8 Eylül 2008 Pazartesi

Tachibana Ukyo

Tachibana Ukyo. Bir donem Haohmaru, Gen-an, Hattori Hanzo, Calford vs. ile atari salonlarinda kendimizden gecmemize yol acan oyunun kahramanlarindan biri.

Ukyo, 20 Eylul 1764'de Japonya'nin Kohga bolgesinde dogdu. 1.76 boyuna karsin, sadece 42 kilo olmasi kirilgan bir bunyeye sahip olmasina yol acti ve ayrica tuberkuloz yuzunden akcigerleri adeta tukendi.

Alamet-i farikasi, uzun mavi saclari olan Ukyo, el yapimi kiliciyla ve basarili oldugu Iaijutsu teknigiyle ona buna saldirirken bir yandan Kei Odagiri adinda bir kiza asiktir ama kiz hali hazirda baskasinin nisanlisidir. Ukyo, ona vermek icin aradigi bir cicegin pesinde omur tuketmektedir. En son biraktigimizda hala oksure oksure birileriyle kapisiyordu.

Onunla oynamasi zordur, bilen bilir.

Eric Theodore Cartman - 1

Senelerdir hastasi oldugumuz ve net alemlerinde 8 yildir nick olarak da kullandigimiz "I'm not fat. I'm big boned" Cartman'in unutulmaz eserlerini irdeleyecegimiz de bir iki kuple olsun.

Yedinci Sezon'un Ucuncu Bolum'u: "Toilet Paper"

Tayfa, ogretmenlerine kizip, kadinin evini tuvalet kagidiyla kaplarlar. Sonrasinda kasabanin ustun zekasiz dedektifi Barbrady, bu islerin ustasi kucuk "Anthony Hopkins" Josh'i ziyarete giderek, olayi cozmesine yardimci olmasini ister.

Barbrady-Josh diyaloglari ve durumdan vicdan azabi duyan Kyle'i yok etmek isteyen Cartman'in Al Neri - Fredo Corleone'ye atifla denemeleri insani gulmekten bogulur hale getirir.

Ama en cok da digerlerine verilecek ifadeyi dikte eden Cartman'in Mr. Mackey'nin kapisinda sarfettigi asagidaki uydurma tiradi:

Kyle: How the hell did they find out it was us that TP'ed that house?

Cartman: Will you relax, Kyle?! They have nothing on us! As long as we all stick to our story, we'll be fine.

Stan: We'd better go over our story again so we don't screw it up.

Cartman: Okay. Last night, all four of us were at the bowling alley until about 7:30, at which time we noticed Ally Sheedy, the Goth chick from the Breakfast Club, was bowling in the lane next to us, and we asked her for her autograph, but she didn't have a pen, so we followed her out to her car, but on the way we were accosted by five Scientologists who wanted to give us all personality tests, which were administered at the Scientology Center in Denver until 10:45, at which time we accidentally boarded the wrong bus home and ended up in Rancho de Burritos Rojos, south of Castle Rock, and finally got a ride home with a man who was missing his left index finger, named Gary Bushwell, arriving home at 11:46.

Kyle: I'm confused. Did Ally Sheedy take that personality test?

Stan: Yes, dude!

Cartman: Kyle, it's very simple: we followed Ally Sheedy out to her car, but on the way we were accosted by five Scientologists who wanted to give us all personality tests, which were administered at the Scientology Center in Denver until 10:45, at which time we accidentally boarded the wrong bus home and ended up in Rancho de Burritos Rojos, south of Castle Rock, and finally got a ride home with a man who was missing his left index finger, named Gary Bushwell, arriving home at 11:46, you got it??

Kyle: Ah, Ah I, ah I thought...

Cartman: [exasperated]Oh, for Christ's sake!

Stan: Look, Kyle, just let Cartman do all the talking, okay? He's better at being in trouble than anybody.

Cartman: Thank you, Stan. [the doorknow begins to turn] Sh sh, here they come, here they come. [the door opens and Mr. Mackey appears] "And so I said, 'That's a terrific joke, Wendy. Tell us another one.'" Oh, hello, Mr. Mackey. Are you ready to see us now?

Istanbul'du Bu Dizi

Cengelkoy, kucuklugumuzun efsanelerindendir. Bostanci'dan 2 Numara'ya binip Uskudar'a giderdik. Oradan dolmusa binip Cengelkoy'e gelirken, tam da meydana gelmeden soldaki top sahasinin orada dimdik bir yokustan dolmus hizla inince, yokuslarin o izah edemeyecegim tadi kalirdi kalbinde insanin.

Meydanda bir balikci dukkani vardi dayimin. Seramik duvarlarinda asili olan agdaki cesit cesit kurutulmus balik, karides ve yengecleri hala siralarina gore sayabilirim sanirim. Ama tencere tencere yedigim su urunlerinin hesabini yapmam imkansiz. Can bogazdan gecer, malum.

Yol boyunca ilerleyip, deniz kenarina geldiginizde ve mevsim yazsa henuz daha kirlenmemis denizde yuzenleri gorurdunuz. Ben omur billah yuzme denen fiile mesafeli durdugumdan, teyp motorlarini kicina taktigimiz ve tekne sekli verdigimiz beyaz muhafaza kopuklerinin suda uzaklasmasini seyrederdim. Ne cok deniz anasi vardi...

Balik akvaryumlariyla, yuva yapan guvercinleri izlemeyi ve kagittan ucak yapmayi Cengelkoy'e tepeden bakan bir suru bacanin yaz kis ayni eksi kokuyu yaydigi 20 adimlik terasta ogrendim.

Bir de acikhava sinemasi vardi Cengelkoy'de. Cay bahcesi sandalyelerinde yaz aylarinda, sira sira insanlar. Bugun hala ne zaman bir acikhava sinemasi gorsem aklim gider. Cengelkoy'de seyrettigim filmlerden degil. Zira aklimda kalan iki film var. Biri Hulya Avsar'in Sekreter filmi. Digeri de yarisini sandalye altinda gecirdigim Karabasan. Ama acikhava sinemasinin bol oksijenli havasini ve huzurlu sessizligini unutmadim. Ne zaman Cengelkoy'u gecip Kuleli ve Kiz Lisesi istikametinde devam etsem, bir yanim o dar gecitten ulasilan sinemada kalir.

Lise yillarindaydik. Televizyonla aramiz mecburen iyi, yas itibariyle. Dizi olayi "sallasan 50 eline, 150 seyine deger"e daha gelmemis. Kaliteli yapim orani yuksek vs. vs. Lakin bir dizi, bizi aldi goturdu. Sevket Altug'un hemen hemen son, Sevval Sam'in ilk kez arz-i endam ettigi, sadece onlarla degil her oyuncusuyla adami alip "Istanbul" diye durduren bir diziydi Super Baba.

Yeni Turku'nun bestesi, Oya Kucumen'in sesi ile baslayan dizide tamamiyla mutlu bolum sonu "yok" denecek kadar azdi belki ama az gulmedik, az aglamadik. Bu dizi ugruna, okul gezilerine gitmedik. Disarilara cikmadik.

Kanal 1 veriyormus bu aralar tekrarlari. Denk gelmemek icin dua ettik. Zira bu kadar uzakta, bu kadar kalbe kader bir seyi cok kolay kaldirmaz bunye.

Cengelkoy, Anadolu Yakasi'nin hemen her semti gibi bizdendi, bizim kalemdi velhasil. Ve Super Baba'da Sumer Tilmac'in surekli profil verdigi o kahve biz gittigimizde hala yerinde duruyor olursa, oradan denize bakip, okyanus yesilini hatirlamak var serin hayalinde...

7 Eylül 2008 Pazar

Serena, Jankovic'i Ezdi.

Flying Dutchman "Jankovic'in eline yakışmayan şey yoktur" demisti, Amerika Acik Turnuvasinin ikinci turunda. Hakikaten aldigi "baba" da cok yakisti eline kendisinin, kupayi Serena kaldirirken...

Son dorde kalanlardan hangisi kazansa klasmanda 1 numaraya yukselecekti. Kolay bir seriden finale kadar gelen Jankovic ile gorece zorlu rakipleri gecen Serena arasinda tecrubeli olan; ilk kez bir Grand Slam finaline cikan Jelena degil, bir Roland Garros, iki Wimbledon, uc Avusturalya Acik sampiyonlugunun yaninda 1999 ve 2002'de olmak uzere iki de Amerika Acik sampiyonlugu olan Serena'ydi. Biraz haliyle sampiyon da o oldu.

6-4 ve 7-5 ile 2-0 biten final macina dair notlar arasinda Wimbledon'da yagmur yuzunden alisik oldugumuz ama Amerika Acik'ta 1974'den beri ilk kez olan bir erteleme de vardi. Musebbibi de Hanna isimli kasirga.

Finale ciktigim icin gururluyum ama kaybettigim icin cok uzgunum. Serena bugun daha iyi oynadi. Turnuvasyi kazandigi icin tebrik ederim. Bu sene sagligimla ilgili cok problemlerim oldu. Surekli sakatliklarla ugrastim. Final oynamak da benim icin buyuk bir basari" demis Jankovic.

Tabi tabi...

6 Eylül 2008 Cumartesi

...And Bled To Death.

Godfather II'nin sonunda yer alan, asagidaki sahne, serinin en huzunlu anlarindan biridir. "Aile icin en iyisi" olduguna inandigi bir sey icin, "ihanet" eden Frank Pentangeli'ye "Son ve reddedemeyecegi bir teklif" yapilir. Intihara tesvik edilir. Bunun karsiliginda, ailesinin geleceginin garanti altina alinacagi soylenir. O da geregini yapar...

Soylenene gore Roma Imparatorlugu'nda, Imparator'un hayatina / iktidarina kasteden ancak basarili olamayanlar; "Eve giderler. Sicak su dolu bir kuvete girip, bileklerini keserler. Bazen bunu yapmadan once kucuk bir parti bile verirler". Boylelikle servetleri, aileleri uzerinde devam eder.

Bunca seyi yazdik diye "intihar" tribinde oldugumuz imasi yapiyor degiliz. Lakin hayatinin son 4 senelik zarfinda "Anemi" denen hadiseden cok cektigimiz ve "Bu herif oluyor" kanisiyla iki kez apar topar hastaneye kaldirildigimiz icin gayet rahatlikla soyleyebiliriz ki yukarida ve asagida soylenildigi gibi kan giderken, sen gittigini hissetmiyorsun. Bir uykuya daliyor gibisin, sonunda uyanmadigin...

HAGEN - Frankie, you were always interested in politics, in history. I remember you talking about Hitler back in '43. We were young then.

PENTANGELI - Yeah, I still read a lot. They bring me stuff.

HAGEN - You were around the old timers who dreamed up how the Families should be organized, how they based it on the old Roman Legions, and called them 'Regimes'... with the 'Capos' and 'Soldiers,' and it worked.

PENTANGELI - Yeah, it worked. Those were great old days. We was like the Roman Empire. The Corleone family was like the Roman Empire.

HAGEN - Yeah, it was once.

HAGEN - The Roman Empire... when a plot against the Emperor failed, the plotters were always given a chance to let their families keep their fortunes.

PENTANGELI - Yeah, but only the rich guys. The little guys got knocked off. If they got arrested and executed, all their estate went to the Emperor. If they just went home and killed themselves, up front, nothing happened.

HAGEN - Yeah, that was a good break. A nice deal.

PENTANGELI - They went home and sat in a hot bath and opened their veins, and bled to death. Sometimes they gave a little party before they did it.

HAGEN - Don't worry about anything, Frankie Five-Angels.

PENTANGELI - Thanks, Tom. Thanks.

Electric Funeral (by Black Sabbath)

Three flecks in the sky warn you you're gonna die
Storm coming, you'd better hide from the atomic tide
Flashes in the sky turns houses into sties
Turns people into clay, radiation minds decay
Robot minds of robot slaves lead them to atomic rage
Plastic flowers, melting sun, fading moon falls upon
Dying world of radiation, victims of man's frustration
Burning globe of obscence fire, like electric funeral pyre
Buildings crashing down to a cracking ground
Rivers turn to wood, ice melts into blood
Earth lies in death bed, clouds cry for the dead
Tearing life away, here's the burning pay
Electric Funeral
Electric Funeral
Electric Funeral
Electric Funeral
And so in the sky shines the electric eye
Supernatural king takes earth under his wing
Heaven's golden chorus sings, Hell's angels flap their wings
Evil souls fall to Hell, ever trapped in burning cells!

Mahrem (!) Haller

Hurriyet.com.tr'de su aciklamayla bir fotograf galerisi var.
Her hallerini görmeye alıştığımız ünlü isimleri daha önce hiç böyle görmedik.

Habere giriyorsunuz. Muhtelif isimlerin, mutfakta, alisveriste, orada burada pozlari var. Vanessa Williams, Cindy Crawford, Heidi Klum, Constance Zimmer vs. vs.

Lakin oyle bir isim var ki "En mahrem hali..." diye bu yukaridaki resmi koymak, ya haberi yapanin salak oldugunu ya da "Ulan bu okurlar da ne salak. Kesin inanan birileri cikar" dedigini gosterir.

Huzurlarinizda Jenna Jameson ve hic gormediginiz "En Mahrem Hali"

Hadi lan ordan...

Biri Yer, Biri Bakar

"Koy hepsini, al milyonu" temali Golden League biterken, hemen herkes Usain Bolt-Asafa Powell yarisinin tasasindaydi. Usain surdirek surpriz, Asafa plase, geri kalanlar gelse tevziye giderdi. Gitmedi. Powell basladi, 9.83 ile bitirdi. Bolt iyi baslamadi, muazzam bitirdi. 9.77 ile yarisi kazandi. Demek ki neymis? Bu sezon bir kez gectin diye umitlenmeyeceksin Asafa. Senden buyuk Huseyin var.

Diger muhim mevzu, 800 metreci Kenyali Pamela Jelimo ile yuksek atlamaci Hirvat Blanka Vlasic'in 1.000.000 $'a kosmalariydi. "Anonim sirket mi olacaklar, yoksa bir tanesi tek basina cukkayi mi indirecek?" diye merak icerisinde beklerken Vlasic, Alman rakibesi Arian Fried'i gecemeyerek nakite veda etti.

Jelimo ise henuz daha 18 yasinda olmasina ragmen, Olimpiyat madalyasinin uzerine bir de Golden League'in Jackpot'unu cebe indirdi ve 2005'de kazanan uzun / uc adim atlamaci Tatyana Lebedeva'dan sonra bu odulu tek basina alan ikinci sporcu oldu.

Velhasil, biri yedi, biri bakti.

Jelimo hakkinda en guzel tanimi iaff.org yapmis.
Jelimo - In five months, from unknown to athletics Golden Girl

Ulu Manitu

Hani "Ders kitabinin arasinda Teksas-Tommiks okumak" klisesi vardir ya. Allah, valide hanimdan ve peder beyden razi olsun ki cizgi roman olayini hic kisitlamadilar bize. "Okusun da nasil okursa okusun" demelerinin buyuk etkisi olsa gerek bu keyfiyette. Netice itibariyle ve haliyle; biz de o yasta "Felsefenin Temel Ilkeleri"ne degil, mizah dergilerine ve cizgi romanlara kaykildik.

Bulmaca mevzusunda her daim "Misir Tanrisi" olarak sagdan sola ve yukaridan asagi "Ra" coskusu yasaniyorsa; Kaptan Swing, Zagor, Teksas, Tommiks, Teks Viller vb. cizgi romanlarda da Kizilderili denince akla "Manitu" gelir. Ucsuz bucaksiz cayirlarin ve o cayirda yasayan herseyin tanrisi Manitu.

Cizgi romanlari astigini ve artik kariya kiza yazma olayinin hayattaki herseyden daha muhim oldugunu dusunen mahallenin ergen abileri "Manitu ne lan? Manita gibi... Manitaya tapilir mi olm? Mal mi bu kizillar" gibi oldukca entelektuel acilimlar (ulan bu kelime de ne revaca girdi bu sira) gelistirirken biz de "Vaaay Teks Viller sunu yapti. Oooo Zagor ne dovdu. Ulaaan Konyakci ne kurtuldu." diye agiz acik, siyah beyaz saman kagitlara girismis vaziyetteydik. Manitu muhimdi bizim icin yani...

Yillar gecti, pek cok konuda oldugu gibi "Neydi be o eski x..." asamasinda kaldik cizgi roman olayinda. Bir sayfada 7000 kare ihtiva eden Marvel vs. olaylara "Birkibidebenimki" sogukluguyla baktik, ekseriyetle.

Ve bu sabahin kor vakti santiye icerisine yururken. bir forklift vasitasi cikti karsima. Arkasinda kocaman Manitou yaziyor. Insaat alemlerinde yeni sayiliriz, belki meshur bir markadir / modeldir, bilemem ama sasiriyor insan.

Cok degismissin Ulu Manitu. Biz seni boyle bilmemistik...

Sasirtan Hezimet!

Cuneyt (Dinc) abi ile yukarida gorulen uc adet 10 Tenge'yi kullanarak yaptigimiz ve iki hafta once 10-5 benim lehime biten macin rovansi niteligindeki para macini 10-7 kaybettim.

Maglubiyetin (macin agir 50 Tengelikler yerine, hafif 10 Tengeliklerle oynanmasi ve sahanin kayganligi gibi) cesitli sebepleri var ama rakibin hakkini da yememek lazim. Iki hafta oncesine oranla cok basarili bir mac cikardi ve macin buyuk bolumunu onde goturdu. Biz ise mac icerisinde rakibi yakalamamiza ve hatta one gecme firsatlari bulmamiza ragmen bunlari degerlendiremedik.

Kalecimiz; sag el isaret parmagi, geleni iceri aldi. Forvetimiz; sag el orta parmagi ise uzaktan attigi gollere ragmen, yakin mesafeden inanilmaz goller kacirdi.

Ummadigimiz bir maglubiyet almanin uzuntusunu yasamanin da etkisiyle, tek devre oynanabilen ve yarida kalan macta Yunus Yahsi'ye karsi 5-3 onde olmamiza ragmen kotu bir oyun sergiledigimizi soyleyebiliriz.

Para macinda bunlar olur. Kotu oyunu unutup, onumuzdeki maclara bakacagiz. Canarino'yu bu dakikadan itibaren Gayrifedere maclar degil, Federe ve kupali bir turnuva sampiyonlugu keser.

5 Eylül 2008 Cuma

Righteous Kill

Bu filmi tanimlarken "Tanitimi 'Two veteran New York City detectives...' diye baslayan ve klasik oyuncularin oynadigi, klasik bir seri katil kovalamaca filmi" dememek icin cok iyi iki sebep var.

Robert De Niro ve Al Pacino.

Robert De Niro'nun filmde canlandirdigi karakter'in adi Turk. Godfather I'de Don Corleone'ye savas acan haddini bilmezin de lakabi Turk'du. Biri ozel isim, digeri sifat oluyor ama ona atifsa ne ala... Degilse bile oyle oldugunu dusunelim. Daha bir keyifli olur...

Bu abiler, Godfather II'de Vito-Michael Corleone ikilisini, farkli zaman dilimlerinde canlandirdiklarindan beri her filmle kendilerine olan hayranligi "kat kup" katlatmislardir. Yuksek olasilikla bu film de muazzam olacak. Alinacak DVD'ler listesine yazalim.

PS : Filmdeki oyunculardan bir tanesi de 50 Cent. Film sektorunde revacta bu aralar. Onunde bir dolu proje oldugu biliniyor.

4 Eylül 2008 Perşembe

Yarisi Degil, Hepsi Bayat. Ayni Nakarat...

Ibrahim Kutluay, transferiyle ilgili Antu.Com'a konusmus. Roportaji yapan Hermes abi oldugu icin yazilanlarin dogrulugunun tartisilir bir yani oldugunu dusunmuyoruz.

Ibrahim tarafi soyle:
İbrahim Kutluay yaptığımız görüşmede‚ askere gitmeden önce antrenörümüz Bogdan Tanjevic ile sözleşme yenilemek konusunda konuştuğunu ancak Tanjevicin "Seni takımda düşünmüyorum ve süre vermeyeceğim" dediğini anlattı. İbrahim‚ bunun üzerine asbaşkanımız Mahmut Usluya gittiğini ve Mahmut Uslunun da "Hoca sana süre vermeyecek" dediğini söyledi.

İbrahim Kutluay sözlerine şöyle devam etti: "Ben zaten kimseden oynama garantisi istemiyorum. Kendimi iyi hissediyorum ve ben iyiysem zaten beni oynatırlar. Ayrıca kenarda da oturabilirim ve oradan da takımıma katkı yapabilirim. Fenerbahçe altyapısından yetişmiş ve bu kulübe uzun yıllar hizmet etmiş bir oyuncuyum. Beni diğer oyuncularla aynı kefeye koymalarına üzülüyorum." dedi.

Bir teknik adamin istedigi oyuncuyla calisip, calismama hakki her zaman mahfuz ve hatta bu hak belki de herseyin uzerinde. Zira sahada tam ozgurluk olmamasi, cok basliliga isarettir. Ama insan bir denilenin arkasinda bin duruldugu vaziyetleri de istemiyor degil. Misal Omer mevzusu. Bir kac sene once yasli oldugu icin Milli Takim'a alinmayan. Sonra ne oldugu bilinmez, genclestiginden midir ne, alinan.

Simdi benzer bir fikri sabit'in Ibrahim icin gelismedigi ne malum? Ya da bunun dayatilmadigi.

Burada ve her yerde maneviyat diyip duruyoruz. Bugun Ibrahim'e sirt donulmasinin makul bir aciklamasini bekledigimiz isim kim olabilir? Sayin Mahmut Uslu... Peki o ne demis?

İbrahim Kutluayın bu açıklamalarından sonra yönetimimzle de bu konuyu konuşma fırsatımız oldu. Asbaşkanımız Mahmut Usluya konuyu sorduk. Mahmut Uslu İbrahim Kutluayı teyit ederek Tanjevicin İbrahim Kutluaya süre vermeyeceğini ve takımda düşünmediğini söyledi.

İbrahim´e basketbolu bırakmasını ve menajerlik kadrosunda 1 yıl çalışmasını daha sonra da şube kaptanı olmasını teklif ettiklerini söyleyen Mahmut Uslu‚ İbrahim Kutluay'ın bu teklifi kabul etmediğini söyledi.

Yahu Allah askina... Bikmadiniz mi her gidenin arkasindan ayni kelamlari etmekten?

Arzu gitti, menajerlik teklif ettik.
Serap gitti, menajerlik teklif ettik.
Aydin Hoca gitti, Ceo'luk teklif ettik.
Ibrahim gidiyor, Sube Kaptanligi teklif ettik.

Hele Aydin Ors olayindan sonra Ibrahim'e teklif edilen iyice bir tuhaf olmus. Ne o? Yoksa Remzi Dilli yetmiyor mu, sube kaptanligina? Yetmiyorsa neden duruyor? Yetiyorsa neden 1 sene icinde apar topar Ibrahim Sube Kaptanligi icin dusunuluyor?

Aslinda sorularin cevabi basit... Ne Ibrahim'in ne de adi gecen insanlarin, onerilen mevkiyi kabul etmeyecekleri ya da en azindan teklif edilen yere gelmekte tereddut gosterecekleri biliniyordu. Tamamiyle bastan savma ve samimiyetsiz aksiyonlardi bunlar. Aradan gecen bunca yil, giden tek insani geri getirmedigi gibi, muadilleri bile ezeli rakiplerin camiasindan seciliyorsa, gorunen koye de kilavuz aramaya gerek kalmiyor.

Eller ne derse desin, biz neyin ne oldugunu biliyoruz Ibrahim. Fenerbahce, Fenerbahcelilerindir.

3 Eylül 2008 Çarşamba

Dovme Nedir?

Budur.

Barad-Dur'un omuz nahiyesinde bulunur.

Can tatli diye dovme mevzularina yillarca uzak durduk ama sanal-reel gorduklerimize "Guzel yahu" demekten de kendimizi alamadik.

Lakin gelin gorun ki Topuz Hikmet'in cizdigi ve asagidaki sekilde izah ettigi arma, omuzda da kusede durdugu gibi duruyor.

Nedir? Budur.

"Kulübümüzün rengi sarı-beyazdan, sarı-laciverte çevrildikten sonra bu yeni renklerimizle bezenmiş bir rozet yaptırılması işi bahis mevzuu oldu. Arkadaşlarım bu rozetin çizilmesini bana bıraktılar. İlk önce bayrağımızın renkleri kırmızı ile beyazı bir araya getirdim. Sonra kırmızı üzerine bir kalp şekli çizerek bunu sarı-laciverte boyadım ve üzerine de metanet, kuvvet ve sağlamlığın ifadesi olan meşe dalını resmettim. Beyaz kısma da kulübümüzün ismini ve tesis tarihini yazdım. Rozetimizi çizerken, ona şu manayı vermeye çalıştım; Kalpten gelen bir bağımlılıkla bu kulübe hizmet etmek. Çizdiğim şekil arkadaşlar tarafından beğenildi ve yeni rozetlerimiz o tarihlerde Almanya'da bulunan arkadaşımız Tevfik Haccar'ın delaletiyle orada yaptırıldı. Yeni harflerin kabulünden sonra aynı şekilde muhafaza edildi. Sadece Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yazısı yeni harflerle tebdil olundu."

Snoopy'nin Amcasi

Boyle haberlerle mutemadiyen ic karartiyor gibi oluyoruz ama bizim gibi animasyon delilerine aci bir kayip olan vaziyeti yazmamak olmaz. Snoopy'ye, Charlie Brown'a ve diger Peanuts karakterlerine ekranda can veren animasyon ustasi Bill Melendez 91 yasinda veda etmis bu diyarlara.

Charles M. Schulz babasiysa, Melendez de amcasiydi Charlie Brown ve tayfasinin. Disney'de ve Warner Bros'ta da senelerce calisti. Ama Peanut denince akla gelirdi.

Umutsuzluk Abidesi Charlie Brown,
Kendisinden daha havali kopegi Snoopy,
Ne kusu oldugunu hala anlamadigim Woodstock,
Charlie Brown'u topa vurma bahanesiyle surekli kandiran (bu yuzden kucuk yasimda bile C.B.'yi evire cevire dovme istegi uyandirmistir) ve seyyar psikologluk yapan Lucy,
C.B.'nin kiz kardesi Sally,
Battaniyesini can yoldasi secmis Linus
Piyano basindan kalkmayan Schroeder,
24 saat copcu gibi devamli bok icinde gezen Pigpen ilk aklima gelenler.

En son Kanal 6'da hatirliyorum tayfayi. Bir daha da rastlamadim Turk televizyonlarinda. Sezonlari denk getirip dusurmek lazim.

Gule gule Melendez.

Cem, Cem, Cengaver...

Yazilarimizda muteaddit kereler bahsettigimiz bir kardesimizi agirliyoruz.

Bizim fakirhane blog, nev-i sahsina munhasir ve hakikaten "personal" bir blog oldugu icin kendisi (oz kardesim sayildigi gibi) imtiyaz sahibi sayilir burada.

Bu gencecik kardesimle ilk kez Kucukyali ara mahalle dortyolda tanistigimizdan (ve dogdugundan) bugune, 10 kusur sene gecmis. En buyuk tesrik-i mesaimizi, bilgisayar basinda WoW oynarken verdik. Kendisi oyuna dair ilk zamanlardaki acemi vaziyetlerimizi anlatmis.

Mikrofonlarimiz Bodrum'da...
---------------------------------
Selam. Ben Cengaver!

Barış abimin Warcraft ile ilgili yazilarinda anlattığına gore; Alemin Kral Druid’i Cengaver’im. Ama bana soracak olursaniz, Ezik Kral Cengaver

World Of Warcraft’I oynamaya (Barış abimden de once) ben başladım ve o bana internetten oyunu anlatarak yardım etti.

Ben irklardan Tauren’i siniflardan ise Druid’i sectim. Benden kisa bir sure sonra oyuna gelen Barış abimse Orc Warrior oldu. Kendisine “Hayır, olma” dedim ama dinletemedim…

Barış abim oyuna dair pek bir şey bilmezken ben ise sadece level almayı biliyordum. Hatta itemlerin neye yaradigini bile bilmiyorduk. Bir item soylendigi zaman zaman “O da ne?” diye sorardik.

Zaman gectikce oyunu iyice anladik ama dedigim gibi ilk zamanlarda o kadar bilgisizdik ki; Baris abim 40 level oldugunda, Plate zirh giymesi lazimken ben Cloth verirdim, onu giyerdi. Ben de onunla beraber Cloth giyerdim.

Artik oynamaya baslayali uzun sure oldu ve simdi ben 70 level bir Tauren Druid’im. Lanet gezinti yuzunden Barış abim de 66 Levelde takıldı. Hayat, inişli çıkışlı ama nedense bende hep inişli.

Merdiven mi lan bu?

Kisaca Warcraft’i oynaya oynaya neredeyse manyak oldum. Evdekiler, uykuda "Anne, Illidan geliyor, kaçççç" diye sayikladigimi soyluyorlar.