İki sene evvel, kız basketbol liginin final serisi öncesinde rakip cepheden birilerinin Cappie'yi tehdit ettiği çıkmıştı ortaya. Cappie'nin cevabı çok gecikmedi, "Ederseniz Ekim'e, etmezseniz..." diye. Bu lale zihniyetli arkadaşlar beş yaşında kız çocuğunu tehdit ettiklerini sanıyorlardı herhalde ama yemedi...Neticede bu durumlar sert de gözükse rekabetin doğasında mevcut şeyler olduğu için taraftar gözüyle bakıldığında çok da yadırganamaz. Kendi içinde hasta da olsa bir mantık barındırır ama tehdit işine dair teşviğin sportif ellerden yapılması, gayri nizami harp taktiklerini anımsatıyor insana. İşini bilmeyen çavuşların dönüp neticesini avuçlaması gibi, bu işlere bulaşan sportif kontrgerillalar da ayak içiyle vurulmuş muntazam şutu müşekkel mabadlarında yumuşatıp kapı dışına çıkıveriyorlar. Sonrası malum, ağız ishali...
Her şeye rağmen esas sorumlu, bu kötü niyetli insanlar değil; onları sindirebilen camialar ve en başta da basketbol medyası. Medya başta, çünkü camiaların içerisinde sayıları az da olsa idealizm ile bokçuluğu karıştırmayan insanlar var. "Üç günlük başarıya tamah etmeme" fikri sabitine saplanıp, ortak beşeri değerler üzerinden sporu anlamlandıran bu insanlar azınlıkta kaldığı için, yukarıdaki gibi sportif kontrgerilla hareketlerinin önüne geçilemiyor.
"Kırk kişiyiz, kırkımız da birbirimizi biliriz" vaziyetindeki kız basketbol camiasının içerisinde "yenilikçi, devrimci, özgürlükçü, ilerici" geçinen kalem efendilerinin bir sürü şey bildiği halde, "Üç gün sonra bir mecliste karşılaşırız" veya "İki gün sonra işim düşer" kaygısıyla kafalarında kırk tilki gezdirerek gerçekleri yazmaktan imtina etmeleri yüzünden bugün burada, yarın başka yerde bu işten ekmek kazanıp, başkalarının ekmeğinin yapıldığı hamura tükürmeye devam edecek bu "fikri zehir" insanlar. Ha bir yandan da "Kimse barıştan söz etmiyor" şarkısı eşliğinde "Kimse bayan basketbolu sallamıyor" diye ağlayacaklar tabii, medya ve bunlar.
Hepsi bir yana, Allahtan şubede Galatasaraylı teknik sorumlu kontenjanı dolu. Yoksa Allah muhafaza, hemen atayıverirlerdi. Gerçi idari pozisyon bir tanesinin gidişiyle boşaldı ama belli mi olur.. Böyle konular gündeme geldiğinde hep merak ediyorum; acaba soğuk savaş yıllarında ya da ne bileyim herhangi bir isitihbarat faaliyeti esnasında "İşini iyi yapsın yeter" diye düşman ülkeden ajan alıp, içine yerleştiren gizli servis var mıydı? Teşbihte hata olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder