13 Aralık 2008 Cumartesi

Helal Olsun


Bir kac yazi once, bizim memlekette "Polise kimlik sormaktan korkulmasi gerektigini, zira korkulmazsa basa korkutucu isler gelebilecegini" yazdigimiz icin "Turkiye'de 15 yasinda bir cocuk, polisin kaza (!) kursunuyla oldurulse ne olur acaba?" diye sormak abesle istigal olur. Hic bir sey olmaz. Bir kac tane amir pozisyonundaki insan olan biteni esefle kinar, sorumlularin cezalandirilacagini soyler. Gecer gider. Utanmasalar, bir dahaki olayda "Ben yorulmayayim. Eski Vali'nin, Emniyet Muduru'nun soylediklerini falan yayinlayin" derler. Utanmasalar derken "(?)" mi koysaydim acaba?

Yunanistan calkalaniyor. Hukumetin ekonomi politikalarindan biktigi soylenen kitlelere patlama yaptiran bir tetikleyici oldugu soyleniyor ama oyle ya da boyle, cikis noktasi itibariyle son derece demokratik ve hak verilir bir tepki. En azindan insan denen seyin cok da degerli olmadigina kanaat getirilen bir cografya obeginde mucadele anlaminda takdir edilmesi gerekir, feyaz alinmasi gerektigi dusunulur.

Hislerini “I’m against violence, but I can understand what’s happening” diye dile getiren akademisyen, olayin ozetini, insan olmanin unutulmus dogasini anlatmiyor mu?

Atanalirspor


Mahalle maclarinin kaniksanmis ve rakip tarafindan bir defadan fazla dile getirildiginde sinirlenilen kuralidir.

-Oha lan, nereye gitti top.
-AtanAlirSpor olm.

Gerci golf denen sporda herkesin kendi topu var ama dallarin arasina bu derece sikistirmayi basaran James Nitties'e oyun arkadaslari "Atanalirspor" demisler midir acaba?

Lee Van Cleef


Spagetti Western denen seyin bir nevi komedili western oldugunu sandigimiz “oldukca kucuk” yaslarimizda Pazar gunleri TRT’nin verdigi bu turden filmleri “Hakikaten bir yerleri komik herhalde ama biz kucuguz, anlamiyoruz” seklinde izlerken, bir “az” buyugumuz “Olur mu lan? Uzun oluyor da o yuzden Spagetti diyorlar. Hani makarnasi uzun ya” diye bizi yedikten sonra “Evet simdi anladim” diyerek izledik ama hemen akabinde Italyan yapimi oldugundan oturu bu ismin uygun goruldugunu anlatan baska ve efendi bir buyuk sayesinde karmasamiz son buldu. Ve bu son bulmanin akabininde, onun olmadigi westernlere burun kivirdigimiz Lee Van Cleef’in sadece bir kac sene once vefat ettigini ogrendik. Bizimkisi “Kor olur, badem gozlu olur” turunden bir hayranlik degildi yani.

Ilk bilmem kac dakikasi diyalogsuz olan, muzigiyle ve film baslangicinda muziginin esi karga cigliklariyla maruf “The Good, The Bad and The Ugly”nin Angel Eye’i. Meshur “But when I'm paid I always see the job through” sozunun sahibi.

“For A Few Dollars More”un eski komutani, “When the chimes end,
pick up your gun” saatinin huzunlu asik, usta silahsoru Douglas Mortimer’i.

Sabata uclemesinin birinci ve ucuncu filminin (araya sinemanin en meshur sacsizi Yul Brynner girmistir) ama en cok birincide “Ehi amico... c'è Sabata, hai chiuso!” sozlerine yakisani.

Clint Eastwood iyidir, hostur, filmlerinden sonra insan cebi delik pardesuyle sagi solu sapka altindan keserek gezme istegi duyar ama Lee Van babasiz western de oksuzdur, yetimdir.

Aman Birakma!


“Fenerbahce ikinci yarida Besiktas’a gidecek, Galatasaray’a gidecek, Trabzon’a gidecek, Kayseri’ye gidecek. Bu maclardan bir tanesini kazansin. Ben bu isi birakirim.”
Imza : Sergen Yalcin

Ne is yapiyor Sergen? Hangi isi birakacak? Futbolculuk? Yorumculuk? Mustakbel teknik adamlik? Kulliyen futbolla ilisigini mi kesecek? Nedir bu keskinlik? Bu son soru sadece Sergen’e degil elbet. Turk Futbolu bu keskinlerle kayniyor.

Daha bugun “Soz agizdan bir kere cikar. Adnan Polat bana verdigi sozunu tutmadi” diyen Sergen, Fenerbahce bu maclardan herhangi birisini kazanirsa sozunde duracak mi? Bulent Ortacgil’den hareketle. Durmali mi? Durmamali mi? Yoksa hic konusmamali mi?

Ronaldoooo


Ronaldoooooo. Ronaldooooo. Suuuut ve gooooooool.
Ronaldoooooo. Ronaldooooo. Suuuut ve aaaaaaaaaah.

Mahalle maclarinda kimligi burunulen futbolcunun ismi bagirilirken vurulan top gol olursa ilkinin son kelimesi, olmazsa ikincisinin…

Gerci ortada mahalle namina bir sey kalmadi artik. Otoparksiz apartmanlar yuzunden daracik sokaklara sagli sollu parkeden arabalar var ve onlar yuzunden de, top bulamadigi zamanlarda kola kutusunu el kadar alanda kosturma becerisi genetik olan Turk cocuklarinin yetenekleri koreldi. Cocuk denen seyin eve kapanmasinin sebepleri olarak “internet, cagimiz, gak, guk” sayildigi zaman “amenna” denebilir muhakkak ama oynayacak alan birakilmamasi da bir etken degil mi? Sim City’de beton cilginligina kapilmis belediye baskani gibi en ufak bosluga bina kondurulmasina izin vermek, yollari sadece eve ya da internet cafeye giderken hipnotize olarak yurunen yerlere cevirmedi mi biraz? Neyse, bu lakirdi cok uzar...

Ronaldo, bu beton cagi iyice yerlesmeden once ismi bagirilanlardan birisiydi maclarda. Bilhassa Barcelona’da oynarken, bizim mahalle aktivitesi yaslarimiz ufak ufak gecip, Kucukyali’nin “magara” denen “spora uygun” mekani yuzunden nesildaslarina gore nispeten sansli olan kucuk tayfasini musabaka esnasinda izleme zamanlarimizda duyduk adini bol bol. Sonra Italya, sonra atalet. Yine biz futbolla ekstradan ilgili agabeyler sayesinde ufak ufak haberini aliyorduk ama ortalama basina arada sirada “Kilo aldi” veya “Yine sakatlandi” haberleriyle cikiyordu.

Simdi Cruzeiro’ya geri donmus. Iyi de olmus. Biraz kendine gelir, “aday adayi” karamsarliginda bir “belkinin belkisi” ihtimal de olsa. Bir zamanlar ismi zikredilince ilk ve tek akla gelenken, baska bir Ronaldo'nun gelmesi... Insan cocuklugunun ve ilk gencliginin basarili isimlerini “Basarisizlik Hikayesi” olarak gormek istemiyor. Donusunden hoslanmayanlar da olmus bir yandan. Tutusturmus resmini Flamengo taraftarlari.

Hic Gitmemis Olmak


Bir ideolojiye bakis acisi ve tabirleriyle saygisizlik kokan filmine gitmeye niyetli degiliz ama bu, aktorun ve dizideki tayfasinin sinematik basarisina zerre suphe ve ters kelam edilmesini saglamaz elbet. Bu basariya istinaden Sn. Serdar Gurel’in yukaridaki calismasini arz etmekten mutluluk duyuyoruz. Tespitin bu kadar isabetlisi olurmus zira.

Bazen Dereagzi’nda bulusup, icilen bir kac cay/limonata ve yenilen bir kac tost/sosisli (hepimiz istahli insanlariz, ne var?) sonrasinda yavas adimlarla stadin yanindan Bahariye’ye cikan ara yolun yokusundan Kadikoy, Caferaga istikameti ve aksam mac donusu yine Dereagzi. Bazen bir Burhan Felek maci sonrasi “Hadi bir de Dereagzi’na gidelim” diyerek, karsiya gecen agabeylerin aksam uzeri karanligini ve yol acilmasini beklemesine yarenlik. Bazen de, “ikinci adres” Kadikoy oldugundan belki, bir yerlerde karsilasip, gunun geri kalanini beraber gecirmek, yine yukaridaki yerlerde. Resimdeki gibi kirmizi bir araba. Resimdeki gibi bir oturma duzeni. Ayrilirken, Sogutlucesme Istasyonu’na giden Cuma Pazari kenarinda inip, onlar Avrupa Yakasi’na gecerken Kucukyali’ya uygun adim.

Yillar once, bir 8 Mart gunu. Ali Sami Yen’de Galatasaray’la oynayacagiz. Futbol macindan once, yine karsida Bayan Basketbol macimiz var Yildirim Bosna ile. Serap ve Arzu gittikten sonra aglaya aglaya uzaklastigimiz bayan basketbola, lacivert (King Santillana) reisin bir hafta once “Haydi maca” demesi sayesinde tekrar tesne olmaya cabalarken, bir hafta once Caferaga’da damagimizda kalan bir muhabbet tadini aramaya, tek basimiza uzaklara, Bayrampasa’ya gitmisiz. Salona giriyoruz. Problem Cocuk filminin Turk versiyonunda oynayan Zipcikti Senol cikiyor karsimiza. Fenerbahce’nin rakibini desteklemeye gelmis. Bir o tarafa, bir bu tarafa gezerken “Yildirim, Yildirim” diye bagiriyor. Kapi tarafina gelince de o ara iceri girenlere “Hosgeldiniz” diyor. Saglam taraftardi. Cok genc yasta oldu, Allah rahmet eylesin diyelim, vesileyle. Salonun ortalarina dogru, Caferaga’dan iki agabeyi goruyoruz. Maci kazaniyoruz. Sonra... Sonrasinin bugune kadar yolu var. Ve bugun... Izinde Dereagzi binasinin kapisindan girince deja vudan otesini yasayip, Istanbul’un her kosede “Sen gittin. Bittin mi, bilmem ama kesin gittin” demesine inat, “Hic gitmedim lan ben galiba” demistim. Kaldigimiz yerden devam ettik agabeylerle muhabbete...

Bir gun donecegim ulan Istanbul. Ha gaza gelip, yedi tepeden bir tanesine cikarak, “Seni yenecegim” diye bagirmayacagim, zira sende yasayan, sana yenilmeye mahkumdur, o ayri ama donecegim. Sogutlucesme Istasyonu’na giden Cuma Pazari kenarinda kirmizi arabadan inip, agabeyler Avrupa Yakasi’na gecerken, giden arabaya bir el sallayip, Kucukyali’ya uygun adim gidecegim.

12 Aralık 2008 Cuma

The Day the Earth Stood Still


Istanbul'da gittigimiz sinemalar oncesi fragmanlarda donup durdu bu film. "Bu film" dediysek, yukaridaki 1951 versiyonu degil tabii. Keanu Reeves ve Jennifer Connelly'nin oynadigi yeni versiyonun reklami;
"If the Earth dies, you die. If you die, the Earth survives" seklinde bitiyordu. "Buyuk laf ediyoruz kolpasi mi aciyorlar, yoksa cok manali da biz beyaz perdeye 5.5 ay ara verince kafamiz boyle ince sozleri suzememeye mi basladi?" diye dusunmekten kendimizi alamadik. Belki baska bir atif vardir, izlemeden anlasilmaz...

1951 yapimi filmin konusu soyle:
Klaatu adinda bir uzayli ve onun can yoldasi, sadik robot Gort, ikinci Dunya Savasi'nin hemen ertesinde Dunya'ya inerler. Washington'a (Ulan bir gunden bir gune de Sariyer'e inin, Alemdag'a inin. Yok! Illa Amerika.) yapilan bu ziyaret esnasinda "Bakalim disarilar ne alemde" diye kafasini disari cikaran Klaatu'yu, heyecanli bir Amerikan askeri "Savas bitti, bunlar basladi. Tohumuna para mi saydim lan" diyerek, vurur. Bunu goren Gort "Yeminimi bozdum" diye haykirarak, silahlari yok eder, tanklari eritir. Akabinde Klaatu ordu tarafindan oranin Goztepe SSK'sina yatirilir ama dunyayi daha iyi tanimak icin hastaneden kacar. Bu kacis esnasinda Helen Benson ve kopegi, pardon oglu Bobby ile tanisir. Washington turu atarlarken, Klaatu Lincoln Aniti'ndaki sozleri okur ve gaza gelerek "Bu Dunya icin hala umut var" der. Olaylar gelisir ve Klaatu bir kez daha vurulur ama bu kez nihayete vararak, ahirete gocer. Gitmeden hemen once Helen'a "Benim robot soyle cosup da Dunya'yi yoketmesin. Ama dur dur, sana inanmaz o simdi, en iyisi sifreli cumleyi vereyim de onu soyle. O zaman anlar metalik" der. Helen bunlarin ikamet ettikleri uzay gemisine kosar ve Gort'u orada bulur. Robot ona dogru yururken, defalarca "Klaatu barada nikto" der. Gort sifreyi hazmedince Helen'i kaptigi gibi gemiye goturur. Birlikte Klaatu'nun cansiz bedenini alirlar ve bir sekilde canlandirarak, sonsuza kadar mutlu yasarlar.

2008 versiyonunun orjinal hikayeye sadik kaldigi soyleniyor. Suphesiz efekt bakimindan bes cekecektir, orasi ayri. Constantine'den sonra Keanu'yu yine gizem rolunde goruyoruz. Silver Snail Comics'in yoneticisi George Zotti soyle demis, Keanu hakkinda:
"Keanu Reeves is Keanu Reeves. He's a huge star and it makes perfect sense to hire him for this remake. But I know people who won't go and see the movie just because Keanu is in it"

Yine Zotti, filmin bilhassa 1951 versiyonunda en cok one cikan karakteri olan robot Gort icin de soyle diyor:
"We've got 12-inch 'Gort' figures, wind-up toys and metal figures from the '70s. The new film has certainly made people come in looking for this older merchandise"

Iki film arasindaki bazi rakamsal farklri yazarak bitirelim.

Butce:
1951: 960 bin $
2008: 100 milyon $

Ozel Efekt Ekibi:
1951: 5 Kisi
2008: 350 Kisi

Bilet Fiyatlari:
1951: 53 sent
2008: 7 $

11 Aralık 2008 Perşembe

Gecmiste Basketbol


Imtiyaz sahibinin, ard arda atilan yazilari "ilhak girisimi" olarak degerlendirme ihtimaline karsin haftada sadece dort yazi uzerinden anlastik. Gorev verildigi takdirde elimizden gelenin en iyisini yapacagiz. Buyuk bir camiaya geldigimizin farkindayiz. Hic unutmuyoruz, ebeveynlerimizin bize aldigi ilk t-shirtun uzerinde SG yaziyordu. Bu yuzden, biz de kucuklukten beri sempatiyle bakiyoruz kendisine.

Yukaridaki resim, sporculardan tek taniyabildigimiz (14 numarali, comelenlerin en solda olani) Erol Demiroma'ya ve "Mini Mini Valimiz, Ne Olacak Halimiz" Fahrettin Kerim Gokay'a bakilirsa 1950'lerin sonlarina dogru cekilmis olmali. Fahrettin Kerim Bey'in yanindaki de basketbol subemizin Cem Atabeyoglu ile kurucusu olan rahmetli Muhtar Sencer.

"Nereden nereye gelmisiz yahu, ilerlemeye bakar misiniz?" gibi cumlelere hafif inat, hafif sitem, "Ne naif yillarmis, bir ucundan tutabilsek ne hos olurdu?" diye gecmiyor mu insanin icinden?

7 Aralık 2008 Pazar

When a Blind Man Cries (by Deep Purple)

If you're leaving close the door.
I'm not expecting people anymore.
Hear me grieving, I'm lying on the floor.
Whether I'm drunk or dead I really ain't too sure.

I'm a blind man, I'm a blind man and my world is pale.
When a blind man cries, lord, you know there ain't no sadder tale.

Had a friend once in a room,
Had a good time but it ended much too soon.
In a cold month in that room
We found a reason for the things we had to do.

I'm a blind man, I'm a blind man, now my room is cold.
When a blind man cries, lord, you know he feels it from his soul.

6 Aralık 2008 Cumartesi

Kumun Krali : Agakaraca ( Part II )

Halis Karatas, ilk binisinden on kusur yaris sonra Agakaraca’ya, 1998’in son yarisinda Izmir’de bindi. Dostkaraca haric, cok zayif bir gruptu ve rahat kazandilar. Isin zor kismi da bundan sonra basladi. 15 gunluk bir aranin ardindan kendi jenerasyonundan yasli atlarla bir kosuya katildi ve Gulerce’lerin Yelhan’ina gecildi Agakaraca.

Yelhan, tayliginda, Istanbul’da kum-cim ayirdetmeden cok basarili yarislar kosmustu. Orjini (Babasi Ozgun, bilhassa erkek yavrulari itibariyle cok basarili bir aygirdir) itibariyle de yarisseverlerce el ustunde tutuluyordu. Sevket Altug’un meshur “Hizir idi, Yunus idi”si gibi bir kac yaris ust uste “Yelhan idi, Taha idi” dedirttigini iyi hatirlarim. Cok keyifli kapismalardi. Parantez; Taha diyince, aklima Sih Taha geldi. Oyle cins bir atti ki uzerindeki jokey kilini kipirdatsa adeta zink diye dururdu. Kendi kendine birakildiginda, kenter kostugunu sanirdiniz ama grubundaki her ati gecebilirdi. Onu sonra anlatirim, fakat… Konuya donelim. At yarislarinda grup degistiren at icin “Ilk yarisini kaybeder, yavas yavas alisir” kurali gecerlidir. Bundan kisa sure once Arap gruplari yasa gore degil; A, B ve C grubu olarak siniftan kalitesize (yarissever deyimiyle essek) dogru alfabetik olarak ayrilirdi. Yelhan da A grubu bir atti. 3 yaslilik sonrasi ilk yarislarini, benim diyen atin bile ilk ciktiginda zorlanacagi Adana’da kostu. O zamanlar Adana pistinde Beyefendi-Kartalbey rekabeti yasaniyordu. Ganyanda, uzerinde gayri resmi bahislerin dondugu bir seriydi. Onlarla kostu ve iki yarista da sonuncu oldu. Akabinde geldigi Istanbul’da, sezonun sonlarina dogru Yavuzhan’i gecip ortaligi dagitarak gozlere (ve bu yarista yatirdigi kuponlar sayesinde gotlere) girdi. Yavuzhan o yarista ikinci bile olamadi. Ikili Benkar’la bitti ki, o gun ganyandan birileri Mc Fly hesabi gelecege gidip, yaris sonuclarini ihtiva eden bir almanak alsa, o sonucun oldugu sayfayi “Hadi lan ordan! Yanlis basmislar bunu” diyerek yirtardi... Agakaraca, ust grupla ilk yarisinda, Yavuzhan’i gecen bu mucize ikiliye yenildi yaristan ucuncu olarak ayrildi.

Bir sonraki yarista, Magrip vardi. O da Gulerce ekurisinin atiydi. Tayliginda, Istanbul’da kostugu hic bir kum kosusunu kaybetmedigi gibi, Izmir’de de bu basarisini devam ettirmis, kendinden yasca buyuk sampiyonlari kum pistte yerin dibine sokmustu. Arslaneray, Sergen, Bozdag, Alptug ve Cas gibi kalite atlarin hepsine karsi, kaleye bir adim kala topu durdurup, snav vaziyeti alarak kafayla gol atan cocuk misali rahat kazanmisti yarislarini. Bir onceki yarista, Agakaraca’nin arkasinda besinci oldugu icin ganyani fazlaydi. Cazipti. Uzerinde, bir onceki yarista Yelhan’i suren Sepet Ahmet (Atci) vardi. Ve Agakaraca yine gecildi.

Biz bu iki yenilgiye ragmen “Bu ati kumda gecsinler, gelsinler bir de benim uzerimden gecsinler” diyen ganyan abileriyle beraber, tek atmaya devam ediyorduk. Yine gozumuzun onune geliyor. Bu ganyanlardaki goruntuyu aynen alip, afilli bir toplanti salonuna koysaniz, insanlara toplantida giyilecek ust bas verseniz ve birilerine de bu harareti sessiz ekrandan seyrettirseniz, kesinlikle akademik bir tartismanin yapildigina kanaat getirirler. Halbuki torun torba sahibi olmus, duzenli bir yasantilari olan bu insanlarin muhabbetleri hep soyledir:

(Muteveffa ama mutevazi ve cok ozlenen TribunDergi matbuatina saygiyla... Bu minvalde (koymak minvali) tribunle ilgili sahane bir yazi vardi, numarasini animsamadigim bir sayida)
- Olm, hayvan yeni cikmis tayliktan? Nedir yani, Yavuzhan’i mi gecsin a...a k...m.
- Gecsin a...a k....m Kum pist degil mi? Hani alayina giderdi. Bu daha Yelhan’i, Magrip’i gecemiyo, Yavuzhan bunun a...a k...r, a...a k...m.
- Ulan locadan sictiginiz bok daha padoktan cikmamis vik vik otuyosunuz a...a k...m. Iki sene sonra bu atin en kralina 2 boy cekeri var kumda.
- Iki sene bos durmasin o zaman. Gelsin benimkini ceksin arada.

Bundan sonrasi iyice cirkinlestigi icin yazmayacagim ama keyiflidir bu isler. Guzel abilerdir bu insanlar. Yazinin yoluna geri girelim. Bu harala gurelede Akin ile iki yaris ust uste kazandi ve yukaridaki diyalogun kahramanlarindan Yavuzhan’in karsisina cikti Agakaraca. Uzerinde yine Akin vardi. “Yenildi ama ezilmedi” ile tarif edilebilecek bir yaris oldu ve Yavuzhan, bas farkiyla Agakaraca’yi gecti. “Iki sene sonra...” diye ongorulen sey neredeyse gercek olacakti. Duzluk boyunca tum ganyan “Yuru lan” diye inlerken, ganyanda ilk kez gordugumuz balikci botlu, yagmurluklu ve sari biyikli bir amcanin yarisi sakin sakin izlemesi ve sonunda “Yavuzhan, istemezse Agakaraca’ya gecilmez” diyerek gizemli gibi, degil gibi cekip gitmesi de o gune dair hatirladiklarim arasindadir. Agakaraca’ya da Yavuzhan’a da saygiyi arttiran bir yaristi ve iki ay icinde bu yarisin hemen hemen kopyasi olan iki tane daha gorecektik. Aslinda Agakaraca, 1999 senesinde kimseden cekmedi, Gulerce ekurisinden cektigi kadar. Gecildigi butun yarislarin birincisi, bir Gulerce atiydi. Bir sonraki yarisinda, bu sefer Selim Kaya’nin idaresindeydi ve yine Sepet Ahmet’in surdugu Yelhan’a gecildi.

Bazi atlar vardir, onlar olmadan kupon yapmak buyuk karizmadir, “Yazmam olm, biliyorum gelmeyecegini” havasi attirir ama yazmadan asla rahat yaris seyredemezsiniz. Hep yazmamak istersiniz ama yazarsiniz. Gecildiginde “Kuponun parasini arttirdik, durduk yere. Onu cikarir, tabelaya uc at daha yazardim” dersiniz. Geldiginde ise, “Ulan iyi ki yazmisiz, boku bokuna 1 liralik attan yatacaktik” siye dusunursunuz. Ummadiginiz yerde, 1 lira ganyanla gelip, suratinizin ortasina hacetlerini gideriverirler. Iste Agakaraca da bunlardan birisiydi. Bunca laftan sonra, sans verilmedigi halde kazandigi bir yaris anlatacagimi dusunmus olabilirsiniz ama oyle degil. “Gecen yaris biraz yanasti diye amma cosmus lan millet. Ganyana bak, 1 lira kusur. Yavuzhan’a Bombaci Mulayim binip, ters kossa uzak ara gelir. Agakaraca kim lan?” diyen haddini bilmezlerin yuregini agzina getiren iki yaris, soz konusu olan. Bilhassa ikincisi. Anlatalim.

Izmir sezonunun son kosusu icin piste ciktiklarinda, hemen hemen tum kuponlarda Yavuzhan-Agakaraca yaziliydi. Yavuzhan’in, adeti oldugu uzere, yarisi 1 boydan az farkla kazanmasina kimse fazla sasirmadi ama sezon Istanbul’a donup, takvim 2 Mayis Pazar’i gosterdiginde, bizim ganyanda kiyamet koptu. Gecen Istanbul sezonundan beri cim pistte yaris kosmayan Agakaraca, yine Yavuzhan’in karsisina cikti ama bu kez bir fark vardi. Gulerce’ler ekuri kosuyorlardi ve Yavuzhan’a eslik eden at Cas’ti. Cas, tayligi ve 4 yasliligi boyunca Yavuzhan’in golgesinde kalmis, ama beraber kostuklari yarislarda ona kafa tutmustu. Nihayet Yavuzhan 7 yasina geldiginde, Cas onu gecmeyi basardi. Ve simdi cimde cok daha basit atlara rahatca gecilen Agakaraca, onlarin karsisina cikacakti. Jokeyi, ilk yarislarinda kendisine binen Ertul’du. “Ne varsa onda var” diyerek yaptigimiz ikilileri, cebimizde sakliyorduk, dalga gecen olmasin diye. Ganyani 10 lira kusur olan Agakaraca; Cas-Yavuzhan-Agakaraca-Haberbatur seklinde, Yarim Boy, Bas, 2 Boy farklarla biten ve milletin masalarin uzerine cikarak izledigi bu yarista goz doldurdu. Yaris bittiginde “Anasini s.....m ya” diyerek ikilileri yirtanlari gorunce, kupon saklayanin sadece biz olmadigini anladik. Ulan bir cakarsak var ya, onumuzdeki hafta her gune 20 kagitlik kupon garanti” diye yuklenmislerdi, Agakaraca’nin cazip muhtemeline.

1999’un geri kalani pek de parlak gecmedi kir renkli kum sampiyonu icin. Istanbul’da kayit olabilecegi acik kum yarisi fazla olmadigidan oturu devamli cim kosuyordu. Cok sert grupta kostugu iki yarisin ardindanbir kez kum pist gordu ama onda da Nevzatbey’e gecildi. Canli izledigim en bombaci jokeylerden Sinasi Gokce, sulu pistte cime benzeyen kumdan da yararlanip, 11 lirayla bombayi patlatarak Agakaraca’yi ikincilikte birakti. Cas’a burun farkiyla kaybederek yeniden ganyan ahalisini yusuflattigi yarisa kadar hic bir varlik gosteremedi Dersaadet’te. Hatta Boruhan’a bile gecildi Karaca ekurisinin gozbebegi.

Boruhan demisken, hayatimizda ilk kez bize, altiliya tavir koyduran bu kardesimizi anmadan gecmek olmaz. Bildigimiz kadariyla hakkin rahmetine kavusmus. Nur icinde yatsin, cok enteresan bir stili vardi. Hatta stili, stilsizlikti. Bir at dusunun. 900 metreden, 2800 metreye kadar her mesafede, cim kum ayirt etmeden her pistte, sulu’dan cok agir’a her sartta, Istanbul’dan Izmir’e her sehirde yaris kazaniyor. Insani ne bahis yapacagina kararsiz birakiyor. Yazsaniz gelmiyor, yazmasaniz geliyor. Her finise birinci girdiginde “Ne oldu lan? Yazmadin mi beni?” dermis gibi duruyor. Kaya sulalesinin, alfabetik jokey kardeslerinin hemen hepsiyle (Selim Kaya basta olmak uzere butun sulale jokeydir, gibidir. Misal O. Kaya, M.Kaya, Has.Kaya, Hus.Kaya) yaris kazanmasina bir sey demiyorduk ama ne zaman ki H. Kurtcuoglu adinda bir surucu ile Altaha’yi ve Agakaraca’yi gecerek 25 lira ganyanla tum yarisseverleri soka soktu, iste o gunden sonra katildigi musterek bahisler altiliya dahil oldugu gunler, kendisi disinda butun atlari yazarak kupon oynadik onun ayaginda. 9 at mi kosuyor? 8 tanesini yazdik, Boruhan’i yazmadik. Bu kendi capimizda protesto, kendisini yaris kazanmaktan alikoymadi tabii. 5-6 yaris kadar daha ganyani bize guldurdu o kadar. Saygideger bir atti Boruhan, Allah rahmet eylesin.

Agakaraca’nin Istanbul’dan sonraki duragi Ankara oldu. Uzun sure sonra cimde bir yaris kazandi burada. Cok ama cok zayif bir grupta, surdirek favori olarak Altin Cocuk Halis Karatas’in pilotlugunda kazandigi bu kosudan sonra, kendi grubuna geri donunce, birinciliklere yeniden ara verdi. Gurbuz Refioglu’nun Odin’i ile atbasi bitirdigi ve birinci sayildigi 1600 cim yarisinda; “ikimizde bas rol oyuncusuyuz ama benim ismim one yazilsin” temali sinemasal tartisma gibi, ganyanda “Atbasi bitti ama Agakaraca basa yazilsin” kavgasi cikmisti. Yaris oncelerinde BBC’de yemek tarifi seyredecek kadar naif olan insanlarin yaris aninda bu kadar delirdiklerini gormek enteresan oluyor.

Agakaraca, 1999 Ankara defterini, Odin’le atbasi bitirdigi yarista bir burun mesafesi arkada birakabildigi Boruhan’a bir kez daha gecilerek kapattiktan sonra, 2003 sezonuna kadar “Hanginiz en formdaysa burada o ciksin karsima” giderini yapacagi ve kariyerinin sonuna kadar bir kez bile olsun tabeladan dusmeyecegi Izmir’e dogru yola cikti.

(DEVAMI VAR)

Tanimla

Aksiyon filmlerinde, icerisinde sivil yetismis degil de militer egitim almis unsurlar barindiran (ki bunu film icinde zirt pirt "Sir, Yes Sir" diye honkurulmesinden anlayabiliriz) bir ekip; baskina gittigi zaman bir oncu gonderilir. Bu arkadas geri dondugunde kumandan abi sorar, "Nedir vaziyet" diye. Cevap olarak "Kotu efendim" bir sey duyulursa, kumandanin tepkisi su olur:
"Tanimla"

Rutbece dusuk asker, askerliginin yanmasindan korkup "Neyi tanimlayayim lan? Zaar gibi aldin getirdin suncacik ekibi yuksek korumali tesise zaten. Birisi cikip ekstra kahramanlik yapmadikca ebemizi aradan cikaracaklari garanti. Hala daha tanimdasin, tasvirdesin" diyemedigi icin teknik olarak aciklamaya girisir. Yok efendim bati yonunde nobetciler varmis da, jenaratoru kapatmadan bir sey yapmalari mumkun degilmis de falan filan.

Bir haber okuduk. "imkansiz" kelimesi icin "Tanimla" deseler, haberi gosteririz. Nedir?

Avcilar'da yasanan "Polis Kiyafetiyle Kiz Kacirma ve Tecavuz" hadisesi uzerine Celalettin Cerrah cikip "Halkimiz saf olmasin, polise kimlik sorsun" demis.

Uzerine yazacak fazla bir sey yok. Sozu dea kardesimin sitesindeki yaziya birakayim. Zira o bize yazacak fazla bir sey birakmamis.

Diyor ki:
Celalettin Cerrah da çıktı dedi ki “Her polis yelekliyi, her tepe lambalıyı polis sanmasın benim salak halkım, gitsin kimlik sorsun” İyi, güzel, hoş ama burası da İsveç değil ki arkadaş. Kapını çalan, arabanı çeviren, GBT’ne bakmak isteyen herhangi bir polise “Bir dakika, önce kimliğinizi görebilir miyim?” dersen ne olacağı belli değil ki? eğer şanslıysan görürsün o kimliği. Daha da şanslıysan ne göreceğini hepimiz biliyoruz. Daha geçenlerde bir avukatı dövmediler mi? Sonra polise mukavemet suçundan tutanak tutmadılar mı? O avukat şimdi mahkemelerde sürünmüyor mu?

Altina imza attigimiz yazinin tamami burada:
http://www.fasulyeden.com/mecmua/toplum/haydi-polise-kimlik-soralim

Bu da nacizane yorumumuz:
Sogutlucesme Tren Istasyonu cikisinda ve Karakoy Iskelesi'nin orada iki kere GBT’ye takildiktan sonra “Ulan estetik mi yaptirsam acaba? Tamam cusse anlaminda ayisal bir durum mevcut ama o kadar da -serbest kalirsa ruh hastasi eylemlerde bulunacak- birine benzemiyorum. Cocukken de sevimliymisim ayrica” diye dusunmustum. Simdi o uniformali sahislara kendi kimliklerini gostermesini soylemek fiilini dusunuyorum da. Ya merkez, ya stada dogru giden yolun tenha kopru altinda temiz bir sopa ya da tuzlu su olurdu sonu. Hastasiyiz emniyetin, emniyetli yasamin…

Dikkat! Oktay'li Yayin

Oktay Derelioglu'nun Lig Tv'de yaptiklariyla ilgili, kisa arayla iki yazildi
----------------------
Meric Tunca
http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/10522030.asp?gid=229

"Buradan Lig TV yöneticilerine, öncelikle de Şansal abiye sesleniyorum; Fenerbahçe'de 27 maç oynamak Oktay'ın Fenerbahçeli olduğu anlamına gelmez.. Eğer geliyorsa o zaman deli Nezihi'yi, Bahtiyar'ı, Nejat'ı falan da yorumcu yapın.. Hiç olmazsa bu Oktay'dan daha iyi maç yorumlarlar.."

----------------------
Ugur Vardan
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=910842

"Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi öncesi eski futbolcu-yeni yorumcu Oktay Derelioğlu, Lig TV’de maç üzerine görüşlerini sunuyor. Bir ara lafı Colin Kazım’a getirdi. Derelioğlu’nun, ‘delişmen’ futbolcu hakkındaki görüşleri aşağı yukarı şöyleydi: “Kardeşim, iyi bir oyuncusun ama aklın dışarıda. Bırak tekrar İngiltere’ye dönmeyi. Zaten Manchester United gibi, Arsenal gibi Fenerbahçe’den büyük takımlara gitmeyeceksen, böyle bir fikre kapılma.” Futbol basınında en nefret ettiğim muhabbettir, daha büyük takım ‘olgusu’. Aurelio, Betis’e gider, “Fener’den büyük mü?” denir, Tuncay Premier Lig zevkini tadar, “Middlesbrough nedir ki?” yorumları yapılır. Derelioğlu’nun durumu ilginç tabii ki. O, futbol kariyerinde Beşiktaş, Fenerbahçe ve Trabzonspor’da forma giymiş, aynı zamanda bu kulüplerden kat kat büyük takımlardan Las Palmas, Nürnberg ve Hazar Lankaran’da (Azerbaycan takımı) oynamıştır. Şimdi adama sormazlar mı, “Nedir bu herkesi unutkan sanan yorumlar, insan önce kendine bakmaz mı?”
----------------------
Evet, diger takimlarin yorumlarini "taraftar" sahislar yaparken, Fenerbahce maclarinda Oktay iskencesi cekiliyor. Hadi bu yine, bir nebze. Neticede cekememezligin, "Tarafsiz olayim" derken anlik cosmalarin zarari bir yana, komik oldugu anlar da var. Ama ya bir seyleri yorumlama liyakati sifir olunca hic cekilmiyor ekrandakiler. Hangi mac oldugunu animsamiyorum, animsamak istemiyorum ama soyle bir cumlesini duymustum Oktay'in.

"Oradan vursa ve kaleye gitse, gercekten gol olma ihtimali vardi"

Bu derinlikteki (!) bir yorumu benim bunyem kaldirmiyor maalesef. Tuy dikermis gibi...

Geri Dondu

Iki ay once gorevinden alinip, futboldan uzaklastiginda;
"Senin degerini bilmeyenler utansin. Kim yapacak simdi o formulasyonlari? Misal bir Besiktasli futbolcu, kac Fenerbahceli eder, kim soyleyecek bize" temali yazmistik.

Fazla ozletmedi kendini. Giresunspor'a asbaskan oldu. Artik 1. Lig'in de bir matematik uzmani var. Artik bir Giresunsporlu golcunun, ligin diger takimlarinda forma giyenlerden kac kat yetenekli oldugunu akademik olarak isitebilecegiz.

Cok mutluyuz (!).

Ne Gozmus Sendeki

Yine Denizli, yine sinir krizi. Bu sefer 1-0 yendik ama "Dunya Goz Hastanesi"nde bedava konaklama kazanmasi gereken bir yan(ci) hakem sayesinde delirdik.

Bu top icin "Gormedim" diyen yardimci hakemi alarak, topun cizgiyi gectigi mesafe uzunlugundaki bir cismi, kendisine yanlamasina yatirmaya, batirmaya ya da sokmaya calissalar, acaba "Hissetmedim" der mi? Takimdi, suydu, buydu, alayini gectim. Sen bunu gormeyeceksen, milletin terini, emegini ic etme ihtimalin bu denli yuksekse, ne diye oradan oraya kosuyorsun mac boyunca civelek gibi.

Vesileyle sabahin korunde Trt'de gordugum, turkuaz kravatli beyefendiye de saygilarimi (!) sunarim. Su pozisyon ve kararla ilgili, "Iste futbolun guzelligi bu" diyebilmek de nal gibi kafa ister. Artik ne kullandiysa yayindan once.

Kemalpasa

Cezaevi mevcudu surekli degistigi icin, kazan yoklamasini ihtiyaten fazla olarak gonderiyoruz Kisla Yemekhanesi'ne. Yogunluklu hamur, hele uzerine su icilince mideyi sisirip, bir yiyene ikinciyi yedirmedigi icin fazladan gelen somun mecburen ziyan oluyor ama yemekler her halukarda bitiyor. Bitmek bir yana dursun, fazla geldigi halde yetmeyen iki sey oluyor. Birisi Tel Kadayif, digeri de Kemalpasa tatlisi.

"Ulan hazir 100 kilonun altina dustuk, filintamsi bir cehreye olmasa da eskiye nazaran ince bir hale kavustuk, fazla sismeyelim" diye aksam yemeklerine kisa bir devriyeden fazla yuz vermeyen ben bile menu kolluyorum. Kadayifi es gecsek de Kemalpasa'ya hucum. Tabldot tabaginin dort gozunu de Kemalpasa yapip, normal yemek almadan, ogunu Kemalpasa'yla gecenler var. Allah var, biz iki gozle yetiniyorduk.

Bugun, Almaty'de karsimiza cikti kendisi. Her ne kadar evde, mutfaga girip cikip tirtikladigimiz, hatta kisladaki kadar guzel olmasa da gider. Gitti de...

Tanrimiza hamdolsun.
Milletimiz varolsun.
(Dikkat)
Afiyet olsun.
Sagol.