
Bu sıralar fazlasıyla "Mazi vs. Ati" oluyor konular ama mecbur kalıyoruz. Üstümüze geliyorlar. Önce vesileleri arz edelim, sonra konuya geçeriz. İki anektodumuz var.
Birincisi...
12-13 sene önce, kış ayları. Küçükyalı Çınar Mahallesi. Öglen vakti hafif yağmur, ikindi vakti rüzgar, gece vakti kar, tan vakti çiğ derken yollardaki su birikintileri buza dönmüş. "Bunaldım lan evde, dışarı çıkalım" diyerek sokağa çıkmışız. Zaten biz her türlü, her havada dışarıda surtuyoruz ama mahallenin nisa taifesi kisin pek sokaga cikmiyor. Neyse...
Akli evvellikten degil, can sikintisindan "Gidip, basket oynayalim" diyoruz ama beton zemin buz olmus hepten. Klasik, mahalle duvarlari uzerindeki sohbet basliyor. Yerdeki buzlanmis sularin uzerinde kayiyoruz. Bazen buzlar kiriliyor, icindeki suya batiyoruz. Velhasil guluyoruz, egleniyoruz.
O ara sokagin kosesinden, Zeynep adindaki "surekli yemekten yasina gore azman hale gelmis nisa" cikiveriyor. Soyle bir bakiyor pismis kelle hallerimize. "Cocuk musunuz siz yaa?" diyip, yurumeye devam ediyor. O bunu derken, seytan da bana "Git sunun suratinin ortasina Osmanli tokadini akset" diyor. "Birak, ugrasma Allah'in fazla beslenmisiyle..." diye kendimi engelliyorum.
Hayir, mevzu bizim yaptigimiza gulmesi degil. "Manyaklara bak lan" dese bu kadar dayak atma istegi uyandirmaz. Fakat bu "Cocuk musunuz?"dan sonra, duyan da kendisi sempozyumdan sempozyuma kosuyor, bu tip seylerle hic isi olmuyor zanneder, olay o. Oysa ki daha uc ay once mahallenin erkekleriyle uzun essek oynayan kendisiydi. Hem de en essek cokerteninden bir azasiydi oyunun.
Ikinci ornege gecmeden once bir parantez; Mujde Ar'in bir filmi vardi. Ismi "Vahsi Sevgili" idi yanilmiyorsam. Halk arasinda "Ayi Kadin" olarak da bilinirdi. Bu sifati da yukaridaki sahisa ithaf ediyorum vesileyle. Kutlu olsun!
Yillar sonra...
Dun ogle yemegi sonrasi ayak ustu hasbihaller. "Gondersinler abi Aragones'i. Fatih Terim gelsin bence" diyen bir Fenerbahceli (?) var karsimizda. Ne dersin simdi bu adama? Hic bir sey soylemeden, uzaklasmak lazim aslinda ama "Nasil dersin bunu yahu?" diyip, pesine bir kac laf siralayinca alinan cevap su oluyor:
"Gecmiste kalmissiniz abi siz"
"Gecmiste kalmak"
Bundan on kusur sene once duydugumuz "Cocuk musunuz?" lafi, "Cabuk buyumek istemek"le, "Kendini baskalarindan buyuk gormek"le, salt zevzeklikle ya da hepsiyle aciklanabilir bir nebze. Peki ya ikincisi? Artik temcit pilavi haline gelen "Manevi degerlerin yoklugu"ndan dem vuracak degiliz ama eskinin guzelliklerine sikica sarilanlari "Sinifta kalans ogrenciyi ayiplamak"la esdeger muameleye tabi tutmanin gerekcesini, mantik cercevesi icerisinde anlatabilir mi birileri?
Sadece Fatih Terim-Fenerbahce konusu degil bu. Eskinin "Bana dokunmayan yilan bin yasasin" mantigi, yerini "Bana faydasi olan yilan bin yasasin"a birakti. Ikisi anlamca ayni gozukse de aralarinda buyuk farklar var halbuki. Birincisi, "Onun benimle, benim onunla isim olmasin" derken, ikincisi "Gelsin, isimi gorsun" dusturunda. Ve maddi, yani elle tutulur cikarlarin bu kadar on plana cikmasi, her turlu maneviyati olduruyor.
Dolayisiyla manen bir takim seyleri sahiplenmis olmak ayiplaniyor esas. Olumlu, olumsuz, her fiilin cevabi ayni.
Seviyorum = Gecmiste kalmissin.
Ozluyorum = Gecmiste kalmissin.
Unutmuyorum = Gecmiste kalmissin.
Buna karsi duran aciklamalara giristigin zaman da; dustur edindikleri Carpe Diem'e ters oldugu icin makbul olmayan o fikirlere ve bu devirde bu kadar taassup sahibi insanlarin yasamasina taaccüp ettiklerini bildiriyorlar.
E tamam, hadi diyelim ki; biz hayatimizin hatasini ettik (?) ve bir bok yedik (?), gecmiste kaldik. Siz gelecege gectiniz de ne oldu? Asr-i saadet mi yasiyorsunuz?
PS : O zaman Osmanli'yi aksetmedik ama takip eden yaz borc hanemize yazildi, durup dururken. Elbet bir gun o tokat borcumuzu odeyecegiz... Nasip...











_S21193525.jpg)
























