Adli vakalarda esas gözetilecek şey, kamu efkarının sonuçtan tatmin olması değil, bütün sürecin hukuka uygun olmasıdır.Mamafih bu mantıklı ama soğuk cümleden sonra, rahmetli Cem Karaca'nın Şeyh Bedrettin Destanı'nı yorumladığı tonda şu söylenebilir:
"Deme... O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. Ama bu yürek... O, bu dilden anlamaz pek. O, 'Hey gidi kambur felek,hey gidi kahpe devran hey' der."
"Deme... O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. Ama bu yürek... O, bu dilden anlamaz pek. O, 'Hey gidi kambur felek,hey gidi kahpe devran hey' der."
Bunun nedeni, bizde ateşin "sadece" düştüğü yeri yakması... Ateşi tutuşturanlara ve/veya kıvılcımı çıkaranlara, belirli katlarda muteber insanları tanıyorlarsa, diş geçmiyor. Uzun lafın kısası, sosyal adaletsizliğin her yanı sarmış olduğunu, bizzat adli makamların kendisine bakarak anlamak mümkün.
Bu yoksunluğun başımıza kısa süre önce ve belirli bir siyasi erkin sayesinde geldiğini söyleyemeyiz. Gerek muhafazakarlıktan dem vuran, gerekse reformcu olduğunu söyleyen politikacıların hiç biri bürokrasi duvarlarının kalınlık ayarıyla oynamaya kalkmadı Türkiye'de. Böylelikle kimileri zor ve hararetli zamanlarında iltimas meltemiyle serinledi, kimilerine sert bir "olmazsa olmaz" duvarı çekildi. Tespit aşamasının son raddesinde; en sert salvolarını ihtilal zamanlarında yapan bu zihniyetin, sivil toplum hayatının bütün katmanlarınca büyük bir tevekkülle karşılanmasını koyunluk ile açıklamanın haksızlık olacağını sanmıyorum.
Bu ağıl sakinliğine istisna teşkil edebilecek bir cinayetti, Cem Garipoğlu'nun işlediği. Üzerine yazılıp, çizilmeyen kalmamış bir süreç sona erip, bugün itibariyle vatandaş yakalandığı anda başka bir dönem de başlamış oldu. Soyadına Garipoğlu denen ama garip oğlu olmayan ve ne oğlu olduğu gayet aşikar gözüken vatandaşın alacağı cezaya dair ekşisözlük'te detaylı bir yazı var.
Bütün sürecin hukuka uygun olmasından bahsetmiştik yukarıda. Bu minvalde, "yargı süreci" diye adlandırılan, "kanunlar ve uygulayıcıların vereceği cezaya" bir tek kelime edebilmek mümkün değil. Peki ya öncesi, "yakalanma" diye servis edilen teslim olma aralığı, o arada geçtiği söylenen ve inanmak için milyon tane sebebimiz olan pazarlık dedikoduları. Bunlar ne olacak?
Sadece Münevver olayına dair değil endişenin sebebi. Bu "bir" cinayet. Ya mazidekiler, ya müstakbeller? Hepsi aynı kaderin oyunu mu olacak? Maalesef öyle. Ne zamana kadar? İnsanların çoğu, örgütlü biçimde ağıldan çıkana kadar.
2 yorum:
Abi benim en cok sinirimi bozan sey "mahkemedeki iyi halden" azaltilan cezalar. Herif 6 aydir kacak, teslim olmuyor, belki ulkeden kacak cikmaya bile calisti, bakti cikar yolu yok teslim oldu. 6 ay beklemesi hic vicdan azabi ve pismanlik duymadiginin da kaniti, ama mahkemede pismanim diyecek, kravat takti diye cezasi inecek.
Mahkemede "kötü hal" nasıl olur, onu anlamam ben zaten. Herif zaten bu vb. işleri yapan ve elinde "cezai ehliyeti yoktur" raporu olmayan diğerleri gibi pişkin. Şimdi bu adamın aldığı cezada indirim olmaması için yaptıkları yeterli olmayacak, duruşma sürecindeki "iyi hal" yeterli olacak. Ben böyle adaleti yerim, kanun kitapları kusura bakmasın.
Yorum Gönder