28 Haziran 2010 Pazartesi

Hastane Endişesi

Özel televizyonların yeni çıktığı dönemde TeleOn, gecenin kör vaktinde erotikli merotikli korku filmleri verirdi. Gerçi görünen malzeme, taş çatlasa iki kalça, iki memeydi ama millet TRT'de en fazla "öpücük sonrası yukarı yükselen kamera" hallerine teşne olduğu için, herkese çok ekstrem gözükürdü.

İşte o vakitler, sonradan senaryosunun Stephen King'den indirme olduğunu öğreneceğimiz "Salem's Lot" döner dururdu ekranda, iki üç haftada bir. Tümden vampir olmuş bir kasaba, sevgilisini onlardan kurtarmak isteyen bir genç ve sevdiceğinin de vampir olduğunu öğrenince yıkılması vs.

Şimdiki gibi, vampirlik, kurt adamlık ayağa düşmemiş o zamanlar. Yüzyılların husumeti değil de, 16-17 yaşında kız çocuğu için bu güzide camiaların birbirine girmesi, bugünün Alacakaranlık işleri. Neyse...

Tabii çocuğuz o vakitler; filmi izledikçe, "ulan ya yarın öbür gün bizimkiler de böyle olursa" geçiyor akıldan. Halbuki Bostancı'da vampirin ne işi var? Biraz zaman geçince idrak da ediliyor ama hal üstümüze yapışık kalıyor.

Gazetede kaza, televizyonda terör saldırısı, göz önünde kavga dövüş gördükçe "Ulan ya yarın öbür gün sevdiklerimin yakınında da böyle olursa" giriyor oyuna. Eskilerin özlü sözlerdeki yüksek isabeti ve bir zamanlar zikrettikleri "Sakınılan göze çöp batar" deyişi sebebiyle, fazla açığa vurmadan içimizde yaşıyoruz bu hissiyatı. Saçlar da erken yaşta biraz ondan dökülüyor tepe nahiyesinden. Her şeyi düşüne, her şeye takıla...

Hepsi saçma, hepsi bir yana diyelim de; "Atın ölümü arpadan olsun" deyip, zorda kalmadıkça adım atmadığım yere insanın kıymetlileri gidince bir tuhaf oluyor. Bu memlekette en küçük bir şey için, misal gözünü kontrol ettirmek için bile hastaneye giden insanın arkasından dört değil, on dört gözle bakarım ben arkadaş. Hayırlısıyla bit ulan pazartesi! Mesaiden falan değil de mücbir sebeplerden çok fena uyuzum sana bugün.

2 yorum:

Black Pearl dedi ki...

Bitti sayılır Barışcım için rahat olsun.

Canarino dedi ki...

Sırada cumartesi var.