24 Kasım 2008 Pazartesi

Istiklal Marsi ve Eller Havaya

Bugun yazisirken Cem Bengisu kardesim tespitini soyleyince, cogumuzun bildigi ama degistirmek icin cabalamak bir yana dursun, usul usul parcasi bile oldugu vaziyet yine gozlerimin onune geldi.

Bizim memlekette Istiklal Marsi okunurken garip bir sessizlik hakimdir. Aksi bir durum olsa, misal iki tane senlikli melodi tingirdatilsa ayni ortamdakiler "Amaaan kalk kiz, biz biliyoruz da mi oynuyoruz?" moduna gecer ama Istiklal marsi soylenirken bu coskunun paralelinde bir saygi yasanmaz asla. Belki ikinci kitanin, ucuncu misrasinda "Sana" derken bir ses yukselir ama o kadar...

Malatya'da sirf bunun icin erbas ve erleri calistirmakla gorevlendirildigimizde, saygi ve coskuyla soylememenin yaninda Istiklal Marsi'ni "hic bilmeyenler" oldugunu farkedince cok utanmistim. Sevmeleri ve saygi duymalari gereken bir sey oldugunu anlatmak icin verdigimiz caba ve bos bakislar, aradan gecen 4 seneye ragmen dun gibi aklimda.

Resmi tarihte yaptigi gibi yuzeyselliklerle susleyerek, ogretmek yerine ezberletmeyi tercih eden sig Milli Egitim zihniyetinin tartisma goturmeyen eseridir bu durum. Tarihinin en serefli hadisesinin kutsal urununu bile insanlardan uzaklastirmayi basaran kafa yapisinin, ulkeyi karanliktan ve ataletten kurtarip aydinliga cikaran "devrimlere" ait ya da sadik oldugunu iddia edebilmek mumkun mu? Bugun 13 yasinda bir ogrencinin dikkatini cekip, tuhafina gidecek kadar aleni olan bu hususta onca yilin Cumhuriyet (?) idarecilerince (!) bir sey yapilmamasi ne acidir. Devlet adami sifatiyla ortada gezen bu adamlar mi olgun, yoksa 13 yasindaki bu vatan evlatlari mi? Birincisi diyenin alnini karislarim...

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Hiç yorum yok: