1 Mart 2010 Pazartesi

Hani "Bedava" Bitmişti, Reis?

Hangi siyasi düşünceye sahip olduğu önemli değil; sokaktan rastgele binlerce kişiyi çevirip "Politikacılarda en sevmediğiniz özellik nedir?" diye sorsalar, alınacak cevap "Verilen sözleri yerine getirmemek" olacaktır. Seçilen mebusa kamera marifetiyle "Yalancı" demek ileride başa iş açabileceğinden böyle yumuşak geçiş yapılır. Fakat bünyeler rahat konuşulabilecek bir yere geldiğinde küfürün bini bir paradır. Çünkü bizim memlekette "boşa vaat" aspirin niyetine sürekli yutulsa da halen daha, büyük bir ayıptır.

Aziz Yıldırım, bir iki sene önce televizyona çıkıp "Tek reis benim!" dediğinde, çoğunluk bunu olumlu algıladı. Hemen her hararetli beyanatta olduğu gibi, bunda da etrafı sevinç çığlıkları sardı. Konu neydi? Tribünler...

Aziz Yıldırım'a göre tribünlerde bir takım insanlar "rant" amacıyla duruyorlardı. Evet, kendisi bu insanlara bir dönem yardım etmişti ama dün dündü, bugünse bugün. Hem, devlet artık bu tip şeylere hoş gözle bakmıyordu. Yapılabilecek bir şey yoktu. Madem ki devletin tunç eli bu mevzuları kovalıyordu, o zaman herkes ayağını bu yorgana göre uzatacaktı. Uzatmamayı düşünenler, "Tek Reis"e biat etmek zorundaydılar.

Konuya devam etmeden önce şunları kabul etmek gerek:

"Fenerbahçe" büyük bir kitle teşekkülüdür.

"Gönül" esasına dayansa da, kitlenin olduğu her yerde rant olur.

"Maddi" ve "Manevi" olarak ikiye ayrılan bu rant Fenerbahçe'de üst düzeydir.

Kimine şan şöhret, kimine ihale, kimine doğrudan nakit olarak akan bu rantın tek ucu yoktur.

Fenerbahçe Başkanı, bu muslukların ağzını kapatmak ve tek akışın resmi kanallarla kulübe doğru olmasını sağlamak ile mükelleftir.

Ama "yalnızca" bunu yapmak yerine, en olmaması gerekeni de işin içine katarak, Abdülhamit dönemindeki jurnal psikolojisini aratmayacak bir mekanizma uyandırdı Aziz Yıldırım. Belli normlara sahip insanları "kabul edilebilir" gören, bunun dışında kalanları "kazanılabilir" olarak değerlendirmeden, silinmesi gerektiğini kitlesine bildiren ve bu linç zihniyetini başarıyla yöneten bir idareyi benimsedi. Bizim gibi toplumsal patlamalara açık ülkelerde bu yöntemin getireceği çılgınlıkları göremedi.

Hemen her "Tek Adam"ın zaman zaman içerisine düştüğü "Her şeyi en iyi ben bilirim" psikolojisine girdiğinde, kendisini bu zararlı durumdan çekip çıkarmayı sağlayacak eleştiri mekanizmasını, beslemek yerine yıkmayı tercih etti. Böyle olunca da "Geçmişte böyle demiştiniz ama şimdi öbür türlü yapıyorsunuz. Bu iki taraflılık hiç doğru değil" diyebilen kitle "tu kaka" edildi.

Halbuki, kabul edilmiş idari ölçülerin, beşeri değerlerle kesiştiği noktalara göre, olay basit.

1. Gırtlak dokuz boğumdur.
2. Söz ağızdan bir kere çıkar.

Gelgelelim, uygulama böyle olmayınca şu yazıdaki manzara ortaya çıkıyor.

Yazının her paragrafı, içerikteki her tespit ayrı doğru ama bir tanesi var ki, bizim yazının başlığı ile doğrudan ilgili. Şöyle denmiş:

"Bu sefer İBB maçında taraftar tepkisinden korktuğunuz için binlerce bedava bilet dağıttınız ve buna güvenerek resmi siteden "bilet satışlarına çok büyük ilgi, stad dolacak" yalanları attınız. Bilet dağıtmak konusundaki tüm söylemlerinizi YEDİNİZ."

Çok vahim bir gerçek... İddia değil, gerçek... Saracoğlu'na defalarca bindirilmiş kıtalar indiren bir zihniyetin son icraatı.

Elbette bunun için devletten birileri hesap sormayacak, elbette hiç kimse kongrede çıkıp "Ne oluyor?" demeyecek. Zira bir tanesinin umurunda değil, neden olsun? İkincisinin ise eli kolu bağlı. Kime acaba?

Burada ayaklanması ve "Ne hale getirdiniz kulübü? Nedir bütün bu dön baba dönelim halleri?" demesi gerekenler, isimlerinin yanına "Bağımsız" sıfatını layık gören taraftarlardır. Çünkü yalanların esas muhatabı, yani kandırılan onlar, bizleriz.

Kimi stada, salonlara, maçlara koştu.
Kimi Fenerium'dan alışveriş yaptı.
Kimi taraftar kart aldı.
Kimi kredi kartı çıkarttı.
Kimi gazete satın aldı.
Kimi dergi satın aldı.
Kimi hisse senedi aldı.
Kimi hepsini birden yaptı.

Sonuç? Yalanlar, dolanlar...

Başarı olsa ne, olmasa ne? Bugün bile yapılan açıklamada "Fenerbahçe büyüklüğü kupa büyüklüğü değildir" deniyor. O zaman bunca yalan, bunca dönüş niye?

"Kardeşim biz kupasında mupasında değiliz. Başımıza çorap örenlerle sonuna kadar kapışacağız. Var mısınız?" dese, sorgusuz sualsiz milyonları arkasına alabilecek bir icra makamının, denize düştüğünde yılana sarılması neden?

Yahu biz de hala akıllanamadık. "Niye", "Neden", "Nasıl" derken, kafayı kıracağız. Anlatmış ya işte King Santillana abimiz neden olduğunu? Buyurun buradan okuyun. Ötesine gerek yok.

Değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir. Ve artık zamanı geldi. Ya bu kafa değişecek...

2 yorum:

oBüS dedi ki...

Tam bir Aziz yıldırım biyografisi olmuş. Dansözler bile daha az kıvırır. Al işte mart ayı dergi yazısında yine kıvırmaya başlamış. Çevir tüpü yanmasın Aziz. Bu taraftar artık YEMİYOR Aziz...

The Last dedi ki...

3 yıl sözü mü? :) Belediye maçı oynanmadan dergiye yolladıgı yazıda kıvırmış Aziz efendi :) Dansöz mü başkan mı belli değil...

Fenerbahçe büyüklüğü demiş yine. O büyüklük bunu yakında bir çarpacak görecek düzceyi, herekeyi..