11 Ekim 2008 Cumartesi

Ankara'nin Dardir Yolu

Bir onceki gun “iki kupa” dedik ama “Ankara’nin tasina bak, gozlerimin yasina bak” ile bitirdik Cumartesi’yi.

Once kizlar… Hicbirinin gozunde “Biz bu kupayi kazanacagiz” yoktu. Bir kac sene once 49-74 kaybedilen bir Akatlar macinda gormustuk bu bos bakan gozleri. Sonrasi beyaz uzerine lacivert yaziyla “Bu Formayla Dalga Gecilmez” yazisi ve “Besiktas’a koymadan bize huzur yok” tezahurati. Geregini yapmadilar mi? Layikiyla yerine getirdiler. Ama bu “Amacsiz bakan gozleri” acikliyor mu? Mazur gosteriyor mu? Bizce hayir. Hem seneler sonra “Bir ivme” diye dolasan ezeli rakibe bunu kendi ellerimizle vermek, tum sezonu moralle gecirmesine davet etmek… 55-71 hic hos olmadi.

Kadroydu, suydu, buydu detaylarinin sezon oncesi bir karsilasmada dibine kadar irdelenmesi gereksiz gelebilir ama bu konu uzerine kafa yoran herkesin sordugu o hakli soru ne olacak: “Nicole Powell nerede?” Rakibin 38 yasindaki oyuncusu daha gecen hafta final oynamisken, saha cikip savasiyorsa ve bizim oyuncumuz haftalardir yatiyorken bu maca cikmiyorsa bunu soranlar hakli olmaz mi?

Burada hoca zaafiyeti olduguna inanmiyorum. Hic bir hoca, hele Zafer Kalaycioglu, Cappie’den sonra Nicole’e razi olmaz. Iki senelik aradan sonra, mali kisitlamalar ve bunlara bagli imkanlar dahilinde “Tanidik, bildik en azindan” kontenjanindan takima geri dahil edilen Powell ilk geldiginde “Ben profesyonel turistim” dememis miydi? Play-off serisinde cikardigi oyunu (sebebi ne olursa olsun) hatirlamiyor muyuz? Butun bunlara baktigimizda “Attan indik, orasi kesin ama bindigimiz nedir?” sorusu aklimiza gelmiyor mu?

Uzatmayalim. Oyle ya da boyle “Bayan Basketbolu’nda Fenerbahce Gelenegi” diye bir sey yaratildi. Onder Dai’lerin, Ayten Salih’lerin ellerine dogan, Forty Murat’larin, Arzu Kaptan’larin ozverileriyle yeniden canlanan ve adi sukranla anilasi daha nice insanin hizmet ettigi bu gelenek, “Suregelen degerler erozyonunda eriyip gider mi?” korkusundan kendimizi alamiyoruz. Klise bir teselli de olsa “Bir kupa kazanarak Kralice olmadilar. Bir kupa kaybederek de taclarindan olmazlar” diye dusunuyoruz. Umuyoruz…

Yillarca ozlettikten sonra son iki senenin sampiyonu olarak zuhur eden erkek basketbol takimimiz da Telekom’a kaybetti kupayi. Solomon’dan gecip, Green duraginda durunca bozulan halet-I ruhiyeler, Giricek ile biraz toparlanmisti ki Cumhurbaskanligi Kupasi Vidmar ve Preldzic’in hala bizim takimda oynadigini hatirlatinca oynar baslikli bir hal aldi yeniden sinir uclari. Bu ikisi gercekten 2010 ya da takip eden senelerde mukemmel oyuncular olabilirler ama Fenerbahce’nin iki yabanci hakkini bunlardan yana kullanarak “Ihtiyaci oldugu anlarin hemen hepsinde yari yolda kalmasi” bir nevi “Basari yolunda cekilmesi gereken cilenin mutlak mukadderati” midir? Ve bastan beri tasidigimiz endiseyle, cefasini cektigimiz gibi sefasini surebilecek miyiz bu genclerin? “Bizde bundan cok var” diye alinmayacagi aciklanan ama sonra alinip Alpella’ya verildikten sonra, “Galiba pek yokmus” denerek takima geri dahil edilen Serhat Cetin’den ve “Ulker altyapisi bizimle birlestikten sonra Voltran olusacak” hissiyatindan bahsetmiyoruz bile. Erken konusmak gibi olacak ve sonunda buyuk mahcubiyet de yasayabiliriz ama Allah’in bildigi dusuncemizi kuldan saklamanin luzumu var mi? Bay 2010’u takdimimdir…

Baslangic boyle oldu, bari sonu hayirli olsun. Yoksa camia olarak bu seneyi apranax fort ile gecirecegiz.

Hiç yorum yok: