24 Mart 2010 Çarşamba

Hangi Eczacıbaşı? Nerde?

Eczacıbaşı salonuna her gidişimde aynı şeyleri söylüyorum ama kelimeler edebi ahlaka mugayır olduğundan, burada tekrar etmeye gerek yok. O kadar ters bir yerde ki... Hoş, bugün tamamen benim kerizliğim oldu. Taksi şoförü yola takılıp, başka müşteriden olmasın diye "Salon yakındaysa ben ineyim" dedim, "Yakın yakın, 200 metre var" dedi. İki kilometreye yakın yürüdüm. Ama aldım plakanı taksici, aklını da alacağım.

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün yönetim kurulundaki ilgili insanlar, İstanbul'da önemli bir voleybol maçına 100 tane adamı toplayamıyorsa oturup "Acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?" diye sormalı. Adam toplamaktan kasıt taraftara otobüs kaldırmak değil. Reklamı yapılır, sağda solda devamlı hatırlatma yapılır, on kişiden biri ağa düşer, maça gelir. Ayrıca bu tip maçlara altyapıdan, spor okullarından çocukları getirememek nedendir, onu da anlamam.

"Müessese Kulübü Taraftarı" diye bir şey var. Nasıl olduğunu senelerdir görüyoruz ama havsalamız almıyor. Bir takım kerli ferli, takım elbiseli adamlar geliyor. Turuncu turuncu kıyafetleri kafalarından geçirdikten sonra, sete çıkıp müessese ismi haykırarak tezahüratta bulunuyorlar. Hele bugün Eczacıbaşı'nda elli yaşlarında bıyıklı bir amcanın tribünün üst demirlerine tutunarak zıplaması bana farklı şeyleri anımsattı.

Eczacıbaşı taraftarı (!) çok gayretli yalnız. Tigers diye grup kurup, pankart yaptırmışlar. Duyduğumuza göre doğadaki kaplan hayvanları, ilaç sektörü ile ilişkilerini anlamadıkları ve söz konusu tayfa vahşilikten de nasibini almadığı için intiharı düşünüyormuş, yedirememişler kendilerine.

Hakikaten de kibar ötesi bir topluluk var Ayazağa'da. Örneğin "Sen şampiyon olmasan da, kupaları almasan da..." tezahüratının devamını "Fener'i de yenmesende" şeklinde getiriyorlar. Varsın kafiyenin anası bellensin, mühim değil. Onlar için önemli olan, kalpler kırılmasın.

Gerçi aynı arkadaşların "Korkutmaz bizleri musalla taşı" performansı çok hırçındı. On beş kişi birbirlerine küfür edercesine hırsla bağırdılar. Tabii biz de, bu vatandaşlardan bir kaç tanesinin elini ayağını bağladıktan sonra musalla taşına götürüp, "Sizi Eczacı'ya kurban edeceğiz" deseler acaba kaç tanesi olduğu yere salardı, onu merak ettik.

Bir de Galatasaray'ın "Bu sene tarih yazalım" tezahüratını terennüm etmeye çabaladılar, orada kendimizden geçtik. "Ne Fener, ne Cimbom, ne de Sigorta" nedir hanımlar, beyler? Arada sırada fabrikadan ilaç yürütüp, gizli gizli çekiyor musunuz yoksa? Yapmayın, kimyasal iyi bir şey değil. Ayrıca maça derin göğüs dekolteli ve bol ziynet eşyalı şekilde gelip, sete çıkmak nasıl bir şeydir? Etmeyin, ne de olsa tribündür.

Aslında Eczacıbaşı'nın en büyük gücü, her halükarda "ieeeeaaeeeeiieeee" diye bağırarak insanları "Desibel Manyağı" edebilen çocuklardır ama bugün onları göremedik. Her ne kadar yanımızdaki tribünün köşesinde Eczacı bayrakları ile gelen küçükler olsa bile, onlar ilk setin sonunda Fenerbahçe'yi alkışlamaları sonrası, saflarını belli ettiler.

Bir parantez... Arkadaş, senelerdir "Fener" diye bağıran küçük bir çocuk kadar bünyeye yaşama sevinci aşılayan o kadar az şey oldu ki hayatımızda. El kadar çocuklar "Set... Set... Set..." diye bağırırken, boğazım düğümlendi yine.

Maça dair yazılacak fazla bir şey yok. Neden yok? Çünkü bizde o ukalalığı edecek kadar voleybol bilgisi yok... Çok keyifli olduğunu söyleyebiliriz sadece. Eczacı'ya üç setin üçünde de "Arifeyi gösterip, bayramı göstermemek" kadayıfın üzerine kaymak oldu adeta. Fenerbahçe'yi yenmeye değil, set alıp sevinmeye gelen turuncu bünyelere birer adet gastro özofageal reflü bizden hediye oldu, paket yaptırıp, evlerine yollandılar.

Son sözleri söylemeden önce Eczacıbaşı tarafında daha önce münasebette bulunduğumuz oyunculara dair bir iki not...

"Ortalık Karıştırma İdman Yurdu" oyuncusu Aysun formdan düşmüş. Artık tribünlere dönüp, hareketler çekmiyor. Döne, bıraka voleyboldan da uzaklaşmış gibi gözüktü bize.

"İyi bir Fenerbahçeli" olduğunu duyduğumuz Esra Gümüş'e yine saygılarımızı sunduk. Sağ olsun, bizi kırmadı; topu dışarıya atma ya da fileye takma hususundaki isteğimizi bir kez yerine getirdi... Makara bir tarafa, senelerdir maç içinde o kadar takılıyoruz, bir kere ters bir hareket yapmadı. Biz de terbiye sınırını aşan bir kelam etmedik tabii... Sporculuk böyle bir şey işte. Vakıfbanklı Arzu Göllü de geçen maçta takılmalarımıza dönüp, gülerek karşılık verince çok neşeli bir ortam oluşuverdi. Allah sporcunun Aysun gibi mikserini uzak, Esra ve Arzu gibi naifini yakın tutsun.

Eczacıbaşı camiası yatsın, kalksın, Gülden Kayalar'a dua etsin. Pamuklara sarmalasın, sarsın. Geliş ve gidiş güzergahına nazar boncukları assın. Birisi "Voleybol maçında çıkmayacak top çıktı" dese "Gülden çıkarmıştır" derim, arkama bakmadan yürürüm. O derece iyi oyuncu bence... İki sene önce takım Caferağa'da oynarken, seri boyunca yakınlarda bir yerde durup "Gülden'e atın, çıkaramaz o" diye bağıran bir vatandaş vardı. Onu bulsam, bir tane eşşeği suya gönderip, akabinde ıslak odunla girişeceğim herife.

Hani olsa ya... Fenerbahçe gerçekten "her dinamiği ile" bir spor kulübü olsa, başta kaptan Çiğdem olmak üzere bütün bu kızların, bir tarih boyu baş tacı edilmesi gerekir. Memlekette adalet yağmur olup yağsa, her damlanın onların üzerine düşmesi gerekir.

Zaman ne gösterecek? Kaç kişi onları anımsayacak? Kaç kişi onlardan konuşurken, geçmişe dalıp heyecanlı heyecanlı anlatırken kendi gözlerini dolduracak? Bunları bilmiyorum. Ama bu kızlar çok büyük iş başardılar, onu biliyorum.

Bugün Eczacı taraftarları (!) bizim kızları ıslıklarken ağzım açık karşıya bakakaldım. "Firma Çalışanı" olduğu için oraya gelip, hoplayan insanlar ile "Abi bağıralım ya..." diye gözlerinin içi gülerek yanımıza gelen çocuk arasındaki farka baktım. İmkan olsa, ölçebilecek olsak, o çocuktaki sevdanın yarısı tüm Eczacıbaşı holdingde çıkmaz. "Neyin ıslığı arkadaş o? Kimi ıslıklıyorsunuz siz?" diye sormak istedim turunculara. Fenerbahçe'nin kızları onlar. Haddinizi bilin...

Utandığı için kısık sesle "Haydi Fener" diye sahaya seslenen, taş çatlasa 10 yaşındaki iki çocuk karşısında sen mi büyüksün Eczacıbaşı? Sen, büyük holding, kupalar sahibi, Eczacıbaşı? Sen mi büyüksün? Hayır, biz büyüğüz. Biz, Fenerbahçe. Sen bizim yanımızda bir hiçsin, anlıyor musun? Bir hiç. Gözümüzde pul kadar bile değerin yok.

Bugün set sayısı alındığı andan, takım tribüne geldiği ana kadar geçen süreyi gerçekten anımsamıyorum. Yanımda Hakan ağabey ile ayakta kaldık, yumruklarımızı sıktık, alkışladık, güldük, sahaya selam verdik. Salondan çıkarken de "Her şeye değer..." dedik.

Değer. Her şeye değer. Her zaman, her yerde, en büyük Fener...

Hiç yorum yok: