8 Temmuz 2009 Çarşamba

Fikstür Sevdası


Sezon başlıyor. Bizim kuşak için iki tane stüdyo önemliydi bir zamanlar. Birisi "Pazar Stüdyosu", diğeri de "Spor Stüdyosu"

İlkinde; Cenk Koray, kutuları açardı. Erkan Yolaç, Evet-Hayır'da yarışmacı kaybedince aryuken çekerdi. La Linea, yani Bay Meraklı "Abaragandi puuuu ahahahahahaha" diye delirirdi. Ama hepsinden önemlisi futbol ve basketbol maçları, bu programın içerisinde yayınlanırdı. Ağzımız beş karış açık yer yer sararmış bölümlerin olduğu ve kel toprağın konakladığı yeşil sahayı izlerken bir anda stüdyoya geri dönerler, şarkılara girerlerdi ve burulurduk...

İkincisi ise zaten adına Pazar akşamlarının "tek" iyi şeyi. "Programı kapatmadan önce, haftanın sonuçlarına ve puan durumlarına bir kez daha göz atalım" dendiği ve maç sonuçları (Örneğin, "Zeytinburnu bir, Ankaragücü bir. Zeytinburnu bir, Ankaragücü bir" şeklinde) söylenmeye başladığı zaman, ertesi gün okula gideceğimiz çivi gibi kafamıza çakılırdı.

Cenk Koray vefat etti. Erkin Koray artık ekranlarda yok. Bay Meraklı arşivlerde. Zeytinburnu birinci ligde değil ve nihayetinde iki stüdyoda yok. Bir ara B.U. ve S.U. ismindeki, çekim esnasında şuurlu oldukları süphe götüren iki kardeşin yaptığı bir program Pazar Stüdyosu'na benzetilmeye çalışıldı. Spor Stüdyosu deseniz zaten artık onlarcası var.

O günlerden, bugünlere değişmeyen ne? Fikstür heyecanı...

Nerede bir fikstür çekilse, televizyon başında oturup seyrederdik; sezon boyunca da elimizde küçük kartlarla takvimler gezerdi. Şimdi internetten öğreniyoruz ekseriyetle ve kartlar yerine excel var ama heyecan hala iptidai günlerdeki gibi yüksek seviyede...

2009-2010 perdesi açılıyor. Uzaktayız. Belki bir kaç maç hariç, canlı izlemek nasip olmayacak ama biz görevimizi yapamasak da yapanlara selam edelim. Allah kuvvet versin, "Her zaman, her yerde, en büyük Fener" diye bağıracaklara...

MI6 Noluyo?


Bizim istihbaratçıların eski dönemde kendisini bakkal defterine "İstihbaratçı" diye kaydettirdiğine dair makaralar dönerdi ortada. Yok, başka memleketlerde bu hiç olmazmış da, falan da fişmekan. Buyrun, buna ne demeli? "Teknoloji gelişti, mertlik bozuldu" mu diyeceğiz? "Ne yaptın kadın?" mı? Judy Dench bile yapmazdı bunu. Olmadı yenge...

7 Temmuz 2009 Salı

Uygur

Resim geçen sene Ankara'daki Çin Konsolosluğu önünde gösteri yapan bir Uygur'u gösteriyor. Haber de burada.

Kırgızistan'a gittiğimizde, bir Uygur lokantasına gitmiştik.

Bir porsiyon söylemiştik, gelen bizim oraların 2.5 porsiyonuna tekabül ediyordu. Tıka basa yedik, içtik.

İçeride yalnızca Uygur kökenliler yoktu tabii ama çalışanların hepsi Uygurdu.

Bir lokanta ve bol porsiyon yemek üzerinden etnik kimlik övmek, atalarımızın toprakları hamaseti yapmak sığlığı değil mevzu ama kaynıyor yine coğrafya ve üzülüyor insan. Bugün oralı birisiyle konuştum. Konuşmadık aslında. "Ne sorsam yanlış anlaşılmaz?" ya da "Ne sorsam lisan-ı münasip olur?" diye düşünürken, "Ölüyorlar" dedi. Daha ne soracaksın da, ne dinleyeceksin? Sustum...

Çin'de idam coşkusu, Çin'de Tibet, Çin'de Uygur, Çin'de o, Çin'de bu... Doyamadınız kana, orospu çocukları.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Gurur ve Kibir

"A person may be proud without being vain. Vanity and pride are different things, though the words are often used synonymously. Pride relates more to our opinion of ourselves; vanity, to what we would have others think of us"

Jane Austen

Velez

Bugün biraz resimden gidiyoruz.
Tribün resimleri diyince reisin "Hınca Hınç Tribünler" serisi gelir akla.
Naçizane bu da başka bir açıdan, bir tribün.
Velez Sarzfield.

Kazhimukan Stadı


Astana'da yeni açılan stadyumun küşad merasiminden görüntüler. Bu stadyumla birlikte Almaty'de milli maç oynanma şansı da kalmadı. Hayırlı olsun. Kırk yılın başı bir dışarı çıkıyorduk. Onu da elimizden aldın Nazarbayev baba :)


Daltonlar

Teşbihte hata olmaz.

Bjorn Borg, Pete Sampras, Roger Federer ve Rod Laver.

2009 Wimbledon Finali sonrası...

Baltacı?

Tuğba Özay, kendisinin Baltacı Mehmet Paşa'nın torunu olduğunu söylemiş. Argümanlar da çok sağlam maaşallah.

Rahmetli Paşa, ahirette dört dönüyordur. "Ulan zaten Prut hadisesi yüzünden, bilip bilmeden milyon tane şey söylendi hakkımda. Bir de bu çıktı başımıza" demiyorsa, adam değilim. Müsterih ol Paşam. Burada oluyor arada sırada böyle şeyler. "Elde benim, dilde ben, gönüldeyim, baştayım. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım ama hala şöyle oturaklı bir ünvanım yok. Ben ne ayağım?" diye düşünüp, coşan sanatçı (!) çok bizde.

Baltacı Mehmet Paşa'nın torunu demek... Allah Allah deyip geçer genç Tuğba!

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Yine...

"Yine yaparım" dedi. Gülümsedim, "Keşke..." dedim içimden.

"Oldum olası" demeyeyim ama 9-10 senedir, sevmiyorum pek yaz aylarını. Hep güdük hatıralar, hep eksik zamanlar. Yokluktan mütevellit. Oysa bu seferki...

Bir daha olur mu? Keşke... Yaz ya da kış farketmiyor... Ümit yok mu? Zeki Müren'in o rekor uzunluktaki şarkısı "Kahır Mektubu"ndaki gibi.
------------------------------------
...
İçimde bir ümit var; "Geleceksin" diyorum.
Belki çok uzaktasın, bunu da biliyorum.
Kader kelepçesini elime vurdu felek.
"Geleceğim" demiştin, ben hala bekliyorum.
Ben hala bekliyorum.

Bir şiir yazdım sana.
Bir şarkı yaptım sana.
Mutlu gülüm, herşeyim, ah beni anlasana.
Masaların üstüne ismini kazıyorum.
Bu kahır mektubunu bin kere yazıyorum.

Her gece kederdeyim,
Durmadan içiyorum.
Sevda ektim kalbime,
Yalnızlık biçiyorum.

Ne zaman iki satır yazmaya kalksam,
Hep sana hep seni hep bizi yazıyorum.
Ne zaman bir kadeh alsam elime,
Hep sana hep seni, hep bizi içiyorum.

Şarkının tamamı da "Alkışlarla Yaşıyorum"da, burada.

Manshuk Mametova Gölü

Vakti zamanında "Kadın Savaş Kahramanları" başlıklı bir yazımız vardı. Bu coğrafya, İkinci Dünya Savaşı esnasında bol miktarda kadın kahraman çıkarmış. Manshuk Mametova da bunlardan bir tanesi. 1922'de doğmuş. Çocuk yaşta annesi ve babası ölünce, Almaty'ye teyzesinin yanına gelmiş. Savaş başladığında Almaty Sağlık Okulu'nda öğrenciymiş. Önce cephe gerisinde hemşirelik yapmış, sonra da ön saflara katılmak için gönüllü olmuş. Yirmi ikinci doğumgününden bir hafta önce, 15 Ekim 1943'de Nevel şehrinin savunması esnasında ölene kadar, bir yıl boyunca Rus ordusunun en başarılı makineli tüfek kullanan askerlerinden birisi olmuş.

Almaty'de, deniz seviyesinden 3600 metre yüksekte bulunan ve dağdaki çok büyük ve eski bir buzul kütlesinin erimesiyle oluşmuş göle, Mametova'nın ismi verilmiş. Gölün çapı küçük gözükse de derinliği 30 metre kadar. Gölden ayrılan küçük bir nehir yatağı var ama nerede son bulduğu bilinmiyor. Tahminler, buzul kütlesinin altına indiği ve orada doğal bir sarnıçta toplandığı yönünde. Ayrıca Mametova'nın ismi, gölün yanındaki tepeye de verilmiş. Bu tepenin yüksekliği ise 4144 metre. Göl çevresindeki buzulların erime ve büyük bir çamur akıntısı yaratması riskine karşın 1958'de küçük bir baraj inşa edilmiş. Velhasıl Şener Şen'in "Vallaha köyü sataram haaa" demesi gibi, sürekli bir "Sel olur akaram haa" durumu var Almaty'de. Bu aşağıdaki de buzulun resmi...

Naci Barlas : Bölüm VI

Naci ağabey'i Bodrum'da evinde ziyaret etme fırsatı buldum. Sağolsun, rahatsızlığına rağmen beni kabul etti. Bodrum günlerinin en güzel anlarından birisi oldu bu kısa hasbıhal...

Kaldığımız yerden devam...

Naci Barlas'ın Anıları - 1
Naci Barlas'ın Anıları - 2
Naci Barlas'ın Anıları - 3
--------------------------------------------
Küçük Fikret’in nasıl futbol oynadığını izah etmek mümkün değildir.

Uzun boyu o kadar zarifti ki topu sürdüğünün farkına varamazlardı. Orta yapacağını zannettiğimiz an bu namüsait durumda topa vurur ve gol olurdu. Herkesin tek ayak dediği Fikret’in sol ayakla attığı gollerin en meşhuru Atina’da Yunan Milli maçında attığı goldür. Herr Schveng Fikret’i çalıştırırken antrenmanlarda sağ ayağına ayakkabı giydirmez yün çorapla çalıştırırdı. Küçük Fikret de Büyük Fikret de bu unvanları aralarındaki yaş farkından dolayı almışlardır. Yoksa futbol tekniği olarak ikisi de eşit derecede büyük yetenek sahibi birer şaheserdi.

Küçük Fikret’in gollerini anlatmaya benim değil hiçbir otoritenin gücü yetmez. Hele Dolmabahçe stadında Avusturya takımına aynı yerden attığı iki frikik golünü tarife imkan var mıdır?

1941 ve 1942 yıllarında Milli Eğitim Kupası şampiyonu olamadık. Fakat takım fevkalade top oynuyor. Kulüp her gün biraz daha gelişiyordu. 1941’de İngilizlerin Ortadoğu karması ile yapılan ve 2-2 berabere biten maçta Fenerbahçe harika bir futbol oynamıştır. Bilhassa kaleci Cihat Arman sahayı İngilizlerin tebrikleri ve takdirleri ile terk etmiştir.

1941 yılının en enteresan hadisesi Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünün hazırladığı “Amatörlük Talimatnamesi”dir. Amatörlük talimatnamesi, sporcunun alacağı maaşı, yolluğu vesaireyi belirliyor. Amatörlükte para kazanmak diye bir mefhum olur mu? Bu talimatnameye göre sporcu kulüpten ayda 30 liradan fazla maaş alamaz ve değeri 30 liradan fazla prim, ödül, hediye alamaz maddesi ile konan bu yasağa hiçbir kulüp uymadı. Beden terbiyesi de hiçbir şeye karışamadı. Fakat bu talimatnamenin en acı tarafı gizli profesyonelliği getirdi.

İkinci Cihan Harbinden sonra nasıl milli koruma ticarette karaborsacılığı getirdi ise amatör yönetmelik de sporda gizli profesyonelliği getirdi. Hatta o senelerde (Cihat benden 4 yaş büyük olduğu halde arkadaşımdı) Cihatla Hacı Bekir’in Beyoğlu’ndaki mağazasına uğrar, bazen 10 bazen 20 lira alarak Abdülhak Hamit Caddesindeki dairesinde hayatını idame ettirmeye çalışırdı. Hacı Bekir o zamanlar kulüpte başkan alfan değildi fakat Cihat’ı çok severdi. Onun için Beyoğlu’ndaki mağazasına özel emir vermişti.

Hacı Bekir zade Ali Muhittin çok bonkördü fakat bu yardımları hiç kimseyi kırmadan hiç kimsenin onurunu zedelemeden tam bir beyefendice yapan bir kişiliği vardı.

Bir gün Hacı Bekir tahta binanın stadı gören penceresinden maç seyrediyordu. Maç 0-0 bitmek üzere iken son dakikada Taka Naci bir gol attı. Futbolcular sevinç içinde soyunma odalarına koşarken Hacı Bekir de merdivenlerden inmişti. Taka Naci’yi görünce yanına çağırdı ve kendisini tebrik etti ve hiç çaktırmadan cebinden cüzdanı çıkardı ve olduğu gibi verdi. Orada cüzdandan para çıkarıp verse hiç yakışık almayacak bir manzara olacaktı. İşte Hacı Bekir hiçbir zaman böyle yakışıksız bir şey yapmadı.

Velhasıl tam 10 sene Türkiye spor kulüpleri bu Amatörlük Talimatnamesi ile idare edildi ve hiçbir gün ne denetlendi ne karışan görüşen oldu. Hatta o devirde Beden Terbiyesi’nden görevli olan bazı kulüp mensupları taraftarı olduğu kulübü sporcularını devlet dairelerinde işe aldılar. Fakat onların işe gitmemelerine göz yumarak profesyonelliğe resmen devleti dahi alet ettiler.

Her neyse Fenerbahçe 1943 yılında Güneş Kulübü’nden gelenlerin dışında iki genç futbolcu daha yaratmıştı. Biri müdafaada biri de forvette harikalar yaratıyordu. Hele sol açık Halit Deringör öyle bir yerde oynuyordu ki senelerce Büyük Fikret’i seyretmiş olan Fenerlileri kendisine hayran bırakıyordu. Dünyanın en mütevazi ve hoşgörülü adamı olan ve hayranlıkla seyrettiğim Müjdat Yetkiner ( Allah rahmet eylesin ) takımın en genç futbolcusu idi. Fenerbahçe’ye çok hizmet etti. İşte bu Rebii, boncuk Ömer, Lebip, Melih’le beraber bu geçen Halit, Müjdat ve Küçük Fikretli takım 1943-1945, 1946 Milli Küme şampiyonluğunu kazanmış ve Fenerbahçe Milli Küme’nin en son senesi 1950 sezonunda da şampiyon olarak kapatarak şanlı tarihine bir şampiyonluk daha eklemiştir. Bizim için işin en enteresan tarafı da takımın sol beki Ahmet Erol santrafor oynamıştır. Ve hatta son maçta atlaya iki gol atmıştır. Sonraları bu bizim bek Ahmet Milli Takımda bile santrafor oynadı. Ahmet’le çok yakın arkadaşlığımız olmuştur. Senelerce Altıyol leylak sokakta bizim evin yanındaki madamın evinde pansiyon olarak oturdu. Eve gelirken ve giderken daima başı önde yürür. Bir defa olsun başını kaldırıp bir cama bakmaz. Karşımızda oturan emekli binbaşı Hilmi bey bir gün bana “Bütün Fenerbahçeliler böyle midir?“ diye sormuştu.

Allahın lütfuna bakın ki bu Hilmi bey ve hanımı Mükerrem hanım Müjdat Yetkiner ve Halit Deringör’ü çok yakınları olarak haftada bir veya iki defa ziyarete gelirlerdi.

Ben bu vesile ile gene bir Fenerbahçeli olarak senelerce Halit’le ve Müjdat’la iftihar ettim.

Dirty Diana (by Michael Jackson)

You'll never make me stay
So take your weight off of me
I know your every move
So won't you just let me be
I've been here times before
But I was to blind to see
That you seduce every man
This time you won't seduce me

She's saying that's ok
Hey baby do what you please
I have the stuff the you want
I am the thing that you need
She looked me deep in the eyes
She's touchin' me so to start
She says there's no turnin' back
She trapped me in her heart

Dirty Diana, nah
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, no
Dirty Diana
Let me be!

Oh no...
Oh no...
Oh no...

She likes the boys in the band
She knows when they come to town
Every musician's fan after the
curtain comes down
She waits at backstage doors
For those who have prestige
Who promise fortune and fame
A life that's so carefree

She's says that's ok
Hey baby do what you want
I'll be your night lovin' thing
I'll be the freak you can taunt
And I don't care what you say
I want to go too far
I'll be your everything
If you make me a star

Dirty Diana, nah
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, no
Dirty Diana...
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, no
Dirty Diana...
Diana!
Diana!
Dirty Diana!
It's Dia...aa...aa...ana!

She said I have to go home
'Cause I'me real tired you see
But I hate sleppin' alone
Why don't you come with me
I said my baby's at home
She's problably worried tonight
I didn't call on the phone to
Say that I'm alright

Diana walked up to me,
She said I'm all yours tonight
At that I ran to the phone
Sayin' baby I'm alright
I said but unlock the door.
Because I forgot the key.
She said he's not coming back
Because he's slepping with me

Dirty Diana, nah
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, nah
Dirty Diana, no

3 Temmuz 2009 Cuma

Avatar


2010 yaz aylarında sinemalarda olacak filmimiz "Avatar:The Last Airbender" malumunuz olduğu üzere, bir Shyamalan filmi. Fragmanı buyrun.

Geçenlerde Flying Dutchman kadroyu görüp, "Filmin anası bellenecek galiba" dediğinde ben de aynı fikirde olduğumu beyan etmiştim. Avatarı oynayan veledi hareket halinde görünce fikrim daha bir pekişti.

Bıraksaydınız da anime kalsaydı olmaz mıydı? Orjinaliyle, müthiş başarılı Türkçe seslendirilmiş versiyonuyla hatırlasak olmaz mıydı? Iroh'su, Sokka'sı, Katara'sı öyle kalsa fena mı olurdu? Önyargı dağılır filmi görünce inşallah ama sanmıyorum. Ayrıca Star Wars'ın meşhur "...bring balance to the force"undan sonra nerede "Bring balance..." görsem, taklit hissine katılıyorum. Ne balans ayarıymış arkadaş, asırlardır...

2 Temmuz 2009 Perşembe

2 Temmuz 1993

Olaylara dair bir özet var şurada. Bir listeyle beraber. Ölenlerin listesi. 12 yaşında bir çocuk. 16 yaşında bir başkası. 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23.

Metin Altıok vardı orada. Biz 13 yaşındayken bilmediğimiz "Kavaklar"ı Sezen'den şarkı olarak dinleyince öğrenmiştik, onun yazdığını.

Ah kavaklar ah kavaklar,
Acı düştü peşime.
Ah kavaklar ah kavaklar,
Ardımdan ıslık çalar.

Beslemeyip de asanların adamları, bunu yaptıktan sonra asılmadılar, beslendiler. Hatta bazıları bulunamadı (!) bile.

27 Mayıs Belgeseli'nde Madanoğlu anlatıyordu:
“İsmet Paşa bana 'Aman dikkat Madanoğlu' dedi. Mustafa Kemal bana demişti ki; 'İsmet, bu kadar adam astık. Bu astıklarımızın yemediği nane, çıkarmadıkları kepazelik yoktu. Ama şimdi bunların bütün rezaletleri, kepazelikleri unutuldu, ama asıldıkları unutulmadı’”

Çok dallı budaklı mevzu idam. Kalkmasaydı, kalktığı iyi oldu vs. vs. Ama birader, şu boku yiyenleri asmayacaksın da ne halt edeceksin?

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Almaty'ye Yaz Geldi


Aslında havaların götü başı oynuyor. "Bir yağmur, bir güneş, bir rüzgar, bir güneş daha" derken, dışarı çıkmak "soğuk arkası sıcak su yemiş çay bardağı" etkisi yaratıyor bünyede ama şehrin merkezi bizim gibi "dağ başının duman alması" manzaralı yerlere göre daha yeşil, daha sıcak durumda.

Bir kuple fotoğraf arz edelim Uzak Asya'dan...