"Veni, vidi" tamamdı, "Vici" diyecek bir şey yoktu. Onun yerine "Sevdim" vardı. Mükemmel bir beş gün ve dört gece yaşadım. Velakin dönerken yapayalnızdım artık. Gecenin bir köründe Marina'ya doğru giderken, bana bakan kale papağan misali "Bırak ve git artık mel'un!" seslerini mi çarpıyordu sırtıma? Mel'un da olmuştum... Kaderim zaten İstanbul'du ama dönerken surlardan böylesine sarkıtılmak olmasaydı...Bu son cümleyi söyleyeceğim mi sanılıyor? Surdan sarkıtılsam ne olur? Suratıma bakılmasa ne değişir? Firakta en küçük bir gülücük esirgense ne fark eder? Sanki karşılık mı bekledim severken?
Ne garip... Hayat hep "Şu güne kadar yaptıkların için teşekkür ederiz. Bundan sonra yollarımızı ayırıyoruz" makamında çalıyor ve bunun adına "Senin iyiliğin" deniyor. Oysa bu yakada her şey yerli yerinde. Şairin dediği gibi:
Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin.
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde.
Mehtap, iri güller ve senin en güzel aksin.
Velhasıl, o rüya duruyor yerli yerinde.
Hem sonra, emir-komuta zinciri bu kadar mı hakim hayata? "Unutulacak, unut". Yok daha neler... Başarana saygım sonsuz ama bu beklenti beni aşar. Sanki unutmak için mi sevdim?
Ne garip... Hayat hep "Ben seni haketmiyorum" makamında çalıyor ve bunun adına "Senin iyliğin" deniyor. Hiç iyilik görmesek... Şairin dediği gibi:
Mir'ata bakma bir iki gün eyle tecribe
Sabreylemek firakına müşkil değil midir
Sabreylemek firakına müşkil değil midir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder