31 Mart 2009 Salı

Yüz Karası


Benim okuma merakım, Bostancı'daki evde, ahşap dolabın içerisinde duran Zagor Tenay ciltleri ile başladı. Babamın biriktirdiği Teks Viller ciltleri siyah, Kaptan Swing'ler koyu lacivert, Zagor'lar ise bordo renk ciltliydi. Belki de dikkat çekici renginden, ilk önce ona çekildim. Bütün o ciltlerin nasıl elimde olmayıp da başka diyarlara yelken açtığını düşündükçe yanarım ya, neyse, konumuz bu değil.

Bu kuçük ve kalın ciltlerin yanında, büyük ve nispeten ince olanlar da vardı. Gırgır... Rahmetli Oğuz Aral'ın efsanesi...

Bugün yaşı kırkı geçmiş kime sorsanız, gözlerini uzaklara bir saniyeliğine bile olsa daldıran Gırgır... Her ne kadar biz, Utanmaz Adam ve En Kahraman Rıdvan delisi olsak da; başka bir şey daha vardı Gırgır'da. Çocuk yaşta adını koyamadığımız, sonradan "Toplumsal Muhalefetin Akil Sesi" olarak değerlendireceğimiz şey. "Güldürürken düşündürmek" denen tuhaf olgu değil. "Düşünürken gülmek" belki de doğrusu.

Zira memleketinin ekonomisini ve sosyal durumlarını (en azından kendisi ve sevdikleri için) düşünmeyen insan olamaz. İşte bunu düşünenlere, gerçekleri en anlaşılır şekilde, diplomatça değil, bodoslama anlatan bir geleneğin çocuklarıdır mizah dergileri. Bu kimya ile sahiplenildiler. "1980 sonrası iyiden iyiye apolitik gençlik" söylemine / haklı tespitine karşı ayakta duran genç kitlelerin başında genç çizerler geldi. Haftalık mizah dergileri ekseriyetle bu çizgide oldular. Hiç bir şey yapmadılarsa (ki çok şey yaptılar) benim gibi, "dergiler eline geçmediğinde" kendinden geçercesine üzülen ve elindeki ciltleri yüzüncü kez okuyan bir kitle onlar sayesinde gelişti. Bu bile, ilgili insanların liyakatinden ve yaşam süreçlerinden bağımsız, çok büyük marifettir.

"Toplumsal Muhalefetin Akil Sesi" demiştik. Mao'nun bir sözü vardır:
"Politics is war without bloodshed while war is politics with bloodshed"

İçinde mecazen dahi olsa kan barındıran bir şeyin, safiyane temiz olmasını bekleyemezsiniz. Temiz olmayan şeyi, temiz olduğunu telkin etmenin en basit tanımı ise dezenformasyondur.

Bunu politikacılar yapınca yadırganmaz. Çünkü politika, bir nevi yalan sanatıdır.

Bunu politikacıların eteğinde dömek zorunda kalabilen meslek gruplarından insanlar yapınca yadırganmaz. Çünkü çok para, çok dürüstlüğü kolay kolay kaldırmaz.

Ama çocukluğumuzdan bu yana, "Yanlış varsa yanlış olduğunu önce onlar söyler" dediğimiz bir meslekten; eliyle, koluyla, beyniyle tırmana tırmana değil de diliyle yalaya yalaya mevki edinmiş bir insan çıktığını görünce çok üzülüyor insan. Partilerden, ideolojilerden bağımsız bir şey bu. Tornistan az görülmüş şey değil çünkü.

Kalemi yazmaya devam etsin diye ucunu değil, siyasal iktidarın papucunu yalamak daha kolay demek ki...

Sizincity'de "Yüz Karası" nasıl yazılıyor, Salih Memecan?

1 yorum:

James dedi ki...

Çok güzel yazmışsın abi, bende geçen evde eski penguenleri okuyodum, penguene başbakan dava açtıgı sırada emre aköz penguen davayı kaybetsin yüz lirasını ben verecem demiş üç sene içinde bu kadar dönen bir grup yazar çizer nasıl bakıyo insanların yüzüne anlamıyorum