1 Eylül 2009 Salı

Padişahım Çok Yaşa!

Biz küçük çocuklarken henüz tazeydi bu filmler, çünkü biz doğmadan sadece bir kaç sene önce çekilmişlerdi ama her an, her köşebaşından fırlayacaklarmış da sarılacakmışız gibi gelirdi izlerken. Yıllar geçti, bu hissiyat değişmedi. Yüzlerce kez aynı filmleri izlerken, aynı yerlerde katıla katıla güldük, aynı yerlerde boğazımızda yumrular oluştu. Biz küçük çocuklarken gelip "Ziya pankartı asılacak ve birileri buna çok kızacak" deseler, "Hassiktir" derdik söyleyenlere. Heyhat! O günleri de gördük.

Fenerbahçe tribünlerinde açılan şu son derece nazik protesto pankartını bile içine sindiremeyen bir icra makamı için ne söylenebilir? Elde olmayan vaziyetler sebebiyle internete giremediğimiz şu bir kaç günlük süre zarfında söylenebilecek her şey söylenmiş zaten.

Mesela PVH "Çabuk Bulup Getirin Düşmanımı" demiş ki konuya atıf yapan daha güzel bir hikaye olamaz.

Mesela Ardiles "Ben Yazdım !" demiş ki tribünden başka bir ses çıkacağını düşünmek, en azından bizim gibi maneviyatına düşkün olanlar için düşünülemez.

Yazacak bir şey kalmamasının başka bir sebebi daha var aslında. Hani "Bilenler bilmeyenlere anlatsın" diye bir şey var ya. Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu, zümrelere değil, kitlelere dayandığını, asırlık mazinin halkın omuzları üzerinde şereflice yükseldiğini "bilmeyenlere" anlatmak hiç bir işe yaramaz artık. Ne yazık ki ortada kocaman bir tebaa var. Ve bu tebaa temenna ede ede, Aziz Yıldırım'ı padişah, Fenerbahçe'yi de imparatorluk yaptı (!)

Neredeyse tam bir yıl önce şu aşağıdaki satırları yazmışız bu blogda:
"2T"yi prensip edinmiş toplumlarda kolay değil ortasını bulmak. "Tebaa" olmak ve "Temenna" alışkanlığı, gözleri karartıyor genellikle. Mesela "Eleştiri gereklidir" cümlesi görünüşte düstur edinilmiştir ama bu teoriyi pratikleştirdiğinizde Padişah'dan önce "Bostancıbaşı" diye haykıranları görürsünüz karşınızda. Aziz Yıldırım'ın belki de en büyük şanssızlığı kocaman bir tebaası olmasıdır. Karşısında kendini temennaya zorunlu addedenlerin olmasıdır. Oysa ki Fenerbahçe kendine ithaf ettiği haklı Cumhuriyet sıfatının içerisinde, başka ve eski bir cağda kalan "Tebaa"lığa ihtiyaç duymaz. Fenerbahçeli kimseye "Temenna" etmez. Aslında kabahat Aziz Yıldırım'da değil. Ona "Sen hatasızsın" diyenlerde...

Bugün Fenerbahçe Tribünleri ve Başkanı arasindaki gerginlik geçici bir süreliğine giderilmiş gibi gözükse ve bunun surekliliği umulsa da bir risk her zaman var. Ve bu risk, Aziz Yıldırım ihtiyaç duyduğu şeyin monolog hakimiyetindeki bir "Ayak Divanı" değil, diyalog esaslı bir "Meclis" olduğunu düşünmeye başlayana kadar devam edecek.

Bu yazılardan tam bir yıl sonra yine bir kriz... Fenerbahçe Başkanı bugün, "O pankartı asanları bana getirin" dediği zaman "Ne yapacaksın Başkan? Boyunlarını mı vurdurtacaksın?" denemiyorsa biz ne Cumhuriyet'ten bahsedelim, ne kupa büyüklüğü olmayan o adı konamaz büyüklükten.

Ama hepsinden bahsetmeye devam edeceğiz, çünkü Fenerbahçe kimsenin malı değildir. Fenerbahçe, halkın halka mirasıdır.

Hiç yorum yok: