Muhtelif Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhtelif Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ekim 2010 Çarşamba
Türk Sporunun Özeti
Fenerbahçe'si olsun, Galatasaray'ı olsun, Beşiktaş'ı olsun, hangisi olursa olsun; küçük ve yerel bazı örnekleri bir kenara bırakacak olursak Türk sporunun özetini çıkartmak için fazlaca söze ihtiyaç yok.
Bugün, derbi maçın hemen öncesinde Galatasaray cephesinde ortaya çıkan durum, dün Fenerbahçe'de vardı. Öncesinde orada, burada, her yerde..
O, her fırsatta itin götüne sokulan ve "Aman mirim, geçiniz Allah aşkına..."lar ile aşağılanan "taraftarlar" vizyonsuz ve bilgisiz, yöneticiler hasbelkader Türkiye'de büyüklerin başında oldukları için vizyonlu öyle mi?
Olacak denenlere, o sürece eşlik edenlere ve en sonunda olanlara bakın. Ne demek istediğimiz ve kimin ne olduğu, daha iyi anlaşılır.
Türk sporunun özeti mi? İşte şu üç tanesi:
1. Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı
2. Eşek ölecek, ters dönecek, siki güneş görecek
3. Halayık kapıyı sikildikten sonra kapatırmış
9 Ekim 2010 Cumartesi
Naked & Nude
Tanıdıklardan sadece Taurasi değil, eski voleybolcumuz Kimberly Glass da çıplak poz vermiş ESPN Body Issue dergisine.. Yukarıda da ilgili video mevcut..
Çalışmazsa diye link de burada..
13 Mayıs 2010 Perşembe
Tribüne Elektro Şok
Philadelphia Phillies ve St. Louis Cardinals takımları arasında oynanan maçta, seyircilerden bir tanesi elindeki havluyu sallayarak, sahaya dalmış. Peşinden koşanlar da el yordamıyla yakalamak yerine, elektro şok marifetiyle tutmayı başarmış (!)
Bu arkadaşlar fazla yüz bulmuşlar. Ancak sahaya girince yiyorlar şoku. Misal bizimkilerine eline bundan versen, "Müsaade eder misiniz?" diyerek omzuna dokunanın bile boynuna yaslayıverirler akımı. Şimdilik bol kepçeden biber gazıyla idare ediyoruz. Allah teknolojiyi stadyumlarımızdan uzak tutsun. Amin!
1 Mart 2010 Pazartesi
Buzda Alem
9 Ekim 2009 Cuma
Skrim Gelişmesini Sporun
Eskrime yakın durduğumuz tek vakit, James Bond'un "Die Another Day" macerası oldu; o da "Verity" karakterine hayat veren Madonna sayesinde.Fakat herkes bizim gibi değil tabii. Türkiye'de Dünya Şampiyonası düzenleniyormuş da haberimiz yokmuş meğer.
Geçenlerde de bir bilardo şampiyonası vardı Kastamonu'da. Çeyrek finallere mi ne denk geldim, biraz izleyeyim dedim. Sporcunun birisi atış yapıyor, TRT elemanı Vali'yi övüyor. Diğer sporcu atış yapıyor, yorumcu TRT'yi övüyor. Ekranda oyuna dair bir şeyler yazıyor, ikisi birden Bilardo Federasyonu'nu övüyor. Adeta Erşan Kuneri kaynıyor ortalık.
"Aşçı bahçıvanı, bahçıvan şoförü, şoför uşağı, sonra hepsi uşağı"
Sonra ülkede spor gelişsin. Gelişir. Al!
5 Ekim 2009 Pazartesi
Copacabana ve Olimpiyat
Mekan, Brezilya, Rio De Janeiro, Copacabana plajı. Cemaat, ülkelerinin 2016 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak olmasını kutluyor. Ölmeden sporuyla, sporcusuyla, salonuyla, organizatörüyle bihakkın tertip edilmiş böylesine büyük bir spor organizasyonu görebilecek miyiz memleketimizde acaba? Zor... Ama insan kıskanıyor arkadaş.Gerçi, Adnan Kıstak hocamız vardı bizim bir. 2007'deki Dicle Üniversitesi maçından bir saat önce "O kural unutulur mu yahu? Olmaz öyle şey" deyip, maçta sahaya fazladan yabancı sokarak, şov yapan (!) hocamız...
Onu ertesi sezon buralara göndermişti kulüp. Oyuncu alıp gelecekti, olmadı. "Yediğin, içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat hocam" diyecektik ama sezon başladı falan, bir şeyler. Şahane transferlerimizle ikinci olduk yine. Neyse... Uzun lafın kısası, bizim memleket olimpiyat görür mü, biz Copacabana görür müyüz bilinmez, ama bir gidenimiz var. Sorarsanız, anlatır.
17 Eylül 2009 Perşembe
Yanakta Patlamış
Beyzbol ile ilgisi, arada sırada televizyonda verilen makara spor filmlerinden ve atari makinelerindeki "Baseball Stars II" oyunundan ibaret bir ırkın ahfadı olarak, şu resmi gördükten sonra yine aklıma geldi.Nuh nebiden kalma bir çizgi film vardı TRT'de yayınlanan; "Biraz da biberleyelim" diyip duran tipler, mazlum beyzbol topunun canını çıkarırlardı. Bizim nesli beyzboldan soğutan biraz da bu çizgi filmdir. Hem topun haline üzülürdük, hem de ne zaman heyecanla takip ettiğimiz bir şeyin yayını kesilse, bu çizgi film çıkardı karşımıza. Topun intikamı!
16 Eylül 2009 Çarşamba
İsyanım Var Ulan!
Serena'nın Amerika Açık'ta çıkardığı mevzuun yankıları devam ederken, bizim memlekette de Bursaspor'un hanım hanımcık (!) taraftarlarının kavgasını izledik geçende.Tenis ekseninden fazla uzaklaşmayacak olursak, yukarıdaki resimde Joe Mc Enroe'un sinirini kameradan çıkardığı bir 1985 hatırasının resmi var.
Bir başka spor dalı için, şurada ise 22 Temmuz 2008'de, Detroit Shock-Los Angeles Sparks maçında Candace Parker ve Planette Pierson arasında başlayıp, sonrasında coşan kavganın görüntüleri...
Serena özelinde, sportif müsabakalarda kadınların çıkardığı olaylara bakış açısıyla ilgili, New York Times şu yorumu yapmış:
Boys will be boys, girls will be girls and competitive athletes will be competitive athletes.
McEnroe’s youthful intemperance is celebrated in series of entertaining commercials; Connors’s intensity is heralded as a symbol of competitive fire. Who knows how Serena’s outburst at the 2009 United States Open will be remembered in 20 years. It will probably depend on how many more Grand Slam titles she wins and how she conducts herself in pursuit of them.
There is no room for a gender-based double standard. There is one code of conduct: civility in victory and graciousness in defeat."
13 Eylül 2009 Pazar
Sporda Şiddet ve İkiyüzlülük
Boluspor'a 1-0 kaybeden Hacettepe'nin haberi nasıl bildirilmiş gazetelerde?"Bu Türkiye'nin zayıf ötesi spor gazeteciliğinde bir klişedir ve klişelerin kimseye zararı dokunmaz" diye düşünmemiz gerekiyor belki de.
Ama biz "Hayal bu ya" diyerek, olayın aktörlerini değiştirelim; Fenerbahçe ile Galatasaray yapalım, ve "Kurşun-Silah" temalı bir pankartın tribünde açıldığını ya da tezahürat olarak söylendiğini varsayalım. Ne olurdu?
Kulüpler, söz konusu hareketi yapanları "3-5 kendini bilmez" olarak sıfatlandırıp, ezeli rakiplerin ebedi dostluğuna kimsenin halel getiremeyeceği nutuklarını atardı.
Medyadaki, sporla ilgili-ilgisiz bir çok kalemşör, şiddetle bir yere varılamayacağını ve şiddeti anımsatan her şeye yasak getirilmesi gerektiğini haykırırlardı.
Televizyon programlarında stadyumların aşağılık birer şer yuvasına dönüşmekte olduğu söylenir, türlü çözüm önerileri getirilirdi.
Ne kadar orjinal, değil mi?
Peki "Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun" diye ortada dolanan şeydeki hükümlerin uygulanırlığı, sadece taraftar üzerinde mi geçerli? Mesela 16. maddedeki "Basın ve yayın organları; söz, yazı veya davranışlarla spor kulüplerini, taraftarlarını, spor adamlarını şiddete, kulüpler arası husumete veya suça teşvik edici eylem ve davranışlarda bulunamaz, eleştiri amacı dışında aşağılayıcı yorum veya haber yayınlayamaz" cümlesinin gereği yapılıyor mu? Alenen gaz vermeyen yayınlara ses çıkarılmıyor mu yoksa?
Kanun koyuculuk ve uygulama becerisi; mesela "Silah ve Kurşun" imasıyla yapılan haberlere, "Dervişin fikri neyse, zikri de odur" şeklinde yaklaşarak, sorumluluğu yalnızca bireylere yüklemek ve medyanın bu tarzda ince tahriklerine ceza verememek midir? Yoksa "Medyayla uğraşıp, başımıza dert mi alacağız? Yüklen taraftara, kimsenin sesi çıkmaz" kolaycılığı mı hakim, mülkün temelinde? Maalesef aynen öyle.
Marylin Manson denen ruh hastasının "Times have not become more violent. They have just become more televised" sözlerinde doğruluk payı yok değil. Ama insanların doğasında var olan şiddetin bizim gibi memleketlerde allana pullana servis edilmesi, bugün manasız bir şekilde şiddete özenen kitlelerin, sadece sportif anlamda değil, sosyal olarak da en büyük arkadan iteni olarak medyayı işaret ediyor.
30 Temmuz 2009 Perşembe
Sen de Dön
Schumacher dönecekse, Damon Hill de dönsün. F1'i en çok o zamanlar sevmiştik, yine severiz. Öbür türlüsü vızıltıdan başka bir şey gelmiyor kulağa. At yarışında en azından nevaleyi alıp, locaya çökme şansımız oluyor. Aksiyona bir ara veriliyor, "Hadi bakalım yuvarla" diyerekten meye dalıyoruz falan ama burada sürekli bir cazırtı. Televizyonda bile çok çekilmiyor.Lakin Damon Hill dönsün, her şekil izlenir. Gerçi baba da aleme vermiş artık kendini. "Ne döncem lan. Yaş erdi kemale. Biz eleğimizi astık" diyor gibi. Yakışır! Zamanında Schumacher'e vermediğin yollar helal sana. F1 pilotunun bile apaçisi güzel.
6 Şubat 2009 Cuma
Cek Phelps Cek

Soyle buyuk yuzucu, boyle buyuk sporcu, acaip rekortmen, macaip atletik falan derken havudaki basarisiyla gozleri dort, agizlari karis acik biraktiran Phelps'in mariuhana icerken resimleri piyasaya cikinca uc ay ceza dayandi burnuna. Yazik oldu. Dijital cikti, mertlik bozuldu Mike, aklinda olsun.
Simdi seni Mr. Mckey ile basbasa birakalim. Ne diyordu muhterem:
Now-uh, let's focus our discussion first on marijawana. Marijawana's bad, and it also has a very distinct smell, mkay? I'm gonna pass around just a little tiny bit and I want you all to take a smell, so you know when someone is smoking marijawana near you.
28 Ocak 2009 Çarşamba
Episode II

Alttaki Brokeback Mountain, tamam. Peki ustteki ne? Kucaktakinin elinde duran kemer olmasa, Brokeback Mountain II sanar miyiz? Muhakkak.
Ingiliz boksorler, Nicky Cook ve Enzo Maccarinelli (Tam bir Ingiliz ismi) rakipleriyle yapacaklari mac oncesi boyle bir poz vermisler. Fotomac muhabirinin onerisi olabilir bu poz. Akla baska bir sey gelmiyor.
13 Ocak 2009 Salı
Meydan
Rusya'da, Kizil Meydan'da bir buz hokeyi maci.
Meydan denen sey, oyle kondugu gibi, adlandirildigi gibi, col gibi durmuyor baska yerlerde iste. Gerci, yasal bir sekilde meydanda toplanma talebini iletenlere (konusmasindan anlasildigi kadariyla) "Isteyene gider" seklinde yaklasan bir valiye sahibiz. Fazla bir sey beklememek lazim. "Boyle bir sekil yapalim, basketbol oynansin, ne bileyim bir sportiflik olsun" dense, "Akabinde komunizm gelebilir" diye reddeder Muammer amca. Sporculari gotuturler merkeze. Zaten bu aralar merkez yine trendy bir mekan oldu, cikti.
8 Ocak 2009 Perşembe
Azim Nedir?
Budur.
Bethany Meilani Hamilton. 1990 dogumlu bir sorfcu.
13 yasinda, 4.5 metrelik bir kopek baliginin saldirisina ugramis ve olay esnasinda vucudundaki kanin % 60'i ile beraber, sol kolunu da tamamen kaybetmis. Ayni gun babasinin bir diz operasyonu gecirecegi hastaneye, arkadaslari tarafindan yetistirilmis ve ameliyat masasinda babasinin yerini almis.
Bunlardan sadece uc hafta sonra sorfuyle sahile kosan ve o gunden bu yana hic ara vermeyen Bethany, ilerleyen yillarda aldigi odullerin yani sira, en ust duzey organizasyonlarda mucadele etmeye devam ediyor. 2007 yilinda cekilen "Heart of a Soul Surfer" ismiyle basindan gecenlerin bir filmi de yapildi.
Sitesi de burada.
20 Aralık 2008 Cumartesi
13 Aralık 2008 Cumartesi
Atanalirspor

Mahalle maclarinin kaniksanmis ve rakip tarafindan bir defadan fazla dile getirildiginde sinirlenilen kuralidir.
-Oha lan, nereye gitti top.
-AtanAlirSpor olm.
Gerci golf denen sporda herkesin kendi topu var ama dallarin arasina bu derece sikistirmayi basaran James Nitties'e oyun arkadaslari "Atanalirspor" demisler midir acaba?
5 Aralık 2008 Cuma
Psikopat misin Marie?
Marie Marchand-Arvier. Kayak insani. Kayakla uzun atlama (kesin baska bir adi vardir) ve bobsleigh'den baslayip, digerlerine uzanan (ama asla curling'e kadar uzanmaz, bir iki yazi once bahsettigimiz uzere) kis sporlari izleme aliskanliginin kulak asinasi isimlerinden. Bayanlar Kayak Dunya Kupasi'nda, soguktan korunmak icin yuzune flaster yapistirmis. Kayakci'dan cok Dayakci'ya (kotu oldu, farkindayim) benzemis. Psikopat misin sen Marie? Kurukafa falan. Indir o elini.
4 Aralık 2008 Perşembe
Birdir Bir, Ustamin Dedigi, Ama Tersten...
Bir muhabbet harlayicisi olarak "Ulan su Curling ne gereksiz spor?" saptamasinin benzerini kullanabilecegimiz bir diger spor dali da budur sanirim. Aslinda bunlari yapanlarin alinmasi, kizmasi normaldir. Neticede yapan icin hakikaten bir saglikli yasam vesilesidir ama seyri konusunda ayni seyi soylemek zor. Su manzarayi seyredenin aklina baska seyler de beraber gelmiyor mu? Napiyorsunuz evladim siz?
29 Ekim 2008 Çarşamba
Rambo Olimpiyat'a
Bu seneki Avrasya Maratonu biraz cesnili olmus. Seneler once Ali Sami Yen’e meyva bicagiyla baskin yapan Rambo Okan “Turkiye’de atletizmin sorunlarina dikkat cekmek icin” Avrasya Maratonu’na katilmis ve kazanmis.
Yolda tribuncu birini cevirip “Rambo Okan, Avrasya Maratonu’nu kazandi” deseler, ya gulmekten yerlere yatar, ya da “Dalga mi geciyosun lan?” diye kalayi basar ama vallahi kazanmis. Gerci biraz degisik bir kazanma olmus ama ondan da bu beklenirdi.
Milliyet haberi soyle vermis:
-------------------------------------
Geçmişte adı türlü ilginç olaylara karışan Rambo, bu kez maratonda ortalığı karıştırdı. Önceki gün koşulan Avrasya Maratonu'na katılan Güler, 2 saat 48 dakida 39 saniyede finişe vardı. Bu 'muhteşem' derecesiyle 40-44 yaş kategorisinde rakiplerinin 10 dakikadan fazla önünde birincilik kürsüsüne çıkan Rambo Okan, yarış akşamı da kupasını aldı.
Ancak ertesi gün sporcuların ayaklarına bağlanan mikrociplerin kontrolü sırasında bir gariplik fark edildi. Güler, kayıtlara göre maratonun ikinci bölümündeki 21.1 kilometreyi yaklaşık 59 dakika gibi neredeyse dünya rekoruna yakın bir dereceyle koşmuştu. Üstelik, bu dereceyi aynı uzunluktaki ilk bölümü 1 saat 49 dakika 54 saniyede geçtikten sonra yapmıştı!
