"Harry Potter and the Half-Blood Prince" bu yaz sinemalara geledursun, "Harry Potter and the Deathly Hallows" serisi takip eden yıllarda beyaz perdeye gelecek. Yani seri hızla 10 rakamına doğru ilerliyor. Serinin hayranları artık "Harry'i mütekait olarak da görür müyüz?" meraklanmaya başlarken, ben çekilmesinden 8 sene sonra ilk bölümü bugün seyretmiş oldum. 21 yaşındaki bünyeye "Çocuk filmi lan o" dedirtmiş ve izlenmemişti o zaman. Ne var ki kadroda Rubeus Hagrid rolündeki Robbie Coltrane'ın olduğunu gözden kaçırmışız. Gördük, izledik, mesut olduk.
Önce Golden Eye'da, sonra da The World Is Not Enough'da arz-ı endam eden (ki bu ikinci film, Suadiye'de O'nunla izlendiğinden James Bond filmlerinin en güzelidir gözümde) Valentin Zukovsky'yi canlandırmıştı, Coltrane.
Vefatından önce Kız Kulesi'nde bir işkence sandalyesinde oturan Pierce Brosnan'a son bir hamlesiyle yardımcı olmuş, bu pası göğsünde yumuşatan MI6'in yetenekli ajanı da İstanbul'u Sophie Marceau'dan ve onun patlatacağı nükleer bombadan kurtarmıştır. Harry Potter serisine de renk katmış. Şimdiden söyleyeyim, nasıl ki Selahattin Duman'ın dediği gibi "seyrek bıyıklı asabi adam"ın Davos'la işi bitti, Coltrane'ın kadroda olmadığı film itibariyle benim de Harry Potter ve serisiyle işim biter. One minute!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder