4 Haziran 2008 Çarşamba

Aliskanlik, Yari Tabiattir

Askerde yedigimiz halti tekrar edip de yazdiklarimizi kaybetmeyelim diye blog ortamina sarildik. Uzaktan bakip da bir kac gunluk yazilari okuyunca, ilk gun yazdigim gibi "Ne trip yapti herif yahu" deniyordur kesin ama ne yapalim, bizde boyle. Sevdigim seyleri boyle tutkudan geberir gibi sevmekten daha iyi becerebildigim baska bir sey yok sanirim. O yuzden kaleme kagida (daha dogrusu klavyeye) saldirinca ortaya boyle dramatize durumlar cikiyor. Zira; olsa bile bu cusseyi ucurabilir mi bilmem ama kirilacak bir kanadimiz yok. Birini cok seviyoruz diye kimsenin adimizi asiye cikaracagini da sanmiyorum. Bilenin duyanin umurunda olur mu o da mechul ama boyledir bizim sevdamiz.

Aslinda en guzel tarifi Firat yapmis forumda, burada yapacagim isi yazdigim yazinin uzerine. Soyle ki:
Baris: Isin içerigi kabaca su. MR dedikleri Material Requisition (yani malzeme istegi) santiye birimlerinden bana geliyor. Ben bunlara fiyat aliyorum. Geri bildirim yapiyorum. Fiyat onaylaniyor. Bana geliyor ve PO dedikleri Purchase Order (yani ödeme talimati) veriyorum. Malzeme geldiginde NS dedikleri (New Shipment) olayi gönderip olayi kapatiyorum.

Firat: Şu bölümü yazan adamın aynı zamanda Burak Sezgin'e saldırmak için 2 saniyede 19 sıra atlayan adamla aynı kişi olduğunu bilmek ne acı :) :) :)

Aslinda biraz abartiyor Firat. Sadece bir iki sira atladik.NTV’de denk gelip, cekti.

Neyse...

Sabah ezani duyunce ictimaya kalkar gibi kalkmaya alIsIk olan bu bunye, burada da santiye gurultulerden mutevellit durumu fixe baglamis durumda. Turkiye'de milletin yeni uykuya daldigi bir saatte ben uyaniyorum. Buradan cikan sonuc da su ki; uyumuyorum. Gerci herhangi bir yorgunluk hissediyor da degilim. Ayrani fazla kacirmadikca gun icerisinde gayet rahat ediyorum. Kayisi ve ayranin (Ne alakaysa. Yogurtlu donemine denk geldik demek Malatya’nin) sebil oldugu donemdi Malatya'da gorev yaptigim yaz aylari. Cezaevi bahcesindeki bir suru agactan aldigimiz kayisilardan sonra buz gibi kaynak suyu ve ayrani icince bol oksijenli bunyeye bilindik (tembel bagirsaga fizyoterapist etkisi) tepkileri verdirmese de yan etki olarak uykuyu getiriyordu bu ac gozluluk. Teskereye yakin gidip "gozlerini dinlendirebiliyorsun" askeriyede, girmenin yasak (?) oldugu kogusta orada ama burada yemiyor. O yuzden birakacagim bu ayrani...

Kaldigim yerin hemen disinda bir cardak var. Son hiz kitap okumaya basladim. 13-14 yaslarindayken Stephen King'e sarmistim. Neredeyse 2 gunde bir kitap bitiriyordum. Simdi sabah ezani saati kalkinca, mesai baslayana kadar 3 saat okuyorum. Ogle tatilinde 1 saat. Gece yatmadan once 2 saat derken iyice kendimi kaybettim. Stephen King'den, pederin 12 Eylul yasaklisi kitaplarina gectik. Bu sabah Dogan Avcioglu'nun Milli Kurtulus Tarihi'ni okurken sayfalarin arasindan bir Can Yucel yazisi dustu. Kitap ayraci niyetine ben de gazete kupurlerini koyardim eskiden. Yalniz benimkiler spor sayfalariydi hep (80 sonrasi apolitik kusak). Ingiltere Ligi Sonuclari ya da bir basket macinin skor tablosu. Mitch Smith su kadar sayi, Altar bu kadar vs. vs.

Neyse, Can Baba demistik. Boyle hassas zamanlarda (agir siklet adamin hassas zamani mi olur demeyin; oluyor ilk paragrafta arz ettigim uzere) hep ustume gelir bunlar. Mesela bir arkadasima "Aylardir gormedim O'nun yuzunu. Cok ozledim" derim. On metre ilerden Sezen Aksu calmaya baslar. Ayni bunun gibi.

"Ulan icimiz karardi" denebilecek bir yazi (hatta blog) oluyor belki ama sahip olmadigim bir halet-i ruhiyeyi de yazamam ya. 9 senenin verdigi herseyi unutup da "Hayatim ne kadar da gulluk gulistanlik ahahahaaa" nidalariyla gezecek halim yok. Ben bunu soyledigimde genellikle karsilastigim ilk cevap "Alismissin sen. Aliskanliklar gecer" oluyor. Devekusu Kabare'nin Geceler isimli oyununda rahmetli Selim Nasit'ten duymustum "Aliskanlik yari tabiattir" lafini. Sevda da diger yarisidir. Hangisi yenerse artik. Bende kazanan belli. Kusura bakma Can Baba. Belki dogru demissin ama benim elimden gelen bir sey yok. Hakikaten o olmasa da yasarim belki sirf gitmeyi o sectigi ve istedigi icin ama "Cok sevmeyeceksin mesela" diyorsun ya, onu yapamam iste. Yapmam da yapamam da…

Nur icinde yat...

"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni‚
Senin o´nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen‚ çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince‚ çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı‚ masanı‚ telefonunu‚ kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa‚ kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen‚
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin‚
Güneşi‚ ayı‚ yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı‚ senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan‚ renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya‚ yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden‚
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi‚
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

Can YUCEL

Hiç yorum yok: