Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2010 Pazartesi

Her Derde Deva; Orangina



Reklam zaten kendini anlatıyor. Ben daha bir şey demiyorum.

2 Aralık 2010 Perşembe

İmparator Mario ve Aduket'e Farklı Bir Bakış


"Pop Icons In a Different Light" serisinin yenisi gelmiş. İki örneğini burada gördüğünüz çalışmaların tümüne, şuradan ulaşabilirsiniz.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Ne İçtiyse Size Girsin!



İlk başlarda iyiydi, güzeldi.

Herhangi bir konuda saçma sapan konuşan insan için "Ulan adama bak, ne diyor. Kafası güzel herhalde. Ne içtiyse bize de söylesin" deyip, gülüyorduk ama ota boka bunu kullanınca, zaten günlük sınırlı kelime sayısıyla konuşan biz cemaati için, iş iyice çığrından çıktı.

Vedat Özdemiroğlu'nun "Derhal ya da Azalarak" bitsin kampanyaları var ya hani. Bu da derhal bitsin; bitmezse olur olmaz kullanıldığı her yerde, ne içildiği düşünülüyorsa söyleyene girsin.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Japonya'dan Bir Doğru ve Bir Yanlış

Alfabeyi anlamasak da az çok bir şeyler kestiriliyor işaretten. Özellikle yanlış kısmından.

Yalnız yer tam olarak neresidir, halkta böyle bir potansiyel mi vardır, onu pek anlayamadım.

31 Ağustos 2010 Salı

Yıkıl, Nikılıs Keyc!


Severim keratayı.. Hatta günün birinde can sıkıntısından patlarken Şişli'de kendimizi attığımız bir filmini, yanılmıyorsam Adaptation'ı, bile gayet neşeyle izlemiştim ama bu nedir Allah aşkına... İşin içine Japon girince böyle oluyor.

27 Ağustos 2010 Cuma

Japon Taharet Musluğu



Japonca bilmediğimiz için mesele nedir, neden böyle bir şeye gereksinim duyulmuş anlayabilmiş değiliz ama olsun. Buyurun.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Kahretsin!



Şarkılarda "Fuck" yani "Kahretsin" kelimesini duyunca "ehe ehe" diyen bir neslin azası olarak yukarıdaki şarkıyı da tebessümle izliyoruz.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Asansörde Taciz



Cinsel bir mevzu değil. Vatandaşın teki hırsızlık etmeye kalkıp, beli kuşaklı bir hanım kızımıza sarıyor. Sonrası cennetten çıkma...

Kolpa mıdır, bilemedim ama herifin topuklayıp, kızın da peşinden fırladığı son kısım güzelmiş.

Burası uzak doğu, çükertirler adamı..

20 Ağustos 2010 Cuma

Ninja vs. Nigga



Hepsi güzel ama 1:03'deki ninja kardeş bana bir dönem Show Tv'nin öğlen sıcağında verdiği filmleri anımsatarak nostalji yaşattı, saniyeliğine... Bir toprağın altına giren, bir dalların üstünde uçup duran ninjalara haplanmış gibi bakardık. Arada da sevişme olurdu. Apansız. Nasıl yayınlanmış lan onlar o zaman.

Lunapark Eğlencesi (!)




Bunun aynından Bostancı Lunaparkında gördüm sanki ben.

Kadının değil tabii. O aranıyormuş gibi duruyor. Ne yapsa olacakmış aslında. Tövbe!

Dikkat! Yarı yarıya ahlaka mugayir bir videodur.

2 Temmuz 2010 Cuma

Evcil AT-AT

Bobiler'den muazzam bir eser... darkshines yapmış..

Bir de şu aşağıdaki var. Yukarıdakinin filmi...

AT-AT Day Afternoon

25 Haziran 2010 Cuma

Anime Badi Ne Lan?

Biz de anime seviyoruz ama bu kadar da kafayı kırmadık. İlan, milan... Eyvahlar olsun!

13 Mayıs 2010 Perşembe

Belirtilen Kabinde Sevişin

Aberdeen, İskoçya'da, "The Moorings" isimki bir barın tuvaletindeki uyarı levhasını görüyoruz.

Parantez içine ayrıca dikkat. Artık nasıl performanslar sergilendiyse zamanında. Bilahare belirtmek ihtiyacı hissetmişler.

25 Mart 2010 Perşembe

United Kolpa

Ahmet Yılmaz demişken muazzam eserlerini anmadan geçmek olmaz. Altıncı kitabı "United Kolpa " çıkalı uzun zaman olmuştu. Onu da dün alabildim. Bu kitabın içinden de karikatürlerden bir tanesini koyayım. Üstad iyi Fenerbahçelidir aynı zamanda. Akıllı adamın hali bir başka...

Ottomanya

Atilla Atalay ve Ahmet Yılmaz ile birlikte Leman alma sebeplerinin başta gelenlerinden olan "Tuncay Akgün ve Kemal Aratan" imzalı "Ottomanya" kitapçılara gelmişti. Almak düne nasipmiş. 133 sayfa tekmili birden albümden bir parça yukarıda.

11 Mart 2010 Perşembe

Başın Sağ Olsun Abdülcanbaz

Pederin bana doğum hediyesi, çocukluğumdan bu güne yanıbaşımda duran çizgi roman serilerinden birisi daha çizersiz kaldı. Turhan Selçuk yoğun bakımdaydı, hakkın rahmetine kavuştu.

1922'de Milas'da doğmuş üstâd. Bu tesadüfün üzerine bir "Kalbim Ege'de kaldı" şarkısı gider...

7 Şubat 2010 Pazar

Seviştiren İşletme

Yılın bu dönemi her geldiğinde, etrafta olup biten anlamsızca koşuşturmaya bakarak, "Bakalım yıllar geçtikçe 14 Şubat'larda insanlar daha ne kadar aklını kaybedecek?" diye düşünürken, bu yukarıdaki resimle anlatılan haberi gördüm ve düşünmeyi bıraktım... Zira bu zirvedir. Kilimanjaro'nun zirvesindeki karlar dayanmaz, kahrından erir bu fikir karşısında.

Fotoğrafın ortasındaki kocaman lavabodan anlaşıldığı üzere burası bir tuvalet. "Ne var ulan, ev sahibi süslemiş işte" diye düşünmemizi engelleyen şey ise, buranın bir restoran tuvaleti olması... Yiyip, içerken "Ben bir tuvalete uzayayım" diyerek girilip, çıkılan mekanın içki, yastık, mum vb. mefruşat ile donatılmasının sebebi de bir "Sevgililer Günü Promosyonu"

Sevgili olan insanlara "Yiyin, için, sonrasında eve kadar sabretmeyin, girin içeri sevişin" biçiminde bir promosyon uygulamayı düşünen "Mildred's Temple Kitchen" isimli işletmenin, bir gözü "Kalk gidelim", öbür gözü "Bok yeme otur" diyen şefi Donna Dooher'a göre olay "Zaten inceden takılıyorlardı tuvalette. Biz de olayı bir adım ileriye taşıyalım istedik, neticede mühim olan müşteri memnuniyeti" şeklinde biçimlenmiş. Buna ek olarak masa üstü, yangın çıkışı, tavan arası vs. açılımları var mı, onu belirtmemiş.

Ayrıca Donna'nın müşterilere Şekerpare'deki Afet yenge gibi önerilerde bulunup, bulunmadığı da muamma...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Tammy ve Hamam

Tammy Sutton Brown, Twitter'da şöyle yazmış:
"If you have never had a Turkish bath it's a must"

Doğrudur, doğru söze bir şey denmez. Ama aklıma, bir kaç gün önce Selahattin Duman'ın yazdığı yazı geliverdi. Selahattin Duman diyordu ki ilgili yazısında:

"1694’te Dallakname-i Dilküşâ kitabının yazarı Hamamcılar Kethüdası Dürrisade İsmail Efendi’ye göre İstanbul’un deftere kayıtlı hamamları sadece temizlik hizmeti vermiyordu..

Dürrizade’nin yazdığına göre Kalyoncu Süleyman adındaki testosteronu çok yüksek tellağın şöhreti yüzünden çalıştığı hamamın önünde araba kuyrukları oluyordu..

Dürrizade bu halleri “Paşalar, paşazadeler, beyler, beyzadeler arabalarıyla hamamın önünde sıra bekliyordu..” diye anlatıyor kitabında..

Neresinden baksan rezillik..

Haydi bunu yazan Avrupalı bir seyyah olsa “İftira atıyor..” diye şarlayacağız.. Halbuki bunları yazan, bizdeki hamamlardan sorumlu şahıs..

Dilimize girmiş “Orta malı” deyimi de bizim hamam kültüründen çıkma..

Başına isteyerek veya istemeyerek iş gelmiş bir delikanlı bunu ticarete çevirirse bir hamama kayıt olmak zorunda.. Aksi halde bacağına “Orta malıdır” diye mühür basılıyor..

Sokakta başına daha da kötüsü gelirse, hukuki açıdan hakkını arayamıyor..

Buyur bakalım buradan yak! Sen bu hamamlara gönül rahatlığı ile yıkanmaya git şimdi..

Hamamcı esnafını yerinden zıplatmak için yazmıyorum bunları.. Çok şükür devr-i cumhuriyette hamamlarımızın adı cümleten temize çıktı..

Başına isteyerek veya istemeyerek iş gelmiş yiğit kısmı ise canı ne isterse yapıyor.. Benim demek istediğim başka.. Hallerimiz buydu, temizliğimiz buydu, hijyene dair kurumlarımız böyleydi..

Sonra kalkıp elin Fransız’ına çamur atarken, kendi temizliğimizi de padişah efendimizin şahsi temizliğine bakıp genelleştiriyoruz.."

Fotoğraf : Flickr