
Bir Pazar sabahi karamsarligi yazisi daha...
Geleli bir yila yakin zaman oldu, hala bir kahvaltiya oturmus degiliz. Uyanamiyor muyuz? Uyumuyoruz ki uyanalim. Ama olmuyor iste. Niyetleniyoruz da altindan kalkamiyoruz.
Bu kahvalti denen ogun, ozel bir sey. Icki icmek gibi. Tanimadigin, etmedigin, muhabbetini sevmedigin insanin yaninda icki icmek istemezsin ya. Onun gibi bir sey iste...
Kahvalti edeceksin, ne yediginin ne ictiginin bir onemi yok, adamin biri gelip karsina oturacak.
- Gunaydin.
- Gunaydin. Naber?
- Iyidir, senden?
- Iyilik.
- Afiyet olsun.
- Sagol
Hep ayni siglik. "Ulan ayi, sosyallik diyorlar onun adina" diyen de cikar ama her sabah hepi topu yedi kelimeyle sos bile olmaz. Olmasin diye gitmiyoruz iste kahvaltiya.
Bir de tek kelime etmeden yapilan kahvaltilar vardir. Ekseriyetle ayrilik oglene dogrularinda edilse bile tadi damakta birakan... Istiklal Caddesi'nin karsi tarafi, insan sisinin arkasinda yok olup gitmeden, portakal suyu icilen kahvaltilar. Aylardan Kasim da olsa; iklim, ayriliga saygi durusunda; hafif bir meltem. Sen bir yandan yasanan zamana sukredip, bir yandan da "Bir daha ne zaman?" diye hem kendine, hem yukariya sorarken; karsindaki, minik lokmalarin bile buyuk geldigi catalini birakir, gulumser, "Doydum ben" der.
Afiyet olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder