu? Taraftardan başka kimseye dokundu mu bu işler?

"Bekleyin, görün" diyen kapı kulları var... 12 senedir hangi beklemenin sonunda gördük? 2006 ve 2010 yıllarında camia temelinden sarsılmışken ve delikanlı gibi taraftarının karşısına çıkmadan fellik fellik saklanan bir yöneticiler topluluğunun kriz yönetme konusundaki başarısızlığı ortadayken hâlâ daha "Bekleyin" demek büyük öngörü ya da "dil" istiyor herhalde.

"Taurasi sürecini iyi yöneten" yönetime dikiz.

Sakat yalanları.
İzin masalları.
Sızdırma ile doping haberleri.
Federasyona kükreme.
"Oyuncumuzun arkasındayız" mesajları.
Sonuç kesinleşince sözleşme feshi.

Haa, sen kulüp olarak Kerem Gönlüm'e dünyayı dar etmişsindir de ben anlarım. Derim ki "Hem milletin gırtlağına çöküyor, hem de kendisine gelince tavizsiz davranıyor" ama nerede? El âleme şapır şupur, bize yarabbi şükür.

İnsanların sunduğu çeşitli dayanak noktalarına yanıt olarak, "Bekleyelim, görelim" demek, körü körüne biat etmektir. Ve önemli olan şu soruya cevap verilip, verilemediğidir

"En büyük rakibin final maçında doping yaparak kupayı senden çaldı. Nerede senin süreci iyi yöneten yönetimin? Hani nerede?"

Ben ip ucunu vereyim, siz gerisini getirin... Dağa kaçtı...

Gelelim diğer mevzulara...

"Fenerbahçe yönetimi elinden geleni yapıyor Galatasaraylı Federasyonlara karşı" lafları var tedavülde.

Duyan da Galatasaraylı Federasyonları göreve Selami Şahin getirdi sanacak. 12 yıldır görevde olan "güçlü ve kurumsal" (!) Fenerbahçe yönetimi kendi adaylarını koyamıyor. Gidiyor, Galatasaraylıları destekliyor. Yetmiyor, onların her dediğine boyun eğiyor. Sonra kaçınılmaz olan zuhur edip, gelişmeler içine kaçmaya başlayınca bir veryansın. E kulislerde "Biz seçtirdik" diye gezmeyi biliyorsunuz, o nasıl olacak? Zamanında, her fırsatta Fenerbahçe'ye Allah - Kitap küfreden Haluk Ulusoy'a "Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak" şapkasını taktırıp, tesislerde poz verdiren de Aziz Yıldırım değil, Rıza Silahlıpoda imiş zaten.

Kulübe çağ atlatacak projeler... Projeler biraz durulsun da az huzur gelsin onların yerine camiaya, olmaz mı? Huzur var, diyecek olanın alnı karışlanmaya hazır bekliyor.

Ligde her sene şampiyonluk... Hangi lig o? Hilafsız her lig mi? O liglere elimizden çalınan 2006 - 2010 futbol ve Efes'in dopingli şampiyonluğu dahil mi?

Avrupa Şampiyonluğu'na oynayan takım... Maddi imkanlar "dedikleri kadar" yüksekse elbette kuracaklar. Asli görevleri lütuf gibi göstermek neden? Hem biz kurumsallaşmamış mıydık? Kişi hakimiyetinden, grup tahakkümünden kurtulmamış mıydık? Ne oldu şimdi?

Yönetimin yanlışları var mı? Var. Bunları "Ama şu doğrular da var..." cümlesinin arkasına sığınarak söylemenin, "En iyi olma iddiasındaki bir yönetimin 'zaten ve lütfen' yapması gerekenleri lüzumsuzca yüceltmek" olduğunu kestirebilen insanlar olarak bunları elbette eleştireceğiz. Tebaa kafasıyla yaşayıp, hayatı temenna ederek geçirmekten kat kat iyidir bu. Yönetici görünce kendini kaybetmekten ya da yönetici kelamını Allah kelamı saymaktan kat kat evladır.

"Yönetimin bu süreçte hatası ne olmuş" diye tekrar tekrar sormak ise, sarmalı başa sarmak demektir. Yönetimin en büyük hatası, getirdiği dünya yıldızlarına, kifayetsiz muhterisleri jandarma yapması ya da yapılmasına göz yummasıdır. Fenerbahçe taraftarının % 90'ı bir yönetici gördüğü zaman, onun "masum" olduğunu sanıyor. İsterse hiç tanımasın, bilmesin, "Yönetim Kurulu'nda adı geçen insan" görmek, onun "ideal insan - yönetici" olduğunu anlamakla (!) eş anlamlı. Aynı şekilde bu insanların atadığı kişiler için de durum bu. Ne kafa ama!