Maraton'un Rambo'su olmayı hak edecek dereceden daha ilginç başka bir detay, Okan Güler'in foyasını ortaya çıkardı. Güler, parkurun 30.km'sindeki kontrol noktasından da geçmemişti. Yenikapı'dan sonra sahilyolunu takip ederek Bakırköy'deki dönüşe gitmesi gerekirken, "kestirme" yaptığı ve yolun karşısına geçerek finişe yöneldiği anlaşıldı.
Kupa sevinci bir gün süren Güler'in derecesi iptal edildi, bu kategoride 2.58.33 koşan Kemal Üney birinci ilan edildi. Şimdi yarış organizatörleri kupayı geri almak için Rambo Okan'ı arıyor. İşleri zor... Zira başvuru formunda Okan Güler'in mesleği 'amigo' adresi de 'Fikirtepe Trabzon Kıraathanesi' diye yazıyor."
-------------------------------------
Imkan verilse; erkekler ya da bayanlar farketmeden, turlu yas gruplarinin ve kategorilerin alayina gider, birinciligi kazanirdi Rambo ama yok kardesim. Bu ulkede sporun ve duzgun sporcularin elinden tutan yok.
Sogutlucesme’nin karsisindan Kiziltoprak’a giden yolun uzerindeki merdivenlerde, tribune gidis beklenirken, soldaki yukseltide cektigi nutuklar geldi aklima. Bosver Rambo’yu simdi ve Kaval-Sishane bir yazi olacak ama; o tikis tikis kuyruklar biteli kac sene oldu. Seridi lacivert, ustu sari bereler. Kofte dumani. Eziyetti ama ozluyoruz kardesim.
Yolda tribuncu birini cevirip “Rambo Okan, Avrasya Maratonu’nu kazandi” deseler, ya gulmekten yerlere yatar, ya da “Dalga mi geciyosun lan?” diye kalayi basar ama vallahi kazanmis. Gerci biraz degisik bir kazanma olmus ama ondan da bu beklenirdi.
Milliyet haberi soyle vermis:
-------------------------------------
Geçmişte adı türlü ilginç olaylara karışan Rambo, bu kez maratonda ortalığı karıştırdı. Önceki gün koşulan Avrasya Maratonu'na katılan Güler, 2 saat 48 dakida 39 saniyede finişe vardı. Bu 'muhteşem' derecesiyle 40-44 yaş kategorisinde rakiplerinin 10 dakikadan fazla önünde birincilik kürsüsüne çıkan Rambo Okan, yarış akşamı da kupasını aldı.
Ancak ertesi gün sporcuların ayaklarına bağlanan mikrociplerin kontrolü sırasında bir gariplik fark edildi. Güler, kayıtlara göre maratonun ikinci bölümündeki 21.1 kilometreyi yaklaşık 59 dakika gibi neredeyse dünya rekoruna yakın bir dereceyle koşmuştu. Üstelik, bu dereceyi aynı uzunluktaki ilk bölümü 1 saat 49 dakika 54 saniyede geçtikten sonra yapmıştı!
Maraton'un Rambo'su olmayı hak edecek dereceden daha ilginç başka bir detay, Okan Güler'in foyasını ortaya çıkardı. Güler, parkurun 30.km'sindeki kontrol noktasından da geçmemişti. Yenikapı'dan sonra sahilyolunu takip ederek Bakırköy'deki dönüşe gitmesi gerekirken, "kestirme" yaptığı ve yolun karşısına geçerek finişe yöneldiği anlaşıldı.
Kupa sevinci bir gün süren Güler'in derecesi iptal edildi, bu kategoride 2.58.33 koşan Kemal Üney birinci ilan edildi. Şimdi yarış organizatörleri kupayı geri almak için Rambo Okan'ı arıyor. İşleri zor... Zira başvuru formunda Okan Güler'in mesleği 'amigo' adresi de 'Fikirtepe Trabzon Kıraathanesi' diye yazıyor."
-------------------------------------
Imkan verilse; erkekler ya da bayanlar farketmeden, turlu yas gruplarinin ve kategorilerin alayina gider, birinciligi kazanirdi Rambo ama yok kardesim. Bu ulkede sporun ve duzgun sporcularin elinden tutan yok.
Sogutlucesme’nin karsisindan Kiziltoprak’a giden yolun uzerindeki merdivenlerde, tribune gidis beklenirken, soldaki yukseltide cektigi nutuklar geldi aklima. Bosver Rambo’yu simdi ve Kaval-Sishane bir yazi olacak ama; o tikis tikis kuyruklar biteli kac sene oldu. Seridi lacivert, ustu sari bereler. Kofte dumani. Eziyetti ama ozluyoruz kardesim.
24 Eylül 2008 Çarşamba
Lance, Kazakistan'da...
Biz geldik, bu cografyaya sportif anlamda bir hareketlilik de geldi. Olimpiyat gibi takvimli bir hadiseyi kenara koyacak olursak; "Eto'o Ozbekistan"a haberleri cikti. Kolpa oldugu anlasildi. Hemen ardindan (gercek bir haber olarak) Rivaldo ile Bunyodkor'un anlastigi haberi geldi. Rivaldo'dan sonra bizim sabik hoca Zico'yu da aldilar.
Son olarak da kanseri yenip, akabinde Fransa Bisiklet Turu'nu kazanmasiyla "Alemlerin En Meshur Bisikletcisi" olarak temayuz eden Lance Armstrong'un Astana (Almaty'nin halefi baskent) takimina katildigi haberleri cikti.
Armstrong, ailesi ve en yakin arkadaslariyla konustuktan sonra spora donme karari almis ve gelecek sene Fransa Bisiklet Turu'na katilacak.
"Yasli atletler daha iyi performans gosteriyor" demis Lance ve "Ciddi spor fizyolojistlerine sorarsaniz yas hikayesinin bir kocakari masali oldugunu soylerler" diye eklemis. Gorecegiz... Eger "gosterirse" 1922'de 36 yasindayken bu turu kazanan tek 34 yas uzeri sporcu olan Firmin Lambot'u da geride birakacak Armstrong.
Gerci Astana takiminin tura kabul edilip, edilmeyecegi konusunda bir garanti yok. Gecmis doping olaylari organizatorleri bu konuda ufak tefek (belki daha buyuk) "Acaba..."lara suruklemis olmali ki "Giremezsiniz" denmesi de muhtemel. Ancak boyle bir durumda direk olarak "Sarkozy'ye cikacagini" beyan etmis Lance. Suphesiz etkili olacaktir. Ne de olsa "Bir yilda 8 milyon kanserden olumunun yarattigi karamsarligin uzerine dogan bir gunes o"
2005'de kazandim, ara verdim. 4 sene sonra geldim, yine kazandim. Ben daha ne yapayim" diyebilecek mi bakalim?
Son olarak da kanseri yenip, akabinde Fransa Bisiklet Turu'nu kazanmasiyla "Alemlerin En Meshur Bisikletcisi" olarak temayuz eden Lance Armstrong'un Astana (Almaty'nin halefi baskent) takimina katildigi haberleri cikti.
Armstrong, ailesi ve en yakin arkadaslariyla konustuktan sonra spora donme karari almis ve gelecek sene Fransa Bisiklet Turu'na katilacak.
"Yasli atletler daha iyi performans gosteriyor" demis Lance ve "Ciddi spor fizyolojistlerine sorarsaniz yas hikayesinin bir kocakari masali oldugunu soylerler" diye eklemis. Gorecegiz... Eger "gosterirse" 1922'de 36 yasindayken bu turu kazanan tek 34 yas uzeri sporcu olan Firmin Lambot'u da geride birakacak Armstrong.
Gerci Astana takiminin tura kabul edilip, edilmeyecegi konusunda bir garanti yok. Gecmis doping olaylari organizatorleri bu konuda ufak tefek (belki daha buyuk) "Acaba..."lara suruklemis olmali ki "Giremezsiniz" denmesi de muhtemel. Ancak boyle bir durumda direk olarak "Sarkozy'ye cikacagini" beyan etmis Lance. Suphesiz etkili olacaktir. Ne de olsa "Bir yilda 8 milyon kanserden olumunun yarattigi karamsarligin uzerine dogan bir gunes o"
2005'de kazandim, ara verdim. 4 sene sonra geldim, yine kazandim. Ben daha ne yapayim" diyebilecek mi bakalim?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


