5 Ekim 2010 Salı

Büyük Fenerbahçeli İlhan Cavcav



Fazlaca yoruma gerek yok.

Alt alta bir kaç haberin bağlantısını vermek kafi gelecektir.

Sonra da kısa bir süredir Fenerbahçe camiası olarak, içerisinde olduğumuz tartışmayı hatırlayalım.

Bu kısacık alıştırma sonucunca "Tutarlılık ne değildir?" sorusunun cevabını bulacağız.

Buradan buyurun..

20 Aralık 2005
Türk Futbolunun Geleceği Adına Hem Üzülüyor, Hem de Kaygı Duyuyoruz


20 Aralık 2005
Yönetim Kurulu Olağanüstü Toplanacak


20 Aralık 2005
"Savcılığa Suç Duyurusunda Bulunacağız”

21 Aralık 2005
Taraftarımızı Soğukkanlı Olmaya Çağırıyoruz


1 Şubat 2006
Cavcav’ın Dosyası İstanbul Başsavcılığı’nda


12 Nisan 2006
İlhan Cavcav'a Kamu Davası

8 Haziran 2006
İlhan Cavcav Kulübümüze 30.000 YTL ödeyecek

Ne olmuş; sırasıyla bir hatırlayalım..

İlhan Cavcav, teşbih denen şeyin bokunu çıkartıp, Fenerbahçe'yi PKK'ya benzetmiş. Camiada infial uyanmış. Savcılığa başvurulmuş. Taraftara "Aman sakin olun" denilmiş. Dava açılmış. Tazminat alınmış. Demek ki mevzunun önemi büyük..

Tabii ki büyük... "Yargı cezasını vermiş. Konu kapanmış" diyebilenlere bir üst paragrafın ilk cümlesinin sonunu tekrar hatırlatalım. İlhan Cavcav, Fenerbahçe'yi PKK'ya benzetmiş.

Her zaman, her yerde, Fenerbahçe'ye zararı dokunanların ve ona hakaret edenlerin karşısında duranlar, bu alçakça ithamı ne zaman unutmuşlar peki? Bakalım...

13 Nisan 2008 tarihinden bir haber...
Ankara Tesislerimizin Temeli Atıldı

13 Mayıs 2009 tarihli bir başkası...
Yemekte Buluştular


Birinde tesis açılışına bizatihi davet var. İkincisinde bir yemek. Hatta son haberdeki fotoğraflardan birisinde, Aziz Yıldırım ve İlhan Cavcav aynı karede gözüküyorlar. Aynı masada... Tövbe, olmaz öyle şey. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'ye hakaret etmiş birisiyle aynı masada asla oturmaz. İsmail Baki Tuncer'dir o.

Goethe, gider ayak "Işık.. biraz daha ışık" demiş. Hüseyin Cahit Yalçın'ın da ölmeden az önce "Hürriyet.. Biraz daha hürriyet" dediği rivayet edilir. Fenerbahçe'de ise "Tutarlılık.. Biraz daha tutarlılık" sesleri gelecek yakında.

Korku Filmi Budur, Japon Seven Coşkuludur



1977 yapımı, Hausu filminden bir sahneyi arz ediyorum.. Korku filmi kavramına bakışımı kökünden değiştirdikleri için, Japon milletine teşekkürü borç bilirim.

Arigato gozaimasu...

Allah Allah Deyip Geçer, Genç Zekeriya


Muhtelif kaynaklarda haberi geçtiği üzere, Muğla Üniversitesi'nin rektörlük seçimlerinde aday olan Zekeriya Güney isimli 61 yaşındaki pek muhterem zat, "Herkesin içinde utanmadan sıkılmadan sarmaş dolaş öpüşen öğrencilere tahammül gösterilmeyecek" buyurmuş.

Tahammül göstermeyip de ne yapacak; mesela erkeklerin çükünü mü kesecek, yoksa kızlara firavun sünneti mi uygulayacak, orası aydınlanmamış.

Kafa karışıklığı, kendisini "çok çalışkan, Atatürk ve Türk milleti sevdalısı, hümanist ve milliyetçi-sosyalist bir dünya görüşüne sahip" diye tanımlamasından iyice anlaşılan bu öğretim abidesinin (!) rektör olacağı bir üniversiteden kime, ne hayır geleceği tartışılır.

Muğla'nın kapısın Zekeriya açtı.
Gençlerin cümlesi önünden kaçtı ooof offf.

Kıçı Açık Basketbolcu (!)


Diana Taurasi, ESPN dergisine çıplak poz vermiş.

Bizim memlekette spor bilinci çok yüksek olduğu için, kendisi bundan böyle "Fenerbahçe'nin basketbolcusu kıçını kamuya açmış" diye anılacaktır, büyük olasılıkla.

Olsun. Değerinden bir şey götürmez. Aksine, bizim 15 yıl oynayıp da yaralı parmağa işememiş basketbolcularımızdan kat be kat fazla değerlenir böyle insanlar.

Medyanın gazına gelecek olanlar, açsın şuradan bir kariyerine ve hikayesine baksın Taurasi'nin.

Diğerleri Diana ve Sylvia ile geçecek rengarenk ligin farkındalar zaten.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Moskau



Temposu halet-i ruhiyeme hiç de uygun olmayan bir şarkıyla, Moskova'ya doğru...

Moskau - fremd und geheimnisvoll,
Türme aus rotem Gold,
kalt wie das Eis.

Mega Maytap


Ankaragücü-Konya maçında, sahaya atılan maytap (!) patlayınca, bir güvenlik görevlisi korkudan bayılmış.

Bizim bildiğimiz maytap patlamaz, kim bilir neydi atılan?

Aklıma Orhan Ayhan geldi haberi okuyunca... Kendisi yıllar önce, tribünde yakılan bir meşale için "Mega Maytap" deyimini kullanmıştı.

Çok yaşasın!

Siktirin Gidin, Gelmeyin Bir Daha Maça


Fenerbahçe "kötü tezahürat" sebebiyle ceza almış.

Üzücü.

Yalnız ben bu cezaların nasıl verildiğini hala anlayabilmiş değilim.

Eskisi kadar özet görüntü verilmiyor artık ya da ben izlemiyorum o eski şevkle; ama hangi maça şöyle bir göz atsam bir kaç küfür duyuyorum.

Hele radyoda, arkada hikayeden fon olmayan maçlarda, sürekli bir üslup sorunu geliyor kulağa tribünden.

Yeni bir şey değil tabii.. Can Kozanoğlu'nun okumaya doyum olmayan kitabı "Bu Maçı Alıcaz"ın küfür ile ilgili bölümleri, en güzel bakış açısını sergiler. Bizlerin kafası da bu minvalde çalışır. Dolayısıyla yönetmelik ve cezalar ile küfürleri engellemeye çalışmak, mantık dışı gibi görünüyor. Bu tamamen yaratılan kültür ve ortam ile ilgili.

Adettendir; cemaat necaseti her zaman hazır tutar. İmam gazını salmaya görsün, ortalığı bok götürür.

Şimdi kulüplere ceza kesen Federasyon ve kesilen cezayı "Bak, gördünüz mü sizin yüzünüzden uf olduk" diye resmi siteden reklam edip, taraftara yüklenen Fenerbahçe düşünsün, "Acaba biz bir şeyleri yanlış yapmıyor muyuz?" diye. Yoksa daha çok gözyaşı dökülür kulüp muhasebecileri tarafından.

Yukarıdaki resimde kırmızı kart görmekte olan, kulüp büyüklerinin manevi oğlu E.B. de zamanında hakemin tekine "a.... koduğumun Fenerlisi" diye küfrederken kameraya yakalanmıştı, hatırlayacak olursak.

Ayrıca, taraftara başlıktaki cümleyi sarf eden kimdi? "Taraftara kimse küfür edemez" denildiği zaman "Ben ederim" diyenle aynı kişi mi? İmam hazretleri yani.

Ne demiştik?

Yöneticiler Gerçek Fenerbahçeli Değil mi?


"İcraatın İçinden" yazısından bombalara devam...

"...özellikle Denizli’de elimizden çalınan şampiyonluğun, "Denizli Faciası" şekilde isimlendirilmesi beni son derece üzmektedir. Bu isimlendirme ve bu konunun sürekli olarak yönetime karşı bir eleştiri malzemesi yapılması; o sezonda yaşananları meşrulaştırmaktadır. Gerçek Fenerbahçelilerin; bu gayri ahlaki ve gayri hukuki durumu, meşrulaştıracak açıklama ve yorumdan kaçınması; o günü asla unutmaması ve unutturmaması gereklidir. Zaman içinde, bu konunun tüm gerçekleri ile aydınlatılacağına inancım tamdır."

Sondan başlayalım.

"Zaman içinde" demişler... Ne kadar zaman içinde? Beş mi, on beş mi? Rakamlarla uyumlu olması açısından; "hoşuna da giderse, 2010'da bendensin" demişler gibi, aynısını bir de Trabzon ile yaşadık hazırda. Onda bir sakatlık var mı acaba?

"Tüm gerçekler ile aydınlatılacak" şeyler için kimin el atması lazım? Taraftarlar mı, savcılar mı, mülki ve idari amirler mi? Kim? Yoksa, yöneticilerden başka herkes mi?

Hadi bunu da bir yana koyalım. Gelelim, zurnanın "zaaaart" diye öttüğü yere...

"Gerçek" Fenerbahçelilerin ne yapması gerektiğini yukarıda okudunuz. Durum gayri ahlaki imiş, gayri hukuki imiş, meşrulaştırmamak lazımmış.

Peki... Bu ayıp kere ayıp, alçak kere alçak durumun müsebbiplerinden birisi olan Denizlispor Başkanı Ali İpek hakkında Fenerbahçe resmi sitesinde ne yayınlanmış bir zaman önce?

Hani şurada bahsetmiştik.

Tıklamaya üşenenler için, 20 Nisan 2008 tarihli haberin en can alıcı noktasını buraya da yazalım:

"Başkanımız maç öncesinde Sayın Ali İpek'le bir süre sohbet etmiştir. Ali İpekle Başkanımız arasında her hangi bir anlaşmazlık veya kendisine tepki gösterilmesi gibi bir durum söz konusu değildir."

Ee, ne oldu "Gerçek Fenerbahçelilik" ödevine şimdi? Balon mu oldu?

En iyisi Aziz Yıldırım'ın dergideki yazılarını yazan insanla, internet sitesi metinlerini giren insanın aynı kişi olması... Böyle çok çelişki oluyor. Komik oluyor.

Ağa Düzeninde Bir Cumhuriyet : Fenerbahçe


Fenerbahçe Spor Kulübü'nün "İcraatın İçinden"i olan, resmi dergideki Aziz Yıldırım aylık yazısı, yine birbirinden güzel meseller ile dolu.

Gerçi böyle yazınca da dergideki yazıları Aziz Yıldırım'ın yazdığına inanıyormuşuz gibi oluyor ama... Neyse artık...

Bu ayın ilk bombası "Fenerbahçe'de Olağanüstü Genel Kurul Dönemi Bitmiştir" cümlesi.

Neden bitmiş? Bu konuda detaylı bir açıklama yok. Herhalde, paşa gönül kriterleri geçerli.

"Fenerbahçe'de olağanüstü genel kurula gerek kalmayacak" demek başka, bunu kaldırdığını öne sürmek başkadır.

Çünkü "Olağanüstü Genel Kurul" kavramı, tüzük, yönetmelik ya da her ne bağlayıcı düzenleme ise, bunlarda yer alan bir haktır. Bunun olmadığı tek yer, dikta rejimidir.

Anlaşılan, Fenerbahçe'de zikrin ne olması düşünülüyorsa, fikir de o şekilde ağızdan ve kalemden dökülüyor.

Yazısının ilk paragrafında üç kez "Cumhuriyet" sözcüğü geçirmişken, aklından demokratik düzenin en önemli dayanaklarından olan "serbest düşünce unsurunu" geçirmemesi, başkanın ya da onun yerine bu yazıları kaleme alan insanın fikir yapısını gayet güzel gösteriyor.

Fenerbahçe, bir nevi alaturka IV. Reich olma yolunda.

Getir, Götür!

Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki ağızda bakla ıslanmıyor.

"Oğlum dün falanca mekanda yemekteydik. Filanca geldi. Fişmekanca hakkında neler söyledi neler?" eşliğinde söz uçar, kalacağı yazıya konar.

Sonra ya ayıkla pirincin taşını ya da yalanla haberi.

Kurumsal psikoloji diye bir şey var mı, bilmiyorum ama Fenerbahçe Spor Kulübü'nde iletişim kanallarının muhakkak incelenmesi gerek.

Her zamanki "Yok öyle bir şey" haberlerinden biri, bu sefer Turgay Demirel'e isabet etti resmi sitede.

Hani tamam, kolpa olur da bu kadar mı olur? Bilmesek, her yerde, her fırsatta söyleyen Mahmut Uslu'dan duymasak, biz bile inanacağız.

30 Eylül 2010 Perşembe

Başkanın Emri Var (!) Taraftar Hariç Herkes Girebilir.


Dün akşam Fenerbahçe kız basketbol takımının, Dereağzı'nda Beşiktaş ile bir hazırlık maçı vardı.

Oynanacağı, Fenerbahçe resmi sitesinden duyurulan karşılaşmaya gidenler, kapıda bir sürprizle karşılaştı:


"Maça seyirci alınmayacak"

Bu beklenmedik karar yüzünden, oraya giden az sayıda basketbol sever ile birlikte oyuncu yakınları da şaşkınlık geçirdiler.

Aslında söz konusu durum "geçerli nedenler eşliğinde" ortaya çıksa, çok da yadırganır bir tarafı olmayabilir. Teknik imkan yokluğu, lojistik eksikliği, hatta belki "paşa gönül isteği" bile anlaşılır mazeretler olabilirdi.

Ama... Ortada iki tane "ayıp" var.

Birincisi, resmi siteye haberi girilen bir maç için, bu minvalde bir bilgilendirme düşmemiş olmak, en basit tabirle insanlara saygısızlık... İstanbul gibi bir şehirde, saatlerini ayırıp oraya basketbol izlemeye gelenlere bir notu bile çok görmek, anlaşılır şey değil..

İkincisi ve asıl önemlisi ise, göz göre göre taraftara yalan söylemek.

Bu maddenin detayına girmeden önce bir kaç sene geriye dönelim.

Fenerbahçe ile Beşiktaş takımları, lig finalinde karşı karşıya geliyorlar. Avrupa yakasında oynanan maçların saati 19:00 - 19:30 olurken, bizim sahadaki maçlar 18:00 - 18:30 aralığında başlıyor. O zamanlar kulüpten ilk kovulmasını yaşamamış olan Didem Akın'a "Neden böyle olduğunu" sorup "Bu saatlerde taraftarların işten çıkıp, maçlara yetişemediğini" söylüyoruz. Cevap net:


"Başkan böyle istedi"

Aynı akşam maçta gördüğümüz Aziz Yıldırım'a bu sorumuzu ve cevabı ilettiğimizde, kendisinden gelen yanıt da bir o kadar açık:

"Ne alakası var? Benim haberim bile yok"

Demek ki Didem Akın, yalana kuyruk takıp ortalığa atıyor... Sebep? Belli değil. Neden Aziz Yıldırım'ın adını, yalanlarına alet ediyor. O da belli değil... Bir ihtimal "Bunlar başkana gidip sormaz herhalde" diye düşünerek yapıyor. Tabii öyle olunca da mum yatsıya kadar bile dayanmıyor.

Dönüyoruz 2010 yılına... Tarih tekerrürden ibaret. Dün oynanan maça seyirci alınmaması kararının da Aziz Yıldırım'a ait olduğunu söylüyorlar. Söylüyorlar ama...

Dakikalar ilerledikçe insanlar "O / Onlar girebilir. Didem izin verdi" sözleri eşliğinde salona giriyor. Altyapı oyuncuları, onların tanıdıkları, bir kaç tane oyuncu yakını, iltimas sahibi basketbol severler, sporcu menajerleri derken açık kapılardan içeriye girmeyen kalmıyor. Öyle ki kulüple alakası olmayan menajerler soyunma odalarında bile dolaşabiliyor. Durumdan zararlı çıkanlar ise, yalnızca seyirci alınmayacağını ilk duyduğunda gidip televizyon başına geçenler..

Unutmadan, bir de maç başlamadan önce salonun tüm kapılarını kapattırıp, içerisi cehenneme dönünce gerisin geri açtırmaları ve güvenliğe "Oralardan kimsenin bakmamasını sağlayın" talimatı vermeleri var ki... Anlatılır gibi değil.

Şimdi... Semih Özsoy'un, Nedim Karakaş'ın ve Didem Akın'ın hazır bulunduğu maça dair sorulabilecek sorular şunlar:

1. Ortada gerçekten "Başkandan gelen" bir talimat var mı?
2. Olsa, sonuç böyle mi olur? 
3. Yoksa, bu yalanın söylenme sebebi ne?
4. Olan biten bir şekilde Aziz Yıldırım'ın kulağına gittiğinde (ki gidecek) ne olacak?

Organizasyona dair en ufak detaylar için bile "Biz öyle uygun gördük" diyemeyip, her şeyi Aziz Yıldırım'ın üzerine yıkmaya çalışmanın mantığı nedir? İnsanlara yalan söyleyerek ne elde edileceği düşünülüyor? Bunları anlayabilen beri gelsin.

Fenerbahçe, olur olmaz her şeyin yükünü başka sırtlara yükleyen kifayetsiz muhterislerin ve yalancıların barınacağı bir yer olmamalı!

24 Eylül 2010 Cuma

Bugün Senin Bayramın Fenerbahçeli...


Bugün geçti artık ama yarın günlerden cumartesi.

Erkenden kalk, elini yüzünü yıka, abdestini al. Kaç rekat istersen, şükür namazı kıl. Güzelce kahvaltını et.

Neden mi? Söylemeden önce bir yere otur ve sıkı dur! Heyecanlanacaksın çünkü...

Ta ta ta taaaaa!
Topuk Yaylası kaba inşaatı tamamlanıyor

Ne o, sevinmedin mi?

Ne demek "Bana ne bundan?", ne demek "Sen futbol takımının durumundan haber ver"

Topuk Yaylası diyorum lan!

Yok arkadaş, sevinmedin sen... Vallahi size yaranılmıyor.

1990'lı yıllarda "Bakınız muhterem cemaat" şeklinde başlayan bir Oflu Hoca ses kaydı vardı. İşte burada mevcut. Hani orada diyor ya hoca, "La at onları dışarı Hasan" diye... Sizin başınıza gelecek de odur işte.

Tesis bu birader, onlarca kupaya bedel! Yerseniz!

Yemediniz mi?

Nur İçinde Yat, Paşam



Dedik.. Yok, Yok, Demedik.. Dedik mi Lan?


Fenerbahçe resmi sitesi hakikaten çok eğlenceli bir yer. Az uğraşsalar, Zaytung'u bile geride bırakacaklar.

Eskilere bakıyordum yine. İki haber gördüm.

Birisi, 27 Mayıs 2007 tarihli.

Olağan Mali Genel Kurul yapılmış ve haber olarak şu metin girilmiş:

"Faruk Ilgaz Tesisleri'nde gerçekleştirilen olağan mali genel kurulda yaptığı konuşmada, yapılacak transferlerin Fenerbahçe'nin bütçelerini aşmayacağını, ancak yine bir yıldız oyuncu transferi gerçekleştireceklerini ifade eden Başkanımız,"Transferler bütçeleri aşmayacak. Ama Fenerbahçe'nin bir alışkanlığı var artık. Her sene bir yıldız oyuncuyu muhakkak getiriyor. Onu da düşünüyoruz, sağlayacağız..."

İkinci haber, 31 Temmuz 2007 tarihinden. Aradan iki ay geçmiş.

Haber başlığı:
"Başkanımız Yıldız Oyuncu Demedi!"

Okuyan bünyelere "Hayda, Atilla Mayda!" dedirtiyor değil mi?

Detaylar ise şöyle:

"Bir kez daha açıklamak zorunda kalıyoruz. Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım TV kameraları tarafından da kaydedilen ve televizyonlarda yayınlanan konuşmasında "Bir oyuncu daha transfer edeceğiz" demiştir. Günlerdir bu sözü "Yıldız oyuncu transfer edeceğiz" diye çarpıtarak yazan basınımızı bir kez daha uyarıyoruz. Milyonlarca insanın TV'den izlediği ve duyduğu bir sözü dahi çarpıtmaktan çekinmemek hangi gazetecilik ahlakına sığmaktadır."

Hani tribünde bir tezahüratımız var ya, "Kafamız güzel" diye başlayan... Ne kadar uyuyor değil mi resmi sitemize?

23 Eylül 2010 Perşembe

Tophane


Tophane rıhtımında yaparlar gemi aman aman.
Oturmuş ehlikeyifler çekerler demi.
Çatlak patlak, delik de deşik, kambur kör, nalet malet.
Hepsine bak.
Çek mastor çek aman aman.
Dalgaya bak.

Tophane rıhtımında herkesin dalgası kafası saat gibi.
Fasonu var.

Tophane rıhtımında var bir meyhane aman aman.
Çok naz etme hanım abla, doldur bir tane.

Çatlak patlak, delik de deşik, kambur kör, nalet malet.
Hepsine bak.
Çek mastor çek aman aman.
Dalgaya bak.


Tophane rıhtımının kızları, aaaa, alayı bacımız ha bacımız.
Fasonu var.

Tophane rıhtımında yaparlar kantar aman aman.
Bu sosyete kızlarının hepsi de mantar.

Çatlak patlak, delik de deşik, kambur kör, nalet malet.
Hepsine bak.
Çek mastor çek aman aman.
Dalgaya bak.


Tophane rıhtımında bütün dalgalar hava gazı diyorum.
Fasonu var.

Tophane rıhtımının kızları nazlı aman aman.
Şu İstanbul şoförleri hepsi de hızlı.

Çatlak patlak, delik de deşik, kambur kör, nalet malet.
Hepsine bak.
Çek mastor çek aman aman.
Dalgaya bak.

Fasonu var!


Aslı da burada