Tam da ayrılırken "Sen şu tarafa" diye beni uzağa itekleyen bir "iki yana doğru kafa sallama"nın bile altından kalkamıyorken günlerdir, gerisinin üstesinden nasıl geleceğim, bilmem ki.
Geceleri, ince ateşin de etkisiyle, kalkıp kitaplara sarılıyorum. Her seferinde 3-5 sayfa işte... Saat 4 falan, esas okuduğum hatıralı kitap çekyatın üzerinde kalmışken, yerde durana (*) uzandım. İnce bir kitap, rastgele bir sayfa, yazının başlığı "Dönüp Gelmek", sonu ise şu aşağıdaki gibi.
"Hani bir sevgilin vardı, yedi-sekiz yıl önce, dün yolda rastladım, sevindi beni görünce...
Evlenmiş, iki çocuğu olmuş, biri kız biri oğlan... Mutluymuş, kocasını seviyormuş, kendilerininmiş evleri... Bir suçlu gibi ezik, sana selam söyledi..."
Önce kitabı kapadım. Sonra yorganı alıp, çekyatın üzerindeki hatıralı kitabı elime aldım. Çekyata uzanıp, yorganı üzerime çekerek, kitabı göğsüme bastırdım. Uyumuşum.
(*) Engin Ardıç, Daktilo Konçertoları, 1990
2 yorum:
"Hani bir sevgilin vardı, yedi-sekiz yıl önce, dün yolda rastladım, sevindi beni görünce...
Evlenmiş, iki çocuğu olmuş, biri kız biri oğlan... Mutluymuş, kocasını seviyormuş, kendilerininmiş evleri... Bir suçlu gibi ezik, sana selam söyledi..."
Tam da beni anlatıyor. Tek fark o değil, ben gördüm. Bu yüzden acısı çok daha derin
birinden daha fazla kitap okumamasını isteyeceğim aklıma gelmezdi. aslında kötü birşey istemiyorum.
"okuma, yaz" diyorum...
Yorum Gönder