28 Aralık 2009 Pazartesi

İzmir Suikasti : İnfazlar - 2

Kandemir'in "İzmir Suikastinin İç Yüzü" kitabından devam...
-----------------------------------
Baş cellat Selanik kıptilerinden Ali'nin anlattığına göre hapishaneden ilk getirilen Şükrü, Hükümet Konağının Kemeraltı tarafındaki büyük kapısı önüne kurulmuş olan sehpayı görür görmez -çarpacakmış gibi- hızla hemen başını geriye atarak: Vah! Vah! Vah!.. diye titreyerek duraklamış, sonra sessizce başını eğmiş, kendini cellada terk etmiştir. Cellat Ali de bütün mahareti ve çevikliği ile ipin halkasını, bir hamlede boynuna geçirip, ayaklarının altındaki iskemleyi devireceği anca, yani tam boğulurken ip kopmuş, Şükrü de, bir lahzalık bir asılışla bir külçe halinde yere yuvarlanmıştır. Herkes telaşla o tarafa doğru koşuşurken, cellat Ali kendine yardım edenlerle birlikte, yarı ölü hale gelen Şükrü'yü kucaklayarak, karşı köşedeki sehpaya götürüp, tekrar asmıştır. Bu esnada, yani bir ölümden kurtulup, bir ölüme gidiş esnasında Şükrü'nün, boğuk bir hırıltından başka sesi çıkmamıştır.

Arkasından, taksiyle Hafız Mehmet getirilmiştir. Biraz evvel Şükrü asılırken ipi kopan sehpaya doğru sendeleye sendeleye götürülürken, Hafız Mehmet gözlerini yummuş; hiçbir şey görmek istemediğini, ne olacaksa çabuk olup bitmesini mırıldanıyordu. Kopan ipi değiştiren celladın: Şöyle buyurun Hafız Bey ! deyişi üzerine gösterilen sandalyeye çıkarken faltaşı gibi açılan gözlerini sehpaya dikmiş: Zulüm... Zulüm... Zulüm! diye içini çekerek, ip boynuna geçirilirken de:

- Zulüm ile yapılan bina payidar olmaz!.. feryadını koparmıştır.

Rüştü Paşa, Hükümet Konağı önündeki sehpaya götürülürken, gözlerinden yaşlar boşanıyordu:

- Korkumdan değil.. Harp meydanlarında bin defa ölüme göğüs gerdim.. Fakat gözlerimi bile kırpmadım. Ölümün böylesi kahrediyor insanı. Ne olur, beni kurşuna dizin! Bu son arzumu yapın... Ve bilin ki masumum. Bir hatanın kurbanıyım... Beni boşu boşuna itham ediyorlar. Suikast teşebbüsünü duyunca kaç defa yapmayın hem kendinizi, hem muhalefeti mahvedeceksiniz, dedim. Bilir miydim dinlenmeyeceğini? derken, orada, bu faciayı seyretmekte olan İstiklal Mahkemesi azalarından biri:

- Yalnız muhalefet mi Paşa? deyince, Rüştü Paşa, ona dönerek:

- Muhalefet dolayısıyle hepimize, memlekete... cevabını vermiş, sonra; Ellerim kelepçeli, size yardım edemiyorum, göz yaşlarımı bile silemiyorum. Silin kuzum... İpi de geçirin!.. Ha şöyle.. diye cellada bakarak, bir Ahh!.. nidası ile asılıp can vermiştir.

Arif taksiden indirilirken: Çıkarın şu kelepçeleri! Kaçacak değiliz ya.. Başım çok ağrıyor, nedir bu eza, cefa? diye etrafına çıkışıyor ve metanetini muhafazaya çalışıyor, koluna girmek isteyenleri itiyor. Bırakın ben kendim giderim... Size ne oluyor, çekilin! diyordu. Tam sehpanın altına gelince birdenbire durdu:

- Hani Paşadan cevap yok mu? Verir mutlaka verir... Beş dakika bekleyelim... diyordu. Tabii beklenemezdi...

Abidin son derece soğukkanlı metin görünüyor; Bırakın intihar edeyim. Ölümümü istemiyor musunuz? Bırakın ben kendim yapayım. Böyle ölmek istemem... diye dayatıyordu. Sehpanın altındaki sandalyeye çıkarılınca cellada dönmüş:

- Bari ipi kendim geçireyim... Sana zahmet olmasın, ver şunu... diyordu.

İsmail Canbolat kışla önündeki sehpaya götürülürken metindi. Hiçbir şey olmuyormuş gibi sakin, ağır ağır yürüyerek, durdu. Bu esnada ipi boynuna geçirmekte olan celladın gözlüğünü almak isteyişine sinirlendi:

- Bırak gözlüğümü! Vazifene bak!

Tam o sırada vazifeli jandarma zabitlerinden biri telaşla koşup gelerek: Canbolat bu mu? diye cellada sorduktan sonra ona sokulmuş kim ve gazap dolu bir sesle: Nasıl?.. Erenköyünde zavallı, masum inzibat çavuşunu vurur musun!.. İşte intikamı alınıyor! diye bağırmıştı. Canbolat, bu zabite dik dik bakmakla iktifa etti. Hiç sesini çıkarmadı.

Sarı Efe Edip suikastın yapılacağı yere yakın ikinci Beyler Sokağı başındaki sehpaya çıkarılırken hiç sesini çıkarmamış, yalnız cellada: Beni fazla eziyete sokma, elini çabuk tut.. demiş, cellat başı Ali de:

- Haydi... Haydi... Merak etme bir lahzalık iş. Dişini sık! cevabını vererek sandalyeye tekmeyi vurmuştur.

Ziya Hurşid tam suikast yapmayı kararlaştırdığı yerde Kemeraltı Camii'nin köşesinde asılmıştır. Sehpaya yaklaşırken yanındakilere soruyordu:

- En son gelir bezme ekabir derler ya... Ben de sonuncu asılan mıyım? Cevap alamayınca sesini yükseltti:

- Ben zaten başka şey beklemiyordum. Sizin elinizden yalnız bu gelir.. Amma bu da bir zevk. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa, namusuyla ölmek daha hayırlıdır. Zahmet buyurmayın, ben işimi kendim görürüm... Ve sehpaya bakarak:

- Ne mükemmel şey! Salıncağa da benziyor. Yüksekliğine de diyecek yok, yerde kalan insanlara yüksekten bakacağım... İstediğim de buydu... derken etrafındaki kalabalık arasında birine gözünü dikerek:

- Kılıç Ali mi o? Nerede bakayım? deyince, Celladın rivayetine göre Kılıç Ali de görünmemek için çömelivermiştir.

Bu esnada işini bir an evvel bitirmek telaşında olan celladın:

- Aman Bey'im... Vakit geçiyor, çabuk ol.. deyişine gülen Ziya Hurşid:

- Acelen ne be kuzum telaş etme... Ölecek ben değil miyim? Gidiyorum işte... Dünya sana kalacak. Merak etme... Beş dakika sonra öbür tarafta, soyuna sopuna kavuşacağım. Mektubun falan varsa ver de götüreyim. Haydi Allahaısmarladık... demiş ve Polis Müdürü Azmi Bey'in:

- Uğurlar olsun... cevabına gülümseyerek can vermiştir.

Hükümet meydanının denize yakın tramvay durağı önünde Halis Turgut, otomobilden indirilip de sehpayı görünce: Hey Allahım! Hey Allahım! diye bir müddet söylendikten sonra, hiçbir harekette bulunmadan, sessizce kendini cellada teslim etmiş, yalnız son anında:

- Ben ölüyorum amma fikrim ölmez. Yaşasın Türklük! diye bağırmıştır.

Baytar Rasim; kışla kapısının önündeki sehpaya doğru götürülürken:

- Akşam rüyamda görmüştüm, buyur bakalım, işte şimdi karşımda... Her zaman rüyam böyle çıksaydı ya... diye bir hayli konuşmuş, son sözü de:

- Yolcu yolunda gerek... Haklı haksız gidiyoruz işte... olmuştur.

Çopur Hilmi, sessiz sedasız gitmiştir.

Gürcü Yusuf da öyle.. Dili tutulmuş bir vaziyette daha sehpaya çekilmeden ölmüş gitmiş gibiydi.

Laz İsmail: Çabuk olup biter mi bu iş? Nasıl olacak acaba? diye diye, otomobilden indirilip sehpaya yaklaşınca, gözlerini açmış:

- Vay anasını bu ha!.. Ben de başka bir şey zannediyordum. Bunu çok seyrettim... Haydi öyleyse. Gayret bizden kuvvet sizden. Amma tez olun, canımı çok acıtmayın. İpimi boğazıma iyi geçirin, ne olacaksa olsun bitsin... Allah taksiratımızı affetsin! diye gitmiştir.

Böylece sabahın üçüne kadar bütün mahkumlar asılmış bitmişti. Asılanların göğüslerine takılan kağıtlarda şu satırlar vardı:

"Türk vatan ve namusunu kurtaran Aziz Reisicumhur Hazretlerine suikast icra ve heyeti vekileyi iskat ve taklibi hükümet edecekleri bir anda derdest edilip bilmuhakeme, mücrimiyeti sabit olan ve Ceza Kanununun 55 inci maddesi delaletiyle 57 inci maddei mahsusasına tevfikan sulben idamına karar verilen (.........) dır."

Maznunlar saat 10'a kadar sehpalarda bırakılarak akın akın gelen meraklılara teşhir edilmişler, ondan sonra arabalara yüklenen cesetler evvela karantinadaki Merkez Hastahanesine götürülüp, üstlerindeki eşyalar alınmış ve oradan Kadife Kale civarındaki Kokluca mezarlığına sevk edilerek gömülmüşlerdir.

Hiç yorum yok: