17 Eylül 2009 Perşembe

Garip Oğlu Bir Adalet

Adli vakalarda esas gözetilecek şey, kamu efkarının sonuçtan tatmin olması değil, bütün sürecin hukuka uygun olmasıdır.

Mamafih bu mantıklı ama soğuk cümleden sonra, rahmetli Cem Karaca'nın Şeyh Bedrettin Destanı'nı yorumladığı tonda şu söylenebilir:
"Deme... O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim. Ama bu yürek... O, bu dilden anlamaz pek. O, 'Hey gidi kambur felek,hey gidi kahpe devran hey' der."

Bunun nedeni, bizde ateşin "sadece" düştüğü yeri yakması... Ateşi tutuşturanlara ve/veya kıvılcımı çıkaranlara, belirli katlarda muteber insanları tanıyorlarsa, diş geçmiyor. Uzun lafın kısası, sosyal adaletsizliğin her yanı sarmış olduğunu, bizzat adli makamların kendisine bakarak anlamak mümkün.

Bu yoksunluğun başımıza kısa süre önce ve belirli bir siyasi erkin sayesinde geldiğini söyleyemeyiz. Gerek muhafazakarlıktan dem vuran, gerekse reformcu olduğunu söyleyen politikacıların hiç biri bürokrasi duvarlarının kalınlık ayarıyla oynamaya kalkmadı Türkiye'de. Böylelikle kimileri zor ve hararetli zamanlarında iltimas meltemiyle serinledi, kimilerine sert bir "olmazsa olmaz" duvarı çekildi. Tespit aşamasının son raddesinde; en sert salvolarını ihtilal zamanlarında yapan bu zihniyetin, sivil toplum hayatının bütün katmanlarınca büyük bir tevekkülle karşılanmasını koyunluk ile açıklamanın haksızlık olacağını sanmıyorum.

Bu ağıl sakinliğine istisna teşkil edebilecek bir cinayetti, Cem Garipoğlu'nun işlediği. Üzerine yazılıp, çizilmeyen kalmamış bir süreç sona erip, bugün itibariyle vatandaş yakalandığı anda başka bir dönem de başlamış oldu. Soyadına Garipoğlu denen ama garip oğlu olmayan ve ne oğlu olduğu gayet aşikar gözüken vatandaşın alacağı cezaya dair ekşisözlük'te detaylı bir yazı var.

Bütün sürecin hukuka uygun olmasından bahsetmiştik yukarıda. Bu minvalde, "yargı süreci" diye adlandırılan, "kanunlar ve uygulayıcıların vereceği cezaya" bir tek kelime edebilmek mümkün değil. Peki ya öncesi, "yakalanma" diye servis edilen teslim olma aralığı, o arada geçtiği söylenen ve inanmak için milyon tane sebebimiz olan pazarlık dedikoduları. Bunlar ne olacak?

Sadece Münevver olayına dair değil endişenin sebebi. Bu "bir" cinayet. Ya mazidekiler, ya müstakbeller? Hepsi aynı kaderin oyunu mu olacak? Maalesef öyle. Ne zamana kadar? İnsanların çoğu, örgütlü biçimde ağıldan çıkana kadar.

Benjamin Disraeli'nin "When men are pure, laws are useless; when men are corrupt, laws are broken" sözündeki püripak insanı beklemiyor kimse ama toplum da yoz olmasın bir zahmet. Olmasın ki valisi, emniyet müdürü işin cılkını kolay çıkarmasın.

Lakers vs. Celtics

"Biberleyelim" ile inceden geçmişe dönünce, EA Sports'un başında saatler geçirdiğimiz oyunlarından bir tanesi geldi aklıma.

1989 yapımı "Lakers vs. Celtics" grafik anlamda müthiş basit ama çok keyifli bir oyundu. Arkadaşlarla karşılıklı yapılan kısa süreli müsabakalardan sonra kafayı bozarak; turnuva modunu, standart play off serisi şartlarında ve 48'er dakikalık sürede oynanan maçlar sonunda ilk bitirdiğimde, eve şampiyonluk yüzüğü postalanmış gibi sevindiğimi hatırlarım.

Oyundaki seçeneklerimiz, Los Angeles Lakers, Phoenix Suns, Seattle Supersonics ve Utah Jazz'dan kurulu Batı Konferansı'na karşı; Detroit Pistons, Chicago Bulls, Boston Celstics ve New York Knicks'den oluşan Doğu Konferansı. Bunların birer de All Star takımları var.

Los Angeles Lakers oyundaki en orjinal takım konumunda. Kadroda Magic Johnson, Kareem Abdul Jabbar ve James Worthy'nin yanında Orlando Woolridge ve David Rivers gibi kıta coğrafyasından aşina olduğumuz isimler de var. Ezeli rakip Boston da ise Bird, Parish ve Mc Hale en etkili oyuncular. Bunlarla bir tutturduğunuz zaman, gerisi geliyor. O zamanların Detroit'i de çok sağlam tabii. Isiah Thomas ve Joe Dumars'ın yanında renkli yedekler mevcut; Dennis Rodman gibi. Seattle'da kel kafalı Xavier McDaniel enteresan simalardan birisi. Utah'ın uzunlar uzunu pivotu Eaton'ın yanında Stockton ve Malone; Chicago'da gözlüklü Horace Grant'in yamacında Pippen ve Jordan var. Barkley Phoenix'de, Ewing Knicks'de arz-ı endam ediyor. En başta Lakers'a orjinal demişken, Kareem'in hook atışının da oyunda bire bir zuhur ettiğini belirtmeyi unutmayalım.

All Star takımları play-off moduna dahil olamıyor haliyle, ama karşılıklı oyunda seçtiğimiz vakit, Hakeem Olajuwon, Clyde Drexler, Chris Mullin, Dominique Wilkins gibi isimlerle oynama şansına kavuşabiliyoruz. Oyunun eğlenceli bir diğer yönü, Chicago Bulls ile East All Star'a karşı oynadığınızda Jordan'ı, Jordan'a tutturabilmeniz. Tabii diğer ortak oyuncular için de aynısı geçerli. Kramer, Kramer'e karşı...

Klavyeyi bilenler için söylüyorum; oyun iki kişi oynandığı zaman bir taraf numerik klavye tarafındaki tuşları, diğer taraf ise klavyenin caps locka bakan bölümünü alıyor. Hücümda pas atmaya yarayan tuşu, savunmada top çalmak için kullanıyoruz. Şut kullandığımız tuşla da ribaunda çıkmak mümkün.

Oyuncular için faul sınırı diye bir şey yok. Yani dileyebildiğimiz kadar sertliğe başvurabiliyoruz. Faul yapmanın ise üç yolu var. Rakip topu sektirirken kapmaya çalıştığımızda, zamanlamayı iyi ayarlayamazsak ve topu çalmaya çalışanın yüzdesi iyi değilse faulu çalıyor hakem. Rakip şuta kalktığında durduğumuz yer ikinci kıstas. Bodoslama bloğa kalkmak düdük demek. Üçüncü ve son olarak da taktik faul yöntemi gelsin; rakibe fordçuluk yapmak. Süre geçmemesini istiyorsanız, asla top sürmeyen ve rakip sahaya paslaşarak geçen bilgisayarın oyuncularına yaslanıp, iki saniye yön tuşunu ittirmeniz kafi.

Bilgisayarın dripling yapmaması mantıklı çünkü oyunun zorluk derecesini arttırdığımızda, sahada uzun süre kalan oyuncuların yürümeye bile takatinin kalmadığını söylemek mümkün. Top sürenler daha da çabuk yoruluyor. Periyod başına dört tane ile sınırlı olan molalarda dilediğimizce oyuncu değiştirebiliyoruz.

Ses desteği, bilgisayarın basit speakerıyla sınırlı. Yine de mola ve faul düdüklerinin yanısıra, top sektirme, top çalma, şut kaçırma, iki sayılık isabet ve üç sayılık isabet seslerini ayrı ayrı duyabiliyoruz.

Görsel efekt bakımından sahadaki vaziyetlere ek olarak, stresli zamanlarda benchteki arkadaşlardan birisinin sıkıntıyla ayağını salladığını görebiliyoruz. Ya da bana öyle geliyor, bilmiyorum ama orada bir hareketler dönüyor.

Yukarıdan, aşağıdan, sağdan, soldan basılan bir kaç çeşit smaç, kısa oyuncuların turnikeleri ve Fizan'dan atılan üçlükleri bir yana koyacak olursak, oyunun en fantastik hareketi Magic Johnson, Michael Jordan ve Dominique Wilkins gibi oyuncuların, serbest atış çizgisinden sıçrayıp, 1800 derece dönerek bastıkları smaçlar ile fizik kuralı falan tanımayan bir oyun Lakers vs. Celtics.

Geçenlerde katıldığı ödül töreninde duygusallaşarak gözyaşları içinde kalan Michael Jordan ile bitirelim. Sarı-Lacivert renklere gönül vermiş bir Lakers sempatizanı ve Amiral Robinson'dan ötürü San Antonio'ya sempati besleyen biri olarak, Chicago'ya sıcak baktığımız söylenemez ama daha da sevmediğimiz Utah'a hayatı zehir eden geçmiş zaman Bulls'unu da saygıyla analım. Söyle Malone söyle, söyle ne oldu?

Yanakta Patlamış

Beyzbol ile ilgisi, arada sırada televizyonda verilen makara spor filmlerinden ve atari makinelerindeki "Baseball Stars II" oyunundan ibaret bir ırkın ahfadı olarak, şu resmi gördükten sonra yine aklıma geldi.

Nuh nebiden kalma bir çizgi film vardı TRT'de yayınlanan; "Biraz da biberleyelim" diyip duran tipler, mazlum beyzbol topunun canını çıkarırlardı. Bizim nesli beyzboldan soğutan biraz da bu çizgi filmdir. Hem topun haline üzülürdük, hem de ne zaman heyecanla takip ettiğimiz bir şeyin yayını kesilse, bu çizgi film çıkardı karşımıza. Topun intikamı!

Demirspor Külliyatı 2010 - 1


Barad-Dur, geçen sezon başladığı Amatör Küme Külliyatı'na, kaldığı yerden devam ediyor.
-------------------------------------
Evet, nihayet amatör heyecan başlıyor.

Aslında 1. Amatör ligin iki hafta önce başlaması gerekiyordu. Ancak Açıköğretim Sınavları nedeniyle ligin başlangıç tarihi Süper Amatör’le aynı tarihlere alınmıştı. Geçen hafta da sel felaketi nedeniyle liglerde maçlar oynanmadı ve bu haftaya ertelendi. Biz de artık Fenerbahçemiz’den fırsat buldukça amatör ligleri takip etmeye çalışacağız.

Amatör’de desteklediğimiz iki kulüp olan Haydarpaşa Demirpor ve “eski semtimizin takımı” Selimiyespor maçlarını aynı gün arka arkaya oynuyorlar.

Haydarpaşa Demirspor bu sene yükseldiği 1. Amatör ligde ilk maçını, Kartal ekibi Çavuşoğlu ile oynuyor. Mücadele 22 Eylül Salı günü Selimiye Stadı’nda saat 14:00’de başlayacak.

Selimiyespor ise süper amatöre bu sene yükselen Kadıköy ekibi Yoncaspor’u konuk ediyor. Hemen Demirspor’un maçından sonra, yine Selimiye Stadı’nda saat 16:00’da…
Her iki maçı da takip edeceğiz büyük ihtimal.

Kısa bir giriş yaptık şimdilik, gerisi gelecek tabii ki...
Amatör ruh geri geldi...

16 Eylül 2009 Çarşamba

İsyanım Var Ulan!

Serena'nın Amerika Açık'ta çıkardığı mevzuun yankıları devam ederken, bizim memlekette de Bursaspor'un hanım hanımcık (!) taraftarlarının kavgasını izledik geçende.

Tenis ekseninden fazla uzaklaşmayacak olursak, yukarıdaki resimde Joe Mc Enroe'un sinirini kameradan çıkardığı bir 1985 hatırasının resmi var.

Bir başka spor dalı için, şurada ise 22 Temmuz 2008'de, Detroit Shock-Los Angeles Sparks maçında Candace Parker ve Planette Pierson arasında başlayıp, sonrasında coşan kavganın görüntüleri...

Serena özelinde, sportif müsabakalarda kadınların çıkardığı olaylara bakış açısıyla ilgili, New York Times şu yorumu yapmış:

"We can’t look at Serena’s outburst through a sexist prism.

Boys will be boys, girls will be girls and competitive athletes will be competitive athletes.

McEnroe’s youthful intemperance is celebrated in series of entertaining commercials; Connors’s intensity is heralded as a symbol of competitive fire. Who knows how Serena’s outburst at the 2009 United States Open will be remembered in 20 years. It will probably depend on how many more Grand Slam titles she wins and how she conducts herself in pursuit of them.

There is no room for a gender-based double standard. There is one code of conduct: civility in victory and graciousness in defeat."

Gün Oldu, Devran Döndü

Devran Tanaçan, Albany'de iki sezon boyunca okudu. Bu süre zarfında, 2005-2006'daki ilk sezonunda 25 maçta oynadı ve 6 maça ilk 5'de çıkarak,
3,0 sayı
2,6 ribaund
% 39,3 şut yüzdesi (33/84)
% 66,7 serbest atış yüzdesi (10/15) ile oynadı.

2006-2007'de ise 23 maçta, 2 kez ilk 5'de yer aldı.
1,4 sayı
1,8 ribaund
% 33,3 şut yüzdesi (14/42)
% 62,5 serbest atış yüzdesi (5/8) tutturdu.

2007-2008'de Colorado State'e transfer olduktan sonra, bir sezon ara verdi ve geri dönmeden önceki son sezonunda, geçen sene forma giydi. 24 maçın hepsinde, benchden oyuna giren Devran sezonu, ortalama 7 dakikada
2,2 sayı
2,0 ribaund
% 34,8 şut yüzdesi (23/66)
% 54,5 serbest atış yüzdesi (6/11) istatistiği ile bitirdi.

Yukarıdaki istatistikler çok da fazla bir şey vaad etmiyor olabilir ama öz kaynak düzeninden, yani Dereağzı'ndan yetişmiş oyuncular, yetenekleri ne ölçüde olursa olsun, Fenerbahçe'ye lazım. 1986 doğumlu Devran'ın dönmesi, memleketteki uzun oyuncu sıkıntısının Fenerbahçe'ye yansımasına doğru bir çözüm umudu olmasının dışında, sırf bu aidiyet yüzünden bile çok güzel bir haber.

İşiniz Yok mu Lan Sizin?

Kanye 'Gay Fish' West, ödül töreninde sahneye fırlayıp, Taylor Swift'in aldığı ödüle saldırdı.
Akabinde ağlaya ağlaya özür diledi.
Barack Obama, "off the record" bir şekilde Kanye için "Jackass" dedi.
ABC muhabiri Terry Moran, başkanın sözünü tweetera koydu.
Beyaz Saray, buna tepki gösterince geri aldı.
Küllüm delirdi herifler...
Bu arada "Jackass", Türkçe'de "Eşek herif" manasına geliyormuş. Öyle diyor necip Türk basını.

15 Eylül 2009 Salı

RTÜK, Çek Bir Sisley!

Sisley reklamı gibi olacak ama, dün Dolce & Gabbana'nın RTÜK hışmına uğradığı haberinden sonra, sağı solu kurcalarken gördüm yukarıdaki şekli.

