11 Ekim 2008 Cumartesi

Aportta Bekleyenler

Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, Adana’da saldiriya ugradi.
Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, Akatlar’da saldiriya ugradi.
Fenerbahce Bayan Basketbol Takimi, Ankara’da saldiriya ugradi.

Ugramak…

Dunya uzerinde bu kadar saldiriya maruz kalan baska bir Bayan Takimi var midir acaba?

Adana’da soyunma odasina girip “Kestaneyi cizecegiz” diyenler vardi. Adana demisken bir parantez, bizim “Amator Branslar Sorumlusu” yoneticimiz de Adanalidir yani. Ama her ne hikmetse en agir hadiseleri de Adana’da yasamisizdir. “Once tedbir sonra tevekkul” demisler ama onlemmis, tedbirmis, bunlar hep gavur icadi ne de olsa. Varsa yoksa tevekkul bizde.

Akatlar’da yanan sigaralar, bozuk paralar, sopalar atildi sahaya. Kasi yarilanlar, muhtelif yerlerinden yaralananlar girla gitti. Hatta bir lama bolugu bile hazir bulunuyordu. Goren sahaya tukurme yarismasi var sanirdi. Sporcularimiza ana avrat kufredilirken Sube Kaptanimiz kufredenlere “Eyvallah” cekip, oyuncularimizin isyanini susturuyordu,

Bugun de mactan once Ankara’da kizlarin otobusunu taslamis Galatasaraylilar. Oradan da madalya torenine istirak etmislerdir. Bu performanslariyla sonuc kesin cunku.

Caferaga Spor Salonu senelerce, sporcularin en rahat ettigi yer oldu. Hala da oyle aslinda ama is gittikce cigrindan cikiyor. Yonetici basiretsizlikleri, sagduyu eksikligi, Federasyon vurdumduymazligi derken, yokus asagi yuvarlanan birseyler gitgide buyuyor. Bunun altinda kalanlar, cizgi film karakterleri gibi iki bukuldukten sonra kendilerini dogrultup, hayatlarina devam edemezler. Altindan kalkilamayacak kadar agir olur bunun sonuclari. Ve yazik olur. Spora da sporcuya da yonetene de. O yuzden, buradan yuz metre dumduz, hic bir yere sapmadan gidin. Gazete bayiinin karsisinda “Aklin Yolu” tabelasini goreceksiniz. Gerisi size kalmis.

Ankara'nin Dardir Yolu

Bir onceki gun “iki kupa” dedik ama “Ankara’nin tasina bak, gozlerimin yasina bak” ile bitirdik Cumartesi’yi.

Once kizlar… Hicbirinin gozunde “Biz bu kupayi kazanacagiz” yoktu. Bir kac sene once 49-74 kaybedilen bir Akatlar macinda gormustuk bu bos bakan gozleri. Sonrasi beyaz uzerine lacivert yaziyla “Bu Formayla Dalga Gecilmez” yazisi ve “Besiktas’a koymadan bize huzur yok” tezahurati. Geregini yapmadilar mi? Layikiyla yerine getirdiler. Ama bu “Amacsiz bakan gozleri” acikliyor mu? Mazur gosteriyor mu? Bizce hayir. Hem seneler sonra “Bir ivme” diye dolasan ezeli rakibe bunu kendi ellerimizle vermek, tum sezonu moralle gecirmesine davet etmek… 55-71 hic hos olmadi.

Kadroydu, suydu, buydu detaylarinin sezon oncesi bir karsilasmada dibine kadar irdelenmesi gereksiz gelebilir ama bu konu uzerine kafa yoran herkesin sordugu o hakli soru ne olacak: “Nicole Powell nerede?” Rakibin 38 yasindaki oyuncusu daha gecen hafta final oynamisken, saha cikip savasiyorsa ve bizim oyuncumuz haftalardir yatiyorken bu maca cikmiyorsa bunu soranlar hakli olmaz mi?

Burada hoca zaafiyeti olduguna inanmiyorum. Hic bir hoca, hele Zafer Kalaycioglu, Cappie’den sonra Nicole’e razi olmaz. Iki senelik aradan sonra, mali kisitlamalar ve bunlara bagli imkanlar dahilinde “Tanidik, bildik en azindan” kontenjanindan takima geri dahil edilen Powell ilk geldiginde “Ben profesyonel turistim” dememis miydi? Play-off serisinde cikardigi oyunu (sebebi ne olursa olsun) hatirlamiyor muyuz? Butun bunlara baktigimizda “Attan indik, orasi kesin ama bindigimiz nedir?” sorusu aklimiza gelmiyor mu?

Uzatmayalim. Oyle ya da boyle “Bayan Basketbolu’nda Fenerbahce Gelenegi” diye bir sey yaratildi. Onder Dai’lerin, Ayten Salih’lerin ellerine dogan, Forty Murat’larin, Arzu Kaptan’larin ozverileriyle yeniden canlanan ve adi sukranla anilasi daha nice insanin hizmet ettigi bu gelenek, “Suregelen degerler erozyonunda eriyip gider mi?” korkusundan kendimizi alamiyoruz. Klise bir teselli de olsa “Bir kupa kazanarak Kralice olmadilar. Bir kupa kaybederek de taclarindan olmazlar” diye dusunuyoruz. Umuyoruz…

Yillarca ozlettikten sonra son iki senenin sampiyonu olarak zuhur eden erkek basketbol takimimiz da Telekom’a kaybetti kupayi. Solomon’dan gecip, Green duraginda durunca bozulan halet-I ruhiyeler, Giricek ile biraz toparlanmisti ki Cumhurbaskanligi Kupasi Vidmar ve Preldzic’in hala bizim takimda oynadigini hatirlatinca oynar baslikli bir hal aldi yeniden sinir uclari. Bu ikisi gercekten 2010 ya da takip eden senelerde mukemmel oyuncular olabilirler ama Fenerbahce’nin iki yabanci hakkini bunlardan yana kullanarak “Ihtiyaci oldugu anlarin hemen hepsinde yari yolda kalmasi” bir nevi “Basari yolunda cekilmesi gereken cilenin mutlak mukadderati” midir? Ve bastan beri tasidigimiz endiseyle, cefasini cektigimiz gibi sefasini surebilecek miyiz bu genclerin? “Bizde bundan cok var” diye alinmayacagi aciklanan ama sonra alinip Alpella’ya verildikten sonra, “Galiba pek yokmus” denerek takima geri dahil edilen Serhat Cetin’den ve “Ulker altyapisi bizimle birlestikten sonra Voltran olusacak” hissiyatindan bahsetmiyoruz bile. Erken konusmak gibi olacak ve sonunda buyuk mahcubiyet de yasayabiliriz ama Allah’in bildigi dusuncemizi kuldan saklamanin luzumu var mi? Bay 2010’u takdimimdir…

Baslangic boyle oldu, bari sonu hayirli olsun. Yoksa camia olarak bu seneyi apranax fort ile gecirecegiz.

10 Ekim 2008 Cuma

Iki Kupayi Getirin Bize

Yarin Baskent'te Bayan ve Erkek Basketbol takimlarimiz Cumhurbaskanligi Kupasi macina cikacaklar. Uzaklardayiz ama heyecan ve stres had safhada.

Ilk mac, yani Bayan Basketbol Takimimizinki, ikincisine oranla daha heyecanli gececek. Zira rakip Galatasaray. Kume dustukleri sezonun ardindan "Bu durumu ancak bir sampiyonluk temizler" diye hirsla saldiran ama simdiye kadar Kralicelerimizin gun yuzu gostermedigi Galatasaray bu sezona, her sezondan daha iddiali girdi. Gecmisteki "ust uste sampiyonluk" zamanlarina bir geri donus baslangici olmasini umuyorlar bu kupanin. Bizim kizlar ise artik muzede kendilerine ayrilan yeri dolduran ve tasiran kupalara bir yenisini daha eklemek istiyorlar ve ekleyecekler nasipse. Bu mac "Cumhurbaskanligi Kupasi" ozelinde incelendigi zaman, bir beraberligi bozacak olmasi acisindan da onem tasiyor. Zira iki takim da bu kupayi 6'sar kez kazandilar.

Erkek Basketbol Takimi ise Telekom ile oynayacak. Cumhurbaskanligi Kupasi'ni, Efes Pilsen ve muteveffa Ulkerspor'dan sonra en cok kazanan takimiz. Percinleyecegiz kismetse. Suphesiz bu macin da onemi buyuk ama nedense(nedense mi?), ilk macin heyecani daha yuksek bende.

Netice olarak, yonetimin tribune dayattigi bir suru eziyet ve tantana arasinda Istanbul'dan gidenlere ve Ankara'da her zamanki gibi gorevini mukemmelen ifa eden taraftara iki kupa sevinci yasatilacak insallah. Yarim elma, gonul alma kabilinden... Yarin aksam, "Canimizi Verelim Size" basliginda gorusmek uzere diyelim...

9 Ekim 2008 Perşembe

Tancan Baltalı


Cogunluk basligi gorunce "O kim?" diyecektir. Acikcasi benim de ismine asina oldugum birisi degildi Tancan Bey. Eski Fenerbahce dergilerine goz gezdirirken cok ilginc bir roportaja rastladigimda ilgimi cekti. 19 yasinda, 1.33 boyunda ve 33 kilo agirliginda bir foto muhabiriyken kendisiyle yapilan roportaj.

1950'lerin, 1960'larin dergilerinde rastlanan haberler, roportajlar birbirinden enteresandir gercekten. Iste bu da onlardan birisi. Oldugu gibi asagiya geciyorum.
----------------------------------
O gun Kasimpasa-I.Spor maci vardi. Elinde fotograf makinesi bulunan ufak bir cocuk! Mithatpasa Stadi'nin muduriyet kapisini caldi. Kapida vazifeli sahis, kapiyi acmadan evvel ustteki delikten disari bakti. Kimse yoktu. Gitti, tekrar yerine oturdu. Bu sefer kapi daha sert darbelerle caliniyordu. Vazifeli sahis, "Allah Allah, dedi. Kim bu?" Delikten tekrar bakti. Yine kapida kimsecikler yoktu. Kapiyi aralayip disari baktigi zaman karsisinda kendisine sert nazarlarla bakan kahve rengi paltolu ve kasketli bir cocuk buldu.

"-Ne istiyorsun evlat?" dedi.

Kendisine evlat dedigi icin kizmisti.

"-Seni istemiyorum. Sazi beyi istiyorum" diye cevap verdi.

Kapici aldi bunu, Sazi beyin odasina goturdu. Sazi her zamanki gibi nazik tavirlarla elinde fotograf makinesi bulunan kucugu buyur etti ve ne istedigini sordu.

Bizim kucuk fotografci elinde bulunan kagidi Sazi beye uzatti. Kagitta aynen sunlar yaziliydi:
Mithatpasa Stadi Mudurlugun'ne
Stadinizdaki maclari gazetemiz adina Tancan Baltali takip edecektir. Sahaya girip fotograf cekmesi icin gereken emirleri vermenizi rica ederiz.
Dunya Gazetesi Spor Servisi - Imza

Sazi bey kagidi okuyup katladiktan sonra tebessum ederek "Olmaz oglum, dedi. Sen daha kac yasindasin?! Sahadaki diger arkadaslarin seninle alay ederler. Sonra evden seni merak ederler"

Ufak boylu fortografci:
"Vallah evden merak etmezler, dedi. Sonra benim anneannemden baska kimsem yok ki... Bu gunku mactan fotograf cekmezsem vazifemi yapmamis sayilirim ve gazeteme de gidemem"

Butun bu dil dokmeler para etmemisti. Sazi bey bir defa "Olmaz" diyordu. Stada girmek icin yas haddi koymustu. Elinde makinesiyle ve boynu bukuk bir sekilde disari cikti. Macin baslamasina da cok az zaman kalmisti. "Simdi ne yapmali?" diye dusundu ve aklina basin mensuplarinin oturdugu "L" tribunune gitmek geldi.

"L" tribunune gidip spor servisi sefini bulacak ve vaziyeti ona anlatacakti.

Kosa kosa "L"tribunun onune geldi. Iceri girmesine musaade ettiler. Spor servisi sefini buldu. Vaziyeti ona izah etti.

Beraberce kalkip tekrar Sazi beyin odasina geldiler. Sef, Sazi beye hitaben:
"-Boyuna bakip da ufak zannetmeyin. Benim diyen foto muhabirine tas cikartir"

Sazi bey, Mithatpasa Stadinin yeni foto muhabirinin yanagini sikti: "Haydi, git cek bakalim" dedi.

Iste Dunya gazetesi foto muhabirinin Mithatpasa Stadina ilk girisi boyle binbir muskulat icerisinde olmustu.

Mithatpasa stadina gelen seyirciler bile ufak boylu foto muhabirini ilk defa sahada gordukleri zaman afallamislardi. Herkes birbirine isaret ediyordu.
"-Ah, foto muhabririne bak. Ne kadar kucuk"

Bazan seyirciler espri de yapiyorlardi:

"-Ufak olduguna gore ufak bir gazeteye cekiyordur"

Tancan Baltali'nin boyu ufakti ama, okuyucusu 100 binleri asan "Dunya" gibi bir gazetenin foto muhabirligini yapiyordu.

Koyu bir Fenerbahcei olan Tanacn Baltali, dikkat ederseniz her maca gelmez. Fakat Fenerbahce maclarini hic kacirmaz. Babialinin oldugu kadar Mithatpasa Stadinin da maskotudur. Onu sevmiyen sporcu yoktur. Diledigi gibi sporculara poz verdirttirip resim ceker. Yalniz spor islerine degil, aktualiteye de bakar.

Ismet Pasa ve KAsim Gulegin bir numarali adamidir. Bu iki politikacimiz, Tancan Baltali ile saka bile yaparlar.

Bundan bir sene evvel Tancan Baltali, diger foto muhabiri arkadaslari ile beraber adliyenin koridorlarinda bekliyorlardi. Ozcan Tekgul'un muhakemesi vardi. Fotografcilar bir iki resim alip, gazetelerine doneceklerdi. Ozcan Tekgul geldi. Butun flaslar yanip sonuyordu.

Bir ses isitildi:
"Ozcan abla soyle durur musun?"

Bu Tancan Baltali'nin sesiydi.

Ozcan Tekgul, ufak boylu fotografciyi gorunce sasirdi:
"Gel bakayim sen buraya" dedi ve "sap" diye opuverdi. Tancan renkten renge girmisti. O kadar kisinin icinde opulmeyi kendine yedirememisti. Fakat daha sonra Ozcan Tekgul'un samimi arkadaslarindan biri olmustu.

1.33 boyunda, 33 kg. agirliginda ve 19 yasinda olan Tancan, ask hakkinda:
"-Ah, diyor, bana boyle sual sormayin. Yuzumu gozumu aciyorsunuz, Anneannem de duymasin. Sonra ne demez bana?"

Hist, Hist, Nereye?

Turk Futbolu'nu ve Besiktas'i kor kuyularda merdivensiz birakip, nerelere gidiyorsun Sinan? Halbuki sen, neresindenden baksan;
"x=2(Aragones-Denizli)/Ersun Yanal+Skibbe" denkleminin kudretli bilinmeyeniydin.

Senin degerini bilmeyenler utansin.

"Turk Futbolu Baskan Profili" basligi da gun gectikce ilginc bir hal aliyor ote yandan. "Mustafa Denizli ve Samet Aybaba ile hayatta calismam" diyen Yildirim Demiroren'in bu tornistanini da yazar tarih. Gerci o gemi donmekten bir hal oldu, tornistan bir kenara...

8 Ekim 2008 Çarşamba

Matee Ajavon

Basket Dergisi'nin (ki agabey durumlarindan oturu bizde en guvenilir kaynaktir) haberine gore, Bati Konferansi'nda, %50 galibiyetle sezonu besinci sirada bitirip, play-off yolunda yalan olan Houston Comets'in caylak guardi, Cappie Pondexter'in ve Tammy Sutton Brown'in kolej (Rutgers) comezi, Matee Ajavon'u transfer etmisiz.

Zafer Hoca'nin yabanci secimleri "Turnanin Gozu" isabetindedir ekseriyetle. Istatistikleri ve Cappie'nin tavsiyesi olmasi da bizi umitlendiriyor, kupalara koydugumuz ambargonun devami husususunda.

WNBA'de ilk senesini,
34 mac / 2 kez ilk bes
17.8 dakika
1.8 ribaund
1.7 asist
% 33.1 sut (94/284)
% 19.1 uc sayi (13/68)
% 79.1 serbest atis (72/91) istatistikleriyle gecirmis. 14 kez 10 sayinin, 3 kere ise 20 sayinin uzerine cikmis.

Kolejde son sene istatistikleri ise soyle:
33 mac / 30 kez ilk bes
34 dakika
12.2 sayi
3.6 ribaund
5.1 asist
1.8 top calma
% 39.8 sut (147-369)
% 25.2 uc sayi (127-107)
% 78.8 serbest atis (82/104)

Hayirli ugurlu olsun. Bence basarili olacaktir.

Futbol takimina ve belki baska branslara gosterilen ilgi ihtimam, taraftar ve yonetimce su kizlara yoneltilse ne olurdu sanki? Futbol lokomotiftir, diger branslara bakildiginda ise bayan basketbol sadece br banliyo vagonu gozukuyor belki ama hocasiyla, oyuncusuyla ve gecmisteki emek verenleriyle Fenerbahce Gunesi'ni onlar kadar parildatan var mi acaba?

O Bill'den, Bu Bill'e

William Laimbeer Jr. (nasil bir juniorsa) yani Bill Laimbeer, Wnba'de San Antonio Silver Stars'i uc macta "2 mars, bir duz" seklinde 8-8-16 sayi farklarla gecerek sampiyon olan Detroit Shock'un hocasi. Ama yasca buyuk ve NBA ile cok ilgili agabeylerimiz bu tanitima derinden bir "S.ktir" cekip, kendisini Detroit "Bad Boys" Pistons'in efsane oyuncusu olarak tanitacaklardir suphesiz.

O donemlere yetisemeyecek kadar gec kalmis biz bilgisayar evlatlarinin aklinda, 386 DX'lerde oynanan "Lakers vs. Celtics" oyunundaki Detorit kadrosunda yer alan birisi olarak kalir Laimbeer. Sonradan sonraya, muhtelif tv kanallarinin kirk yilda bir yayinladigi Nba programlari ve rapidshare sagolsun, eski Nba maclarini dusurdukce oralarda rastlariz kendisine.

Seneler sonra Bad Boys ile ilgili roportajlarda, rakip takim oyuncularina bu Junior soruldugunda, hakkindaki yorumlarin hep bir noktaya ciktigini gorduk. Kendisi Detroit'in Arif Erdem'iydi. Basketbolda penalti diye bir sey olsa defalarca yaptiracak, en azindan kolpasina yatmaya doymayacak bir oyuncu.

Takiminda bu karakterde oyuncularin olmasindan hoslanmayan birisi olarak “4 kere All-Star olmus, 10.000 bin sayi ve ribaund barajini gecen 19. oyuncu olmus, 685 mac ust uste oynayarak rekor kirmis, Detorit’in tarihte en cok ribaund alan ismiymis, Italya’da oynadigi tel sezonda 21 sayi, 12 ribaund ortalama yapmis, iki sampiyonluk yuzugu varmis. Bunlar onemli degil. Once insan olsun, insan” diyip bir kenarda tutmak mi lazim, canli izlemeyen birisi olarak karar veremiyorum aslinda.

Aslinda cogu bu karakterde olmayan oyuncudan farkli bir yani var Laimbeer’in. Boyle oldugunu kabul ediyor. Bir keresinde Sports Illustrated’a "I don't fight. I agitate, then walk away." demis mesela. Boyle durust tilkiyi her yerde bulamazsiniz.

Verdigi ve hakkinda verilen demecler gercekten enteresan. Onlarla bitirelim.

Larry Bird
"We don't like him that good”

Isiah Thomas
"I wouldn't say fans hate him. They love to hate him. It's a love-hate relationship. Tell you the truth, if I didn't know Bill, I wouldn't like him either."

Horace Grant (Laimbeer basketbolu biraktiginda)
"There's going to be a big party at my house tonight. Everybody's invited."

Ve kendisi:
"As far as centers go, I'm not Moses [Malone] or Kareem [Abdul-Jabbar]. I'm striving to be the best of the rest."

7 Ekim 2008 Salı

Ultras Manifesto

Cok alintilandi, cok yazildi, cok cizildi, uzerine cok tartisildi ama fikir yurutme guncelligi asla kaybolmayacak bir taraftar manifestosu oldugu ve su buhran icindeki tribun gunlerimizde "makul durumlari" bundan daha iyi izah eden bir yazinin varligina inanmadigimiz icin, elimizin altinda bulunsun istedik. Burun kivrilarak "Utopya, masal vs." sifatlariyla, adina ne denirse densin, geri gelmeyecek gunlere yakilan agittan farkli bir sey. Mucadelenin tanimi...
-----------------------------------------
It's time that all
the football fans understand what is happening between UEFA, FIFA and television
companies, together with the national leagues.

The purpose of the football's leaders is to create an european championship reserved to clubs, limitated only at the major teams from each nation.

This could guarantee them enormous gains thanx to TV rights and also sold out stadiums, 'cause in the big cities people would go to the stadium the same.

Obviously minor teams would be sacrificated, because they don't have a TV audience nor crowded stadiums.

Its is clear that the struggle is between TV audience (the major part), destined to grow, and the stadium audience (the minor part), destined to disappear or to be reduced at contour element.

In a few years the green football ground will be sponsorized and it will be forbidden to put stripes on the terraces because they could cover the publicity (see the new Ajax stadium). They will try to put thousand of people controlling the fans to avoid big flags, stripes, fires etc. etc.

And they will be helped by mass media, which make nine columns titles for the most stupid thing that happen between fans.

And in a few years the T-shirts of our teams (yeah, the T-shirt, the last thing we still have) will be full of sponsors, like the Formula One cars.

The future has been decided already: it belongs to moderated fan. There's no more room for ultras.

There's a UEFA directory that say that all the fans must be seated. They don't want anymore an active supporting but that kind of partecipation you can find in a theatre or at the cinema.

These men don't understand that for us our teams are a faith, that their symbols are tatooed on our arms and that their T-shirts, for people like us, represent our cities.

All the "curva" of the world should take all together (just for once) clamorous enterprises against the factory-football.

MANIFESTO

True fans would like these rules in football:

1) players buying/saling only before of the season, not during the championship;
2) freedom to express the joy after a goal: now it's possible to gain the lost time;
3) all the games must be played at the same day and hour;
4) limitation of foreign players in teams (I woud not have them at all) because they keep off the space to young national players;
5) stop for one year to the football player who try to go away from his team after he signed a contract because the other team offers more;
6) impossibility for the president of a football team of being also president or major-actionist of another football-team (like Sensi of AS Roma: president of AS Roma but also of Palermo: which hopes could have Palermo fans if their team exist only to help AS Roma?); Also a chairman/owner of a club should not sponsor another club which he is likely to play against.
I.E. Chelsea is owned by Roman Abramovich who has poured 20million pounds into CSKA Moscow and both may play in Champions League this season.
7) restore of the old Champions' Cup: it's absurd that a team which never won the championship (like Parma in Italy) can win the Champions League.
8) numbers of T-shirts from 1 to 11.
9) prohibition for clubs to give tickets for the away games in exclusive to travel agencies.
10) to keep every season the traditional t-shirts of the club. Otherwise, please let the social colours of the teams on the far away t-shirts
11) no players name on the club t-shirt

Ultras should:

1) to refuse every contact or help by football clubs;
2) to refuse any "help" by the police: police must control, not to help.
3) to have few different groups in the curva;
4) to go to away games with their own way;
5) coordinate with other teams' ultras clamorous enterprises to damage the TV product;
6) violate every limitation made by authority: for example if they say: "You can't go to away games", ultras should go the game by their own, taking place in the middle of the other fans, like in the 80's.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Yarim Yamalak Bir Dram

Ben merkezli hadiseler insana cok cektirir. "Insan, dusunen hayvandir" seklindeki dogru saptamanin yani insan dogasinin en kacinilmaz getirilerinden birisidir "Ben" duskunlugu ama dengede durmasi halinde "Basari" kapilarini acacak olan bu hissiyat, kantarin topuzunun kacmasina sebep oldugunda ise yikimdan baska bir sey getirmez.

Icra makamlari, "Ben" degil de "Biz" dedikleri surece, yani mucadele dusturunu yalnizlik degil, sirt dayanacak bir kalabalik uzerine insa ettikleri zaman engebeleri asabilirler. Hele hele ortada, kohnelesmis duzene baskaldiri niteliginde olan "Devrim" gibi calismalar-projeler varsa, tum ozelliklerine ragmen eninde sonunda "Biz" kumsalinda bir kum tanesinden otesi olmadigini vurgulayabilen bir "Lider Benlik" kazanir.

Buna, birisi olumlu, digeri olumsuz olmak uzere, yakin tarihten iki ornek vermek mumkun.

Birincisi Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Ataturk. Milli Mucadele esnasinda en buhranli gunlerden bazilarini, kurucusu oldugu Meclis'teki muhalefet sayesinde yasayan Ataturk, "Bu badireyi, bu meclisle atlatamayiz" diye Gamli Baykus'luk yapanlarin hepsine "Hayir, sadece bu Meclis sayesinde atlatiriz" diyerek karsi cikmis ve her seferinde dedigini yaparak ve yaptirarak Meclis'i kendi istedigi yone sokmustur. "Biz" olmayi, "milletin sinesinde bir fert" temelinde dusunen yapinin kazanmasi zaten mukadderattir.

Ikinci ornek ise Adolf Hitler. Birinci Dunya Savasi'nda alt tarafi onbasi rutbesinde bir asker oldugu halde, ilerleyen yillarda, bizim "hizli yukselen"imiz Enver Pasa'nin terfisini bile gozyaslari icerisinde birakacak sekilde Alman Ordulari Baskomutanligi'na yukselen ve kendisini her turlu Kurmay'dan, her anlamda ustun gorerek, kendi yarattigi "Ben"likle Ikinci Dunya Savasi'nda buyuk zaferlerle buyuk yenilgiler yasayan bir model. Onun kaderi de yenilmekti...

Bugun, kurumsal alanda, liderlik vasiflarinin kiyasi icin gozonune alinabilecek isimler arasinda en keskinler olarak adlandirilabilecek isimleri saydiktan sonra sadede gelelim.

"Ben liderim". Bunu demekle lider olunuyor mu, bilinmez. Bir "secmen" kitlesinin basa getirdigi insan, suphesiz o kurumun lideri olur ama ya meziyetler ve karakter?

Meziyetler. Bir futbol kulubu baskaninin meziyetleri arasina neler girer? Herseyi bilmek? Kendinden daha ustun bilenler olduguna inanmamak? Bu yolun sonu su sarkiya cikmaz mi?

Peki peki, anladik.
Herseyden sen anlarsin.
Peki peki, anladik.
Herseyi sen bilirsin.
En guzel takimi sen kurdun.
En guzel hocayi sen buldun.
En iyi baskan sensin.
En guzel stadi sen yaptin.
Peki peki, anladik.
Sen neymissin be abi?
Aaaa aaaa aaaa

Ondan da onemlisi var. Bir lider, yonettigi yerde, kendisinden bagimsiz insanlara da olmak uzere her yere elini uzatip "Begenmedigi insanlari digerlerine kirdirmak" ve bunlarin ustune "Bindirilmis Kitalar Atamak" gibi islerin icerisine girer mi? Bir spor kulubu baskani, mesuliyetlerini bir kenara koyup, taraftarina hitaben, hazirlatirmis pankartlar acar mi? Bunlari yaparsa, ona su sarki calinmaz mi?

Elaleme guldurme kendini.
Guldurme kendini elaleme.
Yarim yamalak bir dram icinde.

Yaziklar olsun. Belki daldan dala bir final cumlesi olacak ama MSN'inin yaninda;
"Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe'den çok sevenler bu tablo sizlerin eseri... Sakşaka devam. Hani bedava bilet bitmişti?" yazan Efeser abi'ye kim haksiz diyebilir.

5 Ekim 2008 Pazar

Kadro Sevkiyati

5 Ekim 2008 - Pazar
21:00
Sukru Saracoglu Stadyumu
Fenerbahce-Kayserispor

Bir Dernek Baskani tarafindan, tamamen kendi cebinden karsilanan masraflarla kalkan otobusler, hazirlanan pankartlar, muhtelif semtlerden gelecek insanlara dair soylentiler...

Iki sene once Bursaspor macinda sahneye konan oyunun bir benzerinin geldigi gorunuyor. Yonetim eliyle tribune getirilen insanlar, pankartlar... Macta alinabilecek puan kayiplarindan cok, bagira bagira, hem de icra makamindan gelen provakasyonun olasi sonuclarindan korkuyorum.

Bu sezon kacinci kez diledigimi bilmiyorum ama Allah, tribundeki agabeylerime ve kardeslerime sabir versin.

4 Ekim 2008 Cumartesi

No Excuses (by Alice In Chains)

Its alright
There comes a time
Got no patience to search
For peace of mind
Layin low
Want to take it slow
No more hiding or
Disguising truths Ive sold

Everyday its something
Hits me all so cold
Find me sittin by myself
No excuses, then I know

Its okay
Had a bad day
Hands are bruised from
Breaking rocks all day
Drained and blue
I bleed for you
You think its funny, well
Youre drowning in it too

Everyday its something
Hits me all so cold
Find me sittin by myself
No excuses, then I know

Yeah, its fine
Well walk down the line
Leave our rain, a cold
Trade for warm sunshine
You my friend
I will defend
And if we change, well i
Love you anyway

Everyday its something
Hits me all so cold
Find me sittin by myself
No excuses, then I know

Bir Hilal Ugruna...

"Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, teroru lanetliyoruz" cumlesi adeta ezberletilmis bir replik haline geldi memlekette. Ve 15 askeri daha sehadet mertebesine ugurladik. Ahlardan, vahlardan cok basariya ulasmis icraatlar, ruhlarini sad edecektir onlarin ama uzaktayiz o limana...

Milli Mucadele esnasinda Anzavur'a, Hilafet Ordusuna ve muhtelif ic isyanlara "Onlar isyanci ya da dusman degiller, sadece farkli gorusleri savunuyorlar" ongorusuyle bakilsaydi, savastan muzaffer cikilabilir miydi acaba? Ya da Cumhuriyet sonrasi Seyh Sait vb. ayaklanmalara "Onlar siyasi mucadele icindeler" seklinde bakilsaydi, devrimler bu kadar hizla uygulanabilir miydi? Bu insanlara kurulu meclislerde yer verilmis miydi o donemlerde?

Sen daha Turkiye Buyuk Millet Meclisi'ne kadar girmis olani munasip argumanlarla engelleyememisken ve Belediye Baskani sifatli bir tanesi butun Cumhuriyet ve Devrim Kanunlari'ni tek basina alasagi ederken, dagdakini durdurmayi dusunmek iyimserliginde daha ne kadar ruya gorecegiz?

Isin sosyal, ekonomik, cografi degerlendirmesini "sig kalmak" pahasina bir kenara koyalim. Yilda onlarca sehit veriyorsan, savas halindesin demektir. Bu halin gerekleri nelerdir?

Sehitlere Allah'tan rahmet, kederli ailesine bassagligi dilerken, sifahi olarak lanet yagdirmak mi?

Bir hilal ugruna ya Rab "Hala" gunesler batiyor. Birileri de "Hala" seyrediyor. Ama haksizlik etmeyelim. Bu sogukta Meclis koltuklari sicaciktir.
------------------------------
Galiçya’da siperinde uyuyan
Bu nefere dikkatle bak ey şair!
Şair odur,senin yazın hep nesir;
Uyuyan sen,odur sezen ve duyan…
Şair odur,çünkü onun kalemi
Uyurken düşmez asla elinden…
Kalbindeki bütün zevki,elemi
İlham ana vatanından,ilinden…
Vatanını unutamaz hiç kalbi,
Uyusa da cenksiz kalmaz rüyası…
Bebeğiyle yatan küçük kız gibi
Hep göğsünde durur nazlı bombası…
O,belki de biraz sonra vatanının
Selâmeti için şehit olacak
Onun kazandığı adsız bir şanın
Gölgesiyle tarihimiz dolacak
O,orada senin için kanını
Seve seve döker ey şair!
Sen ne için ona birkaç ânını
Vakfederek yazmıyorsun bir şiir!...
O senin için hayatını verirken,
Üşenirsin ona destan yazmağa…
Haktır almak kalemini elinden
Ve git demek ona mezar kazmağa…

Ziya Gökalp.

3 Ekim 2008 Cuma

Alem Adam Gorsun

Fenerbahce.Org'daki haber metnini asagida arz ediyoruz. Resimde, ortada arz-i endam eden Mapavri (Hakan) abi, adamlik mefhumu nedir yine gostermis.

Bir de "Toplu cekilen resimde, Zafer Hoca'nin arkasinda bir sey parliyor ama tahmin ettigimiz sey midir, bilemiyoruz" diyoruz ve topukluyoruz.

PS: Basinin onunde saygiyla egiliyoruz.

PS 2 : Resimde bize gore soldaki Duygu kardesimiz. Genc Bayan Takimi'ndan A takima gecis yapacaklar icinde hemen hemen en fazla umut vaadeden sporcumuz. Sag cenah ise, Genc Bayan Takimi'nin calistiricisi Aydin Hocamiz.

PS 3 : Yasasin Basin :)

---------------------

Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımımız ve altyapı ekiplerimiz Fenerium Turnuvası'nın ardından İstanbul Boğazı'nda gerçekleştirilen tekne turunda bir araya geldiler.

Geçtiğimiz sezonu lig, Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanılığı Kupası şampiyonluklarıyla tamamlayan Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı, 2008 - 2009 sezonu öncesinde yapılan Fenerium Turnuvası'nda da mutlu sona ulaştı.

11 Ekim'de oynanacak Cumhurbaşkanlığı Kupası maçının ardından lig karşılaşmalarıyla sezona merhaba diyecek olan Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımımızın teknik heyeti ve sporcuları ile alt yapı takımı antrenörleri ve oyuncuları özel olarak düzenlenen tekne gezisinde bir araya geldiler.

Sporcularımız, yeni sezon öncesi İstanbul Boğazı'nda gerçekleştirilen tekne turuyla moral depoladılar.

Üsküdar İskelesi'nden başlayan gezi boğaz turunun ardından yine Üsküdar İskelesi'nde sona erdi.
Basketbolcularımız gezi sırasında keyifli dakikalar yaşarken, renkli görüntüler oluştu.

Princess Mononoke

Anime olayini biraz salmisiz. Eski Dvd'lere bakarken yeniden rastladim, oturup tekrar izledim bu filmi.

1997 yapimi ve bence mukemmel bir anime Mononoke-Hime.

Ashitaka isimli bir prensin, kabilesini bir seytanin saldirisindan korurken lanetlenmesini ve sonrasinda yaptigi yolculukta karsilastiklarini anlatiyor. Bu tip uzak dogu kokenli animelerde bol bol atifta bulunulan "Ormanin Ruhu" olayina derin bir bakis. Derin bakis diyince hikayesi "Fransiz Sanat Filmi" tadinda ilerliyor gibi gelebilir ama izledikce basindan ayrilamayacaginizi garanti edebilirim. 10 uzerinden 11.

Scholes

Gozumuzu actik, "Man Utd" dediler. "Hani" dedik. "Aha suradaki kirmizilar" dediler. "O degil de, kizil kim" dedik. "Scholes" dediler. Aradan 20 yila yakin zaman gecti, hala gozunu acip "Hani Man Utd" diyenler o kizili goruyorlar. Hatta bir de yeni anlasma yapmislar. Yas artik olmus 34. Ne jenerasyonlar kendisini takimin degismez AMC'si yapti onu CM'de ve benim gibi ne insanlar "Nasil durduracagiz lan" diye on liberolar doldurdular Liverpool-Man Utd maclarinda ayni ekrana.

Yukaridaki resmin ait oldugu haberden, Scholes'un kucuklugunde inceden bir Oldham taraftarligi vaziyeti oldugunu anliyoruz. 65 yasindaki Ernie, Scholes'a odulunu verirken "I always supported Oldham Athletic and both United and City. (nasil bir sekilse bu artik) I reckon Paul will end up at Oldham Athletic when he calls it a day at United. He lives in Saddleworth and has been seen lots of times watching at Boundary Park" demis. Buyuk yildizin, kucuklugunde sempati duydugu takima gidip, kariyerine orada son vermesi, kasaba filmi tadinda, ic isitici bir guzellik. Scholes'un ipinde mi bilinmez ama...