
Almaty'de gecenin bir bucugu, Ege dolaylarindan bir hediye daha geldi.
Oncelikle su adrese bir tikliyoruz.
http://www.schhh.eu/shortfilms/
Akabinde bize "18 yasin uzerinde olup, olmadigimiz" soruluyor. Siteyi sorumluluktan kurtaran ama, ayni lisans anlasmalari gibi, bizim icin zerre bir sey ifade etmeyen bu soruyu da "Evet" diye yanitladiktan sonra, sinema kapisinin uzerindeki Enter'a basiyoruz.
Mevzu bahis filmimiz "Signs" sagdan ikinci, soldan dorduncu salonda oynuyor simdilik. Bogaziniz kuruduysa, filme girmeden once bir iki bir sey icmek icin Bar'a girebilir, ya da giseden festival biletleri alabilirsiniz ama gerek yok. Fazla moda girmeden, filmi izleyelim. Yine de soylemeden gecmeyelim. Bar'da sizi karsilayan abi Christopher Lee'nin bir kopyasi gibi, keza repligi de oyle; "It is obvious, that this contest cannot be decided by our knowledge of the Force... but by our skills with a lightsaber" dermis gibi, "For knowledge or experience..." diye giriyor soze. Neyse...
11 dakikalik bir kisa film "Signs". Alarm sesine uyanan Jason'in "Bok vardi, yine sabah oldu" bakislariyla aciliyor. "Batsin bu dunya, bitsin bu ruya, aglatip da gulene yaziklar olsun" tarzindaki hareketleriyle devam ediyor. Metropol yasamindaki insan mutsuzlugu her yerde ayni ama, Jason adeta bizden biri gibi duruyor. Jason degil, Cemil gibi...
Burada bir parantez. Aslinda dunya ahalisi olarak sikayetci oldugumuz "Yasam Monotonlugu"nun Amerika ve Ingiltere gibi, firmalardaki kurumsal duzenini coktan oturtmus ulkelerde, "sadece bazi anlamlarda" daha bir "baski unsuru" oldugu soylenebilir. Amerikan filmlerinde millet ise giderken ortada "free style" takilan "Dunya seyine, minare baska seyine" tiplerden eser olmadigini, herkesin fazlasiyla isinde gucunde oldugunu soylemisti bir giden ahbap. Bu tip, en azindan yasama dair fantastik unsurlar katilmamis kisa filmlerde de bunu net olarak goruyoruz. Toplantida, patron, sef her haltsa ama ust oldugu kesin olan vatandasin esprisine kendi kendisi hafifce tebessum ettikten sonra, milletin delice kopmasina Jason'in tepkisiz bakisi. Sessizlik aninda en ufak bir heyecan nidasina insanlarin "Sussana arkadasim" tepkisi. Butun bunlar, dayatilmisliklarin adeta rituel haline gelmesi manasina geliyor. Oysa Turk tipi kurumsallikta boyle bir sey yok. Suphesiz ciddiyet her yerde ciddiyet ama en azindan bizim ulkemiz bu konularda biraz daha rahat insanlarin ulkesi. Gerci ayni rahatlik insanlarin mesailerine dair hakedislerin odenmesi ve is iliskilerinin sosyal hayata yansimasi durumlarinda da var ama Turk Isi Kurumsalligin temel yapitaslari bunlar iste. Devam...
Film ilerledikce, Jason'in en ufak tebessumden bile bir diyalog cikmasini uman humanist bir arkadasimiz oldugunu anliyoruz. Lakin insanlar kendilerini yasamin gayya kuyusuna o kadar kaptirmislar ki ebeveynleri dahil kimse onu anlamiyor. O da insanlari anlamaz sekilde gunler gecip giderken ve ciftleri gordukce "Hakikaten bir tek ben mutsuzum bu alemde. Yarattigin kula bir teselli ver" bakislari sergilerken, yan binanin penceresinde bir hanim kiz ile goz goze geliyorlar.
Hanim kizimiz kendisine bakan Jason'in saskinligini gidermek isterken, bin kat daha arttirip, "Take A Photo" yazili bir kagit gosteriyor. Jason'in heyecandan neredeyse kendisini camdan atacagini yuzunden anlayinca da "I'm kidding" yazip, durumu bagliyor. Karsilikli isimlerini yazip, yine karsilikli tanistiklarina memnun olduktan sonra aralarinda bir "Camdan Cama" oyunu basliyor. Bizde olsa apacilikte sinir tanimayacak % 80'lik (iyimser mi oldu) orani dusununce, onlerinde bilgisayar ve muhtemelen internet olmasina ragmen, boyle iptidai bir yontem secmeleri, her seye ragmen romantik gozukuyor.
Diyalog kendini iyice muzakerelere bagliyor. XOX oynamalar, turlu mimikleri kagit uzerinden ifade etmeler, cinsel cagrisim yapan kucucuk jestler derken Jason toplantilarda bile yazismaya devam ediyor, karsi pencereyle. Yazili kagitlarin bazilarini buzdolabina asan Jason'in evinde bile bir sinerji hissediyoruz. Agir Ceza Mahkemesi suratli ev gitmis, yerine Jason'in sabahlari gorece daha civelek uyandigi bir ev gelmis gibi gozukuyor.
Gunler geciyor, mutevazilikte ve samimiyette doruk yapan bu iliski, hanim kizimizin bir itirafiyla mecrasini keskinlestiriyor. Once "I have a secret" sonra da "I was watching you first" yazilariyla Jason'in aklini, "O da beni seviyor" dusuncesiyle basindan alan vaziyet, tam Jason'in "Do you want to meet"i ile vuslata erecekken, gelin namzeti, patronuyla beraber kadrajdan cikiyor. "Yarina artik" diyen Jason, ayna onunde provalar mi yapmiyor, sabah kalkinca usta bir sprinter gibi ise mi kosmuyor, neler neler yapiyor ama gelince gordugu manzara karsisinda "Olmaz boyle sey, yoksa ruya mi? Tam mutlu oldum derken, yiktin butun dunyami" formunda kaliveriyor. Zira sevdigi kizin masasi bombos ve gudubet herifin birisi, masaya yerlesiyor.
Durum, "kahpe felek bana eder oyunu" kabilinden iyice Ayhan Isik-Belgin Doruk formatina donunce, Jason'in "Bir gün içki dolu vücudum musalla taşına konursa, sen bilirsin meyhaneci onu nasıl sevdiğimi. Namazım kılınır da 'merhumu nasıl bilirsiniz' diye sorulursa. 'Tek suçu aşka inanmaktı. İyi biliriz' dersin değil mi?" seklinde isyan ederek kendini dagitacaginin sinyallerini aliyoruz ama ertesi sabah isyerinde yuzune carpan gunes isiklari kaderinin de aydinlanacaginin bir isareti oluyor. Megerse kizimiz isten ayrilmamis, sadece terfi alip bir ust kata tasinmis. Bu sevinc icerisinde yazdigi son kagidi mustakbel partnerine gostererek, yuz yuze gorusmeyi teklif ediyor. Karsilik olarak "Hic sormayacaksin sandim" cevabini alinca kosa kosa asagi iniyorlar ve film "Merhaba" diyecek Jason'i kizimizin susturup, elindeki Kalp cizimi icerisindeki "Hi" yazisini gostermesiyle son buluyor. Yani vuslat...
Film belki buyuk kliseleri, kucuk surprizler esliginde anlatiyor ama izlendikce "Hakikaten lan" dedirten butun filmler gibi akip gidiyor. Hayati anlattigi icin. Bizde bu tip sinemanin en buyuk ornegi Hababam Sinifi'dir. Dost meclislerinde dile getirmeyen hemen hemen kimsenin olmadigi "Biz lisede cok pictik yaaa" cumlesinin beyaz perdedeki hali neden cok izlenir. Rifat Ilgaz, Ertem Egilmez, Munir Ozkul, Adile Nasit, Sener Sen, Kemal Sunal, Halit Akcatepe, Tarik Akan, butun yazarlik ve oyunculuk yeteneklerinin yaninda "Ulkeyi, Halkini, Hayatini" taniyan, "Ulkeden, Halktan, Hayattan" insanlar olmasi degil midir, bin bes yuz kere izleten, ayni sahnelere aglatan, gulduren? Nereden nereye geldik ama "hayat" demisken, Aziz Nesin'in kendi hayatini anlattigi kitabinda, annesinin olumunu anlattigi bolume aglamayan var midir acaba? Ve bunlari gorunce Jason biraz nankor gelmiyor mu insana? Tamam mutlu olmak istiyor ama... Onunki de hayat, bu da hayat iste...
"1926 yılında 26 yaşındayken veremden ölen annem bütün yaşamında resim çektirmedi. Çünkü o zaman bizim ortamımızda - yeni kuşaklar pek şaşacaklar belki de - resim çektirmek günah sayılırdı. Yalnız, askerlik gibi resmi işleri için erkekler vesikalık resim çektirirlerdi.
Annem ölüm döşeğindeyken ben okuduğum yatılı okuldan çoktan kaçmıştım; ama bunu annem de babam da bilmiyordu.
Ölümünden üç gün öncesinden, beni annemin yanına sokmuyorlardı. Ölümünden bir gün önceydi. Annemi yattığı odanın kapısından içerde konuşulanları dinliyordum. Annemin şu sözlerini duydum;
— Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim... Oysa ben bir okul kaçağıydım. Parasız yatılı okuldan kaçmıştım.
Annemin bu sözlerini duyunca, ağlayarak evden çıktım. O zaman 11 yaşındaydım.
Ertesi gün de annem öldü. Sesi hep kulağımdaydı.
— Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim..
Okumamın tek nedeni annemin bu sözleriydi. Bütün hayatımda annemin duyabildiğim bu sözleri kulağımdan hiç eksilmedi. Hep onun bu sözlerini düşündüm. Yalnız bunun için okudum, okula gitmenin yollarını aradım. Onun sözleri beni kamçıladı. Yoksa, okul kaçkını 11 yaşındaki ben, bir daha hiç okula gidecek değildim. Beni okula göndermeye zorlayacak kimse de yoktu, yoksulduk.
Bugünkü kişiliğimi, anneme, özellikle annemin duyduğum son sözlerine borçluyum.
Aziz NESİN
1 yorum:
beğendim filmi...izletiyor kendini...ama dediğin gibi beterin beteri var...akıllı ol haline şükret jason...
Yorum Gönder