18 Ağustos 2009 Salı

Halkın Takımı Üzerine Çirkin Bir Yazı

Sivas maçının ardından, bilet fiyatlarına onca isyana rağmen tribünler tıklım tıklım dolunca "Bu fiyatlar müstahak" noktasına gelindi. Yalnız bir sıkıntı var bu bakış açısında.

Kabul edelim ki eskiden (ister insan sayısının azlığıyla açıklayalım, ister profilin farklılığıyla) daha bir "birleşince gür çıkan" ses sahibiydik Kadıköy'de. Şimdi, çoğunluğumuzun hemfikir olduğu üzere, bu yoğunluk azaldı.

Fakir fukara, garip gureba edebiyatı değil, gerçek... O zamanlar, yani ben ilk maça gittiğim vakitlerde, fiyatlar, var olan tedavül üzerinden bu kadar yüksek olsaydı, maça falan gidemezdim. Götür(e)mezdi babam. Sonraki yıllarda da gidemezdim lise arkadaşlarımla. Çünkü vermezlerdi bize o kadar parayı, harçlık niyetine.

"Halamın bıyıkları olsa" kabilinden, bugünleri o günlere götürsek; "Biletler pahalı, ve buna karşı çıkan yüksek sesler gelmiyor tribünden" desek ve benim gideceğim tribüne, bu yüzden gidemediğim bir maçta, bastırıp "çok" parayı, başka birileri girse maça. Bana "müstahak" olur muydu?

Şimdi bu "Olur muydu?" sorusunun ardından "Bunlar bizim de katıldığımız duygusal bir takım gerçekler ama maalesef çağın ekonomik koşulları..." falan demeden önce bir soluklanalım. Vallahi de billahi de, derin bir nefes aldıktan sonra, "Keşke vermeseydik, bak yine doldu tribünler" yorumu yaptığımız tepkimizin haklılığını bir kez daha anlayacağız. Aksi olursa, suratıma tükürün.

Aldık mı nefesi?
Hadi soruyu tekrar edeyim.
Bize / bizim gibilere "müstahak" olur muydu bu?

Olmamalı be abi.
Niye olmamalı peki?

Rahmetli dedem aynı maçı hem televizyondan, hem de radyodan dinlerken "ağzı açık ayran budalası" gibi bir ekrana, bir dedeme bakardım. Fener gol attığı zaman o 1337 tevellütlü ve sert tabiatlı mütekait piyade zabiti "Gool" diye ayağa kalkardı da; ben de artık taklitten midir, yoksa hakikaten bir b.klar çaktığımdan mı bilinmez etiket olup, zıplardım g.t kadar boyumla. Daha 6 yaşındaydım.

Aydınspor bizi o ilk yendiğinde, bileğimde sarkan sarı lacivert bir ip, Bostancı'da kaldırım kenarında oturmuş, köpek gibi ağlıyordum üzüntüden. Bitap düşüp, sert sert burnumu çektiğim bir ara "Kaç kaç bitti maç?" diye soran amcaya skoru söylediğim zaman, "Oh oh Fener fark atmış. Ne güzel" demişti de; o çocuklukla adam dalga geçiyor sanarak "Ne fark atması orospu çocuğu? Aydın yendi" diye çemkirip adamcağıza, yeniden ağlamaya başlamıştım. Daha 9 yaşındaydım.

Kendine "Taraftar" diyen, hepimizin var böyle hikayeleri. Büyüklerimizin bizden kat be kat fazla... Yalan mı? Yanlış mı?

Şimdi 6 yaşında, 9 yaşında veletler kafalarını bilgisayardan kaldırıp, 37 ekran televizyona bakacak da, bilmem hangi siktiriboktan kanalın sağ üst köşesinde maç skorunu görecek de kederlenecek. Maça öyle "içi içini parçalarcasına" merakla bakanı bile bulmak zor ya; bulsan da hangi keder, hangi hüzün? Bilmem hangi MMORPG'nin bilmem hangi levelini kovalamak ya da girip facebook'a "İzleyin, altınıza sıçacaksınız gülmekten" videolarını izlemek, veletlerin işi gücü.

Peki, onların suçu mu bu? Değil.

Diyeceğim o ki abiler, sırf "Kulübün kasasına üç kuruş fazla para girsin" diye; Fener yenilince bir araba sopa yemiş gibi, kaldırım taşlarının bokuna pisliğine sürüne sürüne ağlayacak kadar ömründen ömür giden çocukların neslini tükettiler. Eyvallah; çağdaş ekonomik koşullar, endüstriyelleşen futbol vs. yaptı bunu ama birileri de yardımcı oldu... Malum, bizim elimiz ne ekonomiye değer, ne de endüstriyelleşmeye. O yüzden bari gücümüz yettiğince, elimizin ulaştığınca, bir şeyler yapalım. Elimizden geleni ardımıza koymayalım. Asıl boş verirsek bize "müstahak" olur ki, bana kalırsa bu kadar delikanlı bünye bu sonucu kaldırmaz.

Eskiden, biz bir yandan "Şu kapılar açılsa da girsek" diye dertlenirken, bir yandan da "Saat 9'a kadar buradasınız" diye bağıra bağıra sandviç satmaya çalışan adama küfrederdik stad kuyruğunda. Şimdi görsem, boynuna sarılırım. Tamam, biz manyağız ama hiç mi güzel değildi o günler be abi?

Yine eskiden, maratonda sıcaktan geberirdik de, su satan vatandaş insanlara su yetiştiremediği zaman "Sucuuuu, ananı sikiyim sucuuuu" diye bağırılırdı kendisine. Tamam, ayıptı ama hiç mi özlemedik o günleri, anasını satayım?

Üç sene önce Eczacı maçına gidişimizi hatırlıyor musunuz? Kanyon'da buluşmuştuk; aşağıda otururken, buz pateni pistinde Fenerbahçe formasıyla kayan bir çocuğu görmüştük. İki "Fenerbahçeli'ye bak be" falan demiştik de çocuğun gözleri pırıldamıştı; heyecandan eli ayağına dolaşmıştı. Neden böyle 1000 tane çocuk olacakken, 100'de kalalım abi?

Biz en siktiriboktan maçtan sonra bile iskeleye, minibüs duraklarına, Haydarpaşa'ya akan dalgaya kendimizi bırakır, öyle giderdik. "Fener... Fener..." diye haykırmaktan başımız dönerdi de, bir an duralardık. Sonra yine devam... Dükkan vitrininde olsun, trafik işaretinde olsun, sarı lacivertten başka renk görünce aklımız giderdi. Ergen kafamızla saydırır, dururduk o "gayri" renklere. Şimdi Altıyol'da Beşiktaş bayrağı görünce içi burulmadan oradan geçen bir nesil yetişti.

Malum bizim çocukluğumuza tekabül eden 90'lar, ekseriyetle kaybetme yıllarımızdı. Gece dakikalarca yatakta döner dururduk, kaybettiğimiz maçlardan sonra. Sınıfın ve bittabii lisenin çoğu Fenerbahçeliydi ve cep telefonu falan yoktu o zamanlar. Yani "Okula gittiğimizde vakur duracağız" diye mesajlaşmazdık ama illa ki dimdik olurduk sabah içtimasında. Kimse de gelip "Gak, guk" edemezdi. Lavaboya giren elleri herkes bilirdi çünkü. Şimdi "Maçtan sonra ne yapıyoruz? Counter'a akalım mı?" diyen 10 küsur yaşında veletler, arkadaşlarının ağzında sakız Fenerbahçe'yi "Görücez olm haftaya" diye akıllarınca oyalıyorlar.

Hadi onlara müstahak olsun da, bize de mi müstahak bunları görmek be abi?

Uzadı, harbikeriz gidelim... Abi'li mabi'li, argolu, çok böyle eski İstanbul'un eski kulağı kesikliklerini özlermişcesine, bitirim özentisi bir yazı gibi duruyor değil mi? Kendiliğinden aktı yemin billah olsun. Meramımı anlatabilmişimdir diye umuyorum. Yani, kabul ediyorum; hayatın gerçekleri, maliyet hesapları falan mevzu bahis ama bizim de derdimiz bir tutam maneviyat be abi.

Milyon tane var ya, üç tanesini saysam, kafi gelir herhalde bir nebze.

Allah'ın dandik Sezercik filminde, Aydemir Akbaş'a, Sezercik'le beraber "Fenerbahçe Çok Yaşasın" dedirttiler, gururumuz kabardı. Hatırlamaz mısınız?

Kemal Sunal, "Mavi Boncuk"ta kuyrukta bilet yeri satıyordu da kazara maça girmek zorunda kaldı. Bilirsiniz ya... O "Allaaaah, hem de Fenerin maçı var" diye sevinirken, biz de onun arkasından stada giriyormuş gibi gülümsemedik mi, pişmiş kelle misali?

Aynı filmde Emel Sayın, Münir Özkul'a sarı lacivert bere örüp verdiği zaman ve Münir Özkul arkasındaki Fenerbahçe posterini gösterip, elini göğsüne vurduğunda hangimiz "Helal sana baba" diyip, tüylerimiz diken diken gözlerimizi doldurmadık.

Bu kez harbiden bitirelim... Velhasıl abicim... Yemişim, ekonomiyi de endüstriyi de. Hepimiz biliyoruz bunu. Fenerbahçe bu. Ve ben, kendi namıma ve inandığım / güvendiğim bütün ağabeylerim ve kardeşlerim namına da biliyorum ki; Fenerbahçe'nin "Halkın Takımı" olma özelliğini elinden almaya çalışarak, maneviyatımıza tekme tokat girişenlere, aynı Mavi Boncuk'ta Münir Özkul'u dövenlere bağıran Tarık Akan gibi bağıracağız, gücümüz yettiğince.

"Ne vuruyorsun lan orospu çocuğu?"

9 yorum:

ardiles dedi ki...

abi 2 kez okudum tuylerim diken diken oldu. ellerine saglik. duygularimiza tercuman olmussun. sustuk hep sustuk, iste sıra en sonunda bize de geldi.

oBüS dedi ki...

harika bir yazı. aynı dusuncelere sahip insanlar tribunlerde degilse bile baska yerlerde mutlaka birbirini buluyor. sivas macinda "hababam gidemez maca" pankartini gorunce babamı arayıp "baba senin zamanının Fenerbahcelileri hala tribunde yasıyor" diye anlatırken neredeyse aglayacaktım. 55 de degil sorun, sorun Fenerbahcemizi caliyorlar ve biz inegin trene baktigi gibi seyrediyoruz.

oBüS

eloi1899 dedi ki...

lan mehti al bak ayagımı sokuyorum, bak bak bacagımı sokuyorum, al işte kafam girsin. endüstriyel futbola sokim. taştan kale, 3 korner penaltı, gol atan kaleye, radyodan maç, bacak arasından sıyrılıp turnikeden giriş. geri verin lan futbolumuzu, stadımızı

Beercholic dedi ki...

hakikaten süper bir yazı olmuş. o eski günleri öldüren kim varsa hepsinin bu yazıyı okuyup neler düşündüklerini merak etmek isterdim. ha onlar şimdi koltuklarına oturup eserlerini seyrediyorlardır kazandıkları parayla o ayrı..

yellow_canary dedi ki...

ya elektriğe zam, suya zam, gaza zam, işe son, kiraya zam bu mal millet gıkını çıkarmıyor da bilete zam mı koyar bize. susarız cekeriz sineye. Fenerbahce bu ülkenin kendisi değil mi? hukumetin akepe biletin 55 tl. açılımın kralı budur işte.
ah be abi, onların umurunda mı taraftar. zaten taraftar hiç gelmese daha mutlu olurlar. koyun sürüsünü doldururlar tribüne, ayaga bile kalkmazlar gol olunca. bize de müstahak ama tek protesto yok. internet sitelerinden iki flash intro ile protesto eden zihniyete sezon ortası bir zam daha yerlestirecek ki Aziz, dondurmalı künefe işte. ister ye istemezsen defol. yaşasın azizbahce.

yellow canary

medgallis dedi ki...

abi ne diyeyim şimdi. boğazıma bir şey takıldı, yutkunamıyorum. ama bir ses olsun istedim olduğun uzaklara, hiç olmazsa bir yankı olsun.

mcD dedi ki...

Eline sağlık abi, yine çok güzel bir yazı. Ama okuyorum, yazıyorum ardından düşünüyorum. bizi kimse siklemiyo aq! Ne yapmak lazım, ne etmek lazım ki Fenerbahçemizden ellerini çeksinler???

ergün dedi ki...

bagırın ulan fenerbahce cok yasaaa diye!!!
turist ömer

ÖZKAN dedi ki...

Tamam bilet fiyatları ok. ama geçmişle bugün arasında saydığın farkların çoğu 20 senelik başarısız dönem ve rakplerin tavan yapmasıdır evropa fatihi ayağı.Malesef koca bi nesil Fenerli yetişmedi yani.Bilet fiyatları konusunda mutlaka bişeyler yapılmalı ama gidip şuanki herşeyi bu yönetime ve bilet fiyatlarınada bağlamak çok yanlış.