7 Eylül 2009 Pazartesi

Hapis vs. Hadım Ep. II

"Tecavüzcüler Hadım Edilsin" haberiyle ortama düşen girişimlerin aldığı son hal, Vatan gazetesinde şu haberle özetlenmiş; şahlıktan şahbazlığa terfi edilmiş.

O yazıda PVH yorumlara, "Otomatik portakal izlesin bu oneriyi veren derdim de izler, anlamaz, ulan bak ise yariyormus diye iyice gaza gelir diye korkuyorum" yazmıştı. Galiba izlemişler.

Kanun teklifini hazırlayan iki kadın milletvekilinden Dedegil'in söyledikleri bilinen ama üzerinde durulmayan tespitler olması açısından "yine, yeni, yeniden" ümit verici. Manen güçlendirilmesi gereken, mağdur konumundaki taciz / tecavüz kurbanının, adli işlemler esnasında karşılaştığı hiç de adil olmayan, bilakis ruh halini daha da yerin dibine batıran prosedürler yüzünden, aciz bir duruma sokulduğuna şüphe yok.

Peki ama sunulan çözümler hakikaten çözüm mü?

İşte bu noktada haberin detaylarını okuyunca, insanın inceden bir kanı donuyor. Bizim kanun yapma / yenileme standartlarımızda her zaman dillendirilen bir şey var:
"Amerika, İngiltere ve falanca ülkelerde de bunun örneği var"

Tamam, var ama kanun denen şey, salt "Orada çok güzel" diye transfer edilebilecek kadar tek dinamikli bir yaptırım mı? Herhalde değil. Sosyal ve ekonomik koşulları göz önüne almadan yapılacak düzenlemelerin nereden, ne maraza çıkaracağını kestirmek zor. Aynı, bu habere de konu olan aşağıdakiler gibi. Aslında sayın milletvekillerinin sonucu özetleyen cümlesi oldukça güzel. Fakat bir taraftan “Sanki Türkiye’de sistem, çocuk ya da kadın tecavüze uğrasın da ondan sonrasına bir bakarız şeklinde” derken, diğer yandan aşağıdaki ceza çeşitleri için her nedense "rütbe sökmek" sıfatı öngörülüp, "Eğer bu cezalar, farkındalık kampanyasıyla iyi duyurulursa, çocuğa, kadına el sürmeye çalışanı caydırabilir" deniyorsa, orada büyük sıkıntı vardır.

1. Suçu ikinci kez işleyen ‘kimyasal hadım’ edilecek.
2. Mal varlığına el konulacak.
3. Diploması iptal edilecek.
4. Saldırdığı kişiyle aynı şehirde yaşayamayacak.

Şu yukarıdaki maddelerin hangisi,ilgili sapığımızdaki taciz ve şiddet meylini azaltacak, merak ediyorum. "E hadım ediyoruz ya, daha ne olsun?" diyenlere zaman zaman üçüncü sayfalara konu olan ve bir dönem memleketimiz cezaevlerinde siyasi suçlulara da tatbik edilmişliği bulunan meşhur "yabancı cisim ile tecavüz" olgusunu anımsatmak isterim.

İkinci ve üçüncü madde için geçerli olabilecek "Mal varlığı başkasının üzerine ise?" ve "Tahsili yoksa?" gibi soruları bir kenara bırakacak olursak; "Sürgüne göndermek" gibi bir çözüm şekli var ki; işte o, beni benden aldı.

Kalebentlik cezası, Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde gayet revaçtaydı. Ulaşımın ve iletişimin, her ikisinin birden, görece falan değil dibine kadar zor olduğu bir vakitte, gücü ve caydırıcılığı üzerinde mutabık kalınabilen, anlaşılır bir ceza. Memleketinden, (müebbet olmadığı sürece) ailenden ve bütün diğer çevreden kopup, kimselerin bilmediği bir yere gönderilmek.

Şimdiki zamanda düşününce, insanın aklına bin bir soru geliyor. Sadece bir kaç tanesini soracak olursak; memleketin her köşesinin yasal veya değil "yerleşim birimi" olduğu bir devirde bu cezanın uygulanabilirliği ne? Zararı, yararından fazla olmaz mı? Hatta "zerre" yararı olur mu?

Bu konu üzerinde bu kadar düşünmeye gerek var mı, bilemiyorum. Atarsın hapise, çıkartmazsın dışarıya, geçer, gider. Bir yandan içeride dururken, bir yandan da topluma kazandırmak istiyorsan da kurarsın bir rehabilitasyon merkezi, belli şartları ve suçun şiddetini değerlendirerek vaziyet alırsın.

Hiç yorum yok: