Melissa Huckaby denen kevaşe katil, küçük Sandra'yı öldürünce haberlerde şöyle ibarelere rastlandı."It's unusual for it to be a woman statistically and according to the FBI. Today's going to be a very difficult day for everyone to digest that. This was an anomaly in the murder of a child."
Annelik içgüdüsünün "herşeyin üzerinde bir vicdan" sağladığı fikrine bağlılık o kadar yüksek ki; toplumsal cinnet ve bireylerin her türlü beşeri değerden uzaklaşıp, sosyal / psikolojik zaafların içerisinde kaybolması gibi sebepler, kendisi de 5 yaşında bir kızın annesi olan kadının detaylarla kanı donduran bu çocuk katlini hayretle karşılamamak için yeterli sebepleri vermiyor.
Bu haberi okurken, yıllar öncede kalmış başka bir cinayet geldi aklıma. Aslında benzerlerine her gazetenin üçüncü sayfasında rastlanabilecek bir şeydi ama kurbanlar ünlü olunca, katiller de ünlü oluyor ve dergilerde sıklıkla yayınlanan bir "on yıllar geçse de unutulmayacaklar" listesi çıkıyor ortaya. İlk resimdeki Susane Denise Atkins'in öldürdüğü Sharon Tate de böyle bir kurbandı...
Roman Polanski diyince aklına bir çırpıda film ismi üşüşmeyenler, en azından "Pianist" filmini anımsayacaktır. Polanski'nin uçuk vaziyetlerle dolu yaşamındaki travmalardan bir tanesi, bu filmine konu olan İkinci Dünya Savaşı ve çocukken bir süre yaşamak zorunda kaldığı toplama kamplarıysa, bir başkası da karısının ve doğmamış çocuğunun öldürülmesidir.
Sharon Tate, Roman Polanski ile 1968'de, 25 yaşında evlendi. 1969'da "Manson Ailesi" tarafından 16 kez bıçaklanarak öldürüldüğünde, evinde arkadaşlarıyla beraberdi ve çocuğunu doğurmasına sadece iki hafta vardı.
Reislerinin, yani Charles Manson denen manyağın başlarında olmadığı 8 Ağustos 1969 gecesi, bir erkek ve üç kadından müteşekkil psikopat sürüsü; beraber yemekten dönen Sharon Tate, Jay Sebring, Wojtek Frykowski ve Abigail Folger'ın kaldığı eve geldiler. Evin önündeki bir arabanın içinde, hizmetçinin arkadaşı Steve Parent'a rastladılar ve yakın mesafeden dört kez ateş ederek, önce onu öldürdüler. Sonra sıra evdekilere geldi. Defalarca vurarak ve bıçaklayarak hepsini sırayla katlettiler. Kanlarla duvarlara yazılar yazdılar ve çekip gittiler. Sharon Tate'den ve gidenlerden geriye nostaljik filmler, fotoğraflar ve olay gecesinin bakılması zor resimleri kaldı.
Öldürmekten zevk alma güdüsü, beraberinde olmayacak bir yeteneği de (!) getiriyor. Evet, "yetenek" müspet bir kelime ve böylesi bir duruma, yanında parantez içi ünlemle bile hiç uygun düşmüyor gibi gözükebilir ama öldürmek, unutmak, yeniden öldürmek, yeniden unutmak, aklın havsalanın alacağı bir şey değil. Bunu zevk için bir kere yapmakla, yine zevk için bin kere yapmak arasında bir fark da yok. Biraz fazla şiddet yüklü bir konu süreci oldu bugün. Olacak o kadar... Selahattin Duman, geçenlerde ebediyete uğurladığımız büyük üstad Gazanfer Özcan ile anılarını yazarken, üstadın cebinde küçük bir tabanca taşıdığını ve "Bu dönemde bu olmadan olmaz" dediğini yazmıştı. Bu önlem, Dünya efendisi bu insanın kendisi için miydi? Sanmıyorum. Sevdiklerini koruma içgüdüsü demek daha doğru. Ben, kendimi de çevremi de biliyorum. Kendi sağlığımız / vaziyetimiz mevzu bahis olduğunda "İp-Kuşak" ekseninde takılırız ama şu zamanda "Ben sevdiklerim için korkmuyorum" diyebilen var mı? Ne korkmak ayıp, ne de düşünmek...
2 yorum:
Charles Manson denen ruh hastasi icin hayran topluluklari kurulmasi, bu denyonun sarkilarinin album yapilip satilmasi bu katillerin yaptigindan daha buyuk manyakligin emareleri. Amerikalilarin bu seri katil hayranliginin altindaki sosyolojik sebepler nedir bilmiyorum, muhtemelen basinin bu psikopatlara yaklasimi bunda en onemli etken. Katliam haberlerini alabildigine yapaylikla dramatize edip -tabiri caizse pornografik bicimde-sunmasi da buna buyuk katkida bulunuyor.
Bir de yenen boklara bir felsefe yüklenmesi var ki en fenası bu. Adam boğazlamanın felsefesi mi olur lan?
Yorum Gönder