22 Temmuz 2009 Çarşamba

Tekrar İstiklal

Kaldığım yerin hemen karşısında, yüksekten çok güzel gözüken bir park var. Bir de kocaman su kanalı geçiyor önünden, dağlardan gelen kar sularını taşıyarak. Hava da geç kararıyor malum; cıvıl cıvıl yeşilliklerle çevrili mekan. Ne araba, ne başka bir şey yakınlarda. Yalnızca, sürekli aynı tempoda öten kuşların sesi kulakta ve yalnız veya sevgilisiyle volta atanlar kadrajda.

Oraya bakarken "Fenerbahçe Parkı mı, Küçükyalı Sahili mi?" diye düşünür buldum kendimi.

İkisinde de upuzun yürüyüşler yaptık. Birincisinin yeşili ve denize bakışı ikincisini kat be kat aşıyordu şüphesiz ama orada hep yalnızdık. Oysa ikincide yanımızda, hiç bir zaman varılmayacak gibi gözüken menzile atılan adımları güzel kılan bir şey vardı. Ve O, başka şehire misafirliğe gitti gideli, aramıza bir soğukluk girdi Küçükyalı sahille. "Merhaba. Merhaba" ve kısa hal hatır soracak yürüyüşler, o kadar...

Sonra düşündüm, "Bahariye Caddesi mi, İstiklal Caddesi mi?" diye bu kez de.

Bostancı'dan ve Küçükyalı'dan ve Kadıköy'den mütevellit, Anadolu Yakası Milliyetçiliği'ne tam gaz devam; ona şüphe yok. Lakin bunda da "İstiklal" olur cevap, yine deminki neden veçhile.

İş güç için Pierre Loti Lisesi'ne doğru kaç zaman koşturduk. Tünel'den Karaköy'e gidip, vapura yetişmek için hızlı yürüyüşçüler gibi nice tempo yaptık. Muhabbet için Nevizade'ye ya da Cumhuriyet'e kapağı atıp, rakıya ve beyazına hasret gidermek için tam yol çektik dümene. Nitekim, bir yere yetişmek, bir mekana girmek için koştururken ve insanlara çarpmamak için adımlarını ayarlamakla uğraşırken kalabalık içinde, hakkıyla farkına varılamayan bir cadde İstiklal.

Haftasonu bir akşam geç saatti. Olağandan daha az kalabalıktı etraf. Ve buna mukabil meydana da uzaktık. Cezayir Sokağı çıkışı... O küçük bulvarda, yani Bulutsuzluk Özlemi'nin eski şarkısındaki gibi, PTT'nin önünde Taksim'deydik. İki adım, fazla değil iki adım geride kaldım, iki adım süreliğine. Şarap güzeldi. Hava güzeldi. O zaten herşeyden güzeldi. Uçmayacaktım da ne halt edecektim? Kuş bakışı iki adım iç çektirtti bana ve "Heey gidi İstiklal" dedirtti yere inerken "Hatıra oldun yağdın."

Ofise geri döndüğümde, gazetelere bakarken gördüm; İstiklal Caddesi'nin çevresindeki bilmem kaç sokak daha trafiğe kapatılıyormuş. Sevindim. Kadıköy'den Moda'ya giden yol trafiğe kapandığı ve boğa heykelinin karşısına havuzlar konduğu zaman geldi aklıma. Fi tarihi kadar uzak şimdi. Hoş, memleket de uzak ya...

"Uzağın yakın edilmesini değil de uzağı yakın edeni deli gibi kıskanmak ve özlemek" olmasaydı serde, şimdi "Beyoğlu'nda Gezersin" şarkısını açıp, sırıta sırıta dinlerdim. Fakat mevzubahis İstanbul'ken yine yeniden, bizim payımıza düşen ve bizi anlatan başka bir şarkı var. Nihavend...

Bugün yine gönlümün bahçesinde gezindim
Sana baktım; ay kadar, bahar kadar güzeldin
Gel gör beni nelere duçâr eyledi derdin
Sana baktım; ay kadar, bahar kadar güzeldin.

Hiç yorum yok: