
Turk sporunun iki buyuk kulubu olan Fenerbahce ve Galatasaray arasindaki rekabetin, 100. yasini geride biraktigi gunlerdeyiz. Goz ucuyla goreceklerimiz bile koca bir kulliyat buyuklugunde olacagi icin “Soyle bir geriye donup baktigimizda…” ile baslayan cumleleri kurup, boyumuzdan buyuk islere girmemek gerek. Biz yakin tarihin kolay unutulamayacak bir isminden bahsedecegiz sadece. Hem sari kirmiziyi, hem de sari laciverti, hem sevindirip, hem de uzen bir oyuncudan…
Ezeli rekabetin mazi-i mesudu yadedilirken, muhabbete bayan basketbol cesnisi karistiginda, bu bransla en ilgisiz insanlarin bile “Yahu Amerikali bir kiz vardi. Ne atsa sokuyordu. Iki takimda da oynamisti hatta” diyerek, hatirlar gibi olacagi kadar iz birakan bir isim vardir. Yarismanin birisinde “Fenerbahce’de ile Galatasaray’da sampiyonluk yasayan ve bu basarilarda tek basina cok ama cok buyuk pay sahibi olan takim sporu oyuncusu?” diye bir soru ciksa, sasmaz bicimde ilk sirada ismi soylenecek oyuncudur. Her “eski tanidigi animsayinca” sorulan sual kabilinden:
Sahi, bir Clarissa Davis vardi. Ne oldu ona?
Clarissa, 4 Haziran 1967, Teksas dogumlu. Koskoca sehre dair bu tesbihi yapmak ne kadar dogru olur bilinmez ama San Antonio bir semtse (kariyerini okudukca goreceginiz uzere) Clo da bir semt asigi. Ve ayni zamanda semtinin yuz aki. Oralarda, okul caglarina dair kendisi hakkinda anlatilanlardan bir kac kuple sunalim.
“Clarissa’yi Pease Ortaokulu’nun bahcesinde her daim parmaginda bir basketbol topu cevirirken gormek mumkundu. John Jay Lisesi’ne gitmeye basladigi yillarda ise okul takiminda oynuyordu ve maclardan birinde tek basina 75 sayi atacak kadar yildiz bir oyuncuydu. O zamanlar Jay erkek takimi bile, cogu macta skorborda bu sayiyi nadiren yazdirabiliyordu. Clo, ayni zamanda o gune kadar Teksas’taki liselerin gordugu en iyi voleybolcuydu ve onun mezuniyetinden on sene sonra Demetria Sance, John Jay’e gelene kadar da oyle hatirlandi”
Texas’in “Miss Basketball”u secilmesine yol olan muazzam basarili lise yillarindan sonra, 1985’de Texas Universitesi’ne basladi Clarissa. Daha ilk senesinde, “El cabuklugu-marifet” misali, “Ayaginin uguru-yetenek” sayesinde, 35-0’lik bir seri sonunda NCAA’in ilk namaglup sampiyonlugunu kazandirdi Longhorns’a. “Payi vardir mutlaka ama ‘Kazandirdi’ falan, iddiali laflar bunlar” dememek lazim. Zira finallerde MOP (MVP degilmis. Ilk ikisi “Most ve Player” tutuyor ama V=Valuable olmus O=Outstanding) secildi kendisi. Ertesi sene yine Final Four, son iki senesinde de Ceyrek Final derken, Texas Universitesi turnuva performansinda zirve yapadursun, Clarissa da bu dort yil icerisinde “Tamam birader kapa sen simdi. Bu odul toreni bitsin, sizin odulu de almaya gelecegim. Doncem ben size” tadinda, “igne atsan odulden yere dusmez” bir kolej kariyeri yapti kendisine. Okulunun sayi ortalamasi rekorunu kirarak ve 1980’lerin en iyi konferans / NCAA takiminlarina secilerek bitirdigi kolej kariyerinin ardindan da yurt disi macerasi basladi.
Toplam yedi sene oynadigi Italya, Japonya ve Turkiye’de bes sampiyonluk kazandi. “O bir fenomendi. Bugun hangi takimda oynasa, yildiz olurdu. Erkek basketbolcularin maclarina katilip, onlarla basedecek kadar (hatta bazen daha iyi) oynayabilirdi. Mukemmel sut atiyordu. Cok yuksege ziplayabiliyordu. Oyun kurucu ozellikleri vardi. Cok gucluydu. Potadan donen her topu tipleyebilirdi. Bir suru oyuncunun yaptigini, tek basina yapabiliyordu yani”. Kolejden takim arkadasi Kamie Ethridge’in bu sozlerini okuyanlar “Aslen Kriptonlu muydu peki?” diye soracak kadar abartili bulabilirler ama izleyenler Clarissa’nin, en azindan Turkiye sinirlari icerisinde, gercekten boyle oldugunu hatirlayacaklardir. Fenerbahceliler, Galatasaraylilar, Besiktaslilar, Brisalilar, Botaslilar, IUSBKliler, hasili tum takimlarin oyunculari, “Aliyoruz galiba” dedikleri maclarin onun elinde eriyip gitmesini tecrube etmislerdir muhakkak.
Amerika’da ABL (American Basketball League) organizasyonu baslayinca, bir Connecticut takimi olan New England Blizzard ile anlasti Clarissa. Yalnizca iki bucuk sene surebilen ve sonunda Wnba’e yenilerek kapanan bu dramatik organizasyonda, takip eden senelerde Long Beach Sting Rays ve San Jose Lasers takimlarinda da forma giyerken, iki araya bir dereye yeni bir rekor yerlestirip, bir macta attigi 36 sayiyla, ABL finallerinin sayi rekorunu elde etti.
Sene 1999’a geldiginde, Clarissa 32 yasindaydi. Fenerbahce’ye Turkiye Bayanlar Basketbol Ligi’ndeki ilk sampiyonlugunu kazandirip, ulkesine dondu. Yeni jenerasyonlarin gumbur gumbur geldigi bu sezonda Phoenix Mercury formasi giydi ve tam da “14 macta tutturdugu 9.3 sayi, 2.7 ribaund, 1.4 asist ortalamasiyla profesyonel basketbola veda etti” derken, Fenerbahce’ye geri geldi. Kariyerinin son sampiyonlugu, Turkiye Kupasi oldu. Lig Galatasaray’in sampiyonlugu ile bittiginde ise Clo’nun kariyer defteri kapanmisti.
Uluslararasi alanda da Olimpiyat ucunculugu gibi basarilari olan yildiz oyuncuya, neden erken sayilabilecek bir yasta basketbolu biraktigi soruldugunda, cevabi cok basit ve mutevaziydi:
“Biraktim cunku kalbimde oyle olmasi gerektigini hissettim. Kariyerimi saglikli ve rahat bir bicimde tamamladigim icin mutluyum. Insan hayatinda da sezonlar vardir. Iste bu, artik birakmam gereken sezondu. Profesyonel basketbol hayatim sirasinda is tecrubelerim oldu. Artik bu tecrubelerimi basketbolun diger yuzunde yasarken degerlendirecegim”
Ve gercekten de bu dedigini yapti. Yazinin baslarinda kendisi icin “Bir Semt Asigi” demistik. Universite yillarindan sonra ara verdigi “Texas-Basketbol-Ben” musellesine, 2000 yilinda geri dondu. San Antonio Spurs organizasyonu, sehirde kurulacak Wnba takimi icin yapilacak ayarlamalarin basina gececek birini ariyordu. Hall Of Fame olarak adlandirilan Texas’in gurur listesi icerisinde yer alan uc bayan basketbolcudan birisi olarak, Clo’nun bu goreve gelmesi surpriz sayilmazdi. Durmadan fazla mesaiye kalan tutkulu ve gozupek bir devlet memuru gibi (Gerci bizde bu tip memur, uzun zamandir sadece ‘Dolap Beygiri’ filminde arz-i endam etmistir ama...) buyuk bir tutkuyla calisti ve karsiligini 2003 yilinda, San Antonio Silver Stars’in lige girmesiyle aldi. Silver Stars’in Genel Mudurlugu gorevinde de iki sene var gucuyle calisip, adeta sadece kulubun icerisini silip supurmedigi kaldiktan sonra istifa etti ama giderken geride sportif anlamda cok basarili olmasa da sponsorluk ve reklam harikasi bir yapi birakti. Oyle ki San Antonio sponsor desteginde ikinci, seyirci ortalamasinda (10.384) ise ucuncu sirada durarak goz kamastiriyordu.
Bu ayriligin akabininde Clarissa’yi baska bir vuslat bekliyordu. Tam 31 sene Texas Universitesi Bayan Basketbol Takimi’nin calistiriciligini yapan Jody Conradt, istifa eden yardimcisinin yerini “Senden iyisini mi bulacagiz?” diyerek, ona teklif etti. Okulu, artik kendi zamanindaki gibi finallere asina degildi ama “Austin merkez, Layik olsun herkes” dusturuyla burada da elinden geleni ardina koymadi.
Ve 2008... 6 Agustos 2008’de, Turk basketbolseverlerin yakindan, Fenerbahcelilerin ise daha yakindan tanidigi Cappie Pondexter, Tammy Sutton Brown ve Matee Ajavon gibi oyuncularin mezun oldugu universitede, Rutgers’da yardimci kocluga basladi Clo. 1988 dogumlu Epiphanny Prince’in (ki kendisi Murry Bergtraum Lisesi’nde okurken bir macta attigi 113 sayiyla bu alanda bir rekorun sahibi) surukledigi Scarlet Knights namiyla maruf takimin, su ana kadar oynadigi on bes macta on galibiyeti var. Buradaki macerasi ne kadar surecek ve bundan sonra yolculuk nereye, bilinmez.
Bilinen ve gorunen o ki; guzel baslamis, guzel devam etmis ve henuz sona ermemis bir hikaye Clarissa’nin hikayesi. Bayan basketbola kendini adamis ve bu ugras pesinde her alanda emek vermis birisi o. Zamaninda Turkiye’de de oynamis olan, eski basketbolcu ve 16 yillik esi Gerald Wrightsil ile TeamXpress adinda bir de vakif kurmuslar, idealleri dogrultusunda. “Kiz ogrencilere verilen burslarin ve onlarin sportif / sosyal anlamda gelisimlerini saglamak icin gosterilen akademik cabalarin semeresini dort senedir almaya basladigini” soyluyor, Turk sporunun uvey evlat bir bransinin unutulmazlari arasinda yerini alan Clarissa.
Senelerdir “Su bayan basketbol artik bir sekilde temayuz etse…” diye bosuna bekleyen bir avuc insanin yuzunde gulucukler actiran, icini isitan bir kariyer oykusu. Boylesi degil ama onda biri bizde olur mu? Cok bekleriz.