Oyun aleminin en acikli hikayelerindendir Sylvanas'in hikayesi. LOTR'dan apartma alemlerin en "Ulan olacak is miydi bu" dedirten hadisesinin kurbanlarindandir o. Boyleyken boyledir.
--------------------------
The middle sister of Alleria and Vereesa Windrunner, she was Ranger General of the high elf kingdom of Quel'Thalas.
She fought valiantly against Arthas when he invaded Quel'thalas, but during the fall of Silvermoon, Arthas raised her as an undead minion as a form of petty revenge.
When the Lich King's hold on his undead minions weakened, Sylvanas, among other undead, regained her free will, and she led her forces against the dreadlords who had taken hold over the northern country of Lordaeron.
After dislodging the dreadlords and their mind-controlled human "allies," she affirmed her sovereignty by killing off the remaining humans and bending the dreadlord Varimathras to her will. She renamed her force of self-aware undead the Forsaken and declared herself their queen
--------------------------
Sylvanas : "Finish it! I deserve... a clean death.."
Arthas : "After all the trouble you've put me through, woman, the last thing I'd give you is the peace of death."
Sylvanas : "No! You wouldn't dare!"
Sylvanas : You walked right into this one, Arthas. It's time to even the scales.
Arthas : Finish me, then.
Sylvanas : A quick death...like the one you gave me? No. You're going to suffer as I did. Thanks to my arrow, you can't even run. Give my regards to hell, you son of a bitch.
3 Eylül 2008 Çarşamba
2 Eylül 2008 Salı
Fragmanlar Oksuz Kaldi
"Allah rahmet eylesin"e gecmeden once...
"Dublajli film seyretmiyorum " tavri, bazilarinin degerlendirdigi gibi elitist bir tavir degil aslinda.
Godfather'da Don Corleone'nin, Star Wars'ta Darth Vader'in, South Park'ta Eric Theodore Cartman'in ve daha bir suru karakterin seslendirmesi hic bir zaman orjinal tadi vermedi, bundan sonra da asla vermeyecek. Kucuk bir serh koymak gerekirse, usta sanatci ve ulkemizde son yillarda Laz Ziya namiyla maruf Istemi Betil'in seslendirdigi Gandalf muazzam bir basaridir. Taskoprude karsilastiklari Balrog'a "Buradan gecis yok ulan" derken yaptigi dublaj Moria'dan cikan atesten arkadasa bile "Ben ettim sen etme" seklinde geri adim attiracak arizaliliktadir.
Mevzu "Sinema'da Ses" olunca ve yukaridaki "Allah rahmet eylesin"e gelince... Fragmanlarin fevkaladenin de fevkinde ismi ve sesi Don LaFontaine 68 yasinda vefat etmis.
Binlerce filmin fragmanini seslendirdi. "In a world..." ve "One man..." ile baslayan fragman kaliplari adeta kult oldu. Sesinin etkileyiciligi hakkindaki en guzel yorumu yine kendisi yapmis LaFontaine.
"If I tried to use that voice in public, they'd be calling security."
"Dublajli film seyretmiyorum " tavri, bazilarinin degerlendirdigi gibi elitist bir tavir degil aslinda.
Godfather'da Don Corleone'nin, Star Wars'ta Darth Vader'in, South Park'ta Eric Theodore Cartman'in ve daha bir suru karakterin seslendirmesi hic bir zaman orjinal tadi vermedi, bundan sonra da asla vermeyecek. Kucuk bir serh koymak gerekirse, usta sanatci ve ulkemizde son yillarda Laz Ziya namiyla maruf Istemi Betil'in seslendirdigi Gandalf muazzam bir basaridir. Taskoprude karsilastiklari Balrog'a "Buradan gecis yok ulan" derken yaptigi dublaj Moria'dan cikan atesten arkadasa bile "Ben ettim sen etme" seklinde geri adim attiracak arizaliliktadir.
Mevzu "Sinema'da Ses" olunca ve yukaridaki "Allah rahmet eylesin"e gelince... Fragmanlarin fevkaladenin de fevkinde ismi ve sesi Don LaFontaine 68 yasinda vefat etmis.
Binlerce filmin fragmanini seslendirdi. "In a world..." ve "One man..." ile baslayan fragman kaliplari adeta kult oldu. Sesinin etkileyiciligi hakkindaki en guzel yorumu yine kendisi yapmis LaFontaine.
"If I tried to use that voice in public, they'd be calling security."
Lyra Kosar, As Jet Gecer.
Flying Dutchman biraderimizin blogunda ikinci yazimizi da yayiladik. Aynen koyalim. Tinay ve As Jet mucizesi...
------------------------------------
As-Jet / Tinay Adışen
Dartino / Suleyman Akdı
Karayel 1 / Engin Yalçın
Karsavuran / Sadettin Boyraz
Kırmızı Şeytan / Akın Özdeniz
Oğuzhan 2 / Nedim Kandur
Old Bond / Ertul Cankılıç
Plevneli / Mehmet Bayram
Sisiliano / Yemen Tunç
Talih / Kadir Altınoz
Tepel Kasga / Kazım Yıldız
Uğurkan / Ekrem Kurt
Court Briton / Mümin Çılgın
Lyra / Halis Karataş
Sevgim 1 / Arslan Birdal
Vinya Del Mar / Ahmet Atçı
68. Gazi Koşusu’nun 1 numaralı katılımcısı As Jet… 1994’ün efsane atı. Yanlış anımsamıyorsam, bu Gazi Koşusu’nu kazandıktan sonra bir daha koşmadı. “Ben daha ne yapayım ulan” demiştir sahiplerine. Zira bütün yarışlarını kumda kazanan ve hatta çimde bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar az koşan bir at geliyor ve Gazi kazanıyor. Olacak iş değildi ama oldu.
Arslan-Jeannie Girl yavrusuydu As Jet. Öyle bir orjin ve pedigri ki; “Su da açık yarış atıydı be kardeşim” dedirtecek bir tek safkan çıkardığını hatırlamıyorum. Biri bulsak, ikinci çıkmaz.
Yarışın favorisi Lyra ise tam bir çim atıydı. Castle Rising - Lady Connaught yavrusu. Babası Castle Rising’in hakkını veren yavruları Abbas, Co Pilot, Free Man, Helin, My Honour, Sun Speed, Talaria, Thyphonic Rising ve daha niceleri gibi istikrarlı bir attı. %90’ini Halis’le koştuğu 20’nin üzerinde yarışta 10 küsür birincilik aldı. Tabeladan hiç düşmedi.Yarıştaki ekürisi Dartino, ahırın vasat atlarındandı. Gazi için iyi bir eküriydi. Üzerinde Süleyman Akdı da olunca, koşunun abuk bir hal alması durumunda vaziyeti kollayabilecek bir at olduğu düşünülüyordu Dartino’nun.Ve bu sebeplerden ve geri kalan grubun Lyra’nin dişinin kovuğuna gitmeyecegi (Grup zayıftı, çünkü geri kalan yaşıtlarının hiç biri Lyra gibi bir toto sergilememişti. Düşünüldüğünden sürprizciler bile çok yüklenmiyordu mevzulara.
Yarış, sonu dışında cok da beklenmedik durumlara sahne olmadi asliıda. Lyra 2400 metrenin tamamında ikilide ve hatta kafadaydı. Abbas gibi beyaz bayraktan aynaya kadar “Uçarak kaçarım” atı değildi Lyra ama “Kafaya çıktım mı kimseye sadece boş çimi göstermem, ille de beni göreceksiniz sağda solda bir yerde” derdi stiliyle. Nitekim bu yarışta da öyle oldu. Halis bıraksa, “Bunlar benim muhatabım değil” diyerek 10 boy sallayacaktı kafadan ama kısa bir süre Plevneli’yle, yarışın son düzlüğe kadar geri kalanında ise Uğurkan’la dalga geçerek sonlara kadar geldi.
Kırmızı Şeytan’ın “Hadi ben de starttan çıkayim artık” kararını çooooook sonra aldığı yarışta, geri kalan 15 at neredeyse son 800 metreye kadar grupça koştular yarışı. Birinci ile sonuncu arasında 6-7 boy fark vardı yalnızca. Yarışın kazananı As Jet ise 13-15 sıra arasında inip çıkıyordu. 600 ile 400 arasinda Tınay, ısrarla yakin gittiği bariyer dibinde muthiş bir kanal buldu ve buradan beşinci altıncı sıraya kadar bir anda sıçradı. Bir parantez…Bariyer dibi tehlikeli bir yerdir. Pist hafif ıslandığızaman 0.5-1 saniye arası zaman kaybettirir örneğin. İstikrarlı bir şekilde buradan yarışan at sayısı azdır. Islak pist demişken “Burun-Burun” biten bir yarışta Trapper-Fair Tail-Bold Pilot savaşını unutmak mümkün değil. Devam…
Yarışın son metrelerine Lyra az farkla olsa da “Kazanıyorum” dedirten bir edayla önde girdi. Dış kulvardan gelerek içerisinde kalan atları sindiren ve ekurinin diğer atıyla “Lyra’ya yarışı kazandırmak” görevi tevdi edilen İmparator Süleyman Akdı da ikinciliği garantilemiş gözükünce herkes “Özdemir Atman Resmi Geçidi” yaşandığını düşündü ve bu iki ata yüklü ikili basanların gözlerinin içi gülmeye başladı.
Bir reklam arası daha… Nedendir bilmem, bir yarışta eküri koşuluyorsa ekseriyetle ikiliye şansı zayıf eküri alınmaz. Ve bu ikililer bol para verir. Artık “Bu zayıf olan tavşanlık yapar, sonlara kalmaz” diye düşünüldüğünden mi, yoksa başka bir şey mi aklım almıyor. Mesela 10 atın koştuğu ayak kapatılacaktır. 8 at, bir de eküri koşmaktadır. 9 yazınca kapanır. Lan yazsana öbürünü de. 2’yi 3’e çıkarıyor değilsin ki fiyat uçsun. Yazmışsın zaten 9 tane. Hem belli mi olur, eküri gelir de koyarsan iki misli alirsin. Ben aldım, oradan biliyorum. Vesileyle, Gülerce ekürisine saygıyla…
Nerede kalmıştık? Son 200. Dartino-Lyra el ele, sıralı ikiliye koşarlarken, yukarıda müsait bir yol bulduğundan bahsettiğimiz Tınay dış kulvara açılmak için de açık bir alan gördü ve aniden en dışarıda arz-iı endam etti.
Sonrası bir Tınay klasiği oldu. Headbanger gibi atın üzerinde coşan bir Adışen ve “Bir baş bir boyun resitali”. Rivayet olunur ki As Jet, Dartino’yu saf dışı bırakıp Lyra’ya yönelmeden çok önce İmparator Süleyman, Halis’e bas bas bağırmış “Geliyor” diye. Kendisini dinlemediği ve daha sıkı çalışmadığı için de jokey odasının içinde paralamaya kalkmıs Karataş’ı.Neticede bir sürü hayali yakıp yıkarak, 90 küsür ganyanla kuponları yırttırdı As Jet.Resimde, yarışın sonunda As Jet ve ekürileri, fotofiniş anını, yarış sonrası turdan bir enstantaneyi ve ödül töreninde Süleyman Demirel’in eline yapışan Tinay’ı görüyoruz. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Tınay’a ödül takdimi de muazzamdı bu arada:
“Al bakalim Jokey”
Ve aşağıda da rahmetli Güntekin Alpay’dan son 400 metre. Okurken bir şeye benzemeyebilir ama canlı yayından gelen seyirci uğultuları eşliğinde Gultekin Alpay’ın haykırışları yarışı muazzam keyifli kılardı. Nur içinde yatsın.
Bir dahaki konumuz hiç bir yarışını uzak farkla kazanmayan efsane Arap atı Yavuzhan olacak. Bir kez Çay Güzeli’ni 2 boy gibi bir farkla geçmişti yanılmıyorsam. Ondan başka en fazla yarım boy…
- - - - - - - - - - - - -
600 ile 400 arasında son düzlük dönülüyor sayın yarışseverler.
Bariyer dibine yakın dönme avantajıyla 1.5 boy farkli liderliğini Lyra koruyor. Uğurkan’ın gayretlerine rağmen…
Koşunun son 400 metresi geçiliyor. En dış kulvardan da Tepel Kaşga’nın gayretleri var. Gene de Lyra 1 boy farklı liderliğini koruyor. Tepel Kasga’nın gayretlerine rağmen…
Koşunun son 200 metresine doğru geliyoruz. Orta kulvardan da Dartino’nun gayretleri var.
Kosunun son 200 metresi geçiliyor. Lyra bir boy farklı liderliğini koruyor.
Gerilerden, evet, As Jet’in de gayretleri var. As Jet ve Dartino geliyorlar. Az farkla Lyra onde. As Jet geliyor. Koşunun son metreleri. Potayı bulan at…
Evet, sayın yarışseverler. 68. Gazi Koşusu’nda As Jet ve Lyra arasında birinci ve ikincilik kararı varış hakemlerinin kararına kalıyor.
------------------------------------
As-Jet / Tinay Adışen
Dartino / Suleyman Akdı
Karayel 1 / Engin Yalçın
Karsavuran / Sadettin Boyraz
Kırmızı Şeytan / Akın Özdeniz
Oğuzhan 2 / Nedim Kandur
Old Bond / Ertul Cankılıç
Plevneli / Mehmet Bayram
Sisiliano / Yemen Tunç
Talih / Kadir Altınoz
Tepel Kasga / Kazım Yıldız
Uğurkan / Ekrem Kurt
Court Briton / Mümin Çılgın
Lyra / Halis Karataş
Sevgim 1 / Arslan Birdal
Vinya Del Mar / Ahmet Atçı
68. Gazi Koşusu’nun 1 numaralı katılımcısı As Jet… 1994’ün efsane atı. Yanlış anımsamıyorsam, bu Gazi Koşusu’nu kazandıktan sonra bir daha koşmadı. “Ben daha ne yapayım ulan” demiştir sahiplerine. Zira bütün yarışlarını kumda kazanan ve hatta çimde bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar az koşan bir at geliyor ve Gazi kazanıyor. Olacak iş değildi ama oldu.
Arslan-Jeannie Girl yavrusuydu As Jet. Öyle bir orjin ve pedigri ki; “Su da açık yarış atıydı be kardeşim” dedirtecek bir tek safkan çıkardığını hatırlamıyorum. Biri bulsak, ikinci çıkmaz.
Yarışın favorisi Lyra ise tam bir çim atıydı. Castle Rising - Lady Connaught yavrusu. Babası Castle Rising’in hakkını veren yavruları Abbas, Co Pilot, Free Man, Helin, My Honour, Sun Speed, Talaria, Thyphonic Rising ve daha niceleri gibi istikrarlı bir attı. %90’ini Halis’le koştuğu 20’nin üzerinde yarışta 10 küsür birincilik aldı. Tabeladan hiç düşmedi.Yarıştaki ekürisi Dartino, ahırın vasat atlarındandı. Gazi için iyi bir eküriydi. Üzerinde Süleyman Akdı da olunca, koşunun abuk bir hal alması durumunda vaziyeti kollayabilecek bir at olduğu düşünülüyordu Dartino’nun.Ve bu sebeplerden ve geri kalan grubun Lyra’nin dişinin kovuğuna gitmeyecegi (Grup zayıftı, çünkü geri kalan yaşıtlarının hiç biri Lyra gibi bir toto sergilememişti. Düşünüldüğünden sürprizciler bile çok yüklenmiyordu mevzulara.
Yarış, sonu dışında cok da beklenmedik durumlara sahne olmadi asliıda. Lyra 2400 metrenin tamamında ikilide ve hatta kafadaydı. Abbas gibi beyaz bayraktan aynaya kadar “Uçarak kaçarım” atı değildi Lyra ama “Kafaya çıktım mı kimseye sadece boş çimi göstermem, ille de beni göreceksiniz sağda solda bir yerde” derdi stiliyle. Nitekim bu yarışta da öyle oldu. Halis bıraksa, “Bunlar benim muhatabım değil” diyerek 10 boy sallayacaktı kafadan ama kısa bir süre Plevneli’yle, yarışın son düzlüğe kadar geri kalanında ise Uğurkan’la dalga geçerek sonlara kadar geldi.
Kırmızı Şeytan’ın “Hadi ben de starttan çıkayim artık” kararını çooooook sonra aldığı yarışta, geri kalan 15 at neredeyse son 800 metreye kadar grupça koştular yarışı. Birinci ile sonuncu arasında 6-7 boy fark vardı yalnızca. Yarışın kazananı As Jet ise 13-15 sıra arasında inip çıkıyordu. 600 ile 400 arasinda Tınay, ısrarla yakin gittiği bariyer dibinde muthiş bir kanal buldu ve buradan beşinci altıncı sıraya kadar bir anda sıçradı. Bir parantez…Bariyer dibi tehlikeli bir yerdir. Pist hafif ıslandığızaman 0.5-1 saniye arası zaman kaybettirir örneğin. İstikrarlı bir şekilde buradan yarışan at sayısı azdır. Islak pist demişken “Burun-Burun” biten bir yarışta Trapper-Fair Tail-Bold Pilot savaşını unutmak mümkün değil. Devam…
Yarışın son metrelerine Lyra az farkla olsa da “Kazanıyorum” dedirten bir edayla önde girdi. Dış kulvardan gelerek içerisinde kalan atları sindiren ve ekurinin diğer atıyla “Lyra’ya yarışı kazandırmak” görevi tevdi edilen İmparator Süleyman Akdı da ikinciliği garantilemiş gözükünce herkes “Özdemir Atman Resmi Geçidi” yaşandığını düşündü ve bu iki ata yüklü ikili basanların gözlerinin içi gülmeye başladı.
Bir reklam arası daha… Nedendir bilmem, bir yarışta eküri koşuluyorsa ekseriyetle ikiliye şansı zayıf eküri alınmaz. Ve bu ikililer bol para verir. Artık “Bu zayıf olan tavşanlık yapar, sonlara kalmaz” diye düşünüldüğünden mi, yoksa başka bir şey mi aklım almıyor. Mesela 10 atın koştuğu ayak kapatılacaktır. 8 at, bir de eküri koşmaktadır. 9 yazınca kapanır. Lan yazsana öbürünü de. 2’yi 3’e çıkarıyor değilsin ki fiyat uçsun. Yazmışsın zaten 9 tane. Hem belli mi olur, eküri gelir de koyarsan iki misli alirsin. Ben aldım, oradan biliyorum. Vesileyle, Gülerce ekürisine saygıyla…
Nerede kalmıştık? Son 200. Dartino-Lyra el ele, sıralı ikiliye koşarlarken, yukarıda müsait bir yol bulduğundan bahsettiğimiz Tınay dış kulvara açılmak için de açık bir alan gördü ve aniden en dışarıda arz-iı endam etti.
Sonrası bir Tınay klasiği oldu. Headbanger gibi atın üzerinde coşan bir Adışen ve “Bir baş bir boyun resitali”. Rivayet olunur ki As Jet, Dartino’yu saf dışı bırakıp Lyra’ya yönelmeden çok önce İmparator Süleyman, Halis’e bas bas bağırmış “Geliyor” diye. Kendisini dinlemediği ve daha sıkı çalışmadığı için de jokey odasının içinde paralamaya kalkmıs Karataş’ı.Neticede bir sürü hayali yakıp yıkarak, 90 küsür ganyanla kuponları yırttırdı As Jet.Resimde, yarışın sonunda As Jet ve ekürileri, fotofiniş anını, yarış sonrası turdan bir enstantaneyi ve ödül töreninde Süleyman Demirel’in eline yapışan Tinay’ı görüyoruz. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Tınay’a ödül takdimi de muazzamdı bu arada:
“Al bakalim Jokey”
Ve aşağıda da rahmetli Güntekin Alpay’dan son 400 metre. Okurken bir şeye benzemeyebilir ama canlı yayından gelen seyirci uğultuları eşliğinde Gultekin Alpay’ın haykırışları yarışı muazzam keyifli kılardı. Nur içinde yatsın.
Bir dahaki konumuz hiç bir yarışını uzak farkla kazanmayan efsane Arap atı Yavuzhan olacak. Bir kez Çay Güzeli’ni 2 boy gibi bir farkla geçmişti yanılmıyorsam. Ondan başka en fazla yarım boy…
- - - - - - - - - - - - -
600 ile 400 arasında son düzlük dönülüyor sayın yarışseverler.
Bariyer dibine yakın dönme avantajıyla 1.5 boy farkli liderliğini Lyra koruyor. Uğurkan’ın gayretlerine rağmen…
Koşunun son 400 metresi geçiliyor. En dış kulvardan da Tepel Kaşga’nın gayretleri var. Gene de Lyra 1 boy farklı liderliğini koruyor. Tepel Kasga’nın gayretlerine rağmen…
Koşunun son 200 metresine doğru geliyoruz. Orta kulvardan da Dartino’nun gayretleri var.
Kosunun son 200 metresi geçiliyor. Lyra bir boy farklı liderliğini koruyor.
Gerilerden, evet, As Jet’in de gayretleri var. As Jet ve Dartino geliyorlar. Az farkla Lyra onde. As Jet geliyor. Koşunun son metreleri. Potayı bulan at…
Evet, sayın yarışseverler. 68. Gazi Koşusu’nda As Jet ve Lyra arasında birinci ve ikincilik kararı varış hakemlerinin kararına kalıyor.
31 Ağustos 2008 Pazar
’Bakar Kör’e Teleskop Hikáye (Yilmaz Ozdil)
Ilhan Berk dedik, oysaki bugunku yazisinda bu vb. hususlarda yazilabilecek herseyi yazmis Yilmaz Ozdil.
Dedigi gibi;
Kayan Yildizlar, simdi "Yildiz" muamelesi yapilan sabah sekerleri, magazin gulleri. Yalan...
Batan Gunes, gidenler... Yedi Karanfil'in melodisinde gecen simalar. Ve arkalarindan gidenler... Lakin bizim gunesin aksine, dogmuyor onlar yeniden.
------------------------------------
Yıldız kaydı...
Dilek tut hemen.
Aman kimseye söyleme ha!
Dileğin olmaz sonra.
*
Yıldız mıldız kaymaz halbuki.
Göktaşı o.
Atmosfere girerken, yanar.
Yalandan iz bırakır ardında...
Gecenin geçici karanlığında.
*
Bilmiyordun belki...
O yüzden tutmaz dileklerin!
*
Çünkü, yıldız dediğin...
Yeryüzünde kayar aslında.
Sahici izler bırakarak...
Yüreğimizde, hafızamızda.
*
Bak, Orhan Günşiray gitti mesela.
Göz açıp kapayana kadar...
Suna Pekuysal da.
*
Sen tırışkadan dizileri seyredip, yıldız sandığın, yanmasıyla sönmesi bir olan göktaşlarına dilek tutarken, farkında değilsin, uzay gibi boşluklar oluşuyor hayatımızda...
*
Ayhan Işık, Sadri Alışık, Vahi Öz, Necdet Tosun, Cevat Kurtuluş, Danyal Topatan, Erol Taş, Önder Somer, Belgin Doruk, Kadir Savun, Hulusi Kentmen, Aliye Rona, Nubar Terziyan, Adile Naşit, Sami Hazinses, Neriman Köksal, Mürüvvet Sim, Bilal İnci, hangi birini sayayım ki? Gitti mi, gelmiyor yerine yenisi...
*
Siyah-beyazdılar ama...
Rengárenktiler esasında.
*
Onun için Ediz Hun’u, Filiz Akın’ı her gördüğümde dilek tutarım ben, Türkán Şoray’ı, Hülya Koçyiğit’i, Cüneyt Arkın’ı her gördüğümde... Göksel Arsoy’u, Ekrem Bora’yı, Fatma Girik’i, İzzet Günay’ı gördüğümde, gözlerimi kaparım, mırıldanırım... Allah onlara uzuuun, sağlıklı ömür versin; bizi göktaşlarıyla baş başa bırakmasınlar diye.
Dedigi gibi;
Kayan Yildizlar, simdi "Yildiz" muamelesi yapilan sabah sekerleri, magazin gulleri. Yalan...
Batan Gunes, gidenler... Yedi Karanfil'in melodisinde gecen simalar. Ve arkalarindan gidenler... Lakin bizim gunesin aksine, dogmuyor onlar yeniden.
------------------------------------
Yıldız kaydı...
Dilek tut hemen.
Aman kimseye söyleme ha!
Dileğin olmaz sonra.
*
Yıldız mıldız kaymaz halbuki.
Göktaşı o.
Atmosfere girerken, yanar.
Yalandan iz bırakır ardında...
Gecenin geçici karanlığında.
*
Bilmiyordun belki...
O yüzden tutmaz dileklerin!
*
Çünkü, yıldız dediğin...
Yeryüzünde kayar aslında.
Sahici izler bırakarak...
Yüreğimizde, hafızamızda.
*
Bak, Orhan Günşiray gitti mesela.
Göz açıp kapayana kadar...
Suna Pekuysal da.
*
Sen tırışkadan dizileri seyredip, yıldız sandığın, yanmasıyla sönmesi bir olan göktaşlarına dilek tutarken, farkında değilsin, uzay gibi boşluklar oluşuyor hayatımızda...
*
Ayhan Işık, Sadri Alışık, Vahi Öz, Necdet Tosun, Cevat Kurtuluş, Danyal Topatan, Erol Taş, Önder Somer, Belgin Doruk, Kadir Savun, Hulusi Kentmen, Aliye Rona, Nubar Terziyan, Adile Naşit, Sami Hazinses, Neriman Köksal, Mürüvvet Sim, Bilal İnci, hangi birini sayayım ki? Gitti mi, gelmiyor yerine yenisi...
*
Siyah-beyazdılar ama...
Rengárenktiler esasında.
*
Onun için Ediz Hun’u, Filiz Akın’ı her gördüğümde dilek tutarım ben, Türkán Şoray’ı, Hülya Koçyiğit’i, Cüneyt Arkın’ı her gördüğümde... Göksel Arsoy’u, Ekrem Bora’yı, Fatma Girik’i, İzzet Günay’ı gördüğümde, gözlerimi kaparım, mırıldanırım... Allah onlara uzuuun, sağlıklı ömür versin; bizi göktaşlarıyla baş başa bırakmasınlar diye.
Ilhan Berk de Gitti
Gozumuzun, kulagimizin, kalbimizin oldugu, binlerce kilometre uzaktan dualar yagdirdigimiz Bodrum'dan, ama baska birinden haber dustu gazetelere.
1918 dogumluydu Ilhan Berk. 90 yasinda gitti bu dunyadan. Cumhuriyeti cocukken goren kusagin insanlarindan kalanlar azaliyor. 1920'ler, 1930'lar gidecek sonra... Ve boyle sanatcilar gidince, hayat damarlari kopuyor, memleketin.
Ustadi bir siirinden bilirdim ben. Nur icinde yatsin.
ÂŞIKANE
Geceye hey dedim. Bir bulut beyaz aydınlık,
geçiyor ve ben görüyorum. Belki yalnızlık.
Kâğıt gibi bir kadın sana bakıp gülüyor.
Demek sen daha güzelsin gökyüzünden artık.
Sokakları bembeyaz evleri geçiyorum.
Bir koşu bir rüzgârı alıyorum. Karanlık...
Bir kenttesin ve var ta ne zamanlardan beri,
O zamandan trenler evler geçiyor. Kapanık...
Aşkın ki hiç durup dinlenmek nedir bilmiyor.
Aşkın ki anlatılamaz ihtiyar ve yıkık.
Nice nice yaşamalara açılmışsındır.
Nice yaşamalar ki kalmıştır yarım buruk.
İşte Adakale Sokağı'ndayım ve birden,
Benim işte dünya kadar güzel ağzın artık.
Durup bir yıkık aşk dedim İlhan Berk, bir yıkık aşk
Şimdi o şiirlerde senden kalan ancak.
1918 dogumluydu Ilhan Berk. 90 yasinda gitti bu dunyadan. Cumhuriyeti cocukken goren kusagin insanlarindan kalanlar azaliyor. 1920'ler, 1930'lar gidecek sonra... Ve boyle sanatcilar gidince, hayat damarlari kopuyor, memleketin.
Ustadi bir siirinden bilirdim ben. Nur icinde yatsin.
ÂŞIKANE
Geceye hey dedim. Bir bulut beyaz aydınlık,
geçiyor ve ben görüyorum. Belki yalnızlık.
Kâğıt gibi bir kadın sana bakıp gülüyor.
Demek sen daha güzelsin gökyüzünden artık.
Sokakları bembeyaz evleri geçiyorum.
Bir koşu bir rüzgârı alıyorum. Karanlık...
Bir kenttesin ve var ta ne zamanlardan beri,
O zamandan trenler evler geçiyor. Kapanık...
Aşkın ki hiç durup dinlenmek nedir bilmiyor.
Aşkın ki anlatılamaz ihtiyar ve yıkık.
Nice nice yaşamalara açılmışsındır.
Nice yaşamalar ki kalmıştır yarım buruk.
İşte Adakale Sokağı'ndayım ve birden,
Benim işte dünya kadar güzel ağzın artık.
Durup bir yıkık aşk dedim İlhan Berk, bir yıkık aşk
Şimdi o şiirlerde senden kalan ancak.
Jeep Taksi
Boyle taksi olur mu? Bizde olmaz. Olacagi varsa da bir 25-30 sene daha zor olur.
Ama Kazakistan'da var. Sadece bu vb. degil. Almaty'de her araba potansiyel taksi.
Beyoglu'da Nevizade'den ciktiniz. Istiklal Caddesi boyunca yuruyup, meydana geldiniz. "Artik hava da sogudu, yurunmez. Bir otostop yapayim da evime / otelime gideyim" der misiniz? Demezsiniz ama burada yayansaniz mecbursunuz. Cunku Havaalani vb. mekanlarda nispi bir taksi bollugu var ama yuzolcumunde kilometrekare basina duzen insan sayisi kitligina kiran girmis bir ulkede oldugumuz icin normal seyahatlerde taksi bulmak imkansiz.
Biniyorsunuz bir arabaya. Mesafeye gore veriyorsunuz bilmem kac Tenge. Devam et.
Hasili herkes KOBI burada...
Ama Kazakistan'da var. Sadece bu vb. degil. Almaty'de her araba potansiyel taksi.
Beyoglu'da Nevizade'den ciktiniz. Istiklal Caddesi boyunca yuruyup, meydana geldiniz. "Artik hava da sogudu, yurunmez. Bir otostop yapayim da evime / otelime gideyim" der misiniz? Demezsiniz ama burada yayansaniz mecbursunuz. Cunku Havaalani vb. mekanlarda nispi bir taksi bollugu var ama yuzolcumunde kilometrekare basina duzen insan sayisi kitligina kiran girmis bir ulkede oldugumuz icin normal seyahatlerde taksi bulmak imkansiz.
Biniyorsunuz bir arabaya. Mesafeye gore veriyorsunuz bilmem kac Tenge. Devam et.
Hasili herkes KOBI burada...
Bu, Boyle Yarim Kalmayacak
Sevgili agabeyimiz Hermes'in elinden, 2008 Antu Odul Torenleri'nde, ikinci sene ust uste "En Iyi Bayan Voleybolcu" odulunu aldi; yeni Telekomlu, eski ama daimi Fenerbahceli, buyuk Kaptan Ozlem Ozcelik.
Forma yakisiyor. Odul de oyle... Giderken soyle demistik...
---------------------------
Biz Fenerbahce taraftariyiz. Dedik ya, vefakarizdir. Boyle cok sevdiklerimize hep erken veda etsek de unutmayiz. Bu takim gunun birinde bir kupa aldiginda, olur da salonu sereflendirmis olursan, seni cagirip kupayi kendilerine getirmeni isteyecek taraftarlar da olacaktir elbet. Goruyorsun, bizden kurtulus yok, Buyuk Kaptan…
---------------------------
Boyle bir cevap vermisti o da...
---------------------------
Buyuk Fenerbahcemin buyuk taraftarlari. Size cok tesekkur ederim. Yazdiklarinizi okudum ve cok duygulandim. Sizlerden ayrilmak cok zor geliyor bana ama inanin yapacak birseyim yok.
Sizleri oyle cok sevdim ve benimsedim ki kimse bunu anlayamaz. Ama sunu bilin; gonullerimiz her zaman beraber Bir gun tekrar beraber olmak dilegiyle Her zaman kalbimde olacaksiniz.
Özlem ÖZÇELİK
---------------------------
Bilmukabele Kaptan...
Forma yakisiyor. Odul de oyle... Giderken soyle demistik...
---------------------------
Biz Fenerbahce taraftariyiz. Dedik ya, vefakarizdir. Boyle cok sevdiklerimize hep erken veda etsek de unutmayiz. Bu takim gunun birinde bir kupa aldiginda, olur da salonu sereflendirmis olursan, seni cagirip kupayi kendilerine getirmeni isteyecek taraftarlar da olacaktir elbet. Goruyorsun, bizden kurtulus yok, Buyuk Kaptan…
---------------------------
Boyle bir cevap vermisti o da...
---------------------------
Buyuk Fenerbahcemin buyuk taraftarlari. Size cok tesekkur ederim. Yazdiklarinizi okudum ve cok duygulandim. Sizlerden ayrilmak cok zor geliyor bana ama inanin yapacak birseyim yok.
Sizleri oyle cok sevdim ve benimsedim ki kimse bunu anlayamaz. Ama sunu bilin; gonullerimiz her zaman beraber Bir gun tekrar beraber olmak dilegiyle Her zaman kalbimde olacaksiniz.
Özlem ÖZÇELİK
---------------------------
Bilmukabele Kaptan...
30 Ağustos 2008 Cumartesi
The Logical Song (by Supertramp)
When I was young, it seemed that life was so wonderful,
A miracle, oh it was beautiful, magical.
And all the birds in the trees, well they'd be singing so happily,
Joyfully, playfully watching me.
But then they send me away to teach me how to be sensible,
Logical, responsible, practical.
And they showed me a world where I could be so dependable,
Clinical, intellectual, cynical.
There are times when all the worlds asleep,
The questions run too deep
For such a simple man.
Won't you please, please tell me what we've learned
I know it sounds absurd
But please tell me who I am.
Now watch what you say or they'll be calling you a radical,
Liberal, fanatical, criminal.
Won't you sign up your name, we'd like to feel you're
Acceptable, respectable, presentable, a vegetable!
At night, when all the worlds asleep,
The questions run so deep
For such a simple man.
Wont you please, please tell me what we've learned
I know it sounds absurd
But please tell me who I am.
A miracle, oh it was beautiful, magical.
And all the birds in the trees, well they'd be singing so happily,
Joyfully, playfully watching me.
But then they send me away to teach me how to be sensible,
Logical, responsible, practical.
And they showed me a world where I could be so dependable,
Clinical, intellectual, cynical.
There are times when all the worlds asleep,
The questions run too deep
For such a simple man.
Won't you please, please tell me what we've learned
I know it sounds absurd
But please tell me who I am.
Now watch what you say or they'll be calling you a radical,
Liberal, fanatical, criminal.
Won't you sign up your name, we'd like to feel you're
Acceptable, respectable, presentable, a vegetable!
At night, when all the worlds asleep,
The questions run so deep
For such a simple man.
Wont you please, please tell me what we've learned
I know it sounds absurd
But please tell me who I am.
76 Sene Once Bugun : 30 Agustos 1922
Kazakistan'in da "Anayasa Bayrami' imis 30 Agustos. Zaten Cumhuriyet Bayramlari da bizimkinden 4 gun once. Tesadufler...
Ve sabah kalkip da ofise geldiginde yaz melteminde nazli nazli dalgalanan ay yildiz gorunce... Oyle iste...
Sakarya Marsi
Hürmet sana ey şan dolu sancağım
Baştan başa arza hakim ol şahım
Türk Ordusu, Türk Ordusu sayende
Sakarya'da kurtuldu şan otağım
Dünyalara bedeldir mah cemalim
Allahına emanettir Kemal'im
O sevimli yüzün asla solmasın
Hiçbir vakit kalbin yasla dolmasın
Ey mert asker durma yürü ileri!
Vatanımda tek bir düşman kalmasın
Dünyalara bedeldir mah cemalin
Allahıma emanettir Kemal'im
Ve sabah kalkip da ofise geldiginde yaz melteminde nazli nazli dalgalanan ay yildiz gorunce... Oyle iste...
Sakarya Marsi
Hürmet sana ey şan dolu sancağım
Baştan başa arza hakim ol şahım
Türk Ordusu, Türk Ordusu sayende
Sakarya'da kurtuldu şan otağım
Dünyalara bedeldir mah cemalim
Allahına emanettir Kemal'im
O sevimli yüzün asla solmasın
Hiçbir vakit kalbin yasla dolmasın
Ey mert asker durma yürü ileri!
Vatanımda tek bir düşman kalmasın
Dünyalara bedeldir mah cemalin
Allahıma emanettir Kemal'im
Gazetecilik Etigi (!)
Lise Son yillarimiz Milli Egitim fikriyatinin "Meslek Lisesi Mezunlari'nin ne isi var kardesim, baska ihtisas alanlarinda. O kadar meslegi bosuna mi okuttuk?" kararinin tam uzerine oturdugundan ve bundan mutevellit rahatlikla girebilecegimiz "Basin-Yayin" yerine, "Bilgisayar Programciligi"na mecburi yol aldigimizdan, gazetecilik hadisesi uktedir bizde.
Lakin (baska memleketlerde, vaziyet ayni midir bilmiyorum ama) bizde "Spor Gazeteciligi" ile sahikasini yapan edepsizlik ve "At yalani, s.keyim inanani" anlayisi beni cok soguttu bir zamanlar yanip tutustugum hadiseden.
Ornek sahikadan degil...
Izmir'den Taylan Yildirim isimli muhabir vatandas bir haber yapiyor, Hurriyet Gazetesi de internet sayfasindan haberi veriyor. Haberin basligi : "Eski nişanlıdan çıplak şantaj". Konu klasik. Birlikteyken ciplak goruntuler cekiliyor. Ayrilinca internete veriliyor.
Eyvallah, haber degeri olsun. Teknolojinin onca yararliligina ragmen ne ser islere gebe oldugunu, insan oglunun cig sut emdigini falan anlatsin. Ibret olsun. Hepsine amenna.
Ama sen tutar da internete dusmus bir video hakkinda haberin icerisinde, yok kizin okudugu okul, yok "Google'a sunu yazin cikiyor" mealinda bunca detay verirsen "Lan oglum bak yaziyorum, kesin izleyin ha" demis oluyorsun insanlara. Zaten meraklisi bin bes yuz bu islerin. Tamam, vatandas da uyanik olsaymis, bu kamile guvenmeseymis vs. ama senin de yedigin halt degil yani Taylan.
Sadece sen de boyle degilsin. Bu "Siz gazeteciler..."in alayiniz olmasa da bolugunuz boyle. Spor gazetelerinde yalanin bini yarim para. Nereden tutsan elinde kalir durumlar.
Sonra neymis, basin etigi...
Basin "etigi" denen sey bizim memlekette, yukaridaki resimden bakan arkadasin uzerine uzandigi gazetelerin uzerine "ettigi" kadar bile degerli degil.
Degil mi Taylan ve ustalari?
Lakin (baska memleketlerde, vaziyet ayni midir bilmiyorum ama) bizde "Spor Gazeteciligi" ile sahikasini yapan edepsizlik ve "At yalani, s.keyim inanani" anlayisi beni cok soguttu bir zamanlar yanip tutustugum hadiseden.
Ornek sahikadan degil...
Izmir'den Taylan Yildirim isimli muhabir vatandas bir haber yapiyor, Hurriyet Gazetesi de internet sayfasindan haberi veriyor. Haberin basligi : "Eski nişanlıdan çıplak şantaj". Konu klasik. Birlikteyken ciplak goruntuler cekiliyor. Ayrilinca internete veriliyor.
Eyvallah, haber degeri olsun. Teknolojinin onca yararliligina ragmen ne ser islere gebe oldugunu, insan oglunun cig sut emdigini falan anlatsin. Ibret olsun. Hepsine amenna.
Ama sen tutar da internete dusmus bir video hakkinda haberin icerisinde, yok kizin okudugu okul, yok "Google'a sunu yazin cikiyor" mealinda bunca detay verirsen "Lan oglum bak yaziyorum, kesin izleyin ha" demis oluyorsun insanlara. Zaten meraklisi bin bes yuz bu islerin. Tamam, vatandas da uyanik olsaymis, bu kamile guvenmeseymis vs. ama senin de yedigin halt degil yani Taylan.
Sadece sen de boyle degilsin. Bu "Siz gazeteciler..."in alayiniz olmasa da bolugunuz boyle. Spor gazetelerinde yalanin bini yarim para. Nereden tutsan elinde kalir durumlar.
Sonra neymis, basin etigi...
Basin "etigi" denen sey bizim memlekette, yukaridaki resimden bakan arkadasin uzerine uzandigi gazetelerin uzerine "ettigi" kadar bile degerli degil.
Degil mi Taylan ve ustalari?
Segwayli Polis Timi
Yukaridaki resmin muadilini, yani Amerika Baskani uzerinden yere ucunca daha bir meshur olan Segway isimli cihazin uzerinde devriye atan Turk polisini canli olarak Caddebostan Sahil'de ve Bagdat Caddesi'nde gorebilecekmisiz bundan sonra. Bu sekil bir Polis Timi kurulmus Kadikoy'de. Ankara'da atli, Istanbul'da Segway'li polis. Vatana millete hayirli olsun. Lakin Segway Kazasi haberleri ne zaman baslayacak bakalim.
Bir Vefa Abidesiydi O Gün
Ve aslında yüreklerimizde bir efsane daha doğdu...
Yarasız, acısız büyüklük olmuyor...
Aydın Hoca, kendi isteği ile hiç bir ayak oyunu yokken istifa etseydi o zaman unutulup gidecekti..
Şimdi efsane oldu...Tamamlanmayan aşklar unutulmaz...Hep güzel yarınlar düşünülür..Hep güzel geleceğin kaybolmasının acısı yaşanır..
Böyle güzel bir aşk içinde, veda eden, ettirilende bu kadar büyük, bu kadar erdemli, bu kadar ona buna çamur atmadan, hakkı iken AVAZ AVAZ BAĞIRMADAN giderse hançer olur saplanır..
Hala çok üzgünüm...
Sebep olanlar gün yüzü görmesin...
--------------------------------------
Boyle yazmisti Cihan (Kadikoylu1907) abi Aydin Ors'un gonderilisi sonrasinda...
Uzaklarda olunca insan, daha cok kafaya takiyor. Takildigi zaman da daha cok kelime geliyor eline, diline. Yazilacak var, yazilamayacak var muhakkak muhtelif mevzularda. Yazildigi kadari...
Blogun her yerinde "Vefa" yazip, bir de son yazinin basligini "Vefa" diye atinca aklima geldi, 17 Haziran 2007. Bir yil geceli cok olmus.
Fenerbahce'nin az sayida taraftari, Aydin Ors'un kulupten adeta kovulmasini, medeni bir bicimde elestirdi, yaptigi yuruyusle o gun.
Asagida da o gun icin yazdigimiz bildiri var. Yaniliyor muyuz? Biz ne dersek diyelim. Tarih gorecek, gosterecek...
--------------------------------------
Fenerbahçe Amatör Şubelerinin sayın Aziz Yıldırım zamanında yapmış olduğu atılım ortada. Bunun hakkında kimsenin menfi yönde edecek kelamı olduğunu sanmıyoruz. Ayrıca bizim için kazanılan başarılardan da öte şeyler var. Bunlara örnek olarak; sezon başında gayri nizami formalarla mücadele eden altyapı takımlarımıza dair Fenerbahçe’nin ilgili makamlarına yaptığımız bütün sözlü ve yazılı başvurular adeta hasıraltı edilirken, sayın başkanımıza yaptığımız başvuru neticesinde kısa zamanda sorunun çözülmesini gösterebiliriz. Dolayısıyla, önceden de defaten belirttiğimiz üzere başkanımız Aziz Yıldırım’a güveniyoruz.
Lakin son günlerde tavan yapan, yıllardır bir yara şeklinde temayüz eden ve süreçleri içerisinde başkanımızın yer aldığına inanmak dahi istemediğimiz bir takım hadiseler neticesinde, Fenerbahçe’nin zarar gördüğü kanısını taşıyoruz. “Amatör Şubeler”in bir üyesi olan basketbol şubesinde uzun zamandır yaşananlar, son süreçte taraftarlar için dayanılmaz acılara yol açmaktadır.
Bu konuya geçmeden önce “Fenerbahçe Taraftarının Amatör Branşlara Bakışı”nı özetlemek istiyoruz:
Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı, 1998 sonrasında büyük bir atılım yaparak üst üste kupa şampiyonlukları elde etmiş ve Avrupa’da adından sıklıkla söz ettirir bir konuma gelmiştir. Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, istikrarlı bir süreç neticesinde bugünkü haline ulaşmıştır. Erkek ve Bayan Voleybol takımları, uzun sayılamayacak bir süre önce idareten maçlara çıkarken, artık şampiyonluk kovalamaktadırlar. Bunlar hepimizin malumu olan, belki de yazılmasına gerek bile olmayan konulardır.
“Amatör Şubeler” konusunun taraftar ayağı ise maalesef bu kadar iç açıcı değil. Fenerbahçe Taraftarı olarak adlandırılan ve sayısı on milyonlarla ifade edilen topluluk, ekseriyetle Fenerbahçe’nin sadece bir Futbol takımı olduğunu düşünmektedir. Bu araştırılmış değil ama gözle görülmüş bir gerçektir. Bayan Basketbol Takımının oynadığı Caferağa Spor Salonu, Erkek Basketbol Takımının oynadığı Abdi İpekçi Spor Salonu, Bayan / Erkek Voleybol Takımlarının oynadığı Burhan Felek Spor Salonu ile İstanbul’un ve Türkiye’nin muhtelif salonlarında bu takımları izleyen / izlemeye çalışan insanların sayısı, yeni yapılacağı söylenen salonun sayısını (ortalama olarak) geçmez. “Fenerbahçe Taraftarı” teoride, tabiri caizse “Mangalda kül bırakmaz” bir yapıya bürünmüş, pratikte ise maalesef “Spor Kulübü” değil “Futbol Kulübü Taraftarı” olmayı seçmiştir. Sayıları pek de fazla olmayan, çok çeşitli taraftar gruplarına mensup olan ama herhangi bir grup adı altında toplanmamış bir kısım Fenerbahçe taraftarı, yukarıda adı geçen takımlarla birlikte “Yüzme ve Kürek” müsabakalarını da büyük bir bağlılık ve şevkle takip etmektedir. Fenerbahçe Taraftarından, rakipler arasında bile sitayişle bahsedilmesinin sac ayaklarından biri olan bu nispeten az sayıdaki insanın arzusu, salonların dolmasıdır. Yıllardır bunun uğraşı verilmektedir.
Bu kısa sayılmayacak özetten sonra belirtmek isteriz ki; “Güven ve Destek” kelimelerinin anlamını iyice yitirerek “Bila kayd-ü şart” emaresini başına aldığı şu zamanlarda bize (ve toplum kurallarına) göre “hata” olarak değerlendirilmesi gereken bir takım icraatlar için (Bkz. Aydın Örs olayı) büyük bir kesim tepkisini dile getirirken, hatırı sayılır sayıda insanın da hem “İcraat olan yerde hata olması normal. Çalışılmasaydı hata olmazdı” demesi hem de bu hataları sahiplenmesi acıdır. Hatalar boyun eğmek değil, düzeltilmek için vardır. Düzeltilemeyecek hata ise telafi edilmelidir. Hatasız kul olmayacağı gibi, hatasız kurum da yoktur. Rahmetli İsmet Paşa’nın meşhur sözünde vücut bulan “Ben de hata yaparım ama aynı hatayı iki kez yapmam” düsturu kişilerin de kurumların da hafızasında yer almalıdır.
Sadede gelecek olursak; Spor Kulübü ve buna bağlı şubelerin yönetimine, doğrudan müdahil olarak karışmak taraftarın işi değildir. Bunun yanında, gönül bağıyla bağlı olduğumuz Fenerbahçe’yi rakiplerinden ayırdığını düşündüğümüz bir takım değerlerin (dürüst, saygılı, vefalı ve koruyucu olmak gibi) göz göre göre çiğnenmesine de sessiz kalmamız olası değil. Bu esaslara istinaden, şimdi soruyoruz:
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Forty Murat kimin tavuğuna kışt dediği için bu kulüple bağları koparıldı, açıklayabilir misiniz? Fenerbahçe’nin çıkarları mı, birilerinin isteği mi buna neden oldu?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Arzu Özyiğit’in Fenerbahçe’den hangi Bizans oyunlarıyla gönderildiğini açıklar mısınız?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Serap Yücesir’in sezon öncesi neredeyse bütün idmanlara sorunsuz çıkmasına rağmen, gözden çıkarılmasının asıl sebebi nedir? “Teknik anlamda beğenmemek”den başka bir sorun yoksa, ilerde de örneğini göreceğimiz üzere uydurma bir görev icat edip (Didem Akın da varken) “Önerdik istemedi” denmesinin nedeni nedir? Ayrıldıktan sonra arkasından “Çok para istedi. O yüzden anlaşamadık” denmesinin amacı nedir?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Nilay Yiğit’in kulüpten ayrılma sürecinde ortalığı yalanlarla dolduran kimlerdir? Kim, kimin talimatıyla bu oyuncu için “Galatasaray’la görüşüyor” dedikodusu yaymıştır? Kim “Galatasaray’da oynaması onun için daha iyi olur” diyerek görüşme isteklerini geri çevirmiştir? “Ben seni arayacağım” diyip, 20 gün geçmesine rağmen “Telefonu duymadım” gibi bahanelere sığınarak, oyuncu göndermeyi bile yalanların gölgesi altında yapmanın manası nedir?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Hakan Artış’ın Fenerbahçe ile ilişiğinin kesilmesi esnasında yaşananlar nelerdir? O gönderildiğinde açılan yere kim, hangi şartlar karşılığında gelmiştir?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği İbrahim Kutluay’ın Fenerbahçe’den ayrılma süreci nasıl şekillenmiştir? İbrahim’in ardından çıkartılan ve hala açıklığa kavuşturulmadığı için bir takım kişilerce ısıtılıp, öne sürülen dedikoduların kaynağı nedir? Bu dedikodulara o zaman müdahil olan insanlar, neden hala açıklama yapmamaktadırlar?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Ömer Onan Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra arkasından onca atılıp tutulmasının sebebi nedir? Detaylar neden insanların onuruyla oynanacak hale gelene dek saptırılmıştır? Neden ısrarlı bir hedef gösterme süreci yaşanmıştır?
Futbolda Haluk Ulusoy ve şürekası için “Birilerinin her dediğini yapıyorlar. Fenerbahçe’ye zarar vermeye çalışıyorlar” diyip, icraatları farklı olmayan Turgay Demirel ile bir sürü çıkar ilişkisinin içinde yer almanın diyetleri nelerdir? Bu ilişkiler neticesinde kim, Fenerbahçe’de görev almıştır, kimler görev alacaktır?
Komisyoncu olduğu cümle alem tarafından bilinen bir Halil Üner, son geldiğinde, Fenerbahçe’de kimler vasıtasıyla çalışmaya başlamıştır? Halil Üner dönemi icraatlarının sonunda gönderilen oyuncuların arkasından söylenenler hala savunulmakta mıdır?
Pür Galatasaraylı olduğu bilinen Didem Akın göreve nasıl getirilmiştir? Bu görevlendirme ne sebeple sona ermiştir? Görevinden alınmasına dair hiçbir açıklama yapılmayarak, neden bu insan hakkında asılsız ve çirkin dedikodular çıkmasına izin verilmiştir?
Galatasaray’da spor yapmış, Beşiktaş’ta görev almış ve Beşiktaş’taki görevine “Komisyon aldığı için Süleyman Seba tarafından son verildiği” söylenen Remzi Dilli kimin ricası, kimin teşvikiyle, hangi Fenerbahçeli gönderilerek, hangi şartlarla göreve getirilmiştir? Euroleague Yarı Final’e kalma maçında, İspanyol oyuncular masa hakemlerini ablukaya almışken, bizim oyuncularımızı sakinleştirmesinin amacı nedir? Akatlar’da oynanan Beşiktaş maçında, protokolden kızlarımıza edilen küfürlere karşılık olarak, küfür edenlere dönüp kusura bakmayın demiş midir? Yine aynı maçta, takımımızın attığı baskete sevinen takım mensuplarını, taraftarı tahrik etmeyin diyerek engellemiş midir? Aydın Örs’ün arkasından çevirilen dolaplarda rol aldığı doğru mudur?
Galatasaray ile oynanan bir TBL maçında, salonda hiçbir Fenerbahçeli ilgili olmamasının nedeninin Federasyon Başkanının “Gerginlik çıkmasın” endişesi olduğu doğru mudur? Akatlar’da çıkan onca olaya karşı, kızlarımız için ekstra bir güvenlik önlemi alınmamasının ve kuralların tatbik edilmemesine karşı suskunluğun sebepleri nelerdir? Amatör şubelerden ilgili olan sayın yöneticinin kendi memleketinde bayan basketbol takımı oyuncuları, Türk Bayan Basketbol Tarihinin en ağır tacizleriyle karşı karşıya kalırken buna ses çıkarılmamasının sebepleri nedir?
Bu vakte kadar kronolojik gitmedik, ama bu madde sona kalmalıydı.
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Aydın Örs’e reva görülen muamele ne zamandan beri düşünülmektedir? Fenerbahçe’den birilerinin sürekli olarak Tanjeviç ile bağlantıda olduğu doğru mudur? Bir süre önce Tanjeviç ile anlaşıldığı ama bunun, aklına böyle bir şey getirmediği için yeni sezonu heyecanla bekleyen Aydın hocaya söylenmediği doğru mudur? Arkasından çevrilen onca oyunun amacı nedir? Olmayan bir mevki uydurulup, hesapta büyük bir onur verilen (!) Aydın hocaya (Remzi Dilli ve Nedim Karakaş da varken) “Tek yetkili olacaksın” denip, koç bile seçmemesine izin vermenin bu adam gibi adama “İstifa et” demek olacağını değerlendirememek midir yöneticilik? Çok zarif bir istifa ve teşekkür yazısı yazan o çok saygıdeğer hocanın arkasından iki gün tek kelime teşekkür etmeden geçirmek ve zorla ettiğiniz teşekkürün içerisinde bile “O daha önce de istifa etti ama biz engelledik” kabalığını yapmak mıdır Fenerbahçelilik?
Bütün bu sorulara cevap bekliyor değiliz. Bu saatten sonra verilecek cevapların da bir önemi yok. Olsa olsa güldüren cevaplar olur. O da keyiften değil, acıdan. Fenerbahçe, Fenerbahçelilerindir. Fenerbahçe, Fenerbahçeliler ile bugünlere gelmiştir. Değişen şartlar, endüstriyel dünyanın gerekleri, bir takım değişikliklere yol açabilir ama yalana, dolana, saygısızlığa ve korumakla yükümlü olunan değerlerin parçalanmasına sebep olarak günümüz gerçeklerini göstermek de samimiyetsizlikten öte bir şey değildir.
Fenerbahçe Spor Kulübü Taraftarları olarak; bugüne kadar ısrarla sürdürdüğümüz "Fenerbahçe Spor Kulübü Değerlerine Destek"ten asla vazgeçmeyeceğiz. “Ulaşım/vakit/ekonomik/ailevi/sağlık problemi olmadığı halde, sırf mabadının keyfi yerine gelsin diye”; Fenerbahçe’nin futbol dışı branşlarını çok önemsediğini söyleyen ama izlemeye bile tenezzül etmeyip, sadece adı geçtiğinde fikir beyan etme zahmetine girenlere (!) rağmen biz hep oralarda olacağız.
“Fenerbahçe Değerleri” bizim için her şeyin üzerindedir.
Yarasız, acısız büyüklük olmuyor...
Aydın Hoca, kendi isteği ile hiç bir ayak oyunu yokken istifa etseydi o zaman unutulup gidecekti..
Şimdi efsane oldu...Tamamlanmayan aşklar unutulmaz...Hep güzel yarınlar düşünülür..Hep güzel geleceğin kaybolmasının acısı yaşanır..
Böyle güzel bir aşk içinde, veda eden, ettirilende bu kadar büyük, bu kadar erdemli, bu kadar ona buna çamur atmadan, hakkı iken AVAZ AVAZ BAĞIRMADAN giderse hançer olur saplanır..
Hala çok üzgünüm...
Sebep olanlar gün yüzü görmesin...
--------------------------------------
Boyle yazmisti Cihan (Kadikoylu1907) abi Aydin Ors'un gonderilisi sonrasinda...
Uzaklarda olunca insan, daha cok kafaya takiyor. Takildigi zaman da daha cok kelime geliyor eline, diline. Yazilacak var, yazilamayacak var muhakkak muhtelif mevzularda. Yazildigi kadari...
Blogun her yerinde "Vefa" yazip, bir de son yazinin basligini "Vefa" diye atinca aklima geldi, 17 Haziran 2007. Bir yil geceli cok olmus.
Fenerbahce'nin az sayida taraftari, Aydin Ors'un kulupten adeta kovulmasini, medeni bir bicimde elestirdi, yaptigi yuruyusle o gun.
Asagida da o gun icin yazdigimiz bildiri var. Yaniliyor muyuz? Biz ne dersek diyelim. Tarih gorecek, gosterecek...
--------------------------------------
Fenerbahçe Amatör Şubelerinin sayın Aziz Yıldırım zamanında yapmış olduğu atılım ortada. Bunun hakkında kimsenin menfi yönde edecek kelamı olduğunu sanmıyoruz. Ayrıca bizim için kazanılan başarılardan da öte şeyler var. Bunlara örnek olarak; sezon başında gayri nizami formalarla mücadele eden altyapı takımlarımıza dair Fenerbahçe’nin ilgili makamlarına yaptığımız bütün sözlü ve yazılı başvurular adeta hasıraltı edilirken, sayın başkanımıza yaptığımız başvuru neticesinde kısa zamanda sorunun çözülmesini gösterebiliriz. Dolayısıyla, önceden de defaten belirttiğimiz üzere başkanımız Aziz Yıldırım’a güveniyoruz.
Lakin son günlerde tavan yapan, yıllardır bir yara şeklinde temayüz eden ve süreçleri içerisinde başkanımızın yer aldığına inanmak dahi istemediğimiz bir takım hadiseler neticesinde, Fenerbahçe’nin zarar gördüğü kanısını taşıyoruz. “Amatör Şubeler”in bir üyesi olan basketbol şubesinde uzun zamandır yaşananlar, son süreçte taraftarlar için dayanılmaz acılara yol açmaktadır.
Bu konuya geçmeden önce “Fenerbahçe Taraftarının Amatör Branşlara Bakışı”nı özetlemek istiyoruz:
Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı, 1998 sonrasında büyük bir atılım yaparak üst üste kupa şampiyonlukları elde etmiş ve Avrupa’da adından sıklıkla söz ettirir bir konuma gelmiştir. Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, istikrarlı bir süreç neticesinde bugünkü haline ulaşmıştır. Erkek ve Bayan Voleybol takımları, uzun sayılamayacak bir süre önce idareten maçlara çıkarken, artık şampiyonluk kovalamaktadırlar. Bunlar hepimizin malumu olan, belki de yazılmasına gerek bile olmayan konulardır.
“Amatör Şubeler” konusunun taraftar ayağı ise maalesef bu kadar iç açıcı değil. Fenerbahçe Taraftarı olarak adlandırılan ve sayısı on milyonlarla ifade edilen topluluk, ekseriyetle Fenerbahçe’nin sadece bir Futbol takımı olduğunu düşünmektedir. Bu araştırılmış değil ama gözle görülmüş bir gerçektir. Bayan Basketbol Takımının oynadığı Caferağa Spor Salonu, Erkek Basketbol Takımının oynadığı Abdi İpekçi Spor Salonu, Bayan / Erkek Voleybol Takımlarının oynadığı Burhan Felek Spor Salonu ile İstanbul’un ve Türkiye’nin muhtelif salonlarında bu takımları izleyen / izlemeye çalışan insanların sayısı, yeni yapılacağı söylenen salonun sayısını (ortalama olarak) geçmez. “Fenerbahçe Taraftarı” teoride, tabiri caizse “Mangalda kül bırakmaz” bir yapıya bürünmüş, pratikte ise maalesef “Spor Kulübü” değil “Futbol Kulübü Taraftarı” olmayı seçmiştir. Sayıları pek de fazla olmayan, çok çeşitli taraftar gruplarına mensup olan ama herhangi bir grup adı altında toplanmamış bir kısım Fenerbahçe taraftarı, yukarıda adı geçen takımlarla birlikte “Yüzme ve Kürek” müsabakalarını da büyük bir bağlılık ve şevkle takip etmektedir. Fenerbahçe Taraftarından, rakipler arasında bile sitayişle bahsedilmesinin sac ayaklarından biri olan bu nispeten az sayıdaki insanın arzusu, salonların dolmasıdır. Yıllardır bunun uğraşı verilmektedir.
Bu kısa sayılmayacak özetten sonra belirtmek isteriz ki; “Güven ve Destek” kelimelerinin anlamını iyice yitirerek “Bila kayd-ü şart” emaresini başına aldığı şu zamanlarda bize (ve toplum kurallarına) göre “hata” olarak değerlendirilmesi gereken bir takım icraatlar için (Bkz. Aydın Örs olayı) büyük bir kesim tepkisini dile getirirken, hatırı sayılır sayıda insanın da hem “İcraat olan yerde hata olması normal. Çalışılmasaydı hata olmazdı” demesi hem de bu hataları sahiplenmesi acıdır. Hatalar boyun eğmek değil, düzeltilmek için vardır. Düzeltilemeyecek hata ise telafi edilmelidir. Hatasız kul olmayacağı gibi, hatasız kurum da yoktur. Rahmetli İsmet Paşa’nın meşhur sözünde vücut bulan “Ben de hata yaparım ama aynı hatayı iki kez yapmam” düsturu kişilerin de kurumların da hafızasında yer almalıdır.
Sadede gelecek olursak; Spor Kulübü ve buna bağlı şubelerin yönetimine, doğrudan müdahil olarak karışmak taraftarın işi değildir. Bunun yanında, gönül bağıyla bağlı olduğumuz Fenerbahçe’yi rakiplerinden ayırdığını düşündüğümüz bir takım değerlerin (dürüst, saygılı, vefalı ve koruyucu olmak gibi) göz göre göre çiğnenmesine de sessiz kalmamız olası değil. Bu esaslara istinaden, şimdi soruyoruz:
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Forty Murat kimin tavuğuna kışt dediği için bu kulüple bağları koparıldı, açıklayabilir misiniz? Fenerbahçe’nin çıkarları mı, birilerinin isteği mi buna neden oldu?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Arzu Özyiğit’in Fenerbahçe’den hangi Bizans oyunlarıyla gönderildiğini açıklar mısınız?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Serap Yücesir’in sezon öncesi neredeyse bütün idmanlara sorunsuz çıkmasına rağmen, gözden çıkarılmasının asıl sebebi nedir? “Teknik anlamda beğenmemek”den başka bir sorun yoksa, ilerde de örneğini göreceğimiz üzere uydurma bir görev icat edip (Didem Akın da varken) “Önerdik istemedi” denmesinin nedeni nedir? Ayrıldıktan sonra arkasından “Çok para istedi. O yüzden anlaşamadık” denmesinin amacı nedir?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Nilay Yiğit’in kulüpten ayrılma sürecinde ortalığı yalanlarla dolduran kimlerdir? Kim, kimin talimatıyla bu oyuncu için “Galatasaray’la görüşüyor” dedikodusu yaymıştır? Kim “Galatasaray’da oynaması onun için daha iyi olur” diyerek görüşme isteklerini geri çevirmiştir? “Ben seni arayacağım” diyip, 20 gün geçmesine rağmen “Telefonu duymadım” gibi bahanelere sığınarak, oyuncu göndermeyi bile yalanların gölgesi altında yapmanın manası nedir?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Hakan Artış’ın Fenerbahçe ile ilişiğinin kesilmesi esnasında yaşananlar nelerdir? O gönderildiğinde açılan yere kim, hangi şartlar karşılığında gelmiştir?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği İbrahim Kutluay’ın Fenerbahçe’den ayrılma süreci nasıl şekillenmiştir? İbrahim’in ardından çıkartılan ve hala açıklığa kavuşturulmadığı için bir takım kişilerce ısıtılıp, öne sürülen dedikoduların kaynağı nedir? Bu dedikodulara o zaman müdahil olan insanlar, neden hala açıklama yapmamaktadırlar?
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Ömer Onan Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra arkasından onca atılıp tutulmasının sebebi nedir? Detaylar neden insanların onuruyla oynanacak hale gelene dek saptırılmıştır? Neden ısrarlı bir hedef gösterme süreci yaşanmıştır?
Futbolda Haluk Ulusoy ve şürekası için “Birilerinin her dediğini yapıyorlar. Fenerbahçe’ye zarar vermeye çalışıyorlar” diyip, icraatları farklı olmayan Turgay Demirel ile bir sürü çıkar ilişkisinin içinde yer almanın diyetleri nelerdir? Bu ilişkiler neticesinde kim, Fenerbahçe’de görev almıştır, kimler görev alacaktır?
Komisyoncu olduğu cümle alem tarafından bilinen bir Halil Üner, son geldiğinde, Fenerbahçe’de kimler vasıtasıyla çalışmaya başlamıştır? Halil Üner dönemi icraatlarının sonunda gönderilen oyuncuların arkasından söylenenler hala savunulmakta mıdır?
Pür Galatasaraylı olduğu bilinen Didem Akın göreve nasıl getirilmiştir? Bu görevlendirme ne sebeple sona ermiştir? Görevinden alınmasına dair hiçbir açıklama yapılmayarak, neden bu insan hakkında asılsız ve çirkin dedikodular çıkmasına izin verilmiştir?
Galatasaray’da spor yapmış, Beşiktaş’ta görev almış ve Beşiktaş’taki görevine “Komisyon aldığı için Süleyman Seba tarafından son verildiği” söylenen Remzi Dilli kimin ricası, kimin teşvikiyle, hangi Fenerbahçeli gönderilerek, hangi şartlarla göreve getirilmiştir? Euroleague Yarı Final’e kalma maçında, İspanyol oyuncular masa hakemlerini ablukaya almışken, bizim oyuncularımızı sakinleştirmesinin amacı nedir? Akatlar’da oynanan Beşiktaş maçında, protokolden kızlarımıza edilen küfürlere karşılık olarak, küfür edenlere dönüp kusura bakmayın demiş midir? Yine aynı maçta, takımımızın attığı baskete sevinen takım mensuplarını, taraftarı tahrik etmeyin diyerek engellemiş midir? Aydın Örs’ün arkasından çevirilen dolaplarda rol aldığı doğru mudur?
Galatasaray ile oynanan bir TBL maçında, salonda hiçbir Fenerbahçeli ilgili olmamasının nedeninin Federasyon Başkanının “Gerginlik çıkmasın” endişesi olduğu doğru mudur? Akatlar’da çıkan onca olaya karşı, kızlarımız için ekstra bir güvenlik önlemi alınmamasının ve kuralların tatbik edilmemesine karşı suskunluğun sebepleri nelerdir? Amatör şubelerden ilgili olan sayın yöneticinin kendi memleketinde bayan basketbol takımı oyuncuları, Türk Bayan Basketbol Tarihinin en ağır tacizleriyle karşı karşıya kalırken buna ses çıkarılmamasının sebepleri nedir?
Bu vakte kadar kronolojik gitmedik, ama bu madde sona kalmalıydı.
Gönülden Fenerbahçeli olduğunu herkesin bildiği Aydın Örs’e reva görülen muamele ne zamandan beri düşünülmektedir? Fenerbahçe’den birilerinin sürekli olarak Tanjeviç ile bağlantıda olduğu doğru mudur? Bir süre önce Tanjeviç ile anlaşıldığı ama bunun, aklına böyle bir şey getirmediği için yeni sezonu heyecanla bekleyen Aydın hocaya söylenmediği doğru mudur? Arkasından çevrilen onca oyunun amacı nedir? Olmayan bir mevki uydurulup, hesapta büyük bir onur verilen (!) Aydın hocaya (Remzi Dilli ve Nedim Karakaş da varken) “Tek yetkili olacaksın” denip, koç bile seçmemesine izin vermenin bu adam gibi adama “İstifa et” demek olacağını değerlendirememek midir yöneticilik? Çok zarif bir istifa ve teşekkür yazısı yazan o çok saygıdeğer hocanın arkasından iki gün tek kelime teşekkür etmeden geçirmek ve zorla ettiğiniz teşekkürün içerisinde bile “O daha önce de istifa etti ama biz engelledik” kabalığını yapmak mıdır Fenerbahçelilik?
Bütün bu sorulara cevap bekliyor değiliz. Bu saatten sonra verilecek cevapların da bir önemi yok. Olsa olsa güldüren cevaplar olur. O da keyiften değil, acıdan. Fenerbahçe, Fenerbahçelilerindir. Fenerbahçe, Fenerbahçeliler ile bugünlere gelmiştir. Değişen şartlar, endüstriyel dünyanın gerekleri, bir takım değişikliklere yol açabilir ama yalana, dolana, saygısızlığa ve korumakla yükümlü olunan değerlerin parçalanmasına sebep olarak günümüz gerçeklerini göstermek de samimiyetsizlikten öte bir şey değildir.
Fenerbahçe Spor Kulübü Taraftarları olarak; bugüne kadar ısrarla sürdürdüğümüz "Fenerbahçe Spor Kulübü Değerlerine Destek"ten asla vazgeçmeyeceğiz. “Ulaşım/vakit/ekonomik/ailevi/sağlık problemi olmadığı halde, sırf mabadının keyfi yerine gelsin diye”; Fenerbahçe’nin futbol dışı branşlarını çok önemsediğini söyleyen ama izlemeye bile tenezzül etmeyip, sadece adı geçtiğinde fikir beyan etme zahmetine girenlere (!) rağmen biz hep oralarda olacağız.
“Fenerbahçe Değerleri” bizim için her şeyin üzerindedir.
29 Ağustos 2008 Cuma
Vefa Kapısı
Umit Ozat, Karlsruhe ile oynadiklari macta, oyun surerken agir bir travma gecirmis. Kalp krizi oldugu da soyleniyor, baska bir sey oldugu da. Detaylara henuz vakif olamadik. Haberi ogrendigimiz gazete sitesinde yazmiyordu zira, olan biten esnasinda Daum'un gozyaslarini tutamadigi vb. ayrintilar disinda...
Bir umit diye Fenerbahce'mizin resmi sitesine girdik ama orada da yok. CNN'de bile var, kaptanligini yaptigi Fenerbahce resmi sitesinde yok haber ve bir gecmis olsun notu.
Kaptanlik surecinde, oyunu itibariyle degil ama kaptanlik vasiflariyla ilgili cok elestirdik Umit Ozat'i. Su satirlari yazdik mesela:
-------------------------------
Taraftarın stadda veya ekranda, kaçan her pozisyona, saha içinde olan biten her türlü pisliğe yüreği burkulurken, bir şeyler yapamamanın acısı insanların içine çökerken, bu oyuncunun Kaptan olarak eli belinde dolaşmasını, herşeye mabadini dönüp gitmesini, varlığını sadece oflayıp poflayarak göstermesini anlayamıyorum.
Her gün gazetelerde boy boy tefrikalar çıkıyor bizim futbolcuların ağzından. "Küfür etmesin bize taraftar" diye. Evet, sonuna kadar da haklılar. Ancak başlarındaki adam artık çığırdan çıkmış, maçın durduğu bütün anlarda eli belinde sahaya bakıyor. Arkadaşlarına faul yapılıyor,paşam bakıyor, rakipler her türlü şeyi geciktirerek yapıyor, paşam bakıyor.
Elin adamina ( B.Korkmaz ) kızıyoruz ama adam kaptanlıksa kaptanlık yapıyordu. Birilerinin bu adama, kaptanlığın ne manaya geldiğini anlatması gerekiyor. Artık ben şundan şüpheleniyorum:
"S.kerim ya bana mı kaldı?" hissiyatı mı besliyor bu adam?
"Gençlerbirliği'nde oynarken antremana gs eşofmanıyla çıkar"mış.
"23 yıldır alamamışlar kupayı, biz mi alacağız" demiş.
Doğrudur, değildir, bu mühim değil. Sahadaki her türlü haliyle daha fazlasını hissettiğini doğruluyor adeta. Ve oyununa da yansıyor bütün bunlar. Umurunda bile değil gibi.
Bu takımda, ben bile genç yaşıma rağmen ne kazmalar gördüm. Katlanılır. Bu da "tuzu biberi olsun kadronun" denir. Ama Ümit'in sahada sergilediği vaziyet baska. O zaman herkes dönsün mabadını, yürüsün, gitsin. Kapatalım kulübü.
-------------------------------
Cok sertmis. Hala da arkasindayiz bunlarin.
Ama o baska, bu bambaska... Bir can neticede. Sahada emek verirken yigilip kalan, olumun elinden kil payi kurtulan, bir esi, colugu cocugu olan bir insan. "Oktay Derelioglu'nun Jubilesi'ne bile mansetten yer veren resmi sitemizin bunu es gecmesi anlasilir gibi degil" diyecegim ama nesi anlasilir degil?
Giden her branstaki her oyuncusunun ardindan, istisnasiz "Para icin satti bizi" imasi yapan ve Aydin Ors gibi bir insana gidecegi anlasildiktan sonra resmi site (veyahut herhangi bir resmi iletisim organi) araciligiyla tesekkuru zul goren bir zihniyetten bahsediyoruz. Gordukleri buyuk tepkiden sonra, gonulsuzce gibi gorunen ve hic bir sekilde nezaket ile bagdastirilamayacak sozleri barindiran bir aciklama yaparak tesekkur mu, beddua mi ettikleri belli olmayan bir zihniyet. Bir "Gecmis olsun"u refleks olarak yayinlayamayan bir anlayis...
Ve boyle boyle... Uzaklastigimiz ve hatta uzaklastigimizi temcit pilavi gibi tekrar ettigimiz icin artik kendi kendimize bile yabancilasan bir seyler var.
Kapi kolu kirildigi icin artik acilamayacak ve kirilarak gecilmesi de mumkun olmayan bir kapi var.
Mevlana'nin, Mesnevi'sinde "Gel" dedigi kapi:
Şeytan gibi hasetçi değilsen dâva kapısını bırak da vefa kapısına gel!
Bir umit diye Fenerbahce'mizin resmi sitesine girdik ama orada da yok. CNN'de bile var, kaptanligini yaptigi Fenerbahce resmi sitesinde yok haber ve bir gecmis olsun notu.
Kaptanlik surecinde, oyunu itibariyle degil ama kaptanlik vasiflariyla ilgili cok elestirdik Umit Ozat'i. Su satirlari yazdik mesela:
-------------------------------
Taraftarın stadda veya ekranda, kaçan her pozisyona, saha içinde olan biten her türlü pisliğe yüreği burkulurken, bir şeyler yapamamanın acısı insanların içine çökerken, bu oyuncunun Kaptan olarak eli belinde dolaşmasını, herşeye mabadini dönüp gitmesini, varlığını sadece oflayıp poflayarak göstermesini anlayamıyorum.
Her gün gazetelerde boy boy tefrikalar çıkıyor bizim futbolcuların ağzından. "Küfür etmesin bize taraftar" diye. Evet, sonuna kadar da haklılar. Ancak başlarındaki adam artık çığırdan çıkmış, maçın durduğu bütün anlarda eli belinde sahaya bakıyor. Arkadaşlarına faul yapılıyor,paşam bakıyor, rakipler her türlü şeyi geciktirerek yapıyor, paşam bakıyor.
Elin adamina ( B.Korkmaz ) kızıyoruz ama adam kaptanlıksa kaptanlık yapıyordu. Birilerinin bu adama, kaptanlığın ne manaya geldiğini anlatması gerekiyor. Artık ben şundan şüpheleniyorum:
"S.kerim ya bana mı kaldı?" hissiyatı mı besliyor bu adam?
"Gençlerbirliği'nde oynarken antremana gs eşofmanıyla çıkar"mış.
"23 yıldır alamamışlar kupayı, biz mi alacağız" demiş.
Doğrudur, değildir, bu mühim değil. Sahadaki her türlü haliyle daha fazlasını hissettiğini doğruluyor adeta. Ve oyununa da yansıyor bütün bunlar. Umurunda bile değil gibi.
Bu takımda, ben bile genç yaşıma rağmen ne kazmalar gördüm. Katlanılır. Bu da "tuzu biberi olsun kadronun" denir. Ama Ümit'in sahada sergilediği vaziyet baska. O zaman herkes dönsün mabadını, yürüsün, gitsin. Kapatalım kulübü.
-------------------------------
Cok sertmis. Hala da arkasindayiz bunlarin.
Ama o baska, bu bambaska... Bir can neticede. Sahada emek verirken yigilip kalan, olumun elinden kil payi kurtulan, bir esi, colugu cocugu olan bir insan. "Oktay Derelioglu'nun Jubilesi'ne bile mansetten yer veren resmi sitemizin bunu es gecmesi anlasilir gibi degil" diyecegim ama nesi anlasilir degil?
Giden her branstaki her oyuncusunun ardindan, istisnasiz "Para icin satti bizi" imasi yapan ve Aydin Ors gibi bir insana gidecegi anlasildiktan sonra resmi site (veyahut herhangi bir resmi iletisim organi) araciligiyla tesekkuru zul goren bir zihniyetten bahsediyoruz. Gordukleri buyuk tepkiden sonra, gonulsuzce gibi gorunen ve hic bir sekilde nezaket ile bagdastirilamayacak sozleri barindiran bir aciklama yaparak tesekkur mu, beddua mi ettikleri belli olmayan bir zihniyet. Bir "Gecmis olsun"u refleks olarak yayinlayamayan bir anlayis...
Ve boyle boyle... Uzaklastigimiz ve hatta uzaklastigimizi temcit pilavi gibi tekrar ettigimiz icin artik kendi kendimize bile yabancilasan bir seyler var.
Kapi kolu kirildigi icin artik acilamayacak ve kirilarak gecilmesi de mumkun olmayan bir kapi var.
Mevlana'nin, Mesnevi'sinde "Gel" dedigi kapi:
Şeytan gibi hasetçi değilsen dâva kapısını bırak da vefa kapısına gel!
1'i Yenen 188
1968'de oynanmaya baslanan Amerika Acik Tenis Turnuvasi'nin bu seneki bayanlar ayagi, daha once gerceklesmemis bir surpriz yapti.
1 numarali seribasi Ana Ivanovic, daha ikinci turda, Dunya siralamasinda 188 numarada yer alan Fransiz tenisci Julie Coin'e yenildi. Coin, Avusturalya, Fransa ve Ingiltere'deki Acik Tenis Turnuvalarina katilmayi bile hak edememisken, Amerika'da geldi ve 1 numarayi alt ust etti. Amerika Acik tarihinde ilk kez 1 numarali oyuncu bu kadar erken veda ediyor turnuvaya.
Mactan sonra Ana;
"Eger 1 numara gibi oynayip oynamadigimi soruyorsaniz, cevabim hayir. Cok zor bir mac oldu" demis. Malumun ilanina gerek var mi Ana? Basini one eg ve git...
Beri yandan, macin sonunda ciglik cigliga kalan ve sevincten seyirci cenahina mac hatirasi olarak bir top gonderen Coin ise "Kazanacaginizi tahmin ediyor muydunuz?" sorusuna delikanli gibi "Hayir" diye cevap vermis. "Ne zaman inandiniz?" diye eklemisler. "Mac bittiginde..." demis. Bizde olsa "Cok calistik. Ivanovic buyuk tenisci. Ama biz de inandik. Buradan camiaya bir mesaj vermek istiyorum. Yeter ki bize inansinlar. Desteklerini esirgemesinler" olurdu demec. Biraz futbola atfen bir mesaj oldu ama memleketimizdeki sporcu zihniyetinin kurulu saat mantigi bu vb. soylevler cercevesinde isler, malum.
Coin, bundan sonraki turda eski 1 numara ve kendi vatandasi olan Mauresmo ile oynayacak. Sonrasi Allah kerim.
Eli degmisken, bir de 2 numara Jankovic'i supurse ne guzel olurdu, tenis tarihi ve Flying Dutchman'in tilt olmasi acisindan ama maalesef turnuvanin eslesme haritasinda uzak kanatlarda bulunuyorlar. O mevzuda umudumuz ilk asama itibariyle Bartoli ya da Davenport'ta. Geregini yaparlar diye umuyoruz. Zira eline kupa yakismiyor o Jankovic'in...
1 numarali seribasi Ana Ivanovic, daha ikinci turda, Dunya siralamasinda 188 numarada yer alan Fransiz tenisci Julie Coin'e yenildi. Coin, Avusturalya, Fransa ve Ingiltere'deki Acik Tenis Turnuvalarina katilmayi bile hak edememisken, Amerika'da geldi ve 1 numarayi alt ust etti. Amerika Acik tarihinde ilk kez 1 numarali oyuncu bu kadar erken veda ediyor turnuvaya.
Mactan sonra Ana;
"Eger 1 numara gibi oynayip oynamadigimi soruyorsaniz, cevabim hayir. Cok zor bir mac oldu" demis. Malumun ilanina gerek var mi Ana? Basini one eg ve git...
Beri yandan, macin sonunda ciglik cigliga kalan ve sevincten seyirci cenahina mac hatirasi olarak bir top gonderen Coin ise "Kazanacaginizi tahmin ediyor muydunuz?" sorusuna delikanli gibi "Hayir" diye cevap vermis. "Ne zaman inandiniz?" diye eklemisler. "Mac bittiginde..." demis. Bizde olsa "Cok calistik. Ivanovic buyuk tenisci. Ama biz de inandik. Buradan camiaya bir mesaj vermek istiyorum. Yeter ki bize inansinlar. Desteklerini esirgemesinler" olurdu demec. Biraz futbola atfen bir mesaj oldu ama memleketimizdeki sporcu zihniyetinin kurulu saat mantigi bu vb. soylevler cercevesinde isler, malum.
Coin, bundan sonraki turda eski 1 numara ve kendi vatandasi olan Mauresmo ile oynayacak. Sonrasi Allah kerim.
Eli degmisken, bir de 2 numara Jankovic'i supurse ne guzel olurdu, tenis tarihi ve Flying Dutchman'in tilt olmasi acisindan ama maalesef turnuvanin eslesme haritasinda uzak kanatlarda bulunuyorlar. O mevzuda umudumuz ilk asama itibariyle Bartoli ya da Davenport'ta. Geregini yaparlar diye umuyoruz. Zira eline kupa yakismiyor o Jankovic'in...
28 Ağustos 2008 Perşembe
Turkiye'de Voleybol 2009
Turkiye Voleybol Ligleri kuralari da cekilmis, haberimiz yok. Statu durumlarini indiremedik ama gecen yildan farkli oldugunu sanmiyorum.
Son senenin cifte kupali sampiyonu Erkek Voleybol Takimimiz ve iki senedir kil payi ikinci Bayan Voleybolcularimiz 11-12 Ekim itibariyle sezonu aciyorlar.
Ilk hafta maclari soyle:
Bayanlar
Fenerbahce - Dicle Universitesi
Gazi Universitesi - Eregli Belediye
Iller Bankasi - Karsiyaka DYO
Turk Telekom - Vakifbank Gunes Sigorta
Eczacibasi Zentiva - Galatasaray
Nilufer Belediye - Besiktas
Erkekler
Bozkurt Belediye - Fenerbahce
Mef Okullari - Belediye Plevne
Istanbul Buyuksehir Belediye - Ziraat Bankasi
Galatasaray - Arkasspor
Polis Akademisi - SGK
Maliye Milli Piyango - Halk Bankasi
11-12 Ekim 2008 haftasinda baslayacak olan liglerin ilk devresi 20-21 Aralik'ta sona erecekmis. Yaklasik bir aylik aradan sonra 10-11 Ocak'ta baslayacak ikinci devre maclarinin 21-22 Mart 2009'da sona ermesinden 1 hafta sonra ise Play-Off sureci baslayacakmis. Bu sene lig erken bitecek gibi gozukuyor.
Son paragrafa, voleybolun ve belki Turkiye'de sporun icler acisi bir haline bakarak girelim. Toplam 24 takimin icerisinde "Spor Kulubu" olanlari topladigimizda maalesef bir elin parmaklarini gecmiyor. Belediye, Okul, Muessese, Banka dolu bir lig. ITU, Kolej gibi okul takimlarinin temayuz ettigi bir ulkede bu egitim yuvasi cabalarina bir nebze saygiyla yaklasmak (en azindan denemek) gerekir ama acilen kurumlari kulup kurmaya degil, spor kuluplerine sponsor olmaya tesvik eden bir yapi olusturulmali. Yaziktir yahu. Kocaman iki ligde, toplasan 5 tane etmeyecek spor kulubu. Sonra Olimpiyatlarda neden boyleyiz? Nasil olalim?
Son senenin cifte kupali sampiyonu Erkek Voleybol Takimimiz ve iki senedir kil payi ikinci Bayan Voleybolcularimiz 11-12 Ekim itibariyle sezonu aciyorlar.
Ilk hafta maclari soyle:
Bayanlar
Fenerbahce - Dicle Universitesi
Gazi Universitesi - Eregli Belediye
Iller Bankasi - Karsiyaka DYO
Turk Telekom - Vakifbank Gunes Sigorta
Eczacibasi Zentiva - Galatasaray
Nilufer Belediye - Besiktas
Erkekler
Bozkurt Belediye - Fenerbahce
Mef Okullari - Belediye Plevne
Istanbul Buyuksehir Belediye - Ziraat Bankasi
Galatasaray - Arkasspor
Polis Akademisi - SGK
Maliye Milli Piyango - Halk Bankasi
11-12 Ekim 2008 haftasinda baslayacak olan liglerin ilk devresi 20-21 Aralik'ta sona erecekmis. Yaklasik bir aylik aradan sonra 10-11 Ocak'ta baslayacak ikinci devre maclarinin 21-22 Mart 2009'da sona ermesinden 1 hafta sonra ise Play-Off sureci baslayacakmis. Bu sene lig erken bitecek gibi gozukuyor.
Son paragrafa, voleybolun ve belki Turkiye'de sporun icler acisi bir haline bakarak girelim. Toplam 24 takimin icerisinde "Spor Kulubu" olanlari topladigimizda maalesef bir elin parmaklarini gecmiyor. Belediye, Okul, Muessese, Banka dolu bir lig. ITU, Kolej gibi okul takimlarinin temayuz ettigi bir ulkede bu egitim yuvasi cabalarina bir nebze saygiyla yaklasmak (en azindan denemek) gerekir ama acilen kurumlari kulup kurmaya degil, spor kuluplerine sponsor olmaya tesvik eden bir yapi olusturulmali. Yaziktir yahu. Kocaman iki ligde, toplasan 5 tane etmeyecek spor kulubu. Sonra Olimpiyatlarda neden boyleyiz? Nasil olalim?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)