Veliefendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Veliefendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2010 Pazartesi

Caş - Trapper A.Ş. &Yaktın Bizi İslambol



Caş her koştuğunda mı ben böyle olurum?
Yoksa Yelhan kaçtığında mı gelir Benkar?
Ağakaraca'nın bu pistte geliri mi var?
İmparator potada Karataş'a koyar!

1999 Malazgirt Koşusu... Ağakaraca'yı çim pistte, hem de Caş'ın yanına yazmak akıl işi değildi. Yazmamıştık biz de.

Peşine tay yarışında Havuçerol yavrusu, Kökmenhan'ı "Babaya çekerse çok koşar" diye tek atmıştık.

Kuponun üst üste üçüncü ayak teki de Trapper'dı; "İmparator Sülo'ya bu rakipler kolay gelir" dedik, karaladık, bulduk. Sepet Ahmet ile Kavranhan iyi direndi gerçi.



Madem ilk üç ayağı tek geçtik, buraya "Hepsi" diyelim... Bu fikir, 35 lirayı bulmaya yöneliktir ama her zaman favori-plase bulunur. Biz de, yine Süleyman Akdı idaresindeki, David Franko'nun Kadife'sini bulduk. Altılı devam ediyordu.

Ne zaman ki aşağıda videosu bulunan yarış koşuldu ve ne zaman ki "1600'de İslambol'un ne işi var?" lafının yanına "Bugün Halis'e yağmurlu havada su yok, suuuuu" lafını ekledik. İşte o bittiğimiz andı. O zamanlar daha büyük yaş grubuna 3 yaşlı yazmama alışkanlığımız da gelişmemiş; 5 atta İslambol'u bulamadık. Hadi gelemiyorsunuz, bari tabelayı tamamlayın değil mi? O da yok. İkinci olan Bosporus haricinde, diğerleri arkalara dizildi.



Son ayağı da adettendir diyerek izledik... Bold Pilot'ın babadan kardeşi olduğu için yazdığımız rahmetli Orea, kısa yarış hayatında kazandığı üç koşudan ilkini vurdu. Beşte kaldık.

Çaycıya "Yarınki Arşiv'den verir misin abi?" dedik, çıktık. Ertesi gün Pazar'dı. Fena halde canımız sıkılıyordu.

5 Kasım 2010 Cuma

Ayrıl Ulan Güiza!


"Üst üste kötü oynadığı ve etkili olamadığı maçlardan sonra, en sonunda gollerine kavuştu" demek isterdik ama yok öyle bir şey.

Futbolcu adaşının sergilediği üstün (!) performansın bir benzerini Ankara hipodromunda gösteren Güiza isimli beygir, Adana'da koştuğu ilk yarışta, birinci olmuş.

9 - 9 - 8 - 13 - 8 - 10 - 3 - 11 totosundan sonra, Akın Sözen idaresinde 7,60 ganyanla gelip yarışseverin son ayak kabusu olan, al atı kutluyor, darısı futbolcu adaşının başına diyoruz.

Aha, bu da yarış sonucu...


13 Ağustos 2010 Cuma

Bütün Atlar Aynı Hızla Yardırıyordu. Birinciliği Mirhat'a Verdiler.

Yaz aylarının maçsız ve amaçsız boşluğunda, klasik bir Kadıköy yürüyüşü.

Pendik-Kadıköy hattı dönüş yerinde, Paşabahçe köşesinde in.

Kitabevi-sahaf gezintisinden sonra öğle yemeğine doğru yollan.

Havuzun hizasında, sağ kolda kalan KFC'nin sokağından gir.

Dümdüz ileride, erotik filmler oynatan sinemayı da geçip, sola dön.

Tam köşede 1 milyona bol köfte kültü.

Dershaneye giderken favori mekanımız. Ve tabii menümüz köfte-piyaz.

Bu köftecinin hemen çaprazında "1 Numaralı Ganyan Bayii" vardı. Kocaman, iki katlı, 5 makineli bir bayii idi. Şimdi çiçekçi olmuş.

Tarih, 27 Haziran 1998.

Karnı tok, sırtı pek her yarışseverin yapacağı üzere içeri girdim. Usta yarışçının bülteni Arşiv'i ve de tekaüt atçının göz bebeği İstanbul Puanlı'yı aldım. Az miktarda altılı ve bol bol bahis kuponunu da bülten arası yaptıktan sonra, gönül rahatlığıyla masalardan birisine çökecektim ki tükenmez kalemimin olmadığını fark ettim...

Aç parantez; Yarış oynayan birine "Kaleminizi verir misiniz?" demekle "Annenizin, dünyanın en eski mesleğini icra ettiğini düşünüyorum" demek arasında herhangi bir fark yoktur. En azından, kalem isteğine mukabil bakışlar onu anlatır. Kapa parantezi...

Ezberime göre yakınlarda kırtasiye yoktu ama yapacak bir şey de yoktu. Caferağa Spor Salonu'nun oradaki kırtasiyeye kadar gidip, bir kalem aldım.

Ganyana geri döndüğümde insanların "Allah rahmet eylesin. Gencecik çocuktu" falan demelerinden, yokluğumda kimin vefat haberinin ulaştığını tahmin etmeye çalışırken, daha muhtemeller yayınlanmaya başlamadığı için normal yayında olan televizyondan Kerim Tekin'in trafik kazasında öldüğü haberinin yayınlandığını gördüm. Haber tekrar yayınlandı, insanlar tekrar taziye bildirdiler vs. vs. Sonra her şey normal seyrinde ilerlemeye başladı. Ta ki diğer bir ölüm haberi daha gelinceye kadar...

"25 Nisan 1993 dogumlu, Kanatlı 3'den olma, Cansever'den doğma, Al Arap aygırı Mirhat'ın vefat ettiği" bildirildi TJK'dan.

Bu haberin gelmesinin ardından yaşananları bugün bile şaşkınlıkla anımsıyorum ve hakkıyla tasvir etmem mümkün değil ama deneyelim.

Ganyan bayii bir anda dalgalandı. Dışarı koşan iki üç kişiyi çok net hatırlıyorum. Sanki işgale uğramışız da haber yetiştirilecek yerler varmış gibi, hepsi birer Manastırlı Hamdi edasıyla fırladılar. İçeride bağırış çağırışlar hasıl oldu, "Olmaz, olamaz" sesleri geliyordu. Yarış sonuçlarının yazıldığı beyaz tahtanın üzerine karalanan "Mirhat Öldü. Camiamızın Başı Sağ Olsun" yazısı bir yana, birinin gözleri dolu dolu halde, tükenmez kalemle duvara yazdığı "Mirhat Ölmez, Vatan Bölünmez"e öylece bakakalmıştım. Gören, orada bunları yapan herkesi Mirhat'ın kazancına ortak sanırdı. Ben üzüntünün böylesine samimi olanına az rastladım.

Yıllar geçti. 12 sene olmuş. At merakım hoş bir sada olarak geride kaldı sayılır ama ezber bozulmuyor haliyle. Ne zaman, o günlerin atçılarını görsem ve ne zaman konusu açılsa "Nur içinde yatsın. Büyük attı" diyene rastlanır. Sadece Mirhat da değil, vefat eden diğerlerine de bu vefa gösterilir, ama o biraz farklıdır.

Mirhat, katıldığı 29 yarışta, sadece 2 ikincilik, 1 altıncılık almasına karşın, 26 yarışta birinci olmuştu. Ekstra bir şey vaadetmeyen orijini ve çoğunlukla vasat jokeylerle koşmasına rağmen, rahat rahat kazandığı yarışlar, hakkında "Yarım Kan" dedikodusunun çıkmasına neden olmuştu.

Hayatının ilk koşusunda geçtiği atların hiçbiri, sonradan kendi çaplarında bile başarılı olmamışlardı. O zamanlar Arap atı koşuları, şimdiki gibi yaşa göre değil, gruba göre yapılırdı. Belirli şartlar üzerinden "A Grubu, B Grubu, C Grubu" yarışları vardı. Bizim gibi orijin manyakları belki de o yüzden bakmadılar Mirhat'ın yüzüne, en başlarda.

"Kanatlı 3 neymiş lan? Yarım kan olsa ne olur o? Yarışı değil, anca benimkinin yarımını alır meh meh meh meh" şeklinde çirkinleşenlere inat, uzak ara aldığı ilk yarışından sonra, yirmi gün içerisinde üç yarış daha kazandı. Daha üçüncü koşusunda, handikap puanı üç haneli rakamlara ulaşmış, ganyanı 1.05'e düşmüştü. Halis Karataş'ın olduğu yarışta hiçbir kuponda tek atılamayacak jokey Aykut Arıcı, Mirhat'ın sefasını sürüyordu.

Yaklaşık bir aylık bir aradan sonra, bu kez Ali Kılıç idaresinde "Grup 1 Açık" koşuda start aldı Mirhat. İlk jokeyi Aykut, Çiğdemcan'daydı. Yarışın diğer ilgi çeken ismi de kantarmasına dokunulduğu zaman gücenip, duraklayan ve jokeyine adeta "Ben kendi kendime koşuyorum kardeşim. Sana ne yahu?" diyen Sıh Taha idi. Bu güzel hayvan, onca sene nasıl oldu da koştu, yarış kazandı, hala aklım almaz. Bir ittirilince dururdu yahu! Neyse... Akın Özdeniz de idare edince, biz Mirhat'ın yanına karalamakta sakınca görmememiştik kendisini. Ne var ki Mirhat onları da sallamadı. Yarış nispeten kısa ara bitmişti ama paşa paşa gelmişti şampiyon.

Oysa "Açık da koydu ya. Artık sırtı yere gelmez" denen Mirhat, İstanbul sezonunun son startında, yarış yaşamının en kötü koşusunu sergileyecekti. Yukarıda bahsi geçen, anarşist safkan Sıh Taha, gelecekte bir bayram günü ilk ayakta 26 lira ganyanla yarış kazanıp ahaliyi şoka sokacak Sebina, her pistin ve mesafenin atı ruh hastası Börühan ve ara sıra adı gibi deli koşan Deli Mavi'nin 3 saniye arkasında altıncı bitirdi yarışı Mirhat.

Bu yarıştan bir ay kadar sonra, Ali Kılıç Adana'da, Mirhat'ın üzerinde, geleceğin kum şampiyonu Beyefendi'yle beraber Sıh Taha'yı da geçip intikamını aldı ama "Müşterek Bahis Harici" olduğu koşu boyunca ganyan bayiilerinde bir önceki koşusuyla hatırlandığı için, yeteneğinin "küfredilerek" sorgulanmasını engelleyemedi elbette. "Ulan benim ilkokul 3'e giden çocuk binse getirirdi o hayvanı. Senin ben yedi sülaleni" sesleri eşliğinde...

Bir jokey için en talihsiz zaman, sürdirek atı finişe birinci sokamadığı zamandır. Aradan yıllar da geçse, yatmış kuponların laneti jokeyi kovalar. Süleyman Akdı ve Halis Karataş dışındaki bütün jokeyler için bu geçerlidir. Bu ikisine gelseler de gelmeseler de küfür eksik olmadığı için tasnif dışıdırlar. Bir de fakirim Ahmet Atçı'nın kulağı çok çınlatılırdı. "Lan sepeeeeeet, bari bu sefer getir atı. Bak tek başına koşuyorsun. Moralin düzelsin diye başka at kaydetmemişler yarışa. Düşme lan sakın" şeklinde. 50 yaşında adamlar bunu söyleyen...

Bunu anlatmışken Sadettin Boyraz'ı anmadan geçmek olmaz. 2000 yılının Gazi Koşusu olduğu gün, ilk ayakta favori Sunday Surprise'ı getiremeyip, yarışı Fuat Çakar'ın Nasıl'a kaptırdığında hemen hemen bütün hipodrom yuhalamıştı kendisini. Üstüne üstlük ikinci ayakta 4 lira ganyanla Nurayfer'i, Gazi'de de 10 küsurla Sheer Honor'ı patlatınca öfke daha da kabarmıştı. Helal olsun ama... Üçlü ganyandan iyi para indirmiştik o gün. Caprice tek, Çukurova tek, Sihirli Yüzük iki atta. 50 misli. O gün bugündür de üçlü koyduğumuz yok. Neyse... Dönelim Mirhat'a...

1997'de Adana'da, ikisi Kazım Yıldız ikisi de Tekin Kolcuoğlu ile olmak üzere, dört yarış daha koştu şampiyon. Bu arada "Sülo'nun binişi, Kazım'ın itişi" meseliyle şöhret yapmış Kazım baba, Mirhat'a binip de yarış kazanamayan tek jokey oldu. Kendisinden 3 yaş büyük Kartalbey'in arkasında ikinci olduktan sonra, bir dahaki koşuda bu kez 5 yaş büyük Timurhan'a geçildi Mirhat.

Tabii Sıh Taha'nın, Kartalbey'in ve Timurhan'ın jokeyi olan Selim Kaya'nın da hakkını vermek lazım. Üç kez geçilen Mirhat'ı üçünde de geçen Selim'dir.

Tekin Kolcuoğlu ise, kantarmasına aldığı Mirhat'la, tam on sekiz yarış üst üste birincilik kutladı. Adana dönüşünden sonra koştuğu iki İstanbul yarışında, yeni kayıpları akılda olduğu için ganyanı 1.25 keserken, bilhassa Caş ve Bozdağ gibi müstakbel şampiyonlara uzak salladığı Niğbolu koşusundan sonra 1.05'in üstüne çıkmadı.

1997 senesi boyunca geçmedik at, kazanmadık mesafe bırakmayan Mirhat 1998'e de aynı hızla girdi. Adana'nın ağaları Beyefendi ve Kartalbey'e resmi geçit yaparak kazandığı kum yarışından sonra, "Doyamadım koymalara" deyip, aynısını dört kez daha tekrarladı.

1998 Haziran'ı geldiği zaman, yıllardır beklenen gerçekleşmiş, Halis Karataş ve Mirhat'ın yolları kesişmişti. Zaten yarışlarını rahat kazanan Mirhat'ın, bu tercihle beraber İngiliz atı derecesinde koşması beklenmiyordu tabii ama, kimse de Halis'ten başkasını onun jokeyliğine yakıştıramıyordu. Şampiyon, ancak şampiyonla koşmalıydı.

Bursa'da start aldığı ilk ve tek yarışta, Vali Kupası'nda kendisinden çok zayıf olan gruba, ve onların en iyisi olan kumun şampiyonu Arslaneray'a 2 saniyeden fazla fark atarak birinci oldu. Hemen iki gün sonra ise İstanbul'da, yine Halis Karataş ile start aldı. Boş koşuda, yıllardır kapıştığı Bozdağ'ın önünde bir kez daha fotofinişi önde geçti.

Bu onun son yarışı oldu. 20 gün sonra ölüm haberi geldi. Mirhat'ın ölüm sebebine "Bağırsak Düğümlenmesi" demişlerdi ki atlar için çok yaygın bir vefat nedenidir.Ancak aradan zaman geçtikçe tevatürler artmaya başladı. Birini anlatayım. Ölmeden bir kaç gün önce, tan vakti galobunu yaparken, beraber idman yaptığı vasat bir ata geçilince, üzüntüden hastalanmış ve bir kaç gün sonra kahrından ölmüş.

"İterek Bozdağ geliyor, Sergen saldırıyor, Beyefendi de veriyor. İki boy kadar Mirhat önde. Potayı da Mirhat buluyor" seslerini az duymadık. Nur içinde yatsın.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Okeyde Ara Taş, Altılıda Karataş

Bugün ajansa düşen bir haberde okuduğumuza göre, Halis Karataş "Kaç yarış kazandığımı bilmiyorum. En son 2006 yılında 3.300 tane olduğunu söylemişlerdi" diye beyanat vermiş.

"Akınsız altılı, akılsız altılı" veya "Sülo'nun binişi, Kazım'ın itişi" gibi darbımesel örnekleri bir yana, ganyan yakın tarihinin en isabetli cümlesi herhalde başlıkta yazılı olandır. 1996'dan başlayarak verilen TJK resmi sitesi rakamlarına göre, katıldığı 11.130 yarışta;
3.096 birincilik
2.121 ikincilik
1.670 üçüncülük
1.187 dördüncülük kazanan Halis Karataş sayesinde "Bugün de çorba parasını çıkardık" diyerek, ganyan bayiinden mutlu ayrılanların sayısı gerçekten de çok fazladır.

Gerçi bizim gibi, çocukluğundan itibaren "Eski zamanlar bir başkaydı" nağmelerine maruz kalarak büyüyen nostalji ve maneviyat bağımlılarının gönlünde Süleyman Akdı'nın yeri her zaman Karataş'tan yukarıda olmuştur ama ortada inkar edilemeyecek gerçekler var. Ekrem Kurt ve Mümin Çılgın gibi, bizim nesil için "eski zaman jokeyi" olan ustalardan sonra "Süleyman Akdı İmparatorluğu" tüm haşmetiyle sürerken, genç bir prens olarak piste çıkan Halis Karataş ortalığı silip, süpürdü. Selef Akdı'nın, Halef Karataş'a pisti devretme sürecinde, iki ayrı yarış karakteri ve iki ayrı insana dair hatıralarla doldu ganyan maceramız.

Şevket Süreyya Aydemir kitaplarındaki gibi olacak ama... Bu hatıralara dair en keskin bir gün hala hatırımdadır. Arz edeyim.

Geçmiş senelerde bir zamanlar, kışın ortası... Yar yine, bir ara tatilde daha, uzaklara gittiğinden mütevellit "Estergon Kâl’ası bre dilber aman, su başı durak aman. Kemirir gönlümü bre dilber aman, bir sinsi firak" diye çığrına çığrına, tek başıma arşınlıyorum Küçükyalı sokaklarını. Yine böyle bir gün, sabahın kör vaktinde, ahmak ıslatan eşliğinde, yarışseverin akademik ve ansiklopedik bilgi kaynağı olan "Yarış Dünyası" mecmuasını satın alacağım gazete bayiine doğru seyirtirken bir korna sesi duyuyorum. Kafayı kaldırıp, sesin geldiği yöne bakmamla, ağabeylerin camdan sarktığı beyaz Kartalı ve bana doğru sallanan nev-i şahsına münhasır "Ferudun Demir Enteresan Atlar" bültenini görmem bir oluyor. "Günaydın..." diye başlayıp, "Napıyosun lan g.t?" şeklinde devam ederek, sabah sabah şok etkisi yaratan selam faslından sonra, "Bursa'ya gidiyoruz, gelsene" teklifine "Ehe ehe..." diye balıklama atlayan bir halet-i ruhiyeye bürünüyorum.

Yolu uzatıp, döne dolaşa giderken Karacabey Tarım Hara'nın da önünden geçiyoruz. Aramızdaki en yaşlı zat olan, 50 küsur yaşındaki, evli ve iki çocuk babası emekli banka müdürü ağabeyimizin, sabah birasının da etkisiyle "Aslında var ya, buralarda ev yapacaksın bir tane. Sabah akşam tayları izleyeceksin. Çocukluktan tanıyacaksın hayvanları. Uzun vadeli düşünün lan" şeklinde dillendirdiği analitik ötesi bakış, "Abi 30 yıldır oynuyorsun, toplamda 3 tane altılı buldun mu, onu söyle sen" denerek küçümseniyor. Akabinde, bir yandan yola devam edip, bir yandan da her biri yüksek eğitim seviyeli ağabeylerimizin "Bursa altılısı adamın donunu alır donunuuuuu" ve "O at fotoya birinci girsin, gelsin bir de bana girsin" sesleri eşliğinde hipodrom mahalline varıyoruz.

Sekiz koşulu bir yarış günü... Halis Karataş'ın tek koşusu var. Süleyman Akdı da farklı bir koşuda, sadece bir kez at biniyor. Fakat anlatacağım şey, bizim altılı maceramız değil. Zira seneler boyunca Bursa'da değil altılı, en küçük bir ikili bahis bile yakalayamamış olan bendenizin hayli yüksek meblağı haiz o günkü kuponu, iki boş koşuyu üst üste kazanan Yemen Tunç'u "Bunu da mı alacak lan? Yedirmezler" diyerek yazmamam sonucunda ilk ayaktan yatıyor ve geri kalan beş ayağı haplanmış gibi izliyorum.

Bizim konumuz Karataş'ın ve İmparator'un halleri üzerine... Yukarıdaki paragrafın son cümlesinde belirttiğim üzere, uğradığım şok yüzünden, "Karataş'ın hatır için bindiği ve tabelaya bile giremeyeceği" söylenen atın ismini anımsamıyorum ama yarışı kazanışı dün gibi aklımda. O zamanlar Arap atı yarışları şimdiki gibi yaş üzerinden değil, grup üzerinden koşuluyordu. Handikap puanlarına dair bir ayrıştırma uygulanırdı; C grubu düşükten başlayarak, B grubu orta kalite ve sonunda A grubu sınıf safkanlara doğru açılan bir grup cetveli vardı. Halis'in at bindiği yarış B grubunundu. Karataş, kısa mesafede, iki kere dışarıya savrulan ve bir kere de önü kapanan atı o kadar ustalıkla getirdi ki yatanlar bile kuponlarını yırtarken sükunetle davrandılar. Hoş, sonradan "Karataş yok oğlum benim kuponumda. Geliri yok burada. Kopil miyim ben a.ına koyım. Biliyoruz bu işleri" havası atan bu vatandaşların, sonuca dair asil kabullenişinde (!) gün sonunda cepten çıkan Halisli kontra kuponların etkili olduğu anlaşılınca "Söverim gelmişine geçmişine, ayıpsa ayıp" nidalarıyla çınlamıştı ortalık...

"Empire Strikes Back" yani İmparator Sülo'nun vuruşu ise son ayakta geldi. Bol sürprizli, ortalama yarışseverin kuponunu çoktan yatırmış bir Bursa günü daha kapanırken, son koşu kıran kırana geçti. Erhan Yavuz, Yemen Tunç ve Musa Demir potaya çok az farklarla girdiler. Yarışın sonucu foto finişte belli olacaktı. Herkes merakla beklerken jokeyler de atların üzerinde, seyircilerin önünden geçmeye başladılar. Bir yandan da yüksek sesle tartışıyorlardı. Ta ki arkalardan tırıs gelen atının üzerinde İmparator bağırana kadar:
"Heeeeyyyyttt"

"Tıp" diye sesini kesip, başını öne eğen jokeyleri ve saha kenarında önünü ilikleyecek pozisyona gelen yarışseverleri hala olanca netliğiyle hatırlıyorum. Hadi jokeyleri bir yana koyalım, izleyenlerin dahi o hale gelmesi Süleyman Akdı hakkında sağlam bir referans olur herhalde. Öyle ki İmparator Sülo tribüne dönüp, "Sen, sen, sen... Üçünüz, girin çim pistte mıntıka yapın lan" dese, kimse itiraz etmeyecek gibiydi o anda.

Bir nevi ustalara saygı kuşağı olarak geçen bu yazının yan fikri de hipodromda yarış izlemenin ufku genişlettiğidir. Halim selim bir jokey olan Ahmet Atçı'ya yarıştan önce "Ahmet Abi..." diye seslenen ve göz göze gelince "S.k anasını bunların" diye ekleyen yarışseverin, yarıştan sonra kazanamayan Atçı'ya "Sepeeeet, anamızı s.ktin, Sepeeeet" diye bağırması ne kadar ufuk açar, orası okuyucunun takdirine kalıyor ama ne demiş Atatürk?
"At yarışları, modern toplumların sosyal bir ihtiyacıdır"

9 Eylül 2009 Çarşamba

Ganyan Paranoyaları

Cumhurbaşkanlığı Koşuları'na peşrev yaptıktan sonra arkasını getirmesine getirdik ama vücuda gelen yazıyı "Han Duvarları" uzunluğundan aşağı çekmek henüz mümkün olamadığından, "Arası iyice boş kalmasın" diyerek, ortaya bir çıtır mevzu atmaya karar verdik.

Konumuza geçmeden önce söyleyeyim ki bu satırların yazarı da, diğer bütün yarışseverler gibi, aşağıda şiddetle bok atacağı hurafelerden ve hezeyanlardan bazılarına kendisini bir dönem kaptırmıştır. Netice olarak "Ümit, fakirin ekmeği" olarak da özetlenebilecek bu vb. sistematik (!) kazanma çabalarına asla bulaşmadığını söyleyen altılı ganyan insanlarına "Yeme bizi Murtaza" bakışı atmak caizdir, farzdır.

Yarışsever, ganyanda masasında ve hipodromda köşesinde, Red Kit'i devede kulak bırakacak kadar yalnız insandır. Vefakar-Cefakar Düldül'ün yerinde son iki yüz metrede kesilerek hayalleri yıkan eşşekler, sürekli bir boklar yiyen ama sonunda işe yarayan Rintintin'in yerinde hain bültenler, bölüm sonlarında "Red Kit, neredesin Red Kit?" diye aranan iyi yürekli kasaba halkının yerinde ise bulduğu sürpriz atı kendisine saklayan diğer ganyan insanları vardır. Yarışsever, elinde Anduril niyetine kuponuyla, kardeşliksiz Aragorn ise, altılı ganyan Sauron'dur. İşte aşağıda "nispeten mantıklı" olanlardan, "kopuk fikirlere" doğru 10'dan geri sayacağımız maddeler de yarışseverin kulağına gaipten fısıldanan "Elessar" sesleridir.

10. Hepimiz Kardeşiz, Bu Kavga Ne Diye?
"Kurtlukta düşeni yemek kanundur" gibi karizmatik bir cümle olmayacak ama "Atlıkta ana-baba bir kardeşlikten ötesi, eküri kardeşliğidir"

Yarışsever bültendeki koşunun altında, parantez içinde "Falanca ile Filanca Eküridir" sözünü görünce gayri ihtiyari heyecanlanır. Ganyana adım attığı ilk günde çevresini saran öğreti bulutunun içerisinden kopup gelen "Yaz işte pezevenk. Bir at parasına iki at yazmış oluyorsun. Üzüm bulmuşsun, çekirdeksizini arama" şeklindeki telkini hatırlar ve kupona ekürileri yazar.

Düz mantık, bir ekürinin tavşanlık yapıp tempoyu ayarlayacağını, diğerinin ise arkadan gelip yarışı koyacağını öngörür ama sonuç genellikle hüsrandır.

Aslında ekürilik müessesesi, düzgün değerlendirildiğinde çok işe yarar; dolayısıyla bu maddelerin içinde belki de en mantıklı olanıdır ama çoğu ganyan halkı tarafından "körün tuttuğu ile cima etmesi" gibi kullanıldığından fazla masraftan başka bir işe yaramaz.

Bu madde vesilesiyle, alemin görüp görebileceği en baba ekürilerden olan Yavuzhan-Caş'ı saygıyla analım. Lyra-Dartino ikilisini, o yarışı As-Jet'e nasıl verdiklerini düşünerek, kınayalım. Bir İstanbul altılısının tabela ayağında, 11 atın 10 tanesini yazıp, geriye kalan tek atı (bir eküriyi) yazmadığımız için Antepli'nin kazandığı o yarışta iki misli altılı alma şansını kaybettiğimizi hatırlayarak hüzünlenelim. Seneler önce 275 milyon iyi paraydı lan!

Maddeye Özel Not : "Üzüm bulmuşsun, çekirdeksizini arama" olarak kibarlaştırdığım Grand Altılı Master Amca yaklaşımının öğretiye haksızlık olduğunu düşünüyorum ama ahlaka mugayır olduğundan orjinalini de yazamıyorum. Arz olunur.

9. Ben Bilmem, At Sahibi Bilir.
Nüfus müdürlüğünde mavi kafa kağıdı ile ödüllendirilen her Türk vatandaşının asker ve teknik direktör doğduğu malumunuz. Bunların yanında gizli kalmış bir diğer yetenek de müşterek bahis uzmanlığıdır. Fakat geçen yıllar ile vurulan ikramiye sayısı ters orantıya devam ettiği müddet uzun olup da bu "hilkatten" uzmanlığın her hangi bir zekere derman olmadığı görülünce, yazımıza konu olan yöntemlere dadanılır.

Önceki maddede olduğu gibi, mantık kırıntısı içeren başka bir hareket de koşulacak yarıştaki atların sahiplerinin / antrenörlerinin fikrine başvurmaktır. Bu "görece" bilirkişinin fikri belirleyici olur. Örneğin, bir bültene altılı yazan at sahibi ya da antrenör kendi atını tek veriyorsa, bu ata güven duyulduğunun göstergesidir.

"Sahibi tek vermiş abi. Ondan iyi mi bileceksiniz a.ına koyım" referansı ile koşup, yarış bittikten 10 dakika sonra finişi geçen atlara edilen küfürler ile "Antrenörü bile yanına elli tane at yazmış. Yarışı bitiremez lan bu" sözlerinin ışığı altında, kupona yazılmayan atın resmi geçit yaparak kazanmasına edilen küfür arasında çok da fark yoktur. Fiil aynıdır.

8. Bültene Karşı Omuz Omuza
Altılı ganyanda senelerini geçirmiş bir insanın bülten değiştirmesi, Konsey'e yükselmiş bir Jedi'ın Dark Side'a geçmesi ile eşdeğerdir. Fakat bu bağlılık, bültenin altılıdaki başarı oranı kadar, başarısız tahminler ile de ilgilidir. Şöyle ki:

Tecrübeli yarışsever, bültenlere "Ulan bültendeki tipler her gün altılıyı koyacak olsa, ne bok yemeye bülten çıkarmakla uğraşsınlar? Oturup locaya paso basarlar, gün sonunda da çuvalı alıp giderler" şeklinde rasyonel yaklaşır. Bu yaklaşım bünyede "Bülten altılısının nereden yatacağı?" araştırmasını tetikler.

Genellikle, saatlerce "hangi koşuda hangi atın geleceğini" akademik düzeyde çalışmış beyin,"hangi koşuda 'Gelir' denen hangi atın gelemeyeceği" temalı bu ikinci yüke dayanamaz ve kayış kopar. Ortaya çıkan kuponun ne İsa'ya, ne Musa'ya faydası olur. Bülten altılısı dörtte, yarışsever üçte kalır. Faydası olmayan kilisenin papazı konumundaki son yarış da izlenip, ulaşılamayan ikramiye açıklandıktan sonra, evden gelen telefona göre markete ya da fırına uğraması gereken aile insanı yarışsever, "Senin ben ananı s..eyim bülten gibi" diyerek, önündeki masada karalanmaktan maymuna dönmüş İstanbul Puanlı'yı yırtar ve ayrılmadan önce gişeye seyirtir:
"Yarınki İstanbul Puanlı'yı verir misin?"

7. Kardeşin Duymaz, El Oğlu Duyar
Geride kalan üç maddede mantıklı durumları neredeyse bitirdik. Ufaktan paranoyalara başlayalım.

Bülteni elinden veya kıç cebinden düşürmeyen bir yarışsever, normal çalışmasını tamamladıktan sonra işin gizem içinde (!) kalmış noktalarını kurcalamaya başlar. Bunlardan bir tanesi de gizli eküridir.

Gizli eküri basit olarak, aynı aileye mensup farklı insanların sahibi olduğu atların, aynı yarışta koşturulmasıdır. Hilafsız her seferde "Vay a.ına koyum, gizli eküri var lan burada. Büyük satış dönecek" nidaları eşliğinde coşkuyla karşılanan bu durum, bahiste açılım ve daha çok para arayan yarışseveri olmadık mecralara sürükler.

Bilhassa Kaya sülalesinin, at sahibi ve jokey sayısı bakımından, bir piyade bölüğü ile denk nüfusa sahip olması, aynı koşuda yer aldıkları her seferde, ganyan ahalisinin akıl sağlığıyla oynamıştır. Selim Kaya, Mehmet Kaya ve Ömer Kaya'nın kıran kırana ve "Burun-Boyun" farklarıyla biten bir mücadelesinden sonra, bir abimizin "Göz göre göre sattılar lan yarışı" demesi vardır ki benim bu husustaki hidayete erişim, "S.ktir git lan" tepkisi eşliğinde, o andadır.

6. Sıçtı Cafer Bez Getir
Altılı ganyana uzak insanlar için, at bokunun ehemmiyeti olmayabilir ama 1920'lerdeki bir futbol maçından bugünlere kadar gelen "Cafer'in sıçması" olayının, yarış öncesinde sıçan bir atın yarattığı tedirginlik yanında esamisi okunmaz.

Padok mahallinde gelen atlara bakmaktasınız. Kimisi oldukça büyük, kimisi daha çıtı pıtı atlar, sırayla tur atıyorlar. Atlardan bir tanesi, aniden duruyor. Çevredeki bazı insanlar pür dikkat atın g.tüne bakmakta. Dışarıdan bu işlerle alakası olmayan birini getirip, ortama koysanız "Manyaklara bak" der ama bu gözlemin bir amacı var. At yürümeye devam ederse başka, durduğu yerde hacet giderirse başka şekil alınacak. Çünkü bir kanıya göre "Yarıştan önce sıçan at gelmez"

Ganyan bayiindeki yarışseverler padok mahallini yalnızca televizyondan gördükleri için bu konuda biraz daha zor durumdadırlar. Tabii hipodromdan arayıp "Abi padoktayım, falanca çok acaip sıçtı" haberi veren hayırsever arkadaşlar bazen imdada yetişir. Yarış koşulur, padoğun orta yerine sıçan at, yarışı kazanır. "Bir daha sıçtı diye at silmeyeceğim lan" yorumları yapılır ama atın boku bahisin önemli bir dinamiği olmaya devam eder.

5. Her Sakallıyı Deden mi Sandın?
Her şarapçıyı, feleğin sillesini yemiş halk filozoflarından saymak hissiyatının benzeri, ganyan alemindeki yaşlı insanların bir çoğuna gençlerin bakışı için de söylenebilir.

Yeni altılı insanları, bu amcaları, anlattıkları hikayelerden ötürü, Tolkien'in kadim günleri görmüş Maiar'ından sayarlar. Kolay kolay kimsenin aklına, "Ulan madem bu kadar iyi biliyor, hala ne işi var izbede?" diye düşünmek gelmez.

Genellikle gişeye bir kupon uzatımı mesafede oturan bu amcalar, bir nevi bireysel MBÜK, yani Müşterek Bahis Üst Kurulu'dur. Bir yandan kupona son şeklini veren, bir yandan da götün götün makineye yaklaşan genç nesil yarışsever "Akif amca ne diyorsun son ayağa?" sorusuyla muhabbeti açar. Cevap kısadır ve kendinden emin bir ses tonuyla gelir; "8 numara tek olur"

Bü dört kelimelik cümlenin geniş anlamı şudur:
"Hadi yine iyisin, sana büyük para kazandıracak tiyoyu verdim. Aması maması yok. 40 liraysa, 40 lira. '8 numara tek olur' dedim. O kadar. Değirmende ağartmadık biz bu sakalı"

Evet, bu amcalar hep olmadık sürpriz atları "tek" diye verirler. Gençler de içinden "Oha lan" diye geçirse ve "tek" atmasa bile bunları kuponuna yazar. Ne zaman ki bu döngü kırılır, işte o zaman yarışsever, bir üst rütbeye geçmiş demektir.

4. İstatistik Bilimine Saygı
Müşterek bahisleri "bilimin ışığında oynamak" isteği anlaşılabilir bir şey. Futbolda belli istatistiklere bakmak gibi, yarışlarda da atların galobuna, hangi pist ve mesafede kazandığına, ıvırına, zıvırına bakarak bir kupon hazırlamak mantıklı geliyor kulağa. Fakat kabul etmek gerekir ki, bir çift canlının beraberce, diğer çiftlere karşı yarıştığı bir olayda kazananı belirleyecek etkenler sınırsız sayıdadır.

Hal böyle olunca da altılı ganyan meraklılarında bir süre sonra "Armut piş, ağzıma düş" fikri uyanıyor. Bunların en belirgin tezahür edeni "yarışa göre sonuç" istatistikleri. Bunun kitapçığı bile çıktı. "Şartlı-3'de sürpriz gelir. Handikap-15'de üçüncü ya da dördüncü at gelir" gibi milyon tane istatistik dönüp, duruyor ortada. Zararı var mı? Yok. Faydası var mı? O da yok.

Klasik bültenlerde puanlama 100'den başlar. Postmodern bültenler bunu 200'den başlatıp, 118, 72 gibi devam rakamlarına bağladılar ama neticede hepsi aynı kapıya çıkıyor. Türkiye ortalamasını aldığını söyleyen bütün bu bültenlerin sıralaması bazı koşularda farklılık gösteriyor. E peki nasıl olacak o zaman? Birinci-ikinci, ikinci-üçüncü ve üçüncü-dördüncü diye tanımlanan atlar sürekli değişiyor. Elinde standart istatistik kitabı, kucağında farklı bültenler olan adamın kafası karışmaz mı? Karışıyor. Yarış bittikten sonra da olan, fakirim atların ölmüş anasına oluyor.

3. Altılı Diye Diye Nicesine Sarıldım
Akıllara zarar son üç maddeye geldik. Oynadığı bahislerden senelerdir kayda değer bir para indirememiş yarışseverin, kafayı iyice kırdıktan sonra, bulduğu bir başka çözüm de kulvar sayılarıdır.

Bir koşu başlangıcı klasiği olarak "Ve son at... Falanca da kulvarındaki yerini alıyor. Atlar start hakemi emrine girdiler. Start verildi ve koşu başladı" kalıbında bahsi geçen kulvar rakamları bültende yazılı bulunur; "4 numaralı at, 8 numaralı kutudan çıkıyor" gibi.

8'den çıkan 4 numaralı bu atın örnek yarışımızı kazandığını varsayalım. Balatayı sıyırmış yarışsevere göre, bir dahaki yarışta 8 numaralı atın çıktığı kulvar numarasını sırtında taşıyan at gelecektir. Çünkü kazanan at 4 numaradır ve 8'i göstermektedir. Şimdiki yarışta 8 hangi numarayı gösteriyorsa, gelecek odur.

Anlatmaya çalışırken bile altılı ganyan olayından tiksindiğim şu grift mantıksal yapının, en cahilinden, en eğitimlisine kadar bütün ganyan kitlesinden kabul görebildiğine şahit olmak acıdır. Ganyanda sadece bir kupon yatırma süresi geçirmemeye ve fazla takılmamaya başlamam da bu şehadetten sonrasına denk gelir.

2. Bas, Bas Paraları Leyla'ya
Gün sonu yaklaşmıştır. Altılı kuponu; ikinci ya da üçüncü ayakta gümlemiştir. İkili, çifte, sıralı üçlü, tabela, hiç biri altılının heyecanını vermez. Arada, bir çıtır kuponla "kısa günün karı" kollanmıştır ama orada da kahpe felek darphane mahsülü sokmamıştır cebe. "Son ayağa bir sıralı ikili mi patlatsam lan? Masrafı çıkar günün" diye avare gibi düşünülürken, diğer "Desperate GanyanHusbands" eşrafından birisi, yeni kapattığı telefonu kulağından indirirken ayağa kalkar ve haykırır "11 numaraya çanta dolusu para basmışlar hipodromda"

Ortama neşe gelir; gözler hemen muhtemeli yayınlayan 37 ekran televizyona döner ve 11 numaraya kilitlenir. İşte... İşte... Muhtemel 3.10'dan 2.95'e düşmüştür. Demek ki haber doğrudur. Gömlek cebinde yedekte bekleyen bahis kuponlarında "G" hanesi işaretlenir ve makul miktarda nakitle birlikte gişeye gidilir. "Ya bırakın boş işleri" diyerek bu "Alın, verin, ekonomiye can verin" tarzı harekata karşı duran insanların da tuvalete gitme bahanesiyle gişenin yanından geçerken kupon uzattığı görülür. Yarış koşulur, çantayla para basılan (!) at tabelaya giremez. Önce bir küfür selinin ardından, ortalık durulur ve çaycı boş bardakları masalardan toplamaya başlarken içinden söylenir "Aklınızı s.keyim"

Halbuki düşününce hiç akıl alıyor mu? Ne o, adamın biri hipodroma gidiyor. Elinde James Bond çanta. "Buyrun" diye kuponu gişeye uzatıyor. Gişe memuru "50 milyar tuttu efendim" diyor. Adam da çantayı verip "Üstü kalsın" diyerek, uzaklaşıyor. Bire bir tasvir edilen şekil hiç bir zaman böyle olmadı ama insanın aklına gelen görüntü bundan ibaret. Sonra da bu mevzu bilmem hangi ganyan bayiinde duyulup, milletin yüklenmesine sebep oluyor. Olur mu lan böyle şey? Bir dönem hepimiz tırlatmışız. Anlaşılan bu.

1. Ve Tanrı Manyağı Yarattı

- Fuat!
- Efendim abi.
- Ne yaptın sen?
- Yarışı kazandım.
- Ne olacak şimdi?
- Ne gibi?
- E bir dahaki yarışta sürdirekt favori ata biniyorsun.
- Onunla da kazanırım.
- Olmaz.
- Neden?
- Üst üste iki yarış kazanamazsın.
- Neden ama?
- Öyle...

Fuat'ın jokey, ikinci şahsın yarışsever olduğunu varsaydığımız şu diyalogta mantıklı bir şey var mı? Daha doğrusu bir jokeyin iki yarış üst üste kazanmasında "olması imkansız" bir şey var mı? Yarışseverin bir kısmına göre cevap evet.

"Bir jokeyin her bindiği yarışı kazanamayacağı" doğrudur. Bunun milyon tane sebebi var. Fakat bundan hareketle varılan "Bir jokey aynı yarış gününde iki üç yarış kazanamaz" hissiyattı çok tuhaf. Jokeyin "Ben deminki yarışı kazandım, şimdi bunu kazanmamam lazım" diyeceğini mi düşünüyorlar, hiç bir şey düşünmüyorlar mı, ne yapıyorlar, bilemiyorum.

Bildiğim tek şey, TJK'nın ve dolayısıyla ülke ekonomisinin, bu sazanlıklardan elde ettiği paranın haddi hesabı olmadığıdır. Ne demişler? Unutmayın, at yarışlarında en büyük kazanç, kendini kaybetmemektir.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Cumhurbaşkanlığı Koşusu : Peşrev

Zalimin zulmü, sevenin Allah’ı, Avrupa Futbolunun Şampiyonlar Ligi Finali varsa, Türk atçılığının da Gazi Koşusu var. Her ne kadar (daha bir sürü şeyde olduğu gibi, eskiyi aradığımızdan ötürü) hevesimizi ufaktan yitirdiysek bile, bir Gazi Koşusu’nun daha heyecanını yaşadık geçenlerde. Canlı seyredemediğimiz bir yarışı yorumlamak yersiz olur. O yüzden, bir dahaki yarışta; masada rakı-ciğer, elde dürbünle, hipodromda bir yandan demlenirken, bir yandan da “Ayrıl ulan artık!” diye bağırabilmeyi umarak, diğer önemli koşulardan birinin yakın tarihine dalalım.

Cumhurbaşkanlığı Koşusu, İngiliz atlarının en mühim koşularından birisidir, memleketimiz yarış takviminde. Arkaya geçmeli kuponlara inceden çizik atmaya ve puanlı bülteni anlamaya başladığımız çocukluk ve acemilik zamanlarımızda; maiden, şartlı, kısa vade ve açık yarışlar arasındaki farklara pek de hakim olmadığımız için, koşulan her koşu bize aynı gelirdi. Sonradan sonraya “Altılı açısından her koşunun önemli, ama bazı koşuların daha önemli olduğunu” anladığımızda; Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu en çok kazanan jokeyin Ekrem Kurt, ekürinin ise Eliyeşil olduğunu ezbere söyleyebilecek kadar ansiklopedik hale gelmiştik.

“Akınsız altılı, akılsız altılı” darbımeseline konu olan Akın Özdeniz’in, Thunder Bolt ile dış kulvardan yardıra yardıra gelip kazandığı 1996 Cumhurbaşkanlığı Koşusu’ndan sonra ortak kanılar şöyleydi:

1. Airman ve Sülo, iç kulvara girmeseler yarışı bile kazanabilirlerdi.
2. Ramadan büyük at olacak.

“Dün dünde kaldı” kabilinden Airman ve Sülo için söylenenler fuzuliydi artık. Fakat Ramadan, öngörüleri haklı çıkartarak “büyük” olmasa da çok iyi bir at oldu. Rahmetli Gültekin Alpay’ın “Kaçarak yarış kazanılmaz” sözünü ters köşeye yatıran çok safkan görmüştür hipodromlar ama “Beyaz Bayrak-Ayna” diye tabir edilen hareketi çekerek yarış kazanan bu tip kaçak atlar, pek sevilmezler. Psikolojik bir takım gerekçeler vardır. Bir kere bütün yarışı “Arkadaki atlar ha geldi, ha gelecek” stresiyle geçirmek istemez bahissever. Ayrıca son 400’e lider girip, yarış bittiğinde 15. olan at insanın sinirini tepesine çıkarır. Kaçan at kolay kolay tek atılmaz. Açık yarışlara yazılmaz. Arkadakilerin onu bilerek boş bırakacağına ve sonlarda geleceklerine inanılır. Fakat buna rağmen onlarsız da yapılamaz. Çünkü bu uçak-kaçak kardeşlerimize arada bir “iyi saatte olsunlar” gelir ve hiç umulmadık yarışları, hiç umulmadık rakiplere karşı kazanıp, 10 lira-30 lira arası ganyanı kupona basıverirler. Böyle zamanları yakalayan bahisçi için kaçak attan güzeli olmaz.

Bunların Ramadan’la alakası nedir? Şöyle ki; yarışsevere, yukarıda bahsettiğimiz menfi hissiyatları yaşatan; Kumkum, Çıtçıt, Vitvit, Rima gibi fuzuli kaçan (hatta koşan) atların yanında Abbas, Well Done, Nurtay, Yelhan, Harbinger, Resneli, Kazbek gibi uzun mesafede kaçan safkanlar her zaman saygı görmüşlerdir.

“Mesafe 1200-1400. Starting box çıkışı bir topuk koyarım, 20 boy. Sonlarda da az makatı büzdük mü, hem finişe, hem de çıtır kuponcu yarışsevere kayarız” diyerek yarışa iştirak ettiği belli olan ve ekseriyetle son 200’de gözüne fener tutulmuş gibi çakılarak marşı basmayan tavşanlar bir yana, 1600 ve üstü mesafelerde taktiksel kaçarak yarış kazananlar bir tarafa. İşte Ramadan bu ikinci gruptandı ve daha üç yaşındaydı. Bir dahaki sene, Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı, üç yaşındaki bir safkan, Trapper kazandığında, Ramadan da akıllara gelecekti.

“Cumhurbaşkanlığı Koşusu tarihinden bir kupleyi ve Tarık Aydın’ın bir dönem kupaya koyduğu ambargoyu anlatalım” derken, “Kaçak Atlar ve Ramadan” konulu kısa bir hulâsa yapmış bulunduk. Bunu peşrev kabul edelim. Devamı ikinci bölümde olsun...

3 Mayıs 2009 Pazar

Daima Gültekin Alpay

1990-1994 arasındaki beş Gazi Koşusu'nun son metrelerini biraraya getirdik. Son yarış efsane Lyra-AsJet kapışması... Bu yarışı anlattığımız yazıda şöyle demiştik:
"...canlı yayından gelen seyirci uğultuları eşliğinde Gültekin Alpay’ın haykırışları, yarışı muazzam keyifli kılardı"

Bu video biraz da o cümlenin ispatı... Yarışları anlatan rahmetli Gültekin Alpay.

Katıldığı bir televizyon programında aşağıdaki cümlesiyle bizleri güldürmüş ama bir yandan da "İşine saygı dediğin böyle olur" dedirten Gültekin Alpay'a bir selam duralım.
"Bir gün eşim bana 'Divane misin be adam? Ne bağırıyorsun? Sakin anlatsana şu yarışları' dedi. 'Ayin-i ruhani mi bu?' diye cevap verdim"

Ya Fotospor alın! Ya Fotospor alın!

1990 : George Thomas & Ertül Cankılıç
1991 : Abbas & Mümin Çılgın
1992 : Prestige & Süleyman Akdı
1993 : The Best & Ertül Cankılıç
1994 : AsJet & Tınay Adışen

29 Nisan 2009 Çarşamba

Orhan Ayhan @ 1970

Radyodan maç dinlerken Orhan Ayhan : "Bilenler için, deniz tarafındaki kale..."

Boks maçı izlerken Orhan Ayhan : "Oooo şahane bir aparkat"

Wipe Out'ta Orhan Ayhan, zaten bambaşka...

Bir de at yarışlarında Orhan Ayhan'ı dinleyelim. Sene 1970. Gazi Koşusu...

15 Nisan 2009 Çarşamba

At ve Avrat

Başlık çok mu “ataerkil” oldu? Bu kez de böyle bir “açılım”da bulunalım istedik. Gına geldi bu iki kelimenin sık kullanımından, hatta ana haber bülteni başına yirmi tane düşüyor bunlardan ama bizim konumuz hakikaten "bir kadın ve atlar"

Biraz, icra ettiği mesleğe dair “nadir rastlanan” başarısından, biraz da isminin telaffuzu, çok sevdiğimiz Henry Turner’ı akla getirdiğinden olsa gerek, yıllar önce BBC’de ilk gördüğümüz andan beri Hayley Turner’ı çok takdir ediyoruz.

Her ne kadar bu ulvi “takdir” hissi, ganyan halkının büyük çoğunluğu tarafından “Karıya bak lan. Yine koymuş yarışı. Bizim kılkuyruk aprantileri toplasan bir bu etmez a...a k...m” şeklindedile getirilse de; biz konuya biraz daha biyografik ve kibar yaklaşalım.

Geçenlerde kaybettiğimiz merhum Gürkan Oker’den kısa bir süre sonra, Turner’ın da pistte kaza geçirdiğini duymuştuk. Yarış esnasında attan düşmüş, bilincini kaybetmiş, burnundan ve kulaklarından kan gelmişti. Durumu değerlendiren ilgili birimler kendisine “Kafanı yere çarptıktan sonra, ortalarda öylece gezip, at koşturamazsın” demiş ve Mart 2010 tarihine kadar koşmamasını sağlayacak bir karar almışlar. İnsan hayatının bu denli değerli olması bizim coğrafyada tanıdık olmayan, farklı bir duygu...

“At Yarışı ve Kadınlar” denince, ganyan mevzuları ile “birazdan biraz daha fazla” ilgili herkesin aklına gelen Julie Krone’a (ki kendisi 20.000’den fazla yarışta, 4.000’e yakın birincilik kazanmış bir jokey) kariyer anlamında en çok yaklaşacak isim olarak lanse esilen Hayley için tatsız bir durum. “Geçmiş olsun” diyip, geçmişine bir göz atalım.

1983’de Notthingham’da doğan Hayley, 3 yaşında at binmeye başlamış. 16 yaşında “Ben oldum artık” kararı alınca da bir miktar ön hazırlığın ardından, profesyonel yarışlara girmiş. Kariyerine “Acıların Jokeyi” tadında bir başlangıç yapmış. Daha ilk yarışında sürdüğü Markellis isimli safkan, bir kaza sonucunda ayağını kırmış ve uyutulmuş. Annesi “Bunu kaldırabiliyorsa, herşeyi kaldırabileceğini düşündüm. Gerçekten de başardı” diyor bu mevzu için.

Bir parantez... “Uyutulmak” ne menem bir kelimedir arkadaş... Naif gibi şerefsiz... “Melih abi” formuna gireceğim ama ben tıp biliminin bu kısmının içine tüküreyim, afedersiniz. “Ayağı kırıldı” diye at öldürmelerin sonu gelsin artık!

Hayley, annesinin dediği gibi vaziyeti çabut atlatmış. İlk birinciliğini de aynı sene, daha sekizinci yarışında, Generate isimli bir safkanla kazanmış. “Yarışın kaydını izlediğim zaman, bu kollarla nasıl yarış kazandığıma şaşırıyorum” diye anlatıyor ilk zafer finişini.

Takip eden senelerde, sırasıyla 9, 14, 34, 53, 36, 56 tane birincilik kazanarak, emsalleri arasında temayüz etmiş. Ama gelmiş geçmiş İngiliz hanım jokeylere “Siz şöyle bir ayrılın bakayım. Durmayın benim yanımda” fırçası kayabilecek konuma gelmesini sağlayan, en büyük sükseleri 2008 yılına rastlıyor.

Ağustos 2008’de Shergar Kupası’nda İngiltere’nin kaptanlığını yapan ilk kadın jokey oldu. Doğumgününden üç gün önce, 2008’in son günlerinde birinci bitirdiği yarışla da “Bir yarış sezonu içerisinde 100 yarış kazanan” ilk İngiliz kadın jokey ünvanını almayı başardı.

Usta jokeylerin kariyer hikayeleri de spor filmlerinde çok gördüğümüz “Başarılı olacağı düşünülmeyen ama ummadık taş olan sporcu” karakteriyle paralellik gösterir.

“Bir gün 1’e 50 veren bir ata biniyordum. Herkes beni görmezden geliyordu. Atın sahibi bile... Öyle ki yarış taktiğinin ne olacağı konusunda bile fazla konuşmamıştık. Yarış sonunda pistten tribünlere baktığımda ‘Senin ikinci olduğuna inanamıyorum’ diyen gözleri gördüm.”

Çocukluğundan beri sıkıntısını çektiği, oldukça ağır bir mide rahatsızlığı olan; ekmek, pasta, kek ve bisküvi yemesi kesinlikle yasaklanmış bir jokeyin, kariyeri boyunca sık sık yukarıdaki bakışlarla karşılaşmasının akabininde, bütün o insanları “Bunu yazmadan olmaz abi” konumuna getirmesini takdir etmeyelim de ne yapalım?

“Doktorumun söylediğine göre, arabamla gezebilirim, istersem içki içmeye gidebilirim, koşabilirim, yüzebilirim ve formda kalmak için istediğim her egzersizi yapabilirim ama şimdilik at sürmeme izin yok. Aslında daha iki hafta önce, gözlerimin simsiyah olduğunu ve kulaklarımla burnumdan kanlar aktığını düşününce, oturup bunları anlatabildiğim için ne kadar şanslı olduğumu anlıyorum. Yine de atları uzaktan izlemek değil, en kısa zamanda onlarla koşmak istiyorum”

Kaba etini devirdiği yerden; haftasonu “Pazar Keyfi”, hafta içi de “Seda Sayan ile Sabah Sabah” ekseninde top sektirerek, beyin kıvrımı düzleştirenler ile “Türkiye’de Kadının Yeri ve Önemi : Vatanı Kurtardılar, Ataerkile Yenildiler” tefrikacılarına arz olunur. Herşeyi "Üzerinde Güneş Batmayan Krallık"tan beklemeyin.

6 Mart 2009 Cuma

Boyun Farki


Arap ulkelerinde cok populer bir bahis araci deve yarisi. Izlemesi (belki de kosanlarin gorece sekilsizliginden oturu) oyle aman aman zevkli degil. Ayrica yer yer jokey niyetine cocuklarin bindirilmesi de itici bir goruntu olusturuyor. Aslinda "Olusturuyordu" demek daha dogru olur. Zira artik, biraz da cocuklarin tehlikeye atilmasina itiraz eden insan haklari topluluklarinin sayesinde, robot suruculer revacta.

Asagidaki resim, kosulan bir yaristan yansiyan bir enstantane. Kardes organizasyon at yarisindaki fark tanimlari burada da gecerlidir herhalde. Burun farki, tamam. Bas farki, ammena. Yarim boy, bir boy, uzak, olabilir. Peki, boyun farki nasil olacak? Git git bitmiyor hayvanin boynu. Deveye sorsalar; "Ugrasmayin lan boynumla. Yeter artik" der.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Boyle Isim Olur mu?


Flying Dutchman’de Gand’in isimler ile ilgili yazisini okuyunca ve Joe’nun kopeginin adini duyunca, aklimiza bir diger insan dostu (bazen de cuzdan dusmani) canliya dair isimler geldi. Onca yillik ganyan hayatimizi birlikte gecirdigimiz safkanlarin isimlerinden secme yapmak zor aslinda ama bir cirpida akla gelenlerden ufak bir derleme yaptim, her harften bir tane olmak uzere.. En carpicisi ile baslayalim.

Pazar gunu, ogleden sonra… Kahvaltisini edip gazetesini okuyan mudavim tayfasi, bulteni kapip kic cebine, kalemi tutup ic cebine koymus, ganyana gelmis. Bir yandan hafta icine nazaran gec saatte kalkmanin mahmurlugu, diger yandan Pazar gunu sessizligi derken, yaris saatlerinin baslamasina yakin millet ufaktan hareketleniyor. Tiyolar, bahisler, inatlar, giderler girla… Bos kosu da yapiliyor ve altiliya son seklini vermeye baslayan yaris cemaati yeniden sessizlige burunuyor. Tam o esnada yasini basini almis, yarislarin kurdu bir amca egildigi bultenden kafasini kaldiriyor ve jokeyi ceza alan atin, yeni jokeyini yuksek sesle ganyana soruyor:
“Bugun Annem’e kim biniyo lan?”

Sorudan sonraki iki uc saniyelik sessizligi takip eden surecte, asma kat ganyan bayii kahkahadan yikiliyor. “Yuh ulan o nasil laf oyle”den, “Bugun Halis biner, yarin Yemen, kacmiyor ya oglum annen”e genisleyen bir cetvelde cirkinlesiyor akranlari. “Dilim surctu ne var lan?” bile diyemiyor kendisi. Zira atin adi gercekten Annem…

ANNEM
Bir insan atina neden boyle bir isim koyar? Yillardir dusundugum halde ben bulamadim. Bulabilen ya da (okursa) atin sahibi beri gelsin. Yalniz hakikaten komik oluyordu. Spikerler atlari tanitirken “7 numarali Annem, jokeyi falanca ile...”. Nasil yani?

BILIYOR MUSUNUZ KIM
“Geliyor” kelimesi at yarislarinin en kisa mesafelisinde bile defaten tekrar edilen bir seydir.” Biliyor musunuz kim geliyor” dendigi zaman verilmesi gereken muhtemel cevap “Nasil soru lan o?” ya da “Bilmiyoruz, kim geliyor?” olabilir ama ya atin ismi boyleyse. 1988 dogumlu safkan, Suleyman Akdi hayranligimizin baslangicini olusturur. Altili ganyanla iyice hasir nesir olmaya basladigim 12 yasliligimizda imparatorla ust uste bes alti tane Istanbul kum pist yarisi kazanarak gonullerde taht kurmustu.

CIHAN YANDI LUTFIYE
Lutfiye ismini iki yerde gorduysem ve ikincisi “Bir Demet Tiyatro”daki Lutfiye Fidillioglu ise, birincisi de Cihan Yandi Lutfiye’dir. Bu silik sayilabilecek safkana dair hatirladigim iki sey, kazandigi bir 2400 yarisi ile agabeylerin onun hakkinda yaptigi “Bunun annesi Banu Alkan, babasi da Cuneyt Arkinmis ehe ehe” seklindeki esprileriydi. Zira bu safkanimiz “Kilicaslan-Afrodit” yavrusuydu.

ÇİKASKONDİKAS
Gorup gorulebilecek en kofti kacak atlardan birisi olan Cikaskondikas (ismini bir daha yazmayacagim, yoruluyorum) starttan ciktigi an itibariyle, yeni baslayanlara “Yarisi 30 boy onde bitirir” dedirtir, sonunda ise ongorulen farki kendisi yerdi. Bugun hala “Kacak at” denildiginde kendisinin akla gelmesi, biraz bu tarzindan, biraz da isminin akilda kaliciligindandir. Kacak at demisken; basta Abbas olmak uzere, Kazbek, Resneli ve Harbinger’a da selam ederim.

DOKTOR SAIMBEY
Artik at sahibi, Saim Bey isimli doktorunu cok sevdigi icin mi, yoksa sinir oldugu icin mi bu ismi koymustu, bilemiyorum. Sahibinin atlara duymasi muhtemel sevgi veya yarisi kaybeden bir safkana “Senin ben ecdadini…” ile baslayan sinkaflar hatira gelince, ikisi de mumkun. Kaldi ki totosu akla geldiginde, amac birinci de olsa ikincinin gerceklestigi goruluyor,

ECZACI MUSTAFA
Tip sektorunden bir diger isim. Ayni zamanda tanidik birisi olma ihtimali olan bir diger isim sinifina da giriyor.
“Yarin oburgun at sahibi olursan ismini Eczaci Mustafa koysana”
“Tamam ulan, senden degerli mi?” seklinde bir diyalogun eseri de olabilir. Ama her halukarda ilginc.
“En dis kulvardan da Eczaci Mustafa atak yapiyor. Onun sagrisinda Camci Selami, onun da iki boy gerisinde Manifaturaci Suleyman...”

FIŞFIŞ 4
“Fış fış kayıkçı. Kayıkçının küreği. Hop Hop eder yüreği. Akşama fincan böreği. Bizim evde et var. Bir yaramaz tekir var. Tekir eti yerse. Annem beni döverse...” seklinde oyunlu bir tekerleme vardi biz cocukken. Fisfis 4’u yaris, daha dogrusu yarismama hayatinin sonlarinda yakaladim. Sonuncu olmadigi herhangi bir yarisi izlemek mumkun olmadi. Hadi, sonuncu olmasin da sondan ikinci olsun. Fisfis’in Fisfis 4’den sonra dogmasi ve 2 ile 3 numaralarin hala beklenmesi de cabasi. Ilac icin bir at sahibi boyle isimler koysa da seri tamamlansa...

GAY PRINCESSE
Bir gun girdigimiz Tarlabasi’na nazir Ganyan Bayii’nde;
“Oglum ibneymis lan o at”
“Bulent Ersoy’un altinda calisanlarin cani yok mu lan? O da ekmek, bu da ekmek” seklindeki diyaloga sahit olmus, akabinde cikan kavgayi izlemistik. Detaya girmeyelim. Safkanimiz, kosularina bakilacak olursa, nedenleri itibariyle degilse de sonuclari acisindan kendisine guvenmeyenleri hakli cikarmis, tayligi disinda tek yaris olsun kazanmamistir.

HAMAMCI N
Neden hamamciydi? Neden sifatinin akabininde herhangi bir isim yoktu da N idi? Bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum.

İMPARATOR SÜLO
“Isim babasi gibi pistlerde esmesi beklenen bir safkandi ama bu agirlik altinda ezildi” demek isterdim ama bildigimiz vasatti sadece. Kariyeri boyunca kendisi hakkinda merakla beklenen tek sey ve tek takip sebebi “Bakalim Sulo, Sulo’ya binecek mi?” oldu.

JUST FOR OSMAN
2004 dogumlu, Sri Pekan yavrusu, kumun kalitelilerinden bir safkanimiz ancak bu durum, “Sadece Osman Icin” isminin gizemli ilgincliginden bir sey goturmuyor haliyle. Hangi Osman? “Ekmek Teknesi” dizisinde bir diyalog vardi.
“Misal…”
“Genc Osman”

KİSBUMAGNUM
Isim konarken boyle bir sey amaclanmadigi kesin ama Algida’nin Magnum reklamlarindan oturu, ganyanda essek kadar insanlarin ellerini edep yerlerine goturerek, torun torba sahibi akranlarina “Kis-bu-magnum” diye espri (?) yapmalarina yol acan bir atimizdi kendisi. Kirk yilin basi gelip, ganyanin yarisina kuponlari yirttirinca, bahiste kendisine yer verenlerin “Yedin mi magnumun hasini?” seklinde yaklasimlari da vuku bulmustur.

LAMAZIGOGO
Bir “Ne desem, ne yazsam kifayetsiz kalir” isim daha. Anlamini bile bilmedigimiz icin bir sey soylemek mumkun degil. Ilginc iste… Yalniz isminin hakkini verip, onuncu siradan yukarida yaris bitiremedigi bir kariyeri oldugunu da belirtelim.

MAHALLE ÇOCUĞU
Yillar once Hasan Ozaydin, Fenerbahce Baskani iken, kursude “Biz Anadolu cocuguyuz” diyince, kendisine muhalif olan efsane baskan Ali Sen’in efsane bir cevabiyla karsilasmisti. Simdi diger atlar icin de o cevap verilse, yanlis mi olur? Kardesim senin atin mahalle cocugu da diger atlar...

NAAPTIN
Aslinda ilgilileri olarak “Iyi bok yedik, seni aldik at diye” koyacaklarmis da vazgecmisler gibi bir isim. Kendilerine yuklenmek yerine ati secmisler kurban olarak. Ben bu safkanimizin 20 liradan asagi ganyanla kostugunu (ve on taneden fazla atin kostugu yarislarda ilk ona girebildigini) animsamiyorum. Son biraktigimda isminin ilk harfi okunur olunmaz silinenlerdendi.

ONURLU HODİDİK
Bu isim hakkinda bir sey yazmak istemiyorum. Ne diyeyim ki?

ÖZDE LAİK
Listenin en yeni ve en siyasi ismi. 2005 dogumlu ve hala yaris hayatina devam ediyor. Insan zaman zaman dusunmuyor degil. Bir karambol olursa, iceri alirlar mi diye?

PRINCE CHARLES
Turk halkinin Prenses Diana sempatisi yuzunden koruklenmis olan gercek Prince Charles’a olan nefrete,
starttan gec cikma huyu ve olur olmaz verdigi yarislar yuzunden zirve yaptirmistir at Charles. Kazandigi yarislarda nispeten genc olan bizim kusaga “Charles Is Basinda” muzigini islikla caldirirdi. Ancak ekseriyetle yaris kazanmadigindan, zavalli Ingiltere Kralicesi’nin bir kulaginin arkasi kalirdi.

ROYAL HÖRST
Royal tamam da Hörst neydi? Bilmedik, bilemedik. Onu da boyle kabul ettik.

SEN GELMEZ OLDUN
Delikanli gibi, acik acik konmus bir isim. “Umidimiz yok yaris kazanmandan ama biz seni boyle de seviyoruz” demisler adeta. Bir ekurisi olsa, adi “Bir Gece Ansizin Gelebilirim” olsa. Yakismaz mi?

ŞALDIRŞOP
Susam Sokagi adindaki psikopat yuvasini hatirlamayan yoktur. Kirpik, Minik Kus, Kurabiye Canavari, Edi ile Budu, Tahsin Usta derken cocuklugumuzu yemeye yeltenmis bu yapimda “Halaaaa hop, tereyagli balli ekmek” diye bir tekerleme de vardi. Iste Saldirsop insanin aklina bunu getirir, baska da bir sey getirmez.

TETKİK MERCİİ
Piste cikiyorsun, boxa giriyorsun ve kosuyorsun. Tamam kosu icerisinde bir takim stratejik hadiseler vuku buluyor ama alt tarafi “Pistin icinden mi gitsem, disindan mi?” diye dusunuyorsun. Bunun neyini tetkik edeceksin bre beygir? Tamam ismin karizmatik bir durusu var ama o da iki sonraki maddenin yaninda ezilir kalir.

UAGADUGU
Susam Sokagi’nda verdigimiz gibi bir ornekleme olacak. Meshur Devekusu Kabare’nin, yine meshur “Yasaklar” isimli oyununda Tas Devri’nde gecen bir ask hikayesi vardir. “Tas Tas Tas. Yontmaaa. Tas Tas Tas. Cilaliiii” diye bir muzikle acilan parodi. Oynayan tayfa tas devri diliyle konusurken, Metin Akpinar ve Funda Oskay mevzuyu Turkce’ye cevirirler. Iste orada Ali Yalaz, Selim Nasit’ten elindeki kuslarin yarisini ona vermesini isterken “Uagouauago” gibi bir sey der. En mantiklisi bu gibi. Oyle olmali...

ÜNİVERSİTELİ
“Tahsilli at olmaz” diyenlerin haltettiginin resmidir efendim. Nasil olmazmis? Veliefendi’de dekan olacak. Demedi demeyin.

VEZNEDARÜLMUAZZAMA
Karizmatik isim demistik. Buyrun karizma. Oyle ki kosmadan paralar kendisine getirilecek neredeyse. O derece buyuk veznedar. Kanuni’nin, kendine hitabet harikasi, Fransiz kralina kucumseme abidesi mektup baslangici gibi. Gelin gorun ki kariyerinde tek yaris var ve Elazig’da kosulan bu yarista ilk on bes sirada ismine rastlanmiyor. Olmayinca, olmuyor.

YAPTA GÖRELİM
Bu isme dair tahmin su. Birisi arkadasina bir at hediye ediyor ve diyor ki; “Sen simdi bu ati al ama yarisa falan sokma. Kazanamaz”. Sonra inat basliyor, kazanir, kazanamaz derken, “Tamam ulan, kazansin da gorelim” diyorlar. Ismi de oylece kaliyor. Jokeyi kimdi hatirlamiyorum ama bir yaris kazanmisti. Kendisine guvenenleri mahcup etmedi.

ZAPTI NA MÜMKÜN
Alfabenin son harfi ve son ornegimiz, cok iyimser bir isim. Yaris hayatina da oyle basladi. Bir maiden ve ilk yaris icin oldukca uzun olan 1600 metre kum pistte birinci oldu ama arkasi pek ismine layik gelmedi. Ha, yaris kazanmadi mi? Kazandi tabii ama pek oyle “na” bir durumu olmadi.

Gelelim isin ahkam kismina. At tayfasi duygusaldir. Sirtindan dustugunuzde, herhangi bir karakter bozuklugu yoksa, gelir basinizda bekler. Kendi kabahati yoksa bile, ozur diler gibi olur. Yarisiyorsa kaybedince uzulur. Maneviyati kuvvetlidir. Bu minvalde, herhangi bir kotu niyet olmasa da boyle isimler konan atlar icin uzulmusumdur. Atlar isimlerini sahiplenirler. Kurbaga degillerdir. Makara gecer gibi isim konan attan madden ve manen bir sey beklememek lazim.

“Bir bas, bir boyun iterek Tamerhan onde. Sergen geliyor. Cas saldiriyor. Yavuzhan da veriyor. En dis kulvardan da Haberbatur, koptu geliyor” yarisina, yukaridan bes isim secip koyun, sampiyon ve vasat arasindaki fark gun gibi ortada.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Gürkan Dayanamadi


Gürkan Hüsnü Oker dayanamamis. Haberi Ozgur agabeyden ogrendik. Daha 30 yasinda, binlerce kez yarenlik ettigi atlardan bir tanesinin ayaklari altinda can verdi Gurkan. Jokey kulup boyle duyurmus haberi.

İstanbul, 1978 doğumlu olan Gürkan Hüsnü Oker, 1992 yılında Apranti olduktan sonra 2000 yılında jokeyliğe terfi etti. Meslek yaşamı boyunca 4302 koşuda at binen Oker, 451 birinciliği, 473 ikinciliği, 457 üçüncülüğü ve 487 kez de dördüncü olmuştu. Gürkan Hüsnü Oker son birinciliğini, 18 Aralık 2008 günü yapılan İzmir yarışlarında Mert Melih isimli safkanla elde etmişti.

Ve merhumun cenazesi ve kederli ailesi ve bir baska kosu gunleri. Nur icinde yat Gurkan.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Dayan Gurkan


Gurkan Oker, Bursa yarislarinda feci bir kaza gecirmis. Kendi ati tokezleyince dusmus ve akabinde arkadan gelen at da uzerine basmis. Buyuk sanssizlik, atlar kendilerini sakatlamak pahasina basmamaya calisirlar onlerine dusenlere. Demek ki cok bicimsiz gelisti hersey. Olay aninda kalbi durmus Gurkan'in ama hayata dondurmeyi basarmislar. Lakin hala komada. Dayan Gurkan!

24 Aralık 2008 Çarşamba

Imparator Veda Etti


“Imparator” lakabi bizde bol kesedir. Mesleki anlamda biraz basarili olan adam, hele bu basarilarini arka arkaya kazanmissa, mensup oldugu camia tarafindan direk olarak “Imparator” olarak lakaplandirilir. Ancak memleket sathinda “En ‘Imparator’ kim?” konulu bir calisma yapilacak olsa, Süleyman Akdı ilk ikiye kesin girer. Hatta rakibiyle atbasi birinciligi paylasirlar.

1990’lardan sonra camiaya katilan yeni yarisseverlerin, Turkiye Jokey Kulubu’nun eski yarislari iceren video kasetlerinde 1960’li yillardaki yarislarini gorunce sasirdigi ve 1-2 sene icinde hayranlik beslemeye basladigi bir jokey oldu Süleyman Akdı.

Sozunden donmeyecek inatta ve imparatorun getirdigi (veya getiremedigi) bir at yuzunden buyuk para kaybetmis olan birer kisi haric, “Ben kuponuma hayatta yazmam abi Sulo’yu” diyen her 1.000 kisiden 998 tanesine sozunu yediren jokey oldu Süleyman Akdı.

Favori oldugu yarista gelemeyince bankocularin Sauron’u, acik kosuda 1.05 ganyanli surdirek ati yikip muhtemeli patlatinca bombacilarin Gandalf’i oldu Süleyman Akdı.

Ve bugun jokeyligi birakiyor imparator. Kupa alinca Veliefendi balkonundan, en azindan jokey olarak, halki selamlamayacak artik. Fotofinise cektigi hareketler, onun icin acilan pankartlar ve dokulen gozyaslari (abartmiyoruz, en az 10 kez kupa alirken aglayip “Imparatoooor” diye bagiranlar gormuslugumuz vardir hipodromda) “Istanbul’un Mazisi” agacindaa acan birer cicek olacak artik.

Biz uzatmayalim, o konussun. Gule Gule Imparator...

“Başta ben ve Ahmet Atçı gibi jokey arkadaşlarım yeni nesle dürüstlüğü öğrettik, Yener ağabey. Girdiğimiz bütün yarışları alın terimizle kazanarak çirkin adamları yok ettik. Pistte babam çıksa fark etmez, hiçbir şekilde kimseye yol vermem, ben yarışta kendimi kaybederim. Bana yıllardır ‘‘İmparator’’ diyorlarsa dürüstlüğümden, mesleğe olan aşkımdandır. Şunu da söyleyeyim, ben Fatih Terim'den önce ‘‘İmparator’’um, o benden yaşça çok küçüktür. Önceleri bana ‘‘Eusebio’’ diyorlardı, 1969'larda Beckenbauer'dan esinlenerek bu adı taktılar. Dünyanın her yerindeki at yarışlarında dolaplar dönüyor ama, bizde kesinlikle böyle bir şey kalmadı. Çok iyi jokey olup da sonradan bu işlere bulaşanlar şimdi paraya muhtaç durumda. Mesela Hasan Heybetli arkadaşımdır, onun bütün atlarına bindim. Hiçbir gün bana değil teklifte bulunmak, iması bile olmadı. Heybetli, her gün hipodroma gelip yarışları beyefendi gibi izledi, oyunlarını da resmi gişelerden oynadı. Daha önce Oflu Hüseyin Cevahir'in atlarına da bindim, Dündar Kılıç'ın ağabeyi Yahya Kılıç'ın atlarına da. Bir tek gün bu insanlar benden bir şey istemedi.”

6 Aralık 2008 Cumartesi

Kumun Krali : Agakaraca ( Part II )

Halis Karatas, ilk binisinden on kusur yaris sonra Agakaraca’ya, 1998’in son yarisinda Izmir’de bindi. Dostkaraca haric, cok zayif bir gruptu ve rahat kazandilar. Isin zor kismi da bundan sonra basladi. 15 gunluk bir aranin ardindan kendi jenerasyonundan yasli atlarla bir kosuya katildi ve Gulerce’lerin Yelhan’ina gecildi Agakaraca.

Yelhan, tayliginda, Istanbul’da kum-cim ayirdetmeden cok basarili yarislar kosmustu. Orjini (Babasi Ozgun, bilhassa erkek yavrulari itibariyle cok basarili bir aygirdir) itibariyle de yarisseverlerce el ustunde tutuluyordu. Sevket Altug’un meshur “Hizir idi, Yunus idi”si gibi bir kac yaris ust uste “Yelhan idi, Taha idi” dedirttigini iyi hatirlarim. Cok keyifli kapismalardi. Parantez; Taha diyince, aklima Sih Taha geldi. Oyle cins bir atti ki uzerindeki jokey kilini kipirdatsa adeta zink diye dururdu. Kendi kendine birakildiginda, kenter kostugunu sanirdiniz ama grubundaki her ati gecebilirdi. Onu sonra anlatirim, fakat… Konuya donelim. At yarislarinda grup degistiren at icin “Ilk yarisini kaybeder, yavas yavas alisir” kurali gecerlidir. Bundan kisa sure once Arap gruplari yasa gore degil; A, B ve C grubu olarak siniftan kalitesize (yarissever deyimiyle essek) dogru alfabetik olarak ayrilirdi. Yelhan da A grubu bir atti. 3 yaslilik sonrasi ilk yarislarini, benim diyen atin bile ilk ciktiginda zorlanacagi Adana’da kostu. O zamanlar Adana pistinde Beyefendi-Kartalbey rekabeti yasaniyordu. Ganyanda, uzerinde gayri resmi bahislerin dondugu bir seriydi. Onlarla kostu ve iki yarista da sonuncu oldu. Akabinde geldigi Istanbul’da, sezonun sonlarina dogru Yavuzhan’i gecip ortaligi dagitarak gozlere (ve bu yarista yatirdigi kuponlar sayesinde gotlere) girdi. Yavuzhan o yarista ikinci bile olamadi. Ikili Benkar’la bitti ki, o gun ganyandan birileri Mc Fly hesabi gelecege gidip, yaris sonuclarini ihtiva eden bir almanak alsa, o sonucun oldugu sayfayi “Hadi lan ordan! Yanlis basmislar bunu” diyerek yirtardi... Agakaraca, ust grupla ilk yarisinda, Yavuzhan’i gecen bu mucize ikiliye yenildi yaristan ucuncu olarak ayrildi.

Bir sonraki yarista, Magrip vardi. O da Gulerce ekurisinin atiydi. Tayliginda, Istanbul’da kostugu hic bir kum kosusunu kaybetmedigi gibi, Izmir’de de bu basarisini devam ettirmis, kendinden yasca buyuk sampiyonlari kum pistte yerin dibine sokmustu. Arslaneray, Sergen, Bozdag, Alptug ve Cas gibi kalite atlarin hepsine karsi, kaleye bir adim kala topu durdurup, snav vaziyeti alarak kafayla gol atan cocuk misali rahat kazanmisti yarislarini. Bir onceki yarista, Agakaraca’nin arkasinda besinci oldugu icin ganyani fazlaydi. Cazipti. Uzerinde, bir onceki yarista Yelhan’i suren Sepet Ahmet (Atci) vardi. Ve Agakaraca yine gecildi.

Biz bu iki yenilgiye ragmen “Bu ati kumda gecsinler, gelsinler bir de benim uzerimden gecsinler” diyen ganyan abileriyle beraber, tek atmaya devam ediyorduk. Yine gozumuzun onune geliyor. Bu ganyanlardaki goruntuyu aynen alip, afilli bir toplanti salonuna koysaniz, insanlara toplantida giyilecek ust bas verseniz ve birilerine de bu harareti sessiz ekrandan seyrettirseniz, kesinlikle akademik bir tartismanin yapildigina kanaat getirirler. Halbuki torun torba sahibi olmus, duzenli bir yasantilari olan bu insanlarin muhabbetleri hep soyledir:

(Muteveffa ama mutevazi ve cok ozlenen TribunDergi matbuatina saygiyla... Bu minvalde (koymak minvali) tribunle ilgili sahane bir yazi vardi, numarasini animsamadigim bir sayida)
- Olm, hayvan yeni cikmis tayliktan? Nedir yani, Yavuzhan’i mi gecsin a...a k...m.
- Gecsin a...a k....m Kum pist degil mi? Hani alayina giderdi. Bu daha Yelhan’i, Magrip’i gecemiyo, Yavuzhan bunun a...a k...r, a...a k...m.
- Ulan locadan sictiginiz bok daha padoktan cikmamis vik vik otuyosunuz a...a k...m. Iki sene sonra bu atin en kralina 2 boy cekeri var kumda.
- Iki sene bos durmasin o zaman. Gelsin benimkini ceksin arada.

Bundan sonrasi iyice cirkinlestigi icin yazmayacagim ama keyiflidir bu isler. Guzel abilerdir bu insanlar. Yazinin yoluna geri girelim. Bu harala gurelede Akin ile iki yaris ust uste kazandi ve yukaridaki diyalogun kahramanlarindan Yavuzhan’in karsisina cikti Agakaraca. Uzerinde yine Akin vardi. “Yenildi ama ezilmedi” ile tarif edilebilecek bir yaris oldu ve Yavuzhan, bas farkiyla Agakaraca’yi gecti. “Iki sene sonra...” diye ongorulen sey neredeyse gercek olacakti. Duzluk boyunca tum ganyan “Yuru lan” diye inlerken, ganyanda ilk kez gordugumuz balikci botlu, yagmurluklu ve sari biyikli bir amcanin yarisi sakin sakin izlemesi ve sonunda “Yavuzhan, istemezse Agakaraca’ya gecilmez” diyerek gizemli gibi, degil gibi cekip gitmesi de o gune dair hatirladiklarim arasindadir. Agakaraca’ya da Yavuzhan’a da saygiyi arttiran bir yaristi ve iki ay icinde bu yarisin hemen hemen kopyasi olan iki tane daha gorecektik. Aslinda Agakaraca, 1999 senesinde kimseden cekmedi, Gulerce ekurisinden cektigi kadar. Gecildigi butun yarislarin birincisi, bir Gulerce atiydi. Bir sonraki yarisinda, bu sefer Selim Kaya’nin idaresindeydi ve yine Sepet Ahmet’in surdugu Yelhan’a gecildi.

Bazi atlar vardir, onlar olmadan kupon yapmak buyuk karizmadir, “Yazmam olm, biliyorum gelmeyecegini” havasi attirir ama yazmadan asla rahat yaris seyredemezsiniz. Hep yazmamak istersiniz ama yazarsiniz. Gecildiginde “Kuponun parasini arttirdik, durduk yere. Onu cikarir, tabelaya uc at daha yazardim” dersiniz. Geldiginde ise, “Ulan iyi ki yazmisiz, boku bokuna 1 liralik attan yatacaktik” siye dusunursunuz. Ummadiginiz yerde, 1 lira ganyanla gelip, suratinizin ortasina hacetlerini gideriverirler. Iste Agakaraca da bunlardan birisiydi. Bunca laftan sonra, sans verilmedigi halde kazandigi bir yaris anlatacagimi dusunmus olabilirsiniz ama oyle degil. “Gecen yaris biraz yanasti diye amma cosmus lan millet. Ganyana bak, 1 lira kusur. Yavuzhan’a Bombaci Mulayim binip, ters kossa uzak ara gelir. Agakaraca kim lan?” diyen haddini bilmezlerin yuregini agzina getiren iki yaris, soz konusu olan. Bilhassa ikincisi. Anlatalim.

Izmir sezonunun son kosusu icin piste ciktiklarinda, hemen hemen tum kuponlarda Yavuzhan-Agakaraca yaziliydi. Yavuzhan’in, adeti oldugu uzere, yarisi 1 boydan az farkla kazanmasina kimse fazla sasirmadi ama sezon Istanbul’a donup, takvim 2 Mayis Pazar’i gosterdiginde, bizim ganyanda kiyamet koptu. Gecen Istanbul sezonundan beri cim pistte yaris kosmayan Agakaraca, yine Yavuzhan’in karsisina cikti ama bu kez bir fark vardi. Gulerce’ler ekuri kosuyorlardi ve Yavuzhan’a eslik eden at Cas’ti. Cas, tayligi ve 4 yasliligi boyunca Yavuzhan’in golgesinde kalmis, ama beraber kostuklari yarislarda ona kafa tutmustu. Nihayet Yavuzhan 7 yasina geldiginde, Cas onu gecmeyi basardi. Ve simdi cimde cok daha basit atlara rahatca gecilen Agakaraca, onlarin karsisina cikacakti. Jokeyi, ilk yarislarinda kendisine binen Ertul’du. “Ne varsa onda var” diyerek yaptigimiz ikilileri, cebimizde sakliyorduk, dalga gecen olmasin diye. Ganyani 10 lira kusur olan Agakaraca; Cas-Yavuzhan-Agakaraca-Haberbatur seklinde, Yarim Boy, Bas, 2 Boy farklarla biten ve milletin masalarin uzerine cikarak izledigi bu yarista goz doldurdu. Yaris bittiginde “Anasini s.....m ya” diyerek ikilileri yirtanlari gorunce, kupon saklayanin sadece biz olmadigini anladik. Ulan bir cakarsak var ya, onumuzdeki hafta her gune 20 kagitlik kupon garanti” diye yuklenmislerdi, Agakaraca’nin cazip muhtemeline.

1999’un geri kalani pek de parlak gecmedi kir renkli kum sampiyonu icin. Istanbul’da kayit olabilecegi acik kum yarisi fazla olmadigidan oturu devamli cim kosuyordu. Cok sert grupta kostugu iki yarisin ardindanbir kez kum pist gordu ama onda da Nevzatbey’e gecildi. Canli izledigim en bombaci jokeylerden Sinasi Gokce, sulu pistte cime benzeyen kumdan da yararlanip, 11 lirayla bombayi patlatarak Agakaraca’yi ikincilikte birakti. Cas’a burun farkiyla kaybederek yeniden ganyan ahalisini yusuflattigi yarisa kadar hic bir varlik gosteremedi Dersaadet’te. Hatta Boruhan’a bile gecildi Karaca ekurisinin gozbebegi.

Boruhan demisken, hayatimizda ilk kez bize, altiliya tavir koyduran bu kardesimizi anmadan gecmek olmaz. Bildigimiz kadariyla hakkin rahmetine kavusmus. Nur icinde yatsin, cok enteresan bir stili vardi. Hatta stili, stilsizlikti. Bir at dusunun. 900 metreden, 2800 metreye kadar her mesafede, cim kum ayirt etmeden her pistte, sulu’dan cok agir’a her sartta, Istanbul’dan Izmir’e her sehirde yaris kazaniyor. Insani ne bahis yapacagina kararsiz birakiyor. Yazsaniz gelmiyor, yazmasaniz geliyor. Her finise birinci girdiginde “Ne oldu lan? Yazmadin mi beni?” dermis gibi duruyor. Kaya sulalesinin, alfabetik jokey kardeslerinin hemen hepsiyle (Selim Kaya basta olmak uzere butun sulale jokeydir, gibidir. Misal O. Kaya, M.Kaya, Has.Kaya, Hus.Kaya) yaris kazanmasina bir sey demiyorduk ama ne zaman ki H. Kurtcuoglu adinda bir surucu ile Altaha’yi ve Agakaraca’yi gecerek 25 lira ganyanla tum yarisseverleri soka soktu, iste o gunden sonra katildigi musterek bahisler altiliya dahil oldugu gunler, kendisi disinda butun atlari yazarak kupon oynadik onun ayaginda. 9 at mi kosuyor? 8 tanesini yazdik, Boruhan’i yazmadik. Bu kendi capimizda protesto, kendisini yaris kazanmaktan alikoymadi tabii. 5-6 yaris kadar daha ganyani bize guldurdu o kadar. Saygideger bir atti Boruhan, Allah rahmet eylesin.

Agakaraca’nin Istanbul’dan sonraki duragi Ankara oldu. Uzun sure sonra cimde bir yaris kazandi burada. Cok ama cok zayif bir grupta, surdirek favori olarak Altin Cocuk Halis Karatas’in pilotlugunda kazandigi bu kosudan sonra, kendi grubuna geri donunce, birinciliklere yeniden ara verdi. Gurbuz Refioglu’nun Odin’i ile atbasi bitirdigi ve birinci sayildigi 1600 cim yarisinda; “ikimizde bas rol oyuncusuyuz ama benim ismim one yazilsin” temali sinemasal tartisma gibi, ganyanda “Atbasi bitti ama Agakaraca basa yazilsin” kavgasi cikmisti. Yaris oncelerinde BBC’de yemek tarifi seyredecek kadar naif olan insanlarin yaris aninda bu kadar delirdiklerini gormek enteresan oluyor.

Agakaraca, 1999 Ankara defterini, Odin’le atbasi bitirdigi yarista bir burun mesafesi arkada birakabildigi Boruhan’a bir kez daha gecilerek kapattiktan sonra, 2003 sezonuna kadar “Hanginiz en formdaysa burada o ciksin karsima” giderini yapacagi ve kariyerinin sonuna kadar bir kez bile olsun tabeladan dusmeyecegi Izmir’e dogru yola cikti.

(DEVAMI VAR)

4 Aralık 2008 Perşembe

Kumun Krali : Agakaraca ( Part I )

Doğumundan ve 3 yaşında koşmaya başlamasından bu yana seneler geçti. “Uzak ve yakın” geçmiş (ve gelecek) sezonlar, kumda çok daha iyi ve istikrarlı Arap atlarının ismini yazabilir bültenlere ama “Kum Pist ve Arap Atları” denince benim aklıma ilk önce Ağakaraca gelir.

1995’te doğdu Ağakaraca. Babasi Volga 2, annesi ise 25. Sahra’ydı. Kafayı orjinle bozmuş olanların bir kısmı, kendisinden bir sene önce piste gelen ekurisi Kızıldeli’nin taylığına bakarak, onunla “ana-baba bir kardeş” olan Ağakaraca’ya çok sempatik yaklaşmıyorlardı. Zira Kızıldeli, ilk yarışını kazanıp, direk olarak maidendan çıkmasına rağmen, sezonun diğer yarışlarında tabelaya bile girememişti. Bizim de dahil olduğumuz “Kafayı kırmış” bir diğer orjin delisi grup ise, 25. Sahra’nın kum veya çim farketmeksizin “çok koşan” (buradaki “çok” kelimesi “iyi” anlamındadır. Çocuk yaşlarda baslayan ganyan maceramızda senelerce yanlış anlamışızdır) bir yavru çıkarmadığında ilk grupla hemfikirdiler ama Volga 2 denince akan sular duruyordu. Öncelikle Kızıldeli, bütün yarışlarını çimde koşmuştu. Bu bir Volga 2 yavrusuna tam manasıyla ölçü olamazdı. Gerçi Kızıldeli, İzmir sezonunda tabelaya yanaştığı ve içeride olduğu yarışlarda bile muhtelif atlardan “uzak” yiyerek kumda da gitmediğini gösterecekti ama asıl argüman, aynı babanın yavruları olan; 1992 jenerasyonundan Brother III ve Hastay, 1993’den Deli Mavi ve 1994’den de Sertay’ın başarısıydı.

Brother III, Ağakaraca’nın koşmaya başladığı 1998 sezonunu mükemmel geçirdi. İzmir’de tabelanın abonesi oldu. Vasat jokeyi Ali Rıza Yıldız ile, kendisinden sınıf atlara (Göktuluy, Göktuğ, Şövalye, Bilgin) zor anlar yaşattı. Osman Hattat’ın meşhur Asyel’ini geçtiği yarışta, 4 lira küsür ganyanına rağmen çok can yaktı.

Yukarıdaki dörtlünün en hası olan Hastay, 1996 Adana sezonunda, Akın Özdeniz’le beraber, kum pisti Timurhan’a ve Nurtay’a dar etmişti. Aynı sene İstanbul’a döndüğünde ise butun kayıtları; çim piste ve ondan da önemlisi, Yavuzhan’ın koştuğu koşulara yapıldı. Önceki yazılarımızda bahsettiğimiz şampiyon Yavuzhan’ın çok yorduğu atlardan birisi oldu Hastay ve o sezondan sonra bir daha da koşmadı ama kolay lokma olmadı. Dört yarış üst üste çok az aralarla kaybetti. Bu dörtlu serinin ilk yarışında “bir baş bir burun” arkada üçüncü oldu. Son üç koşuda ise sırasıyla burun, baş ve burun farklarıyla ikinci oldu. 24 yarışlık kariyeri boyunca yalnızca bir kez tabeladan düştü. Yavuzhan’a direndiği bu yarışlar nedeniyle hep saygıyla anıldı.

Deli Mavi, aslında bizim tezimize uygun bir at değildi orjin tartışmasında. Zira bütün yarışlarını çim pistte kazanmıştı ama 1997 Istanbul sezonunda göz doldurmuştu. Mirhat’in uzak ara birinci bitirdiği (normali de budur) 2800 metre yarışında üçüncü olduktan sonra, ağır çimin 2400 metresinde Kartalbey ve Nurtay gibi klasik kum atlarını geride bırakarak kazanmıştı ki “Çim yağmurdan az çok kuma dönuyor. Bu at çimci, yetiremez kumculara” denen bir yarıştı bu. 10 gün sonraki diğer yarışta ise, bu sefer 1900 metre çim pistte, şampiyon Tunca’nın (babası kadar olamasa da) şampiyon yavrusu Tunca’ya 1,5 boy kadar saldırıp ikinci olmuştu.

Sertay ise bambaska bir attı. Taylığında üç ayrı şehirde ve iki ayrı pistte, dört yarış koşup, hepsini kazanan baska bir örnek var mıdır, bilmiyorum. Geçtiği atlar, çok da mühim değillerdi belki ama böyle başlangıç yapanlar, kofti çıkmaz kolay kolay. Nitekim Sertay da öyle çıkmadı. Ağakaraca’nın yarışmaya başladigi, 4 yaşlılığında da ilk iki yarışını kazandı. Sonrasında, açık gruplarda olmasa da bir altında, hep plase ve tabela atı oldu. Yirmiden fazla yarış kazandı. Bu yazının esas konusu Ağakaraca’yla başa baş mücadele etti, hatta bir keresinde geçti. Beraber koştuklarş yarışlarda, Tamerinoğlu’na, Odin’e, Şirinoğlu’na, Odinhan’a hiç ezilmedi. Nasıl başladıysa öyle bitirdi. Adana’da koştuğu son 5 yarışı da birinci bitirdi ve pistlere veda etti.

Ağakaraca’dan ziyade “Volga 2 Yavruları” gibi bir yazı oldu ama bunları yazmadan, “Neden taylığından beri kuma gideceğini düşündüğümüzü” anlatmadan, Ağakaraca’yı anlatmak olmazdı. İstatistiklerle başlayalım.

133 koşuda;
38 kez birinci,
30 kez ikinci,
19 kez üçüncü,
22 kez dördüncü oldu.

Bu kosuların çim piste düşen payı;
65 yarışta,
10 birincilik,
14 ikincilik,
10 ücüncülük,
14 dörduncülük oldu.

Ve şampiyon olarak anıldığı pistte ise;
68 yarışta,
28 birincilik,
16 ikincilik,
9 ücüncülük,
8 dördüncülüğe imza attı.

Yukarıda Sertay için “Taylığında üç ayrı şehirde ve iki ayrı pistte, dört yaris koşup, hepsini kazanan başka bir örnek var mıdır, bilmiyorum” demiştim. Diğer şartları karşılamayan ama ilk dört yarışını kazanan bir attı Ağakaraca. İlk iki yarışını Ertül’ün pilotluğunda, önce çim, sonra da kum pistte kazandı. Hafif pistte koşmasına rağmen, 1200 çimde 1.22 derece yapmasına bazıları burun kıvırdı ama ilk yarışında ne bekleniyordu, bugün bile hala anlamam. 1.17 mi yapsaydi? Nankör herifler...

Burun kıvıran arkadaşların kıvrılan yerleri ikinci yarışta kaçacak delik aradı. Ağakaraca, 57 kilo koştuğu bu 1200 kum yarışını, kendisinden 10 kilo eksik bir atın önünde kazandı. Her ne olursa (yani arkadaki ne kadar kötü at olursa olsun), hele taylıkta 10 kilogram çok önemli bir farktır. Şöyle anlatayım; rahmetli Gültekin Alpay, “Normal şartlar altında, 10 kilo 30 saliseye tekabül eder ki bu da aşağı yukarı 1 boyluk fark demektir” derdi.

Ağakaraca’nın ücüncü yarışı, bu işin meraklılarına dudak uçuklatan bir yarış oldu. Nedeni ise çim pistte ilk yarışında yaptığı derecenin daha iyisini, kum pistte yapmasıydı. Ayrıca son 800 metresini de çimden hızlı koşmuştu. Yani alabildiğine kaçarak apaçi gibi değil, sonlara da bırakarak akıllıca bitirmişti (Dudak uçuklatmasının teknik izahatine gelince; çim pist normal şartları ihtiva ettiğinde, her zaman kumdan 2-3 saniye daha hızlı koşulan bir pisttir. Çim pist hafif olduğunda ise bu farkın üzerine 0.5 saniye daha eklemek gerekir) Daha üçüncü yarışta bunu görmek milleti şaşırtmış, ilk paragraflarda bahsettiğim “Bu at kuma gitmez”cilerin burunlarının yanında, dudakları da bir yere kaçmıştı.

Dörtlü serinin son yarışı, yine bir kum yarışıydı. Ağakaraca bu yarışı da kendisini hiç sıkmadan uzak ara kazanarak, “Kumda var ya kumda. Adamın anasını ağlatırım oğlum ben. Kralınızı tanımam” diyordu. İşin kum tarafı boyleyken, bu son yarıştan sadece 10 gün sonra, çim piste geldiğimizde Ağakaraca’nın forsunun burada pek de geçerli olmadığını görecektik.

Devirhan, sezona Adana’da, Mahmut Zelyurt’la başlamış bir diğer Volga 2 yavrusuydu. Starttan normal çıktığı iki kum yarışını birinci bitirmiş, tereddütlü çıktığı diğer iki koşusunu ise; birini az, diğerini uzak farkla olmak üzere geride tamamlamıştı. Özellikle iki boy gec çıktığı kısacık (1000 Metre) kum koşusunda, sadece yarım boy geriden potaya girmesi “Düzgün çıkarsa kumda Ağakaraca’yı yalar bu” şeklinde düşünenlerin sayısını arttırmıştı. Düşünülen olmadı, çünkü Devirhan bir daha hiç bir zaman kumda koşmadı. İstanbul’da ilk dördü Sadettin Boyraz, son üç tanesi ise Halis Karataş ile olmak üzere yedi çim kosusunda yer aldı. Arap atı tarihinin en görkemli tay performanslarından birinin sergilendiği ama bir o kadar da “ileri yaşlarında hayal kırıklığı yaratan at bolluğu” yaşanan bu İstanbul sezonunda Ağakaraca; kardeşleri Devirhan ve Tamerhan’ı (Evet, o da bir Volga 2 yavrusuydu), çimde bir kere bile geçemedi. Peki hiç çim yarışı kazanamadı mı? İstanbul’da kazandığı üç koşudan ikisi çim pistteydi ama nispeten çok zayıf atlara karşı koşulan yarışlardı bunlar. Navaron, Kartay, Dostkaraca, Ağakılıç gibi atlar, sınıf değillerdi. Ağakaraca’nın krallığının sadece kum pistle sınırlı olacağının imzasını kardeşleri Devirhan ve Tamerhan atmıştı adeta.

İstanbul sezonunu, Altaha’nın arkasındaki bir çim mağlubiyetiyle kapatan şampiyon, önce Ankara’ya gitti. Kesin kazanır denen yarışı, Ankara’nın sert ve ters pistine yenilerek üçüncü bitirdi. “Ulan İstanbul bu atı yıprattı mı, nedir? Kumda bile kazanamadı” diye düşünenler, yanıldıklarını İzmir’de anlayacaklardı. Ağakaraca, 4 yaşlılığına doğru koşar adım gittiıi İzmir’de, mağlubiyeti galibiyetinden daha fazla olan bir sezon yaşayacaktı ama bu sezondan sonra kimse herhangi bir kum yarışını onu yazmadan geçirmeyecekti.

(DEVAMI VAR)

30 Kasım 2008 Pazar

Koptu, Geliyor.

"A fly, Sir, may sting a stately horse and make him wince; but one is but an insect, and the other is a horse still"
Samuel Johnson

"Ayril da gel ulan"
Veliefendi'den

Izin dolayisiyla ara verdigimiz, "Flying Dutchman Blog'da At Yarisi" yazilarina onumuzdeki hafta basliyoruz.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Trapper ve Suleyman Akdi

Trapper, 1994 doğumludur.

38 yarışta;

20 birincilik
6 ikincilik
6 üçüncülük
5 dördüncülük alirken, yalnizca 1 kez tabelanin disinda kaldi.

“Bir at, eküri için ne demektir?” diye sorsalar “Herseydir” cevabinin verilmesi kolay (ya da adil) olmayabilir ama Trapper herseydi. Nakitti ve moraldi. Kalamalka, Helin gibi atlar suphesiz kaliteli safkanlardi ve yine kupa kazanabililrlerdi ama Trapper’in surekli acik yaris kazanmasi ekurinin kendine guven saglamasina yariyordu.

Ilk yarisinda, uzerinde Halis (Karatas) olmasina ragmen, neden favori olmadigini, su anda tam olarak hatirlamiyorum. Belki orjini yuzundendi. Zira orjini (Knight Line Dancer-Elemis); Trapper’in artik kendini iyice ispat edip, “Kralina uzak ceker” dedirttigi, ilerleyen yillarda bile “aygir-kisrak uzerinden altili oynama meraklilari”nin buyuk tartisma konularindandi. Belki bu yuzden, olgunluk yillarindaki Bold Pilot’siz her yarisinda favori olmasina ragmen, alt jenerasyondan gelen iyi atlar (Texas Gal, Altin Bike, Velociraptor vs.) kuponlara eklendi ya da Bold Pilot’li yarislarda plase-favori arasi gidip geldi. Ama favori olmadigi ilk yarisini kazanan Trapper, bu yarista jokeyi olan Halis’e de Bold Pilot’a da sonradan cok cektirdi. 1200 cimde kazandigi ilk yarisindan sonra, iki yasliginda fazla start almadi Trapper. Aslinda onun icin “Bu at uzuna gidecek” laflari daha ikinci yarisindan itibaren dolasmaya baslamisti. Cok ongoru isteyen bir sey degildi gerci bu. Iki yaslilikta kosulan yarislar ekseriyetle 1200-1400 oldugu icin, ganyanin hemen butun cok bilmisleri (Canarino da dahil) ayni kehanette bulunurlar. Maksat; tutarsa karizma olmasi, tutmazsa da ahirdi, antrenordu, jokeydi, bok atilip, akademik temelde mevzudan ve “Sen ne anlarsin lan”lardan yirtilmasindan ibarettir. Trapper’in 2 yasliliginin verimsiz sayilabilecek sekilde (aslinda “galop sayilabilecek” demeliyiz) gecmesinin bir sebebi de kisa mesafede hemen her ati canindan bezdirebilecek isimlerle ayni jenerasyondan olmasiydi. Bella Otero, Bella Vista, Bold Bid, Fikrim, Mandrake, Pianist, Sam Holme, Tomasino gibi atlar, onun yaninda vasat sayilabilecek atlardi ama her “gruba gore vasat kalan at”in yaptigi gibi “Beyaz Bayrakdan-Aynaya kadar kendimi yirttim, yirttim. Yirtamadim, babayi girerim tabelaya. Ulan zaten yarisi kazanamayacagiz, bari tabeladan % 10 ikramiyeyi kapalim” seklindeki moneyfesto (!) kapsaminda kosarlardi. O jenerasyondan ve kisa mesafeden bahsedip de Islambol’un adini anmamak ise olmaz. “Trapper yazisinda Islambol’un ne isi var?” denebilir ama kisa mesafe denince bu guzide Gold Guard yavrusuna bir selam gondermemek ayip kacar. Bilhassa 2, 3 ve 4 yasinda, her yarisa burun sokarak, ikili, plase ya da tabelada yer alip, cuzdanimizi cokca guldurmustur. Neyse, Trapper’a geri donelim.

Sampiyonun 3 yasli yarislari da cok aydinlik baslamadi. 1600 ve 1700’de kostugu iki yarisi da kazanamadi. 1600 yarisini cok net hatirliyorum. Zira 4 at yazmistik ve Trapper bunlarin icerisinde degildi. Peki tutturduk mu? Hayir. Yarisi kazanan Wood Pecker’a, uzerinde Ertul olmasina ragmen, elimiz gitmemis, “Ulan kesin patlar bu ayak” diyerek Last Guard, Baylite, Cikaskondikas (Su isim bir ata nasil verilir ve ne demektir) ve adini hatirlamadigim bir ati yazmistik. Selim Kaya, Trapper’la yarisa saldirmis, ancak ucuncu olmustu. 1700 yarisi ise cok talihsizdi. Tarzini oldum olasi hic begenmedigim bir jokey olan Bekir Gokce ile kostu ve Tomasino’nun arkasinda ikinci kaldi. Artik “Ulan bu ati 2000 ve uzerine kaydetmeyen at sahibinin de, uzuna kosarsa tek atmayanin da...” diye kufurlere baslamistik. Ve Trapper, bir sonraki yarisina, 2100 metreye, Ertul’le kayit oldu. Sonraki yillarda Izmir’de Kazbek ile “Bir sen, bir ben” seklinde yarislar kosacak olan Green Peace ve baba kardesi Speedy Fighter disinda dise dokunur bir at yoktu grupta. Biraz da Karatas’la Ozdemir Atman’in Bold Bid’i korkutuyordu bizi ama sozumuzu yemedik ve tek attik Trapper’i. Yuzumuzu kara cikarmayarak, yarisi kazandi. Bir sonraki durak Gazi Kosusu oldu. Yine Ertul Cankilic vardi uzerinde. 2100’den 2400’e uzayan mesafede oldukca cazip bir at konumundaydi Trapper. Ama Ertul’den daha sempatik gelen bir jokeyi, Deterjan Akin Ozdeniz’i Fair Tail’in uzerinde gorunce tek atmadik Trapper’i. 15-16-17-18 yazdik kupona. Sirasiyla, 4.-10.-5. ve 1. oldu Trapper, Wood Pecker, Bella Otero ve Fair Tail. Simdi bakiyorum da. Ne isi var Gazi’de Bella Otero ve Wood Pecker’in. (Altilicinin acemilik zamani kuponlari komik olur. Rahmetli Yavuzhan’in bir yarisinda “Yuru be Mah” diye bagiran cok genc bir yarissevere butun ganyanin Kara Murat filmlerindeki Bizans askeri kahkahasiyla, rencide edici guluslerini hatirlarim. Uzulmustum, ama “Yuru be Mah” ne be birader, Yavuzhan’in yaninda?)

Gazi’den sonra, bir kisa vade daha kosup, kupasiz kosu kariyerine son verdi Trapper. Suleyman Akdi bir roportajinda soyle demisti:
“3 yaşlılığında ben Van Damme’a biniyordum. Biz devamlı Van Damme ile Trapper’ı geçiyorduk. O zaman Trapper’a Halis biniyordu. Önümüzde bir Ankara ve Cumhurbaşkanliği Kupası vardı. Halis, Bold Pilot’a bineceğinden Tarik Bey ati bana teklif etti. Hakiki bir kum atı olan Van Damme’dan daha iyiydi galobunda. Yaptırdığım son galobundan sonra binmeye karar verdim.”

Halbuki Van Damme, Trapper’i defalarca degil, yalnizca bir yarista gecti. Suleyman Akdi’yla Van Damme’in kazandigi Mimar Sinan kosusunda, Ertul Cankilic ile dorduncu oldu Trapper. Van Damme yalnizca bir kere gecmeyi basarabildi ama bir sonraki yarista, bu sefer 2400 cimde Suleyman Akdi’yla, Halis’in bindigi Trapper’a finise kadar saldirdi ve sadece bir burunla kaybetti. Bu yaris “Ulan acik yarista neredeyse kum atina geciliyordu. Acaba aciklarda dusunuldugu kadar basarili olmayacak mi bu?” suphesini soktu aklimiza ama cumleten yanildigimizi, geri kalan uc yasliliginda anladik. 2 ay ara verdikten sonra iki hafta icerisinde, Ankara ve Cumhurbaskanligi Kosularini kazandi Trapper.

Sampiyon, cok acik yaris kazandi ama 3 kez ustuste kazanma rekorunu I Seren ile birlikte elinde tuttugu Basbakanlik yarislarinin ve araliklarla kazandigi 2 Cumhurbaskanligi yarisinin bazi acilardan onemi buyuktur. Yukarida yazmistim, Trapper’a cogunlukla kesin bir guven yoktu musterek bahis camiasinda. Basta Bold Pilot’in varligiydi sebep. Kaliteli ve hatta Turkiye icin efsane denebilecek bir ekurinin, yuksek kan hatli oldugu kadar, bunu pratige dokup “Yarislari elini kolunu sallayarak” kazanan atiydi. Kazandigi yarislarda herkesi sindiriyordu. Bilhassa 1996’da rekor kirarak kazandigi Gazi Kosusu’ndan sonra “Bu at Halis’le kolay kolay gecilmez” onyargisi hakim oldu. Trapper bu on yargiyi sonunda kirdi ama bu sefer de “Bold Pilot’la kapisa kapisa cok yiprandi abi. Yeni jenerasyonun kalite atlari bir sekilde gecer onu” ahkamlari cikti karsisina. Iste Trapper ve Bold Pilot’a dair en ilginc enstantanelerden birisi, bir onceki paragrafin sonunda yer alan ve 1997’de kosulan bu Cumhurbaskanligi Kupasi Kosusu’ydu. Normal derecesi 2.26 olan 2400 cim pist, o gun 2.43’le bitecek kadar agir, hatta camurdu ve Trapper icin “Camurda gitmez” laflari dolasiyordu. (Bu kehanetler de insani hasta eder. Bulten arkasi galoplarina bakarak A (Agir) ve CA (Cok Agir) pistlerdeki galoplari C (Calisarak) ise “Camurda gitmez” der cok bilmisler. Sanki sabahin korunde, beraber galoba cikiyorlar) Bu yaris icin, ilerleyen yillarda Suleyman Akdi sunu soylemisti: “Cumhurbaşkanliği koşusunda çamurda gitmez denmesine rağmen 100 metre farkla kazandık”

Imparatorun burada laf caktigi, baska kimse degil, Bold Pilot’in ta kendisidir. Yarisa katilan diger atlar; Yemen Tunc ile Mephisto, Engin Yalcin ile Airman, Ahmet Atci ile Bella Otero, Bekir Gokce ile Sun Speed ve Kazim Melike ile Golden Glow’dur. Hepsi kalite sayilabilecek ama sinif olarak Airman haric, Trapper’a yaklasamayacak isimlerdi aslinda ama yarista Bold Pilot’in varligi Trapper’i kafalarda “Kazanamaz” ile damgaladi. Zira Bold Pilot, Handikap Puani (atlarin kazandiklari yarislara gore aldiklari, kalite bildiren puan) olarak da grubun cok uzerindeydi. Yarisin start zili ile birlikte, Bella Otero onde kacmaya basladi. Trapper, 1200’e kadar tavsanin arkasinda seyreden Bold Pilot’in ensesindeydi. Yarisin bundan sonrasi Suleyman Akdi’nin govde gosterisi ile gecti. Duzlukte arkasina bakip, kimsenin gelmedigini goren imparator, sadece iki-uc kamci ile fazla calismadan, yirtinmakta olan diger atlari tek tek arkada birakip farki acti. Yarisa gec baslayan ve hemen butun yarisi cok gerilerde takip eden Mephisto, dis bariyerlere kadar yaslanan yarisa (kum pist ati olmasi ve cimin de neredeyse kum derecesinde agir olmasi sebebiyle) mudahil oldu ve ikinci bitirdi. Airman’in ucuncu oldugu yarista, Bold Pilot ise 100 metreye yakin bir arayla dorduncu oldu. Suleyman Akdi finiste, “Her dahide biraz delilik vardir derler..o da benim deli yanim..O şovlar Sülo bitti, Sülo öldü diyenlere bir mesajdir.. Bitmediğimin bir işaretidir..” diye tanimladigi sovunu yapti. Bold Pilot fena yikilmisti, kalenin surlari yerle yeksan olmustu.

1998 senesi Trapper-Bold Pilot mucadelesinin son senesi oldu. Ismet Inonu kosusunu Trapper kazandi. Bir ay sonra kosulan Fevzi Cakmak kosusunda ise (ki pistlerin gordugu en guzel yarislardandir; burun-burun bitmistir) Ertul idaresindeki Trapper Bold Pilot ve Fair Tail’in arkasinda ucuncu kaldi. 2 hafta sonraki Celal Bayar kosusunu, bu sefer Halis Karatas ile (Suleyman’in neden binmedigini animsayamadim ama imparator bu kosularda at binmemistir) kazandi ama en onemlisi, Trapper’in “3’lu seri”ye basladigi ve son kez beraber yaristiklari Basbakanlik Kosusu, Bold Pilot icin baska bir hezimet oldu. Ekurisi Thyke’nin “Ben tempoyu ayarlarim, Halis de yarisi cakar” seklindeki plani, Trapper tarafindan bozuldu. Bold Pilot, yarisi onde takip eden Trapper’i, duzlukte sprintiyle yakalayip, sindirmeyi dusundu ama basaramadi. Hatta yarisin sonunda, ikisinin arasina hic mesafesi olmamasina ragmen basarili kisa sprintci Sunday Surprise, Selim Kaya ile ve genc nesilin basarili ati Ruzgarin Kizi, Akin Ozdeniz ile girdi. Bold Pilot bir kez daha, ancak tabelaya tutunabildi. Bir mucadele defteri boylece kapandi. Trapper, Bold Pilot’i yenmisti. 4 yasliliginda, Suleyman Akdi ile 3 yaris daha kostu Trapper. Bunlardan Enternasyonel Bogazici’ni ve Fetih Kosusu’nu kazanirken, TJK Kosusu’nu bombayi patlatan Ortak’a (Kalamalka ile ekuri kosmasina ragmen) kaybetti.

1999’da ilk kosusunu Gazi Galibi Kavranhan’a kaybeden Trapper, sonraki 4 kosuyu (Celal Bayar, Basbakanlik, Enternasyonel Bogazici ve TJK) 3 tanesinde Kavranhan’i gecerek ardi ardina kazandi. Bu yarislardan Basbakanlik Kosusu’nun bir ozelligi vardi. 1999’da, Turkiye’de Always A Classic firtinasi yasaniyordu. Ercan Ekenler’in Texas Gal’i de Sky Classic - Loving Cup yavrusu olarak bu kan hattindandi ve basarili yarislar cikariyordu. Bu sebeple, o sene kosulan Basbakanlik Kosusu’nda Trapper ganyanda yine 1.20’leri gorecek kadar suridrek olamadi ama intikami aci oldu. Suleyman Akdi “Texas Gal gecebilir abi” ahkamlarini, aradaki 7 kilo farka (Trapper 60, Texas 53 ile kosmustu) ragmen, Texas Gal’i harcayararak yanitladi. Aslinda Engin Yalcin, yaris boyunca Trapper’a iyi dayandi ama o bir kostuysa Suleyman Akdi bir bucuk kostu. Ve neticede, gaza gelip, varligini tek yarisa yonlendiren bir cok at gibi Texas Gal de bu zorlamanin altindan kalkamayarak, sonraki yarislarinda beklendigi kadar basarili olamadi.

6 yasindaki ilk kosusunu da kaybederek sezona basladi Trapper. Bu sezon Trapper’a karsi “Kesin gecer” denen at sayisinda artis gozlendi. Deploy yavrusu olan ve Turkiye kum pistlerinin gordugu en yetenekli safkan Velociraptor cime cikiyordu. Ismet Inonu kosusunda, Medya-Velociraptor ekurisine karsi kosan Trapper, Velociraptor’u geride birakti ama Medya’ya gecilerek yarisi kaybetti. Celal Bayar kosusunda “Teker teker gelin ulan” diyerek Velociraptor’u yendi. Aslinda Velociraptor yarisi kazanmis, Trapper ise ikinci olmustu. Ama yapilan protesto ile sonuc degisti ve Trapper “Kazanan at” ilan edildi. 2000 yaz sonunda, Trapper’i kucumseme had bilmezliginin yeni neferi bu sefer de Altin Bike idi. Erdogan Senocakli’nin Manila yavrusu bu safkani, kisa zamanda bir cok dereceli yaris kazandi ve Basbakanlik Kupasi’nda Trapper’in karsisina cikti. Uzerinden tam 8 sene gecmis olmasina ragmen, kupon hazirlama safhasinda ganyanda yasanan gerginligi bugun gibi hatirliyorum. Bizim gibi Trapper’a ve Suleyman Akdi’ya guvenen tayfa ile yenilikciler arasinda sinir harbi yasaniyordu. Herkes kendine gore argumanlarla vaziyeti karsisindakine empoze cabasindaydi. Sanki devrim yapacagiz. Ulan alt tarafi 3 mu, 8 mi diye karar verilecek.

O gun bos kosularda kimin geldigini animsamiyorum ama favoriler gelince, “Gun boyle gecer artik. Biz de Pazar gunu, kisa gunun karindan cebe uc-bes neyse atariz” diye dusundu herkes ama oyle olmadi. Ilk ayakta favori Odin, hem de hic beklenmedik bir at olan Fuat Cakar’in Sirinoglu’su ile yikildi. Ikinci ayakta cumle alem ya Fecir ya Tosur tek, ya da Fecir-Tosur yazmasina ragmen Omer Kaya ile Barmen patladi. Biz iki ayagi da alnimizin akiya gecmistik. Cunku ganyanda hemen herkesin Trapper-Altin Bike yazdigi (yanilmiyorsam muhtemelleri esit cikmisti) ucuncu ayakta biz Trapper’i tek atmistik ve ilk ayaklara abanmistik. Guvenimiz sonsuzdu ve bosa cikmadi. Suleyman Akdi, Altin Bike’ye de haddini bildirdi. Son anda Free Man’le verilen basa bas mucadele her ne kadar yurekleri hoplatsa da finise yakin her itis Trapper’i birer adim one gecirdi ve sampiyon rahat kazandi. Gerci bizim altili, Sam Land, Liyonna ve Bekmezci kuponda olmadigi icin ucte kaldi ama Trapper-Free Man-Bosporus yazarak Altin Bike’yi almadigimiz citir uclunun sevinci (5 misliden 30 kagida yakin bir para indirmistik) ve mideye soktugu 3 porsiyon midyeyle donduk eve. Iki senedir ust uste kazandigi Enternasyonel Bogazici’ni 2000’de ucuncu olarak kaybeden Trapper, TJK Kosusu’nu kazandi ve Ankara’ya gitti. Orada Cumhurbaskanligi’ni kosacakti. Yeni atlarin ortaya ciktigi had bilmezliklerin yaninda, isin ezeli rekabet ayaginda, Ozdemir Atman ve Tarik Aydin, Trapper ve Bold Pilot, Suleyman Akdi ve Halis Karatas cok karsi karsiya geldiler. Ama bunun disinda, Trapper’in kazandigi bu Cumhurbaskanligi Kosusu, yine Atman ekurisinden Lyna’ya “Ben senin agababani gectim. Sen de kimsin?” ayaridir. Ankara zor pisttir. Cimi serttir, viraji sikintilidir. 2000 yilinda, Trapper 6 yasindadir ve Istanbul sezonundan sonra, artik Bold Pilot’in “Zor gecilir” mertebesine erismistir. Ankara’daki bu yarisa surdirek favori olarak girdi. Gazi Galibi Bartrobel’in son ikilide 9. oldugu kosuyu, son duzluge gelindiginde 6 boy geride olmasina ve dis kulvara acilmasina ragmen muthis bir sprint yapip, Sumen’i, Lyna’yi, Medya’yi ve Sorgunbeyi’ni gecerek kazandi.

Bu yarisin sonrasi, Trapper icin bir donum noktasi oldu. Cunku kendisiyle ayrilmak ikili olan olan jokeyi Suleyman Akdi ve sahibi Tarik Aydin’in arasina kara kedi girmisti. Suleyman Akdi, olayi soyle anlatiyor:
“Enternasyonal koşuda 3. olduk diye at sahibi bana küfür etmiş. Bunu bana TJK asli üyeleri söyledi. Trapper ile sayısız koşu kazandım. Bunu haketmediğimi düşünüyorum. Onun için istemeyerek de olsa Trapper’ı bırakacağım. Bakın size bir olay daha anlatayım. Tarik Bey derginizde ''Halis ile S.Akdi dışında jokey yok'' dedi. Kötülemedi. “Diğerleri sıradan” dedi. Bizim jokey arkadaşlar da bunu bir hakaret kabul edip imza topladılar. “Biz Tarik Aydin’ın atlarına binmeyeceğiz” şeklinde bir karar aldılar. Bence hata yaptılar. Onlara hakaret edildiğini düşünseydim bende imzalardım. Tarik Aydin bir kaç sene önce de bana ''Sen Halis’i gördüğünde elerin titriyor. Ne yapacağını bilmiyorsun'' demişti. Ama öyle olmadığını biliyorum. Bu imza olayından sonra Tarik Aydin, Selim’i aramış. ''Ata sen bineceksin'' demiş. Selim de imza atanlar arasında. Ben Selim’e “Hata yaptın” dedim. Çünkü ortada bir hakaret yok bence. Sanırım Selim ata binecek. Ama binmezse “Trapper gibi değerli bir hayvan ortada kalmasın” diye mecburen yine ben bineceğim. Çünkü Trapper’a bunu yapmak ona bir hakarettir”

2000 yilinda kostugu son kosuda Trapper’a Selim bindi. Bu yaris, Trapper’in son zaferi olarak gecti tarihe. Zira 2001 yilinda kostugu 4 yarista da finisi onunde bos olarak goremedi Trapper. Suleyman Akdi ile ayrilmasi, (Tesbihte hata olmaz) Zagor’un yanindan Ciko’nun alinip, bir baskasinin konmasina benzemisti. Bir buyu bozulmustu sanki. Once surdirek favori olarak girdigi yarista, 20 lira ganyanli Manas’a gecildi. Sonra Ismet Inonu kosusu’nda, bu kez 15 lira ganyanli Turac’in arkasinda 1.20 ganyanla dordunculuk ve rekortmeni oldugu Basbakanlik Kosusu’nda Medya-Turac ve Altin Bike’nin arkasinda tabela yapti.

Son yarisinda kupadan cok, sevenlerine bir vedaya kostu Trapper. Tabeladan ilk kez dustugu, hayatinin son yarisinda Suleyman Akdi ile gecmisten o gune bir resmi gecit yapti. Yaristan sonra hipodromda, belki benim o anki duygusallikla su anda anlatirken abarttigim bir sessizlik vardi. Finis cizgisini en sonlarda gecerken herkes alkisladi. Suleyman Akdi, Trapper’in boynunu oksadi. Yavas yavas ahirlar bolgesine giderken sirtina ortusu serildi. Yakinda bulunanlar bir ic cekti. Cok degil kisa sure once padok mahalline gelen yolda gozuktugunde “Sampiyon geliyor” denen Trapper, agir adimlarla gozden kayboldu. Sampiyon artik tarih olmustu.