Reklam aleminde "Controversial" diyorlar bunlara... "Şok reklam" gibi meali. Daha fenaları da mevcut. Lakin bu doz bile komaya sokmaya yeter RTÜK amcaları.

O değil de... Siyahın yakıştığı "bir kişi" bilirim ben.

Feminist Değiliz, Futbolcuyuz Biz

I would not consider myself a feminist at all. Feminists are politically involved. Just because I'm a woman playing football doesn't mean I'm a feminist.

Faye White
İngiltere Kadın Futbol Takımı Kaptanı

14 Eylül 2009 Pazartesi

Sevişmeyin! RTÜK Ham Yapar.

Bir süre önce Aşk-ı Memnu dizisindeki şevişme sahnesi yüzünden (Google'dan türlü cinsel keywordlerle gelecek arkadaşlar için belirteyim; link söz konusu sahneye değil, konuya dair yazıya gidiyor. Boşa tıklama olmasın) RTÜK, ilgili kanalı uyarmıştı. Şimdi de D-Smart ve Kablolu TV'deki TNT kanalında gösterilen Dolce&Gabbana reklamı için "Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlakî gelişimini zedeleyecek" bir yayın hükmüne varılmış. "Görüyor musun pezevenkleri? Neler yayınlıyorlar gündüz vakti..." demişlerdir kesin izlerken

Akıl alacak gibi değil. İnternet sansürünü uygulayanlar bir tarafta, onlardan başka, hayatın gerçeklerinden insanları kaçırmanın faydasına inanmayı düstur edinmiş bir kurum da var devlet içerisinde.

Geçenlerde mevzuunu ettiğimiz sayın milletvekilleri taciz / tecavüz suçlularının hadım edilmesi ile ilgili sağlı sollu salvolarla kendilerini yoracaklarına, hepi topu 19 saniyelik bir reklam filminde azacak kadar kendinden geçebilen ilgili kurum zihniyetini revize etmeyi denesinler. Büyük sevaba girerler. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye'deki televizyon yayınlarını denetleyenler arasında, bir yandan bu işi yaparken, bir yandan da "Kadının omzu mu gözüktü orada? Vallahi gözüktü. Ben tuvalete gidiyorum, gelirim birazdan. Hoca efendi haklı aslında. Oyuncak bebek reklamlarını da yasaklamak lazım. Gerçek kadın gibi lan!" diyenler var. Yatacak yeriniz yok...

Amerika Açık : Aile Saadeti

Clijters'in eşi ve kızı.
Her ne kadar ailenin dişi kuşuna sempati duymasak da...
Helal size bu kupa, bu yollar.

Çoban Bile Olmaz Senden

Gerçi Rıdvan hakemi "genel anlamda" oldukça övdü, "Ev sahibine, büyüklere iltimas geçmeyen" bir hakem olduğunu söyledi ve Bursa-Fenerbahçe performansı için "Abarttı" dedi, ama egosuna bu derece yenik düşebilen, bu kadar abartabilen bir hakemin ilerisi için verdiği ipuçları da iç açıcı olmuyor; sürekli bir "kel başa, şimşir tarak" durumuna gidiyor böyleleri.

Taraftarın, hakem hatalarını kendine yontmada başarısı şüphesizdir ama derinine incelendiği vakit, memletimizde lobisi olanın bu işleri kotardığı, devamlı sessiz kalanların ise mağdur edildiği kesin. Senelerdir, her türlü şart altında sessiz kalan Fenerbahçe yönetimi ne yapmaya çalışıyor, anlamak mümkün değil. Betondan, futboldan ve lobiden anlamak bu mu? Antu açılış sayfası yapıyor, "MHK'de Neler Oluyor?" diye. Mücadele Antu üzerinden mi yürütülecek? Bu zaten imkansız ama bir an için öyle olduğunu düşünelim. Efektifliği, korkutma gücü elinden alınmaya çalışılan ve halihazırda sindirilmek için elden gelen arda konulmayan taraftar kitleleriyle mi yapılacak bu kavga? Yazık...

Maça gelince, seneler önce oynadığımız bir başka Bursa maçı geldi aklıma. Okocha'ya bir yabancı madde atılmış, sinirden deliye dönen eski dost da Bursa'ya çakıvermişti bir tane. Öylece de bitmişti maç. Fincanı taştan oyarlar, Bursa'ya, yine, yeni, yeniden böyle koyarlar. Yarasın!

Sen Gelme Ulan... Ayı!

Şu satırları yazarken, henüz daha turnuva şampiyonunu bilmiyorum. Burada bir Rus kanalı banttan verecekmiş final maçını. Onu izleyinceye kadar haberini almayı düşünmüyorum. Heyecanı kaçmasın olayın.

Lakin bu turnuvanın finalden önemli bir olayı var ki o da Clijters'in finale gelirken, iki Serena kardeşi de harcaması. Son 16'da Venus'u, yarı finalde de Serena'yı pataklayıp öyle geldi son maça.

Clijters'i sevmem, hiç bir zaman Martina'lar ve Seles gibi sempati duyduğum bir tenisçi olmadı ama Kimmeryalı Serena ve görece kibar olmasına rağmen aynı derecede kalas Venus'ten başka bir kadın tenisçinin turnuvaları domine etmesi keyif verici. Bunu yaparken uzun bir ara verip, dönmüş olması da cabası.

Serena, yarı final maçında, yine alabildiğine çirkinleşti. Detayları Flying Dutchman'ın ilgili yazısında mevcut. Uzun uzadıya yazmaya gerek de yok aslında. Ben bu Serena isimli "şeyi" ne zaman görsem aklıma iki tane isim geliyor. Bir tanesi Fantastic Four'un Ben Grimm'i, diğeri de rahmetli Kemal Sunal. Kibar Feyzo'daki sahne sayesinde...

- Sen.
- Ben.
- Sen.
- Ben.
- Sen.
- Ula ben?
- Sen.
- Ben.
- Sen.
- Ben.
- Sen.
- E been?
- ...
- Sen gelme ulan, ayı!


Something Darkside

Star Wars ile yapılmış (ve yapılabilecek) en güzel makara Family Guy'ın Blue Harvest'ı olmuştu. "A New Hope"u o bölümle aradan çıkarttıktan sonra, sekizinci sezonun açılışını da "Empire Strikes Back" uyarlaması olan "Something, Something, Something, Darkside" ile yapacaklar. Aşağıda fragmanı izleyebilirsiniz.

Darth Stewie:
Come on Luke. Join the dark side. It's really cool.

13 Eylül 2009 Pazar

Ayağına Bas!

El alemlerinin Güzin ablası, Ann Landers mahlaslı, ilişkilerin fetva makamı, müteveffa Esther Lederer ne demiş?

"All married couples should learn the art of battle as they should learn the art of making love. Good battle is objective and honest - never vicious or cruel. Good battle is healthy and constructive, and brings to a marriage the principle of equal partnership"

"Al Bundy gibi 'Yeah Yeah Yeah' diyip geçmemek lazım. Doğru demiş" diye yorum yapacağım ama evlilik geçmiş bizden; "Art Of Battle" falan kim uğraşacak bu saatten sonra?

Hem zaten, ayağa basmaya çalışmak ya da yukarıdaki gibi "Kavga ediyormuş gibi poz verelim ehe" şeklinde fotoğraf çektirmek arasında gidip gelmek, yetiyor evlenen çoğunluğa.

Beş dakikada, evliliğe acaip karşıymışım gibi bir kompozisyon çıktı ortaya ama haşa; müesseseye saygım büyük. Bizimkisi yalnızca "Çarşamba yollarında, kelepçe kollarımda, Allah canımı alsın, o yarin kollarında" hevâsından mütevellit bir hezeyân (!) Sevmeyelim de taşa mı dönelim ulan!