22 Haziran 2009 Pazartesi

Barış Gerçeker

Değerli kardeşim, ağır Fenerbahçeli ve ağır Kolejli, adaşım Barış Gerçeker, NTVMSNBC'de yazılara başladı. Türk matbuatının okumak için harcanan zamanın karşılığını, bilgi ve vizyon olarak, kat kat fazlasıyla veren isimlere ne kadar çok ihtiyacı olduğu barizken, buna sevinilmez de ne yapılır?

Aşağıda şimdiye kadar yazdığı yazılara birer link var. Ve en aşağıda da son yazısına yaptığım ama 1000 karakter sınırına takılan yorum. Eksik olma kardeşim...
-------------------------------------------------
Ben ne yapsam da sevemiyorum “seyirciyi”. En küçük bir sempati besleyemiyorum. Şu söylemle “tribün şoveni” izlenimi veriyor olsam da “tribün birşeyi” olacak kadar yıl ve emek devirmedim henüz. Ama yine de taraftarın gözünde çakıp duran o tutku ışığının farklı bir şey olduğunu öğrenmek de ihtisas gerektirmiyor malum olduğu üzere…

Kendisine “Ben sizin çizdiğiniz çizgiler içerisinde bir taraftar değilim” yaftası yapıştıran kimi “tanıdık ve kalemi değerli” isimlerin gözlerinde, gözlük arkasından bile görülen o ışık var ya; işte o bir an bile yanmıyor, nazarımda “seyirci” sıfatını haiz olan insan topluluğunun gözlerinde. Baktığımız zaman, sen seyirciyi müşteriye oranla ehven-i şer bir yere koymuşsun “taraftarın” gözünde, fakat belki de benim bir cümle önceki hissiyatımın nedeni; “seyirci ile müşteri” arasında senin bahsettiğin kadar fark olduğunu düşünmememdir. Hatta fikrimce bu iki türün gittiği yollar aynı meydana çıkıyor.

Bu ucu bucağı bilinemez hususu geçip, sürece baktığımız zaman “Sporu kitlelere ulaştırmak ve bunun üzerinden kâr etmek” kadar, “yöntemler üzerinde ahkam kesme” işleminin de kolaylaştığını, olağanlaştığını ve hatta iletişim imkanları dahilinde çap sınırının ortadan kaybolduğunu görüyoruz. Akabinde, tüm bu olan bitene dair kutuplaşmak hiç zor olmuyor. Bizimkisi gibi; “Bütün kötü huylarını anasından almış” kolaycılığından hareketle “Akdeniz insanı şekerim. Hep böyle bunlar, ehe ehe” analizciliğinin tartışma edebi yokluğuna bahane olarak gösterildiği ve tartışmalar üzerinde en ufak uzlaşma adımının “Böyle geri vites yaptırırlar adama genç” algısıyla değerlendirildiği bir ülke gerçeğinden de farklı bir şey beklenemez zaten.

“Kulüp yönetimlerinin bu üçünü dengeli şekilde desteklemesi” noktasında ise boşu boşuna amin dememek gerektiğini düşünüyorum. Taraftarıyla, seyircisiyle ve müşterisiyle bu kadar ucube (?) bir yapıyı idare edecek tecrübeye, dirayete ve diplomasi bilgisine sahip bir yöneticinin gelmesi, gelse de düzenin içerisinde akıl sağlığını muhafaza ederek kalabilmesi zor.

Bunca olmaz olası tesbit için “Hep karamsarlık, hep olmazcılık. Peki çözüm önerisi yok mu?” denebilir. Olmaz mı? Tecrit… Her kitlenin birbirinden mümkün mertebe ayrı tutulması. Stadyum gibi bir ortamda “Rahat. Hazır ol” nizamı ve intizamı bekleyemeyiz. Elbette bir şeyler birbirine karışacaktır, ama kulüp yönetimleri oynamaya bayıldıkları “Şark Kurnazlığı” ve “Alaturka Kurumsallık” oyunlarını tribünler üzerinde denemeyi bırakıp “Madem böyle çeşitli bir yapı var. Neden bunları birbirlerinden ayırarak işe başlamıyoruz?” diye düşündüğü zaman çözümün kapısı hafif aralanmış olur.

2 yorum:

Unknown dedi ki...

onore edilmişim haberim yok :)
saramadım gitti senin şu blog'a kardeşim :)

Sosyal_FB dedi ki...

Her zaman bekleriz :)