Çok basit bir soru:
Semih Özsoy ve Didem Akın, Diana Taurasi ve Penny Taylor özelinde, kadın basketbol şubesi için nasıl bir yararlılık göstermişlerdir?

Böyle bir artı varsa açıklanması gerek. Yoksa, neden hala görevdeler? Yönetim sevdalıları bu işleri çok iyi biliyorlar ya, görüşlerini alalım. Ama lütfen cevabın içeriğinde "Düzce Topuk Yaylası" olmasın. Lütfen...

"Yönetim Taurasi sakat diye bir açıklama yapmadı, sadece Ratgeber'e sorulduğunda biraz rahatsız dedi, bu da forumlarda geçti, taurasi gizli kalmasını rica etmişti sonuçta ne diyeceklerdi ki" şeklinde bir yönetim avukatlığımız var.

"Merd-i kıptî şecaatin arz ederken, sirkatin söyler" sözüne ne kadar da uygun. Taurasi rica etmiş de öyle olmuş da böyle olmuş... Sen doping yaptığı için kovduğun sporcunun ricasını yerine getireceksin ama 1 aya yakın süredir kıvranıp duran taraftarından iki gram bilgiyi sakınacaksın. Bu mu yönetim anlayışı? Ondan sonra bunu savunanlara "Siz tebaa olmuşsunuz" deyince kızıyorlar.

Bin tane şey yazmışız. Argüman sunmuşuz. Şu şöyle, bu böyle demişiz. Sorular sormuşuz ama hiçbirisine cevap yok. Olamaz da. Anca "Siz yönetime sallıyorsunuz"... Tamam, biz sallıyoruz diyelim. Yalan olan bir tane şeyi söylesenize o zaman. "Şu olmadı" desenize? Hani?

Neymiş, Taurasi'nin özel hayatına karışıldığı yalanmış da ispat gerekirmiş. Taurasi, Beyoğlu 13. Noter'ine gidip evrak mı düzenletecekti? İsteyen inanır, isteyen inanmaz. Biz sanal ortamda "Ann Wauters lezbiyense, nasıl hamile kalmış. Saçmalamayın yahu" deyip, gerçeği öğrenince "Aaaa"lara bürünenleri de gördük. Böyleleri de zamanı gelince öğrenir.

Bizim bir kısım taraftar hakikaten çok kurnaz. Kurumsallık sayesinde kafalarında kırk tilki geziyor ama İsmet Paşa'nınkiler gibi değil, bunlarda kuyruklar birbirine dolaşık.

İlk zamanlarda "Taurasi meselesinde başka sıkıntılar var" denirken, "Sakat" kelimesi en büyük dayanaklardan biriydi tebaa kafasındaki taraftarlarda. "Hoca sakat dedi ki ehe ehe salaklar işte" diye ortada gezinen tipler vardı. Aynı tipler, çekilmiş bir fotoğrafı "İşte Fenerbahçe'de Saadet Günleri" cümlesiyle ispat namına sunuyorlardı. Şimdi "Sakat" kelimesi tu kaka oldu. Bir algı sadece beyanat verilerek oluşturulmaz. Sessizlik de bir kitle iletişim yöntemidir. Kelime etmezsin ki kitle diğer resmi kaynakların gayri resmi söylediklerine inansın. Ama mesele değil. Bilmeyene öğretmek lazım. Tabii her zaman "Armut piş, ağzıma düş" olmaz. Arada yazılan çizilene cevap da alabilmek lazım ama nerede o bilgi.

Sahi yine aklıma geldi.

"En büyük rakibin final maçında doping yaparak kupayı senden çaldı. Nerede senin süreci iyi yöneten yönetimin? Hani nerede?" diye bir soru vardı. Onun cevabı ne oldu?

Uzun lafın kısası...

1. Bu yönetimin sadece kendi evlatlarına dişi geçer.

2. Bu dünyada "Kim Kriz Anlarını İyi Yönetir" sorusunun son cevabı "Mevcut Fenerbahçe Yönetimi"dir. Aksini iddia eden, Alice'in koluna girsin, beyaz tavşanı birlikte kovalasın.

Kulüpçüyüz, taraftarız ama boynumuza tasma geçirmek isteyenlerin de karşısındayız. Bu ister yönetici olsun, ister yöneticinin dümen suyundaki taraftar grupları. İnsanlığın gereği bağımsızlık ve doğru bildiğini söyleyip, tartışmaktır.

1 yorum:

Yedinci Samuray dedi ki...

Fenerbahçe yönetiminin "duruşu(!)" sinir edici.
Madem ortada gizli kapalı bir savaş var.Ona göre silahlarını kullanacak oyuncuna sahip çıkacaksın.
Bu da biz -yine- kapak oldu.
Sağol varol sevgili Fenerbahçe yönetimi !