Manzara-ı umumiye için "Orası güllük, burası gülistanlık, ne güzel memleket" diyerek gezmedik hiç bir zaman. Çünkü kısrak başı gibi uzanan memleketin, kısrak huysuzluklarını üçüncü sayfa haberlerinde bol bol okuduk, bir dönemin modası reality showlarda izledik, senelerce haber bültenlerinde dinledik. Yakın tarih zaten akıl alacak gibi değildi. Ve böyle böyle her elim hadiseden sonra "Nasıl yaşanacak bu ülkede?" diye sorduk içimizden, dışımızdan. Hoş, mevzu kendimize geldiği zaman "Ulan senelerdir maçlarda köfte yiyoruz? Bize bir şey olmaz" diyip geçtik ama büyüyünce işler değişti. Yine kendimizin derdinde değildik. Ama gözden bile sakınılan..."Sana kalsa bir fanusta yaşamam gerek" cümlesine "Keşke" diye cevap versem saçma mı olurdu? Belki de... Ama yalan değil ya, içimden geçmiyor değildi her defasında.
Televizyonu, maçlarla spor haberleri dışında açmamak ve geri kalan olan biteni okuyarak öğrenmek belli bir sinir dengesi sağlıyor insanda ama sürekli kaçmak da mümkün değil. Aynı bazı haberleri okuyunca sinire kesilmenin elde olmadığı gibi. Münevver Karabulut cinayeti böyle bir haberdi ve paragrafın ilk cümlesine örnek olarak da "Münevver'in babası para istedi" diye bir habere rastladım, geçen gün bir kulak misafirliği anında. Sonrasını dinlemedim, okudum.
Kızı feci şekilde katledilmiş bir babanın acısına ve yaşamak zorunda olduğu şeylere dair söylenecek fazla bir şey olamaz. "Vay, demek para istemiş. Yalanmış her şey" ya da "İsteyecek tabii. Hakkıdır" gibi iki taraflı keskin cümlelerden kaçınmak gerek. Karşı karşıya kalınan durum aklın alacağı bir şey olmadığı gibi, aklı da baştan alıp götürür.
Ama hem bu konu özelinde, hem de özelden hareketle genele yayılan bir şey var ki o da en az hadise kadar acı verici.
O genç kızın katledilmesi, bütün süreçle ve içindekilerle birlikte kamu vicdanının geldiği noktayı gösterdi. Katilin ailesi, maktülün ailesi, emniyet, adli tıp, medya, vs. hemen her kurum / topluluk maneviyata saygıyı "bir yerde" elden bırakmış yığınlar resitali çektiler. Olmayacak şeyler yazılıp, çizildi. Olmayacak ihmallerin altına topluca imzalar atıldı.
Bütün bunlar esnasında "Vicdansızlık derecesinde, böylesine bir toplum vicdanı varken, sevdiğimi nasıl her şeyden sakınmayayım" diye düşündü aklı başında herkes. Ben de "Sana kalsa bir fanusta yaşamam gerek" cümlesine "Keşke" diye cevap versem saçma mı olurdu?" diye düşündüm. Uzak...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder