9 Mayıs 2009 Cumartesi

Kazakistan'da 9 Mayıs

Bayram tatili ve aşırı votka biraraya gelince sızıp, kaldığımdan ötürü sabahki kutlamalara yetişemedim. Akşamkilere çıkmaya da niyetim yok, zira votka sağlammış hakikaten, ya da ben nasıl içtiysem, kafamla ağırlık kaldırıyor gibiyim...

Fakat mevzunun ilgi çekici olması dolayısıyla gördüğüm herkese sardım, sordum, "Ne bayramı, ne yapıyorsunuz, ne ediyorsunuz?" diye. Anlattılar.

Mevzu İkinci Dünya Savaşı ile ilgili. 8 Mayıs 1945'de, geç saatlerde, daha sonra Nurnberg'de yargılandıktan sonra asılarak idam edilen Wilhelm Keitel Alman Ordusu'nun teslim şartlarını içeren kağıdı imzalıyor. Bu hadise gerçekleşir ve zafer kesinleşirken, aradaki saat farkı yüzünden Moskova'da 9 Mayıs'a girildiğinden "Zafer Günü" bugün oluyor.

Başta Rusya olmak üzere, aralarında Kazakistan'ın da bulunduğu ve İkinci Dünya Savaşı'nda 10 milyondan fazla askeri personeli ölen eski Sovyet Rusya ülkelerinde bayram olarak kutlanıyor 9 Mayıs. Kutlu olsun!

Tammy Sutton Brown

Memleketimiz sınırları dahilinde, herhangi bir spor dalında mesai veren herhangi bir yabancı oyuncunun ardışık sezonlarda aynı formayı giymesi pek de görülen bir şey değil. Tammy Sutton Brown bunu yapan nadir sayıda sporculardan bir tanesi oldu. Camiaya kendisini sevdiren, kendisi de camiayı seven Kanadalı oyuncu bu sene üçüncü sezonunu da geride bıraktı. Yukarıda, geçen seneki tekne gezisinden önce, Üsküdar sahilinde balık tutarken görünen Simba'ya dair istatistikleri aşağıda özetledik.

2 sene önce Barbara Turner, sürpriz bir şekilde, final maçından önce memleketine uzayınca takım arkadaşlarını arayıp "Merak etmeyin, bu şampiyonluğu onsuz da olsa kazanacağız" diyecek kadar takımını seven ve işine saygı duyan Tammy, manevi müessese mantığı izin verirse, Fenerbahçe'nin sembollerinden birisi olacaktır şüphesiz...

2009 Bayan Basketbol Raporu

Kraliçelerin şampiyonluk kutlamaları ve "Fenerbahçe'yi şampiyon yapmayacağız" diyenlerin çatlamaları süredursun, biz istatistikleri verelim.

Geçmiş sezon özetleri ve bu seneye dair bilgilerle başlayalım. Sezonun "En"leri ile devam edelim. Oyuncu istatistikleriyle bitirelim. Bir kez daha "Teşekkürler Ligin Kraliçeleri"

SON 6 SEZONUN TAKIM-RAKİP İSTATİSTİKLERİ

Bu sezon 28 maç yaptı Kraliçeler.
20 Normal Sezon karşılaşmasında; 17 galibiyet, 3 mağlubiyet aldılar.
8 Play-Off maçının ise yalnızca 1 tanesini kaybederken, 7 maçı önde tamamladılar.
Ev sahibi olarak oynadıkları 15 maçın, 14 tanesini kazandılar. İç sahada sadece Beşiktaş'a kaybettiler.
Deplasman karneleri ise; 10 galibiyet, 3 mağlubiyet oldu.

Bir maçta en çok sayı atan oyuncu, Tammy oldu. 42 dakika sahada kaldığı Beşiktaş maçını 29 sayı ile tamamladı.

Tammy, Burhaniye maçında aldığı 13 ribauntla, bu alanda da "En" hanesine adını yazdırdı.

Ligin ilk yarısında oynanan Botaş maçında yaptığı 10 asist Esmeral'i "Bir Maçta En Çok"lardan birisine taşımış oldu.

"Bir Maçta En Çok Top Çalma" istatistiğini üç oyuncu paylaştı. Nevriye ilk yarıdaki Beşiktaş maçında,  Ajavon ikinci yarıdaki Samsun maçında ve Tammy ise yine ikinci yarıdaki Ceyhan maçında 6 top çaldılar.

Play-Off'ta Galatasaray'la oynanan ilk maçta 4 blok birden yapan Tammy'yi geçen olmadı.

"Double Double" sayılarına baktığımızda zirvede görünen isim, toplam 6 tane ile Nevriye oldu.

Ve oyuncu istatistikleri...

MAÇ SAYISI

ALDIĞI ORTALAMA SÜRE

ORTALAMA SAYI

2 SAYILIK ATIŞ YÜZDESİ

3 SAYILIK ATIŞ YÜZDESİ

SERBEST ATIŞ YÜZDESİ

RİBAUNT ORTALAMASI

ASİST ORTALAMASI

TOP ÇALMA ORTALAMASI

TOP KAYBI ORTALAMASI

BLOK ORTALAMASI

FAUL ORTALAMASI

Her Sene Böyle...

Sen şampiyon oluyorsun.
Kupaları alıyorsun.
Cimbombom'a koyuyorsun.
Seveceğiz tabii, daha ne olsun.

Üst üste dördüncü, toplamda yedinci kez taç giydiler. Allah başarımızı daim etsin.

Put The Blame On Mame (by Anita Ellis)

When they had the earthquake in San Francisco
Back in nineteen-six
They said that old Mother Nature
Was up to her old tricks
That's the story that went around
But here's the real low-down
Put the blame on Mame, boys
Put the blame on Mame
One night she started to shim and shake
That brought on the Frisco quake
So you can put the blame on Mame, boys
Put the blame on Mame

They once had a shootin' up in the Klondike
When they got Dan McGrew
Folks were putting the blame on
The lady known as Lou
That's the story that went around
But here's the real low-down
Put the blame on Mame, boys
Put the blame on Mame
Mame did a dance called the hoochy-coo
That's the thing that slew McGrew
So you can put the blame on Mame, boys
Put the blame on Mame

8 Mayıs 2009 Cuma

Muğla'nın Gerçek Paşası


Bugün Muğla'dan ve Paşa'dan açıldı yazıların kısmeti... Üçlemenin son ayağı da bu olsun...

Zeki Müren'in "Size neden Paşam diyorlar?" sorusuna verdiği, Ankara'yı ilgilendiren yanıt şehir efsanesi midir, yoksa gerçek midir, bilinmez. Muazzam esprileri olduğu dilden dile anlatılan Paşa'dan böyle bir şey beklenir mi, beklenir.

Ülkemizin merhum video sitesi YouTube'da bir açıklaması var kendisinin bu konuya dair. Kaşlarını doğduğundan beri almamış bir Yasemin Bozkurt tarafından sorulan soruya yanıtı şöyle oluyor Paşa'nın...

Yasemin Bozkurt:
Sizi yakından tanıyanlar, adınızla değil de “Paşam” diye hitap ederler. Bu sözcüğün yaşamınızda bir anısı ve geçmişi olması gerekir. Bunu dinleyebilir miyiz?

Zeki Müren: 
Gayet tabi, hemen cevaplayayım efendim. Bunu bir çok kişi sordu bana bugüne kadar.

Efendim, 1969 yılında, Aspendos konserimden sonra, Antalya halkı bana “Sanatın Paşası” ismini layık gördüler. Teveccüh gösterdiler ve Antalya’da “Paşam Paşam” diye hitap etmeye başladılar. Sonra, bu Bodrum’da duyuldu. Bodrum halkı da “Paşam” diye hitap etmeye başladı. Ve şimdi İstanbul’da, başka şehirlerde, her ortamda “Paşam” diyorlar.

Ben “Bana ‘Paşam’ diye hitap edin” demedim hiç kimseye. Zaten böyle bir şey düşünülemez benim için. Fakat bu tabir beni rahatsız etmiyor. Alışıldı gibi bir şey. Alıştım adeta. Bir çok kişi “Paşam” diyor efendim.

Mustafa Muğlalı

"Muğla'nın Paşası" diyince, bir miktar serbest çağrışımla Mustafa Muğlalı gelir akla. Yıllar önce, Birlik Kütüphanesi'nde bulduğum; Demokrat Parti Hapishanesi, yani Yassıada Komutanı Tarık Güryay'ın kitabını okurken, sayfaların arasından masanın üzerine düşen bir notta görmüştüm Paşa'nın ismini ilk kez. Sonrası... Kimine göre kahraman, kimine göre halk düşmanı... İki tane google aratması yazıyla bir şey söylemek mümkün değil şüphesiz. Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal Harplerinde savaştı. Kubilay'ı öldürenleri yargılayan devrim mahkemesinin başkanıydı. Özalp'da sorumlu bulunduğu bölgedeki (kimine göre direk sorumlu olduğu) bir olay yüzünden, cezaevinde öldü. Tarihe böyle geçti...

Muğla'nın Paşası

Bizim memlekette bir şeye isim verilirken, o zamanın muktediri kimse önce o geçer akıldan. Baktılar "Divane misiniz kardeşim siz?" şeklinde bir tepkiyle karşılaşıyorlar (ki bu çok sık olmaz), bu kez de muktedirin hoşuna gidecek isimlerden birisine meyledilir. İşte bu zihniyetin eseri olarak okullar, caddeler, sokaklar, birbirinin aynı isimlerle dolup taşar. Olsun; sokaklar yürümekle de isim koymakla da aşınmaz. Ama kimi isimler var ki; sağa sola sebil niyetine verdiğiniz zaman ayıp edersiniz.

Ajanslarda bir haber:
"İzmir İl Genel Meclisi'nin ardından, Muğla İl Genel Meclisi de Evren'in ismini taşıyan sokak, cadde ve okulların isimlerinin değiştirilmesi yönünde tavsiye kararı aldı."

Paşa sever oraları. Zamanında Kara Kuvvetleri'nden önce Ege Ordusu'nun komutanı olduğundan belki... Ve bir başka "belki"; o coğrafyada ikamet etmesi, vicdani sorumluluğu daha ağır kılıyor, dönemin tanıkları ve sonranın meraklıları için...

Yaşlandı Paşa. "Netekim" demesiyle insanları tebessüm ettiren, geçmişi anlatırken herkesten "Kerata" dermiş gibi nüktedan bahseden bir Nubar Terziyan, bir Hulusi Kentmen o, yeni nesillerin gözünde. Hoş, geçenlerde bir araştırma yapılmıştı öğrenciler arasında. 50 Cent nam karayağız vatandaş, saçı ak ve kendisi pir-ü pak Paşa'dan daha fazla tanınır çıkmıştı. Siz yeni neslin kusuruna bakmayın. Eğitmeyip, beslemeyip de asınca böyle oluyor Paşam, ne yaparsınız?

Darbe mühendisliği diye ayrı bir bilim dalı açılabilecek bir ülkedeyiz, kabul. Ama bir yandan "Her darbe kötüdür" diyip, diğer yandan da geçmişin en izansız darbecilerine "Gık" dememek ayıp oluyordu. Hangi partiden olursa olsun; "Ayıbın adı kayıp" demeyenlere tebrikler...

Sı-Tar Tı-rek Sı-tar Tı-rek Oley!

Film koptu, geldi. Yetişmek mümkün olacak mı, bilmiyorum ama sağda solda okuya okuya ısınma turlarını sürdürüyoruz.

Kaptan Kirk'le olan sevişme sahnesi için Teğmen Uhura şöyle söylemiş:
"There’s nothing sexual about shooting a sex scene. You are sweating your ass off under the lights, or you’re freezing. You’re hungry, or you’re bloated and gassy because they had pizza on the set that day."

Yemeyiverseydin... Zorla mı tıktılar pizzayı midene? "Birazdan sevişme sahnem var, ondan sonra yerim" diyemedin mi? Spock'la kırıştır, Kirk'le buruştur. Uhura'ya bak lan!

Leonard Nimoy abimiz hüngür şakır ağlıyormuş filme. Eski dostlara, bilhassa rahmetli Doktor McCoy'a hüzünlenmiş fena halde. Herşey yakışır Spakettin'e. Jedi olacak adamdın Enterprise'da.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Elma

Geldik geleli, hesapta "Elma Şehri" olan bu memlekette, bir elin parmaklarını geçecek sayıda düzgün elma yememiştik. Lakin, nasıl ki Malatya'da aylarca kayısı yedikten sonra, başka yerin kayısısını beğenmez ve hatta yiyemez olduysak, işte o hissiyatın elma versiyonu da burada zuhur edecek herhalde. İşlenmiş yakut gibi pırıl pırıl ve taştan öte taş gibi bir elmaydı. "Geldiğinden beri elmaya sallıyorsun ama biz bu şehrin orasına, burasına boşuna dikmedik bu elma heykellerini" mesajını almış olduk.

Gerçi...
Elmasına bir, armuduna iki.
Gitmek var. 
Gidip de görmemek var.
Var oğlu var.
Geldiğimde, bir görebilsem seni...

Kim Kazanır?

Conan vs. Wolverine

Bizim fikrimiz belli.
Eskiden Wolverine mi vardı?

Kimmerya merkez, akıllı olsun herkes.

Demirspor Külliyatı - 10 (by Barad-Dur)

Barad-Dur, sezonu sonlandırmaya gidiyor...
-------------------------------------
9 Mayıs 2009 - Cumartesi
Ömerli Stadı
16:00
Taşdelen - Demirspor

Evet geldik son haftaya…

Geçen hafta Yenisahra’daki Hilalspor maçında olacağımı düşünüyordum. Ancak gerçek sevdamızın peşinde, İnönü deplasmanı mesaimiz erken başladığından Demirspor’u yalnız bırakmak zorunda kaldık. Ama Demirspor 5- 1’lik galibiyetle 1.Amatör yolunda çok önemli adım attı.

Taşdelen, Tuzla deplasmanında aldığı 4- 0 lık mağlubiyet sonucu 1. Amatör lig umutlarını da bitirmiş oldu. Tuzla Şifa, bu galibiyetle 1. Amatör’e çıkmayı garantiledi. Şile Yıldız’ın mükemmel formu devam ediyor. 5. haftada Tuzla Şifa karşısında aldıkları mağlubiyet sonrası, 8 haftadır puan kaybetmediler ve 1. Amatör için iddialı duruma geldiler. Bu hafta, yani ligin son haftasını bay gibi geçmeleri çok büyük avantaj. Ligden çekilen Tokatköy karşısında alınan 3 – 0’lık hükmen galibiyet cepte. Demirspor ise geçen hafta 1. Amatör umudunu kaybeden Taşdelen deplasmanında. Demirspor’un mutlaka puan alması gerekiyor. Şu anda maçlar oynanmadan 1. Amatöre çıkan ikinci takım Şile Yıldız görünüyor doğal olarak. Belki Şile Yıldız ekibi, Ömerli’ye gidip Taşdelen’i destekler, kim bilir…Cumartesi alınacak sonuçlarla Demirspor belki şampiyon olarak, belki 2. olarak 1 . Amatörün yolunu tutacak. Belki de alınacak bir mağlubiyet sonrası Şile Yıldız bu mutluluğu yaşayacak. Gönlümüz ilk iki seçeneğin olmasından yana...

Haydi Demir...

Diğer Maçlar
15:00 - Yenisahra Suni Çim Stadı : Hilalspor - Feneryolu
16:00 - Haydarpaşa Stadı : Çınarspor - Tuzla Şifa

6 Mayıs 2009 Çarşamba

14 Mayıs 2006

3 sene geçmiş üzerinden.

van basten'le Bostancı Tren İstasyonu'nun karşısındaki kahvede seyrederken maçı, adım atamayacak kadar hastaydım aslında. Vücutta kan namına bir şey kalmamıştı; aneminin dibine vurmuştum. Üç adımda bir dinlenmeden yürümeye devam edemeyen bünye; maçın sonrasındaki onca saati Bağdat Caddesi'ni arşınlayarak ve onca aksiyonun ortasında, adeta bilinçsizce geçirdi.

Aslında her şeyi, hem de saniye saniye hatırlıyorum. "Gözünün feri sönmek" neydi, o gece anladım. Yüzlerce, binlerce tanıdık insanın gözünde fer yoktu. "Nasıl olur?" diye bile soramıyorduk kendimize. Olmuştu.

Ve o günden bu güne...

Her seferinde yanılıyor ama her defasında istiyor, bekliyor gönül.,

Neyi?

Fenerbahçe topçusundan bir kaç maç üst üste “Fenerbahçeli” gibi oynamasını bekliyor.

Hani var ya maç öncesinin “Derbinin havası başka” topçuları.

Hani bunlar maç sonrası da “Derbiyi kazandık. Çok anlamlı bir galibiyet oldu” topçusu oluyorlar ya.

Ve hatta alayı böyle ya hani, topçu milletinin.

Bu haller gönülün hoşuna gitmiyor değil ama iş burada kalınca buruluyor gönül.

Fenerbahçe’nin 100 yıllık bir tarihi olduğunu, o yüz yıl boyunca yalnızca derbi oynamadığını idrak edecek futbolcu istiyor gönül.

Fenerbahçe’nin bambaşka hassasiyetleri ve hususiyetleri olduğunu anlamış futbolcuya hasret gönül.

Neticede böylesi ağaçtan toplanmıyor ya, yetiştirme meselesi bir yerde. İşte o yüzden “Siz Fenerbahçelisiniz. O forma kutsallığından ötürü herkese nasip olmadığı gibi, renklerine kahır gözyaşı düşmesine vesile olmuş bulunanlara da lanet misali çökmelisiniz. Onları analarından doğduğuna pişman etmelisiniz” diyen yönetici arıyor gönül.

Topçu milleti bilmez ama biz çocuk gözlerimizin gördüklerini unutmadık hiç. Şimdinin küstahları ve onların ağa babaları, bir zamanlar Fenerbahçe sadece dişlerini gıcırdattığında, ayaklarını makadlarına vurarak kaçarlardı.

FasulyedenKom Ulan!

Kampanya süreci boyunca elimizden geleni ardımıza komadık ama zafer sarhoşluğu ve sitedeki nümayiş yüzünden "Resmi Kutlama Telgrafı" yayınlamayı unutmuşuz. Arz ediyorum.

O çirkin tayfasıı (Olmadı, biliyorum, hece sıkıntısı var, idare edin)
Fasulyeden bu alemin kralı
Cadde'nin Ajanıııı
........ ..... .......

Bizde kutlama dediğin böyle yapılır.

Bobiler endişesiyle girdiğimiz oylamada, bir kolpacı ajanın çabasıyla karşı karşıya kalmamız, sitenin imtiyaz sahibi dea'nın üstün çabaları sayesinde sonuca etki etmedi ve 1.55 ganyanla favori girdiği koşuya, her metrede hakim olarak yarışı kazandı FasulyedenKom

Bir ibret vesikası olarak ödül töreni özetinin olduğu sayfayı aşağıda sunuyorum.
Buyrun

Bu yazıdaki ahlaka mugayır gözüken unsurlar ve "23 Nisan'da editör olsun" diye kolundan tutulup, siteye getirilen Batucan adlı bir sabinin, kısa sürede müptezel bir velet raddesine ulaşması, siteyi "Çoluk çocuk için zararlı" sınıfına sokmamalı. Zira her biri akademisyen ve alanlarında uzman insanlardan müteşekkil bir blogdan bahsediyoruz. Boru mu lan?

Bu yukarıda yazdığım cümleyle, hem Blog Ödülleri'ne "Seneye yine bu blog aday olmalı" mesajı vermiş, hem de "Elimizde bir sürü Batucan var. Sıkıysa adaylığı onaylamayın. Alayını tebelleş ederiz" uyarısı yapmış bulunuyorum. Anladınız siz onu...

Ayrıca Flying Dutchman de akıllı olsun. Seneye Papazı buldurmaya geliyoruz...

Teşkilat-ı Ebediye-ül Fenerbahçe

5 Mayıs 2009 Salı

Gözlerinsiz

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu? Onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem, bilirsin.

Cemal Süreya