10 Mart 2010 Çarşamba

Bayan Değil "Kadın"

Böyle bir siteden haberim oldu bugün. "Asıl Bayan Sizsiniz, Biz Kadınız!" diyorlar. Haklı olarak...

Bilmem ne günü, ıvır günü, zıvır günü gibi şeylere fazlaca takılan birisi değilim. Kendi doğum günümün kutlanmasından bile fellik fellik kaçtığımı hatırlarım. Allahın günü çuvala girmediği için, "Deliye her gün bayram" kabilinden, "Sevdiklerin yanındaysa her gün özel bir gündür" diye düşünürüm zira. Fakat bazı günler, yanlışları düzeltmeye çalışmak bakımından mühimdir. İki gün kadar önce geride bıraktığımız "Dünya Kadınlar Günü" gibi...

Hali hazırda blog etiketlerinde "Bayan Basketbol" ve "Bayan Voleybol" gibi şeyler bulunması kör olası bir alışkanlık işi. Oysa "Bayan da neymiş lan?" diye düşünmem ve cevabını sağda solda "Sonradan görme kibarlık çabası" olarak bulmam, uzun zaman öncesinin işi. Yine de üstesinden gelmek ve bunca duymuşluğun, kullanmışlığın üzerine "doğrusuna" yönlenmek kolay olmuyor. Kısacası, sırf bu yüzden bile önemli bir şey yukarıdaki site sahiplerinin çabası. Didiklenmekten, kedinin oynadığı yün yumağına dönen dilimizde muteber bilinen yanlış şeylerin değişmesi yolunda mütevazi bir çaba...

Fakat sitede gördüğüm muhalif bir yazı oldukça dikkatimi çekti. Enteresandır, bir kadın, İclal Aydın kaleme almış yazıyı. "Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu şu günlerde, bununla uğraşmak abesle iştigaldir" gibilerinden bir şeyler karalamış. İdare-i maslahat avukatlığı...

Ayrıca Bayan İclal Aydın, "Nice 'kelimede efendi', 'davranışta ilk insan' tanıdım" diyerek gayet edebi bir şekilde bitirdiği yazısında "şımarıklık" kelimesini kullanmış. Oysa "bir şeyin doğrusu için çabalamak" ya da en azından "sonradan görmeliği ve hikayeden kibarlığı" eleştirmek değil, bu mütevazi uğraşı küçümsemek şımarıklık olmuyor mu?

Bir toplumun ilerlemesinin önündeki en büyük engel işte bu hastalıklı bakış açısıdır. İnsanlık tarihini kuran medeniyetler "Önce şu sorunu bir halledelim, diğerine sonra bakarız" diyerek, topluca bir bölüme kanalize olup, diğer sıkıntıları göz ardı etseydi, hala daha mağara duvarlarına hayvan resmi çiziyor olurduk herhalde. "Dört dönüm bostan, yan gel yat Osman" için değil, aynı anda fikir temelli bir kaç işi düşünmek, bunlar hakkında sağlıklı yargılara varıp, eyleme geçmek için terbiye edilmiyor mu insan aklı?

"Bayancı İclal Hanım" kendi gazetesini de hiç okumuyor herhalde. Oysa Selahattin Duman'ın bu mevzuya değindiği aşağıdaki yazısı gibi bir sürü kelamı var senelerdir. Demiş ki üstat:

"Kadın, genç kız, hanım, hanımefendi yok.. Dolmuş muavinlerinin ağzıyla "bayan" var.. Üstelik bu magandalığı kibarlık zannediyorlar.. Türkçemiz işte böyle böyle renkleniyor.. Bu programlara takılanlar böyle konuşulur zannediyorlar.. Kadın evinden programa fitne katmak için arıyor.. Sunucu ne iş yaptığını soruyor.. Kadın cevap veriyor: "Ev bayanıyım.." Sevsinler senin ev bayanlığını.. Demek okusaydın "iş bayanı.." olacaktın.. Belki "sosyete bayanlarının" arasına bile katılırdın.. "Ben Evleniyorum.." evinden ilk tespitlerim bunlar.. Gelişme oldukça sizleri aydınlatacağım.. Ne de olsa kendi aydınlanma çağımızı yaşıyoruz.. Beni sorarsanız seyretmeye devam.. Kendime bir de eğlence icat ettim.. Günde kaç kez "Baaayan.." diyorlar onu sayıyorum.. Bu sözcükte gizli bir yaratıcılık var.. Öyle olmasa adam gazetelere "Şişme bayan bulunur.." diye ilân vermezdi.."

Hiç yorum yok: