Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2010 Perşembe

Efsane Geri Döndü

Mutlu haber Atilla Atalay'dan.

Baturalp Dinçdarı ve Drahşan Gudde dahil olmak üzere "Sıdıka" tekrar ekranlara inmiş.


- Kız, bana bak. Aklıma bi fikir geldi.

- Ne? Fikir mi? Senin? Abi, çişin filan gelmiş olmasın. Karıştırıyosundur.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Diana vs. Anna

1983 yapımı "V" yani "Visitors" yeni şekliyle tekrar ekranda...

Yukarıdaki resimde;
Solda, Dünya durdukça onu işgal edesi ablamız, Komutan Diana.
Sağda, İkinci V İşgal Orduları Kumandanı Anna.

İkinci bölüm 17 Kasım'da oynayacakmış.

İlk bölümden arta kalan, bir halk çocuğu, bir rahip, bir FBI ajanı, bir isyankar kertenkelenin temelini oluşturduğu "La Resistance" ile FBI ajanının oğlunu ve bir spikeri içerisine çeken V organizasyonu şeklinde... Durup dururken "Ahelehalooooy uzaylılar geldi laaa" şeklinde davranıp, çoşagelen bir halk da cabası.

Bakalım solucanlar, fareler falan ne zaman yenilmeye başlanacak...

5 Kasım 2009 Perşembe

Seitokai No Ichizon

"Arka Sıradakiler", "Hayat Bilgisi" falan halt etmiş. Seitokai No Ichizon, diğer bir deyişle "Öğrenci Konseyi Günlükleri" son zamanlarda izlediğim bütün öğrenci dizilerine kendi sahasında beş atar.

Diğer bir çok japon elinden çıkma anime gibi, birbirinden manyak tipleri izlediğimiz bu şenlikli yapımda dört kız ve bir de erkek öğrenciden müteşekkil bir lise konseyi var.

Resimde en önde duran konsey başkanı Sakurano Kurimu, okulun en popüler kızı ve konseyin en büyüğü olmasına rağmen, en tıfıl gözükeni. Durduk yerde sinir krizi geçirip, Sugisaki'ye saldırması ve kendisini Aka-Chan (Küçük Kızıl) diye çağıran Chizuru tarafından sevgiye boğulması (!) en klasik hallerini teşkil ediyor.

Onun arkasındaki sekreter Akaba Chizuru, en uzun ve olgun modelli karakter... Bu olgunluk her zerreye ve dahi sahneye fazlasıyla sirayet etmiş durumda. Dolayısıyla anime geleneğinin olmazsa olmazını Chizuru teşkil ediyor. Anladınız siz onu.

Sol köşedeki Shiina Minatsu, konseyin yardımcı başkanı. Beyzbol oynayan, aksiyon filmlerine meraklı ve hafif straight karşıtı bir ikinci sınıf öğrencisi olarak temayüz ediyor. Aralıklarla kardeşine yazan Sugisaki'yi pataklıyor.

Minatsu'nun kardeşi, sağdaki Shiina Mafuyu, konseyin mali işlerine bakıyor. Henüz birinci sınıf öğrencisi. Kendisinden üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmesiyle, inceden inceye manyak olduğunu hissettiriyor ama asıl saplantısı bilgisayar oyunları. Bir de roman yazıyor. Sugisaki'nin başrolde olduğu aşk romanında diğer tarafın da erkek olduğunu öğrenince "Konsey Psikopatı" rütbesini Mafuyu-Chan'a veriyoruz haliyle.

Sugisaki Ken, Chizuru'nun deyimiyle Ki-Kun, konseyin tek erkek üyesi. Sabahtan akşama kadar bizim "Hentai" diye bildiğimiz "Eroge" oyunlarını oynayan bu arkadaş "Seitokai" diye telaffuz edilen "Öğrenci Konseyi"nin kendi haremi olduğunu iddia ediyor.

Bir de yan karakterler var. Öğretmenler (ki şu ana kadar sadece bir tanesini gördük) ve okul gazetesinin editörü Tōdō Lilicia bunların başlıcaları.

Dizinin şu ana kadar beş bölümü yayınlandı. Eleştirmen cümlesi gibi olacak ama eğlenceli vakit geçirmeye bire bir. Tabii sakin kafayla izlemekte fayda var. Benim gibi mesaiden sonra hepsine birden yüklenip, Japonca diziyi İngilizce alt yazıyla hatmedince baş ağrısı kaçınılmaz oluyor.

13 Ekim 2009 Salı

Muayyen Gün

“Gosh, I’m so emotional. It’s not that time of the month, either!”

Dizi oyuncusu, yeni nesil Farah Fawcett vaziyetindeki Jessica Simpson, Operation Smile isimli bir organizasyonun toplantısında konuşma yaparken yukarıdaki cümleyi sarf etmiş.

Şimdi bizim memlekettekilerden bir tane ikoncan da çıkar, buna özenip, aynısını söyleyiverir. Ortamdakiler "ehe ehe" diye güler. Gazetelerde kimi erkek yazarlar hadise çıkartır, kimi kadın yazarlar savunmayı memleket meselesi yaparlar. Gül gibi geçinip, gideriz.

Türk matbuatı budur. Pop kültür seven coşkuludur.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Something Darkside

Star Wars ile yapılmış (ve yapılabilecek) en güzel makara Family Guy'ın Blue Harvest'ı olmuştu. "A New Hope"u o bölümle aradan çıkarttıktan sonra, sekizinci sezonun açılışını da "Empire Strikes Back" uyarlaması olan "Something, Something, Something, Darkside" ile yapacaklar. Aşağıda fragmanı izleyebilirsiniz.

Darth Stewie:
Come on Luke. Join the dark side. It's really cool.

11 Eylül 2009 Cuma

Married With Children I

Hazır tüm sezonları ele geçirmişken, ufak ufak atalım.

Al Bundy.
O da bizim ulumuzdur, pirimiz.

4 Eylül 2009 Cuma

L Word

Bizim televizyon kanalları, başarılı yabancı yapımların uyduruk taklitlerini yapmayı pek bir severler.

Malum "Married With Children" dizisinin bile taklidini Al Bundy'yi Ege Aydan'a (ki çok kaliteli bir oyuncudur) ve Peggy Bundy'yi de Yıldız Kaplan'a (ki oyuncu falan değildir) oynatacak kadar aklını yitirmiş bir yapıya bürünmüşlerdi zamanında.

Kısacası, arada sırada ortaya çıkan kaliteli yapımları saymazsak ehven-i şerden öteye gidemeyen bir çizgide durulduğu kesin.

Bir program önerisiyle geliyoruz şimdi. Maçası sıkan televizyoncu buyursun bu yapımı uyarlasın. Sitesi burada. Öyle memleket şartları falan dinlemem. Süheyl-Behzat Uygur ikilisini kullanarak, Pazar eğlencesi adı altında insanları köreltmeyi başarmış televizyonculuk sistemi, buyursun buradan yaksın. Ally Mc Beal'lar, Sex And The City'lerin, Desperate Housewives'ların işlemediği ratingler bu diziye kesin işler. Seda Sayan'lar, izdivaçlar vs.ler bundan daha az manyakça değil netice olarak.

11 Ağustos 2009 Salı

Vatandaş Üzüldü

Yaz bitmedikçe, bu erken vedalar bitmez.
Yaz biter, vedalar yine bitmez.
Ne gülerdik repliklerine.
"Oynatma ellerini komşu" yazmış Ulvi, Fasulyeden'e.
Ne güldüm yine...

Hasılı giden gidene.
Ne demişler?

"âvâzeyi bu âleme dâvûd gibi sal
bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Ne Jane'i Lan! Diana O!

McGyver falan deyince aklıma geldi.

Biz çocuk yaşımızda "Annee, fareyi yedi. Anaaaam, solucanı hüpletti" diye hayretten hayrete koşarken ve ileride Freddy Kruger olarak karşımıza çıkacak şahısa "Helal olsun, Dünyalı dostu, delikanlı çocukmuş" muamelesi çekerken mahallenin ergenden büyükçe ağabeyleri "Nereden sevdim o zalimi" edalarında ağızlarının suyu akarak süzerdi, Visitors cenahından Diana ablamızı...

Duyduk ki 2009 yapımı Resistance isimli filmde, yine Diana ismiyle gözükecekmiş kendisi.

Bu işler duyulur da, durmak olur mu?
Bir sabah erken, Haymana Ovası'nda bir garip kuş öterken... Şöyle bir bakınca şimdiki halini de görmüş bulunduk Diana'nın.
O zamanki abiler, bu resmi görseler, "Böyle mi olacaktı?" derler.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Istanbul'du Bu Dizi

Cengelkoy, kucuklugumuzun efsanelerindendir. Bostanci'dan 2 Numara'ya binip Uskudar'a giderdik. Oradan dolmusa binip Cengelkoy'e gelirken, tam da meydana gelmeden soldaki top sahasinin orada dimdik bir yokustan dolmus hizla inince, yokuslarin o izah edemeyecegim tadi kalirdi kalbinde insanin.

Meydanda bir balikci dukkani vardi dayimin. Seramik duvarlarinda asili olan agdaki cesit cesit kurutulmus balik, karides ve yengecleri hala siralarina gore sayabilirim sanirim. Ama tencere tencere yedigim su urunlerinin hesabini yapmam imkansiz. Can bogazdan gecer, malum.

Yol boyunca ilerleyip, deniz kenarina geldiginizde ve mevsim yazsa henuz daha kirlenmemis denizde yuzenleri gorurdunuz. Ben omur billah yuzme denen fiile mesafeli durdugumdan, teyp motorlarini kicina taktigimiz ve tekne sekli verdigimiz beyaz muhafaza kopuklerinin suda uzaklasmasini seyrederdim. Ne cok deniz anasi vardi...

Balik akvaryumlariyla, yuva yapan guvercinleri izlemeyi ve kagittan ucak yapmayi Cengelkoy'e tepeden bakan bir suru bacanin yaz kis ayni eksi kokuyu yaydigi 20 adimlik terasta ogrendim.

Bir de acikhava sinemasi vardi Cengelkoy'de. Cay bahcesi sandalyelerinde yaz aylarinda, sira sira insanlar. Bugun hala ne zaman bir acikhava sinemasi gorsem aklim gider. Cengelkoy'de seyrettigim filmlerden degil. Zira aklimda kalan iki film var. Biri Hulya Avsar'in Sekreter filmi. Digeri de yarisini sandalye altinda gecirdigim Karabasan. Ama acikhava sinemasinin bol oksijenli havasini ve huzurlu sessizligini unutmadim. Ne zaman Cengelkoy'u gecip Kuleli ve Kiz Lisesi istikametinde devam etsem, bir yanim o dar gecitten ulasilan sinemada kalir.

Lise yillarindaydik. Televizyonla aramiz mecburen iyi, yas itibariyle. Dizi olayi "sallasan 50 eline, 150 seyine deger"e daha gelmemis. Kaliteli yapim orani yuksek vs. vs. Lakin bir dizi, bizi aldi goturdu. Sevket Altug'un hemen hemen son, Sevval Sam'in ilk kez arz-i endam ettigi, sadece onlarla degil her oyuncusuyla adami alip "Istanbul" diye durduren bir diziydi Super Baba.

Yeni Turku'nun bestesi, Oya Kucumen'in sesi ile baslayan dizide tamamiyla mutlu bolum sonu "yok" denecek kadar azdi belki ama az gulmedik, az aglamadik. Bu dizi ugruna, okul gezilerine gitmedik. Disarilara cikmadik.

Kanal 1 veriyormus bu aralar tekrarlari. Denk gelmemek icin dua ettik. Zira bu kadar uzakta, bu kadar kalbe kader bir seyi cok kolay kaldirmaz bunye.

Cengelkoy, Anadolu Yakasi'nin hemen her semti gibi bizdendi, bizim kalemdi velhasil. Ve Super Baba'da Sumer Tilmac'in surekli profil verdigi o kahve biz gittigimizde hala yerinde duruyor olursa, oradan denize bakip, okyanus yesilini hatirlamak var serin hayalinde...

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Pushing Daisies

Cnbc-e'nin yayinladigi, bizim de yayinlandigi esnada yanladigimiz dizilere bir ekleme yapalim PD ile.

Ned kardesimiz; olen insanlari, kendilerine dokunmak suretiyle bir dakikaligina canlandirmaya muktedir bir vatan evladidir. Bir dokunus daha ise "Sonsuz Uyku" demektir. Ve bu arada, sure bir dakikayi gececek olursa, baska birisi olmektedir.

Emerson Cod namiyla maruf, BA Baracusvari bir ozel dedektif abimiz ve normal isi Pie-Maker'lik olan Ned bu durumdan vazife cikarip "Yaninda nakit de cikar mi?" merakiyla, olu arkadaslarin canlandirilmasina ve kendilerinin canina kimin kiydigini ogrenerek odulleri cukka etmeye yol alirlar.

Birinci bolumde Ned, cocukluk aski Chuck'i canlandirir. Fakat butun tek dram unsuru da burada baslar, zira bir daha Chuck'a dokunamayacaktir. Turk seyircisini diziye cekecek olan da sinema memlekete geldiginden beri beyaz perdeye, ondan once ise matbuata damgasini vuran bu "imkansiz ask" ve "ayri dunyalarin insani" temasidir iste. Bir kez, o da seffaf ceset torbalarinin icindeyken (oraya kadar nasil geldiklerini anlatmayayim, heyecani kacmasin dizinin) naylon uzerinden opusebilir gibi olurlar. Ona da Cod engel olur. Hos, olmasa canlarindan olacaklardir ya, neyse...

Ned, Chuck ve Emerson (favori) disinda, Ned'e takintili Olive ve Chuck'in teyzeleri dizinin demirbaslari konumunda. Ikinci sezonu cekilmeye baslanan ve 1 Ekim 2008'de yayina girecek olan Pushing Daisies'in Turkiye'de en son S1E8 bolumu yayinlandi. Megerse Ned'in, 1 dakikalik zaman asimindan mutevellit Chuck'in rahmetli babasinin olumune vesile oldugunu ogrendik. Bolum bunu duyan ve tam da o anda uyumak uzere olan Chuck'in gozlerinin faltasi gibi acilmasiyla son buldu. Merakla devamini bekliyoruz ve Turkiye'ye gittigimizde The End'de dvdleri bulabilmeyi umuyoruz.

Dvd demisken, Avatar:The Last Airbender ne oldu yahu? Bitti mi acaba?

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Cold Case

26 Nisan 2008’de, rutin Cumartesi ogleden sonrasi Cnbc-e seansinda tanistim Cold Case ile. Sari incimin Istanbul’da olmasindan mutevellit aklim da kalbim de pirpirdi o gun. Yine de takildim diziye. Bitime yakin, O’nun “Yanina geliyorum” mesajini alinca, ne dizi kaldi akilda ne de O’ndan baska bir sey haliyle. Uzunca bir sure de gormedim ekranda, gorduysem hatirlamadim, takip de edemedim neticede.

Gecende, internet baglantisinin olmadigi bir aksam, erkenden odaya gidip de Cnbc-e’de o Cumartesi aksamustu gordugum bolumun tekrarini gorunce once bir 26 Nisan’a, sonra da kendisine daldirdi dizi beni. Baska bolumlerini de yakaladim.

CSI:NY ve Dexter gibi, Cold Case de nev-i sahsina munhasir (ve bence onlardan daha cekici) guzel bir polisiye. Yillar once islenen cinayetleri aydinlatan bir ekibin, ilgili insanlari sorgulamasi ve nihayetinde davayi cozmesi sureci, her ne kadar “Bir kac bolum sonra bu dzi de kliseye baglar” deseniz de cok surmeden “Yanilmisim lan” diye ekletir.

Taniklar ile saniklarin sorgusu esnasinda yasanan gecmise vurgular ve kurgular ile flashbackler cogu zaman vurucu. Yarim saatlik bir Agatha Christie hikayesinin icerisinde bulabiliyorsunuz kendinizi. Hele benim gibi, bir zamanlar sahaflari “Agatha Christie’nin eski kitaplari var mi abi?” seklinde tavaf etmisseniz ve o romanlara ucundan bucagindan bulasmissaniz, kendi kendinize “Biz bu isleri biliyoruz oglum” havasi atmaniz da mumkun.

Dizinin sonunda masum gorunen, olayla ilgisini sonuna kadar inkar eden ama sonunda sucu isledigi tespit edilen vatandasi agir cekimde gotururlerken, ilgili dosya emniyette rafa kalkarken ve arkada duruma uygun bir slow parca calarken, gecmis yillarda benzeri dramatik durumlarda verdigim tepkinin “Vay vay vay, herife bak, ne isler cevirmis” oldugunu dusunuyorum ve simdiki “Vay serefsiz vay, canina kastetmis gul gibi kizin” deyisimle karsilastiriyorum da; sevdigimin basina kucucuk bir zarar gelmesinden olesiye ve olduresiye korkmak bir yandan, diger yandan da yaslaniyoruz lan… Gerci biz Hababam’in hareketli melodisine Pismis Kelle (Nur icinde yatasi mizah ocagi) gibi siritan, slow melodiye ise gozleri dolan bir irkin ahvadiyiz.

Polisiye demisken, CSI:NY’un son izledigim bolumunde, polis muduru baba, kizina tecavuz eden cocugu, sorgu odasinda alninin tam ortasindan vurdu. Helal olsun dedim. Namus belasina kardas, doktugumuz kan bizim…